RABITA
27.09.2007, 21:19
mürşidsiz yola çıkan cenabı mevlanın cemalinin nurlarına vasıl olabilir mi. hiç.?
cenabı mevla dağa tecelli bulunduda bir mürşidin kalbinemi tecellide bulunmayacak.
"Bu kalp mir'at gibidir, akseder hal,
Gönül ver ekmele aksede ahval.
Mükemmel nuru Zatla buldu iclâl,
Hemen gir kalbine bul vasl-ı ekmel.
Gönülde dur hemen Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Bu kalp ayna gibidir, hal akseder. Kâmil (eksiği olmayan) bir mürşide gönül ver ki, ondaki haller sana aksetsin. O ekmel mürşid, ALLAH'ın Zatının nuru ile büyüklük bulmuştur. Hemen mürşidin kalbine gir, en mükemmel vuslatı bul. Ve o gönülde durmayı başar ki Hak Tealâ'ya kavuşalım ve kemal sahibi Cemali seyredelim."
"Çu mirâttır veliyyullah kulûbî,
Virîr her kim gönül gider hucûbî.
Anâ carî olur Kevser şurûbî,
İçenler mest olur eyler turûbî.
Gönüllere girûb Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Çünkü ALLAH'ın veli kullarının kalpleri aynadır, herkim onlara gönül verir (rabıta ederse, Mevlâ Tealâ ile o kimse arasındaki) perdeler gider (kalkar). Ve ona (manevi feyz olarak) Kevser şerbetleri akmaya başlar ki, bunu içenler mest olup eyler turûbî, yani sevinçten dolayı bir hafiflik gelip artık o kimseye ibadet etmek çok kolay olur, bu husustaki ağırlık kalkar."
"Eğer bin yıl sen itsen âh-u vâhî,
Ne mümkin bulasın böyle o Şâhî.
Gözet kâmil insandan o Şâhî,
Girûp gönlüne bul Şâh'a râhî.
Gönül rabt it heman Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Eğer (Mevlâ Tealâ'yı bulman için) bin yıl âh vâh etsen, böyle (zor ve zahmetli çalışmanla) O Şâh (Mevlây) ı bulman mümkin değildir. (Bunun yolu şudur ki) sen O Şâh'ı (bulmayı) kâmil insan (mürşid-i kâmile rabıta) dan gözet, onun gönlüne girerek Şâh'a yolu bul. Gönlünü ona rabtet, hemen Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemâli seyredelim."
Bu beyitlerden sonra İsmet Babamız (Kuddise Sırmhu) şu ibareyi zikretmiştir:
"Kalp ayna gibidir, ona bakılınca (bakan kişi) Rabbinin tecellisini müşahede eder ve görür."
Nitekim Mevlâ Tealâ:
"Kullarımın içine gir ve cennetime gir." (Fecr Suresi-29^0)
buyuruyor. (Mustafa İsmet Efendi, Risale-i Kudsiyye, Sh.15,47,90)
Kadî (Rahimehullah) bu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir etmiştir:
"Bana en yakın olan kullarımın zümresine dahil ol ki onların nuruyla aydınlanasın, çünkü kudsî ruhlar, karşı karşıya tutulan aynalar gibi nurları yansıtırlar." (Beyzâvî, Envâru't-Tenzîl, ilgili ayet-i kerime)
Muhaşşî Şeyhzade (Rahimehullah), bu ifadeleri şerhederken şöyle demiştir: Ölü olsun diri olsun şerefli ruhlar, cilalı parlak aynalar gibidir. Bunlar birbirine katılınca her birinde bulunan f ezâil ve kemâlât (üstün vasıflar) diğerine akseder ve bu birleşme, rûhânî saadetlerin tekâmülüne (ruha ait iyi vasıfların olgunlaşmasına) vesile olur. (Muhyiddîn İbni Mustafa, Şeyhzade, 4/659)
Tabi ki bu ifadede arapça tabiriyle "İnzimam" (katılım) diye geçen deyim, yüce ruhların birbiriyle buluşmaları anlamına gelmektedir İci, bu, ölümden sonrası için izaha muhtaç olmayan bir konudur. Dünyadayken bu buluşmanın yolu ise rabıtadan geçmektedir.
Büyük Şeyh Efendi (Kuddise Smuhu), aynadan aynaya nurun nasıl aksettiğini şu beyitleriyle de ziyadesiyle vuzuha kavuşturmuştur:
"Eğer mir'at-ı şemse karşu insan,
Tutarsa görünür şems anda ayan.
O mir'ata dahi mir'at tutan can,
Görür anda da şemsi anla ihvan.
Bu esrarı bilip Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Bir insan eğer aynayı güneşe karşı tutarsa güneş o aynada aşikâr olur. Güneşe tutulan bir aynaya başka bir ayna tutan kimsenin tuttuğu aynada da güneş görünür. Bu sırları bilip Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemale seyr edelim."
''Gönülden gönüle yol var Halîlâ,
Mine'l kalbi ilel kalbi sebilâ.
Mu'an'an yed anınçündür delilâ,
Tarikatta bu şart oldu celilâ.
Kabalıktan geçüp Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Ey dost! Gönülden gönüle yol vardır. Kalpten kalbe yol vardır. Ekli el (Mürşidin silsilesinde kesiklik olmayıp Resulul-lah (Sallaiiahu Aleyhi ve Selkm) e dayanmış) olmak onun için delildir. Tarikatta bu elden ele ekli olmak büyük şarttır. Kabalıktan geçip Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemale seyredelim.
"Muhammed'dir aziz mir'atı Yezdan,
Göründü mir'atından Vech-i Rahman.
Tarikat in'ikâsîdir be hey can,
Gönül tut ta bulasın Sırr-ı Sübhan.
Gönül ehli bulup Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Ey aziz evlâdım! Muhammed (Aleyhisselâm) ALLAH-u Tealâ'nın baş aynasıdır. Muhammed (Aleyhisselâm) in aynasından Vech-i Rahman (ALLAH-u Tealâ'nın Cemali) göründü. Ey canım kardeşim! Tarikat akis (gönülden gönüle feyiz yansıması) iledir. Rabıtaya devam et taki (sen de) Sübhan'ın sırrını bulasın. Gönül ehli bulup Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemale seyredelim."
"Teselsül muttasıl an'an'la mir'at,
Dolupdur ekmelin kalbi füyûzat.
Habibullâh'dan aks itti bizzat.
Bilâ keyf Nur-i Zat fehm eyle hâcât,
Gönül vir mürşide Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Gönül aynaları, zincirlerin halkaları gibi elden ele birbirine eklidir. Ekmel mürşidin kalbi feyizlerle dolar. Feyizler bizzat ALLAH'ın Habibi'nden aksetmiştir. Zat-ı Sübhaniyye'nin nuru şekilsizdir. Hacet anla! Yani işi anla! Kalbi feyizlerle dolu mürşide gönül ver. Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemale seyredelim."
"Resulullah bu sırra hem işaret,
Ebu Bekr için itti itme gaflet.
Kesret-i savm-u salâtla bu devlet,
Değildir, aks idüb nur-i hüviyyet.
Bu aks-i intiba1 it gel gidelim,
Cemal-i Bâ kemale seyr idelim."
"Resulullah (Saihiiahu Aleyhi ve Sellem) rabıta'nın büyüklüğüne ve rabıta'nın insanı yetiştirme sırrına, Ebubekir (RadıyALLAHu Anh) için buyurmuş olduğu hadisinde işaret etti. Gaflet etme, anla bunu.
Bu devlet çok oruç (tutmakla) çok namaz (kılmak) la değildir. (Ya ne iledir?) Zat-ı Pâk-i Sübhaniyye'nin nurunun kalbe akset-mesiyledir. Bu aksi tabii hale getir, tabiatına yerleştir, gel gidelim, Cemali Bâ kemale seyr edelim." (Mustafa ismet Efendi, Risak-i Kudsiyye, Sh.32-33)
Şair'in şu mısra'ları da ne kadar anlam yüklüdür.
"Ayinedir bu âlem her şey Hak ile kaim. Mir'at-t Muhammed'den Mevlâ görünür daim."
Yani: Bu âlem'in tamamı, Hak Tealâ ile durması bakımından O'nun varlığının ve birliğinin aynası, delili ve göstergesidir, fakat bir ayna vardır ki ondan Mevlâ Tealâ'nm Cemali devamlı görünmektedir. O da Muhammed (SALLAHlahu Aleyhi ve Seiiem) dir ki Büyük Şeyh Efendinin de (Kuddise Sırruhu) beyan ettiği üzere, Resu-lullah (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) in aynasından başka bir aynadan Mevlâ Tealâ görünmez.
"Görünmez gayri mir'attan O Mahbub,
Bulunmaz gayri yerde vash matlub.
Mutî ol emrine ta ide mahsub,
Seni esrarına hem ide mensub.
Hevalerden geçip Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"O Mahbub Mevlâ Tealâ, Efendimiz (Aleyhisselâm) in aynasından başka yerde görünmez. Efendimiz (SALLAHlahu Aleyhi ve Sellem) in aynasından gayri yerde aranan vuslet (Mevlâ Tealâ'ya vasıl olma elde edilemez.
(Resulullah (Salli Aleyhi ve Sellem) in) emrine itaat edici ol ta ki seni hesaba katsın. Hem de seni sırlarına mensub etsin. Heva (nefsin istek) lerinden geçip Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemale
seyredelim." (Risale-i Kudsiyye, Sh.17)
Ayrıca burada şunu belirtelim ki müridin, şeyhini, ALLAH-u Tealâ'nın aynası olarak kabul etmesi ve ondan nurların kendisine aksettiğini düşünmesi gibi bütün inançları:
Ebu Hureyre (RadıyALLAHu Anh) dan rivayet edilen:
"Ben kulumun, bana karşı olan zannımın yanındayım." hadis-i kudsîsine dayanmaktadır.
(Buharî, Tevhid:15, 8/171, Müslim, Zikir:22, Tirmizî, De'avât:132, ibniMace, Edeb:58, Ahmed ibniHanbel, 2/251,405,413,451,980,488)
Zira Mevlâ Tealâ, kuluna meşru olan düşüncesine göre muamelede bulunacağını açıkça ifade etmiştir ki,
Vasile ibni Eska' (RadıyalMu Anh) in rivayetinde burada:
"Benim hakkımda dilediği gibi düşünsün."
(Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, No:210,22/87, Ahmed ibni Hanbel, Müsned, No:16016,5/421, Hâkim, el-Müstedrek, No:7603,4/268, İbni Hıbbân, No:632,2/14) şeklinde bir ziyade mevuttur ki, böylece Mevlâ Tealâ kuluna, kendisi hakkında mubah olan bütün zan ve düşünceleri serbest kılmıştır.
Bir müridin, mürşidini ALLAH-u Tealâ'nm, kendisine tecellî ettiği bir ayna gibi kabul etmesi de meşru bir zan ve düşüncedir.
Mevlâ Tealâ'nın:
"Sahradaki bir serap gibi ki, susuz onu su zanneder de yanına gelince onu bir şey olarak bulamaz. Onun yanında ALLAH'ı bulur da O, ona hesabını tastamam verir." (Nur Suresi:39 dan)
kavli şerifinde beyan edildiği üzere, serabı, şerâb, yoğu, var zanneden bile, o serabın yanında ALLAH-u Tealâ'yi buluyor da bir mürşid-i kâmili ALLAH-u Tealâ'nın aynası kabul eden bir mürid o zatın vesilesiyle niçin Rabbisini bulamasın.
Esad Sahibzade (Kuddise Sırrihu) nun beyanı üzere, kâmillere yapılan rabıta, ancak onların ALLAH-u Tealâ'nın kemâlatına aynalık yapmaları açısındandır. Şöyle ki kemâl-i insanî kemâl-i Muhammedi'yi gösteren bir ayna, kemâlî Muhammedi ise, kemâl-i İlâhî'yi yansıtan bir aynadır.
Hak Tealâ Hazretleri kâmil insana, mutlaka Resulullah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) in kemâlinin perdesinin ardından tecellî buyurmaktadır. Çünkü Resulullah (SaiMMu Aleyhi ve Sellem), kendisi olmadan hiç kimsenin ALLAH-u Tealâ'ya kavuşamayacağı en büyük vasıtadır.
Nitekim Muhammed İbni Ebî'l-Hasen el-Bekrî (Kuddise Sırruhu):
"Sen ALLAH'ın kapışısın.
Herhangi bir kişi,O'na senden başkasından gelirse giremez." beytiyle bu
gerçeği ne güzel dile getirmiştir.
(Nebhânî, Sa'âdetü'd-Dareyn Sh.535)
Lakin bazı kısır fikirliler, bu hakikatten gafil olarak, Al-lah-u Tealâ'dan vasıtasız şekilde feyiz aldığını sanmışlardır. Amma bu, halis bir galattır.
Çünkü her kâmilin tekmili ancak Hazreti Muhammediyye'den olmaktadır.
ALLAH-u Tealâ'nın kemali, yarattıklarmdaki kemâle hiç bir yönden benzemez. Mahlûkattaki kemâller kendi öz varlıklarındaki manalarla kaimse de, o manalar onların zatlarından ayrı şeylerdir.
ALLAH-u Tealâ'nın kemâli ise Zatına zaid manalarla değil, öz Zatıyladır. Bu yüzden O'nun kemâli Zatının aynıdır, bunun için de mutlak manada tam olan kemal ancak ALLAH-u Tealâ'ya aittir.
İşte ALLAH-u Tealâ'nın bu yüce kemâlini anlamak ancak Resulullah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) e uymak, onun ashabını, yardımcılarını ve manevi hallerine varis olan dostlarını sevmekle mümkün olabilir.
Onların vasıtasıyla Rabbini arayan, eve kapıdan gelmiş olur, eve kapıdan gelen dahil olur (girer), dahil olan hasıl olur (elde eder), hasıl olan vasıl olur (ulaşır), vasıl olan muttasıl olur (eklenir), muttasıl olan müte'essıl olur (kökleşir), müte'essıl olan mürtakî olur (yükselir), murtakî olan da mütelâkkî olur (uzanıp alır).
Nasıl böyle olmasın ki, bu yıldızlara yapılan rabıta ve itaat, o dolunaya itaattir. Ona itaat, ALLAH'a taat, ona muhabbet, ALLAH'ı sevmek, onunla mübaya'a, ALLAH'a bî'attır. ALLAH-u Tealâ bizi onun sünnetine uyanlardan eylesin ve onun yüce câh-ı makamı hürmetine hepimizi onun milleti (dini) üzere ölmeye muvaffak eylesin. Âmin Ya Mu'în. (Nûru'l-Hidâye, Sh.26)
İmam-ı Rabbânî (Kuddise Sırruhu) nun bazı mektuplarını Farsçadan Arapçaya terceme eden Yunus el-İranî (Kuddise Sırrufcu fakir'in yanında mahtûta (yazma) olarak bulunan kıymetli risalesinde kalp hakkında şu hakikatleri beyan etmiştir:
Kalp, ALLAH-u Tealâ'nın Cemalinin aynası ve kemalinin tecellîgâhıdır. Bu yüzden gökler, yerler dahil bütün âlemler içinde Mevlâ Tealâ insan kalbini seçmiştir.
Nitekim:
"Yerim göğüm beni almadı, mümin kulumun mutmain
ve yumuşak kalbi beni aidi."
(Gazâli, İhya, 3/14, Irâkî, el-Muğnî, No:2599,2/ 712, Zebîdî, İthaf, 7/234, Süyûtî, ed-Dürerü'l-Müntesire, Sh.139, Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, No:2256, 2/194, Sa'dt, en-Nevâfihu'l-Ahra, No:1832, Sh.325, İmam-ı Rabbani, eî-Mektûbât,1/80) hadis-i kudsîsi, bunun en bariz delilidir.
Sevgiliye aynadan daha sevimli hiç bir şey yoktur. Çünkü o, O'nun nazarının mahallidir ki, ondan cemalini ve kemâlini seyretmektedir. Nitekim rivayete göre Yusuf (Aleyhisselâm) Mısır Aziz'i olunca, ziyaretine gelen bir arkadaşına:
"Kardeşim! Bana ne hediye getirdin?" demesi üzerine, o: "Baktım, senin güzel cemalinin fevkinde birşey göremeyince sana kendini seyredeceğin bir ayna getirdim." diye mukabelede bulunmuştur.
Madem ki mahbubun yanında en sevimli şey aynadır, o halde bizim bu âleme gönderiliş gayemiz de o aynayı bulmaktır ki, o da Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen "Kalb-i Selîm" (ALLAH'ın gayri her şeyden kurtulmuş bir kalp) dir.
Malum olduğu üzere, iki yüzü olmayan ayna göstermez ki bu yüzlerden biri lâtif, diğeri kesîfdir, işte kalp ve ruh gibi latifelerin, beden ve cesed gibi kesîf varlıklara indirilmesinin sebebi budur.
İşte bu ayna ancak bu dünya âleminde mevcuttur ki, o da biri gayb âlemine, diğeri ise görünen şehâdet âlemine doğru iki yüzü bulunan, insan kalbidir.
ALLAH-u Tealâ güzeldir, güzeli sever. Hakikatte ondan daha ecmel ve ekmel (güzel ve kâmil) hiçbir varlık yoktur. Zuhur ve izhar arsasına hurûc eden her cemal ve kemâl O'ndan müste'âr (görünme ve gösterme meydanına çıkan her türlü güzellik ve olgunluk ALLAH-u Tealâ'dan emanet alınma) dır.
Kalp ALLAH-u Tealâ'nın nazar mahalli olup, bütün uzuvların sultanı olduğuna göre, kalbe ait olan batın ilmi bütün ilimlerin hükümdarı, kalbin ameli olan yakîn, ihlâs, huzur ve huşu' gibi fiiler de bütün zahirî amellerin meliki (padişahı) konumunda bulunmuş olurlar.
(Yunusel-İrânî,Zübdetü'r-Resâüi'l-Fârûkiyye, Sh.3-4)
cenabı mevla dağa tecelli bulunduda bir mürşidin kalbinemi tecellide bulunmayacak.
"Bu kalp mir'at gibidir, akseder hal,
Gönül ver ekmele aksede ahval.
Mükemmel nuru Zatla buldu iclâl,
Hemen gir kalbine bul vasl-ı ekmel.
Gönülde dur hemen Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Bu kalp ayna gibidir, hal akseder. Kâmil (eksiği olmayan) bir mürşide gönül ver ki, ondaki haller sana aksetsin. O ekmel mürşid, ALLAH'ın Zatının nuru ile büyüklük bulmuştur. Hemen mürşidin kalbine gir, en mükemmel vuslatı bul. Ve o gönülde durmayı başar ki Hak Tealâ'ya kavuşalım ve kemal sahibi Cemali seyredelim."
"Çu mirâttır veliyyullah kulûbî,
Virîr her kim gönül gider hucûbî.
Anâ carî olur Kevser şurûbî,
İçenler mest olur eyler turûbî.
Gönüllere girûb Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Çünkü ALLAH'ın veli kullarının kalpleri aynadır, herkim onlara gönül verir (rabıta ederse, Mevlâ Tealâ ile o kimse arasındaki) perdeler gider (kalkar). Ve ona (manevi feyz olarak) Kevser şerbetleri akmaya başlar ki, bunu içenler mest olup eyler turûbî, yani sevinçten dolayı bir hafiflik gelip artık o kimseye ibadet etmek çok kolay olur, bu husustaki ağırlık kalkar."
"Eğer bin yıl sen itsen âh-u vâhî,
Ne mümkin bulasın böyle o Şâhî.
Gözet kâmil insandan o Şâhî,
Girûp gönlüne bul Şâh'a râhî.
Gönül rabt it heman Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Eğer (Mevlâ Tealâ'yı bulman için) bin yıl âh vâh etsen, böyle (zor ve zahmetli çalışmanla) O Şâh (Mevlây) ı bulman mümkin değildir. (Bunun yolu şudur ki) sen O Şâh'ı (bulmayı) kâmil insan (mürşid-i kâmile rabıta) dan gözet, onun gönlüne girerek Şâh'a yolu bul. Gönlünü ona rabtet, hemen Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemâli seyredelim."
Bu beyitlerden sonra İsmet Babamız (Kuddise Sırmhu) şu ibareyi zikretmiştir:
"Kalp ayna gibidir, ona bakılınca (bakan kişi) Rabbinin tecellisini müşahede eder ve görür."
Nitekim Mevlâ Tealâ:
"Kullarımın içine gir ve cennetime gir." (Fecr Suresi-29^0)
buyuruyor. (Mustafa İsmet Efendi, Risale-i Kudsiyye, Sh.15,47,90)
Kadî (Rahimehullah) bu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir etmiştir:
"Bana en yakın olan kullarımın zümresine dahil ol ki onların nuruyla aydınlanasın, çünkü kudsî ruhlar, karşı karşıya tutulan aynalar gibi nurları yansıtırlar." (Beyzâvî, Envâru't-Tenzîl, ilgili ayet-i kerime)
Muhaşşî Şeyhzade (Rahimehullah), bu ifadeleri şerhederken şöyle demiştir: Ölü olsun diri olsun şerefli ruhlar, cilalı parlak aynalar gibidir. Bunlar birbirine katılınca her birinde bulunan f ezâil ve kemâlât (üstün vasıflar) diğerine akseder ve bu birleşme, rûhânî saadetlerin tekâmülüne (ruha ait iyi vasıfların olgunlaşmasına) vesile olur. (Muhyiddîn İbni Mustafa, Şeyhzade, 4/659)
Tabi ki bu ifadede arapça tabiriyle "İnzimam" (katılım) diye geçen deyim, yüce ruhların birbiriyle buluşmaları anlamına gelmektedir İci, bu, ölümden sonrası için izaha muhtaç olmayan bir konudur. Dünyadayken bu buluşmanın yolu ise rabıtadan geçmektedir.
Büyük Şeyh Efendi (Kuddise Smuhu), aynadan aynaya nurun nasıl aksettiğini şu beyitleriyle de ziyadesiyle vuzuha kavuşturmuştur:
"Eğer mir'at-ı şemse karşu insan,
Tutarsa görünür şems anda ayan.
O mir'ata dahi mir'at tutan can,
Görür anda da şemsi anla ihvan.
Bu esrarı bilip Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Bir insan eğer aynayı güneşe karşı tutarsa güneş o aynada aşikâr olur. Güneşe tutulan bir aynaya başka bir ayna tutan kimsenin tuttuğu aynada da güneş görünür. Bu sırları bilip Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemale seyr edelim."
''Gönülden gönüle yol var Halîlâ,
Mine'l kalbi ilel kalbi sebilâ.
Mu'an'an yed anınçündür delilâ,
Tarikatta bu şart oldu celilâ.
Kabalıktan geçüp Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Ey dost! Gönülden gönüle yol vardır. Kalpten kalbe yol vardır. Ekli el (Mürşidin silsilesinde kesiklik olmayıp Resulul-lah (Sallaiiahu Aleyhi ve Selkm) e dayanmış) olmak onun için delildir. Tarikatta bu elden ele ekli olmak büyük şarttır. Kabalıktan geçip Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemale seyredelim.
"Muhammed'dir aziz mir'atı Yezdan,
Göründü mir'atından Vech-i Rahman.
Tarikat in'ikâsîdir be hey can,
Gönül tut ta bulasın Sırr-ı Sübhan.
Gönül ehli bulup Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Ey aziz evlâdım! Muhammed (Aleyhisselâm) ALLAH-u Tealâ'nın baş aynasıdır. Muhammed (Aleyhisselâm) in aynasından Vech-i Rahman (ALLAH-u Tealâ'nın Cemali) göründü. Ey canım kardeşim! Tarikat akis (gönülden gönüle feyiz yansıması) iledir. Rabıtaya devam et taki (sen de) Sübhan'ın sırrını bulasın. Gönül ehli bulup Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemale seyredelim."
"Teselsül muttasıl an'an'la mir'at,
Dolupdur ekmelin kalbi füyûzat.
Habibullâh'dan aks itti bizzat.
Bilâ keyf Nur-i Zat fehm eyle hâcât,
Gönül vir mürşide Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"Gönül aynaları, zincirlerin halkaları gibi elden ele birbirine eklidir. Ekmel mürşidin kalbi feyizlerle dolar. Feyizler bizzat ALLAH'ın Habibi'nden aksetmiştir. Zat-ı Sübhaniyye'nin nuru şekilsizdir. Hacet anla! Yani işi anla! Kalbi feyizlerle dolu mürşide gönül ver. Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemale seyredelim."
"Resulullah bu sırra hem işaret,
Ebu Bekr için itti itme gaflet.
Kesret-i savm-u salâtla bu devlet,
Değildir, aks idüb nur-i hüviyyet.
Bu aks-i intiba1 it gel gidelim,
Cemal-i Bâ kemale seyr idelim."
"Resulullah (Saihiiahu Aleyhi ve Sellem) rabıta'nın büyüklüğüne ve rabıta'nın insanı yetiştirme sırrına, Ebubekir (RadıyALLAHu Anh) için buyurmuş olduğu hadisinde işaret etti. Gaflet etme, anla bunu.
Bu devlet çok oruç (tutmakla) çok namaz (kılmak) la değildir. (Ya ne iledir?) Zat-ı Pâk-i Sübhaniyye'nin nurunun kalbe akset-mesiyledir. Bu aksi tabii hale getir, tabiatına yerleştir, gel gidelim, Cemali Bâ kemale seyr edelim." (Mustafa ismet Efendi, Risak-i Kudsiyye, Sh.32-33)
Şair'in şu mısra'ları da ne kadar anlam yüklüdür.
"Ayinedir bu âlem her şey Hak ile kaim. Mir'at-t Muhammed'den Mevlâ görünür daim."
Yani: Bu âlem'in tamamı, Hak Tealâ ile durması bakımından O'nun varlığının ve birliğinin aynası, delili ve göstergesidir, fakat bir ayna vardır ki ondan Mevlâ Tealâ'nm Cemali devamlı görünmektedir. O da Muhammed (SALLAHlahu Aleyhi ve Seiiem) dir ki Büyük Şeyh Efendinin de (Kuddise Sırruhu) beyan ettiği üzere, Resu-lullah (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) in aynasından başka bir aynadan Mevlâ Tealâ görünmez.
"Görünmez gayri mir'attan O Mahbub,
Bulunmaz gayri yerde vash matlub.
Mutî ol emrine ta ide mahsub,
Seni esrarına hem ide mensub.
Hevalerden geçip Hakk'a gidelim,
Cemali Bâ kemale seyr idelim."
"O Mahbub Mevlâ Tealâ, Efendimiz (Aleyhisselâm) in aynasından başka yerde görünmez. Efendimiz (SALLAHlahu Aleyhi ve Sellem) in aynasından gayri yerde aranan vuslet (Mevlâ Tealâ'ya vasıl olma elde edilemez.
(Resulullah (Salli Aleyhi ve Sellem) in) emrine itaat edici ol ta ki seni hesaba katsın. Hem de seni sırlarına mensub etsin. Heva (nefsin istek) lerinden geçip Hakk'a gidelim, Cemali Bâ kemale
seyredelim." (Risale-i Kudsiyye, Sh.17)
Ayrıca burada şunu belirtelim ki müridin, şeyhini, ALLAH-u Tealâ'nın aynası olarak kabul etmesi ve ondan nurların kendisine aksettiğini düşünmesi gibi bütün inançları:
Ebu Hureyre (RadıyALLAHu Anh) dan rivayet edilen:
"Ben kulumun, bana karşı olan zannımın yanındayım." hadis-i kudsîsine dayanmaktadır.
(Buharî, Tevhid:15, 8/171, Müslim, Zikir:22, Tirmizî, De'avât:132, ibniMace, Edeb:58, Ahmed ibniHanbel, 2/251,405,413,451,980,488)
Zira Mevlâ Tealâ, kuluna meşru olan düşüncesine göre muamelede bulunacağını açıkça ifade etmiştir ki,
Vasile ibni Eska' (RadıyalMu Anh) in rivayetinde burada:
"Benim hakkımda dilediği gibi düşünsün."
(Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, No:210,22/87, Ahmed ibni Hanbel, Müsned, No:16016,5/421, Hâkim, el-Müstedrek, No:7603,4/268, İbni Hıbbân, No:632,2/14) şeklinde bir ziyade mevuttur ki, böylece Mevlâ Tealâ kuluna, kendisi hakkında mubah olan bütün zan ve düşünceleri serbest kılmıştır.
Bir müridin, mürşidini ALLAH-u Tealâ'nm, kendisine tecellî ettiği bir ayna gibi kabul etmesi de meşru bir zan ve düşüncedir.
Mevlâ Tealâ'nın:
"Sahradaki bir serap gibi ki, susuz onu su zanneder de yanına gelince onu bir şey olarak bulamaz. Onun yanında ALLAH'ı bulur da O, ona hesabını tastamam verir." (Nur Suresi:39 dan)
kavli şerifinde beyan edildiği üzere, serabı, şerâb, yoğu, var zanneden bile, o serabın yanında ALLAH-u Tealâ'yi buluyor da bir mürşid-i kâmili ALLAH-u Tealâ'nın aynası kabul eden bir mürid o zatın vesilesiyle niçin Rabbisini bulamasın.
Esad Sahibzade (Kuddise Sırrihu) nun beyanı üzere, kâmillere yapılan rabıta, ancak onların ALLAH-u Tealâ'nın kemâlatına aynalık yapmaları açısındandır. Şöyle ki kemâl-i insanî kemâl-i Muhammedi'yi gösteren bir ayna, kemâlî Muhammedi ise, kemâl-i İlâhî'yi yansıtan bir aynadır.
Hak Tealâ Hazretleri kâmil insana, mutlaka Resulullah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) in kemâlinin perdesinin ardından tecellî buyurmaktadır. Çünkü Resulullah (SaiMMu Aleyhi ve Sellem), kendisi olmadan hiç kimsenin ALLAH-u Tealâ'ya kavuşamayacağı en büyük vasıtadır.
Nitekim Muhammed İbni Ebî'l-Hasen el-Bekrî (Kuddise Sırruhu):
"Sen ALLAH'ın kapışısın.
Herhangi bir kişi,O'na senden başkasından gelirse giremez." beytiyle bu
gerçeği ne güzel dile getirmiştir.
(Nebhânî, Sa'âdetü'd-Dareyn Sh.535)
Lakin bazı kısır fikirliler, bu hakikatten gafil olarak, Al-lah-u Tealâ'dan vasıtasız şekilde feyiz aldığını sanmışlardır. Amma bu, halis bir galattır.
Çünkü her kâmilin tekmili ancak Hazreti Muhammediyye'den olmaktadır.
ALLAH-u Tealâ'nın kemali, yarattıklarmdaki kemâle hiç bir yönden benzemez. Mahlûkattaki kemâller kendi öz varlıklarındaki manalarla kaimse de, o manalar onların zatlarından ayrı şeylerdir.
ALLAH-u Tealâ'nın kemâli ise Zatına zaid manalarla değil, öz Zatıyladır. Bu yüzden O'nun kemâli Zatının aynıdır, bunun için de mutlak manada tam olan kemal ancak ALLAH-u Tealâ'ya aittir.
İşte ALLAH-u Tealâ'nın bu yüce kemâlini anlamak ancak Resulullah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) e uymak, onun ashabını, yardımcılarını ve manevi hallerine varis olan dostlarını sevmekle mümkün olabilir.
Onların vasıtasıyla Rabbini arayan, eve kapıdan gelmiş olur, eve kapıdan gelen dahil olur (girer), dahil olan hasıl olur (elde eder), hasıl olan vasıl olur (ulaşır), vasıl olan muttasıl olur (eklenir), muttasıl olan müte'essıl olur (kökleşir), müte'essıl olan mürtakî olur (yükselir), murtakî olan da mütelâkkî olur (uzanıp alır).
Nasıl böyle olmasın ki, bu yıldızlara yapılan rabıta ve itaat, o dolunaya itaattir. Ona itaat, ALLAH'a taat, ona muhabbet, ALLAH'ı sevmek, onunla mübaya'a, ALLAH'a bî'attır. ALLAH-u Tealâ bizi onun sünnetine uyanlardan eylesin ve onun yüce câh-ı makamı hürmetine hepimizi onun milleti (dini) üzere ölmeye muvaffak eylesin. Âmin Ya Mu'în. (Nûru'l-Hidâye, Sh.26)
İmam-ı Rabbânî (Kuddise Sırruhu) nun bazı mektuplarını Farsçadan Arapçaya terceme eden Yunus el-İranî (Kuddise Sırrufcu fakir'in yanında mahtûta (yazma) olarak bulunan kıymetli risalesinde kalp hakkında şu hakikatleri beyan etmiştir:
Kalp, ALLAH-u Tealâ'nın Cemalinin aynası ve kemalinin tecellîgâhıdır. Bu yüzden gökler, yerler dahil bütün âlemler içinde Mevlâ Tealâ insan kalbini seçmiştir.
Nitekim:
"Yerim göğüm beni almadı, mümin kulumun mutmain
ve yumuşak kalbi beni aidi."
(Gazâli, İhya, 3/14, Irâkî, el-Muğnî, No:2599,2/ 712, Zebîdî, İthaf, 7/234, Süyûtî, ed-Dürerü'l-Müntesire, Sh.139, Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, No:2256, 2/194, Sa'dt, en-Nevâfihu'l-Ahra, No:1832, Sh.325, İmam-ı Rabbani, eî-Mektûbât,1/80) hadis-i kudsîsi, bunun en bariz delilidir.
Sevgiliye aynadan daha sevimli hiç bir şey yoktur. Çünkü o, O'nun nazarının mahallidir ki, ondan cemalini ve kemâlini seyretmektedir. Nitekim rivayete göre Yusuf (Aleyhisselâm) Mısır Aziz'i olunca, ziyaretine gelen bir arkadaşına:
"Kardeşim! Bana ne hediye getirdin?" demesi üzerine, o: "Baktım, senin güzel cemalinin fevkinde birşey göremeyince sana kendini seyredeceğin bir ayna getirdim." diye mukabelede bulunmuştur.
Madem ki mahbubun yanında en sevimli şey aynadır, o halde bizim bu âleme gönderiliş gayemiz de o aynayı bulmaktır ki, o da Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen "Kalb-i Selîm" (ALLAH'ın gayri her şeyden kurtulmuş bir kalp) dir.
Malum olduğu üzere, iki yüzü olmayan ayna göstermez ki bu yüzlerden biri lâtif, diğeri kesîfdir, işte kalp ve ruh gibi latifelerin, beden ve cesed gibi kesîf varlıklara indirilmesinin sebebi budur.
İşte bu ayna ancak bu dünya âleminde mevcuttur ki, o da biri gayb âlemine, diğeri ise görünen şehâdet âlemine doğru iki yüzü bulunan, insan kalbidir.
ALLAH-u Tealâ güzeldir, güzeli sever. Hakikatte ondan daha ecmel ve ekmel (güzel ve kâmil) hiçbir varlık yoktur. Zuhur ve izhar arsasına hurûc eden her cemal ve kemâl O'ndan müste'âr (görünme ve gösterme meydanına çıkan her türlü güzellik ve olgunluk ALLAH-u Tealâ'dan emanet alınma) dır.
Kalp ALLAH-u Tealâ'nın nazar mahalli olup, bütün uzuvların sultanı olduğuna göre, kalbe ait olan batın ilmi bütün ilimlerin hükümdarı, kalbin ameli olan yakîn, ihlâs, huzur ve huşu' gibi fiiler de bütün zahirî amellerin meliki (padişahı) konumunda bulunmuş olurlar.
(Yunusel-İrânî,Zübdetü'r-Resâüi'l-Fârûkiyye, Sh.3-4)