PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Abidin Abi İsmailağa



RABITA
11.10.2007, 08:33
- Kaç doğumlusunuz?
1970 doğumluyum. Evliyim. Dört çocuğum var.

- Bayram Hocayı ne zaman tanıdınız? Nasıl tanıştınız?
Bayram hocamı 90’lı yıllarda, 88-90’lı yıllarda sadece sohbetlerine takılmakla başladım. Çok fazla bir yakınlık kuramadım. Hızır hoca şehit olduktan sonra sürekli yanında olmaya gayret ettim.

- Ders halkalarına da katıldınız mı?
Ders perdesinin arkasında böyle gizli notlar alırdım. Sürekli bana fare gibi geçtin oraya ne çalışıyorsun gibi şakalar yapardı.

- Sizce Bayram Ali Öztürk hocamız nasıl biriydi? Birkaç kelimede nasıl izah edersiniz? Siz de ağır basan yönleri hangi tarafıydı?
Ağır basan yönü Peygamber aşkıydı. Ondan sonra ilim aşkı, kitap sevgisi. Telefon açıp hocam şöyle bir kitap var dediğimizde bekleyin geliyorum. O şekilde bir muhabbeti, aşkı vardı.

- Şehadet haberini nereden duydunuz?
Şehadet haberini alt katta duyduk. O gün ordaydık. Aşağıdan yukarı çıkarken fark etmemişim vurulduğunu. Hoca gidiyor yolu açın dediler. Dışardan taksi tutarak bazı arkadaşlar götürdüler. Ben telefonların kapıların zillerini kapattım. Yenge zaten anne rahatsız kimse haber vermesin. Alıştırarak hastaneye gitti felan diyerekten öyle işte. Zaten yolda şehadeti belliydi. Zaten 1 kaç gün önce belli ediyordu kendisi.

- O anda neler hissetiniz?
Dille ifade edilcek bir şey değil. Dünyanın sonu gelmiş gibi artık. Nasıl algılarsanız.

- Bayram hocam çok yönlü bir insandı. Osmanlıyı iyi biliyordu. Peygamber sevgisi Allah’a olan muhabbeti çok yönlü bir insandı. Bunlara ekleyeceğin bir şey var mı? Önce istersen kitap aşkından bahsedelim. Kitap aşkı nasıldı? Yaşadığınız bir anısı oldu mu?
- Medine’de kitap almaya ordaki dükkanlara tek tek insanlar otururdu, yemek yemeğe muhabbet etmeğe. Yemeği, hoş muhabbeti sevmez, direk kalkar kalkmaz namazını kılar tavafını yapar. Tek tek kitapçılara giderdi. Bizzat yanında beraber seçtik. Tek tek yani belki Arapların ne olduğunu bilmediği kitapları raflardan çıkarırdı. Adamlar şaşkın vaziyette kalırdı. Arabistan’da böyle Cağaloğlu’nda nasıldı Allah bilir.
Zaten Cağaloğlun’a bir kitap geldiği zaman Hocam koliler açılmadan başına gider bizzat kolileri kendisi açar zaten birini Bayram hoca alır birini Cübbeliye, birini işte kitap aşkı olan birine alırdı. Kütüphanesinde hep seçmece kitaplar, kütüphanesinde o kadar yanına gittiğimde, bir kere raftan kitabı alıp okumadım. Acaba kitabı yanlış tutarım, saygısızlık yaparım diye.

- Çok itinalı davranırdı kitaba değil mi?
Evet. Hatta kitabı oğlu aldığında dediği şuydu, afedersin ulan karını öyle mi tutarsın, kitab öyle mi tutulur lan, diye bağırırdı. Kitabı incitme beni incit derdi.

- Peki Kur’an-ı Kerim sevdasını biliyoruz. Bunun hakkında ne dersiniz? Nasıl anlıyordu nasıl yaşıyordu?
Hem anlıyor hem yaşıyordu.

- Osmanlı’nın hayranıydı hususiyetle Yavuz Sultan Muhammed Han’dan bahsederdi. Sohbetlerinde daha çok Osmanlı’dan anlatırdı. Acaba sizce neden?
Peygamber aşkı demiştik ve Osmanlı sevdalısı aynı zamanda çünkü Osmanlıyı çok seviyordu. Bayram hocamızı dinlediğimizde Osmanlı’yı dinliyormuş gibi, tarihi hatta birçoğumuz bir şey sorduğumuzda Osmanlı hakkında hemen şunu yaptı bunu yaptı tek tek izah ederdi. Bilmediğimiz arşivleri kendisi biliyordu tek tek bilgi topluyordu. Osmanlı hakkında. Peygamber’e (sav) nasıl aşıksa Osmanlı’ya aynı aşıktı.

- Bayram hocamın son sözüydü “Aşk bedel ister” diyordu, “Aşk yürek ister” diyordu. Neyi kastediyordu burada? Beden ödedi değil mi burada?
- Evet bedel ödedi. Bu hocam şunu derdi;
“Bir alimin mürekkebi, şehit olanın kanı aynı kefeye konacak, alimin mürekkebi daha ağır basacak. Şimdi hocam alimdi ve mürekkebi vardı. Hocam şehadet şerbetini içti kanı da vardı. Her ikisi de ağır basacak.

- Bayram hocanın müthiş bir tasavvuf anlayışı vardı. Bunu sohbet ve derslerinden görüyorduk. Tasavuufa bakışını nasıl değerlendirir siniz? Müthiş bir Rabbani hayranıydı. Mektubat-ı Rabbani’nin onla açıldığını biliyoruz.
Ben onunla ilgili bir anı anlatayım. Bu ayaklı kütüphanede Kamil Efendi onu bir yere götürürdü. Orada şu keramet hakkında bilgi olarak bir birleriyle şakalaşırlardı. Kamil Efendi sana bir şey anlatayım, dedi. Adapazarı’nda ben Efendiyi tanımadan önce dedi amcamın yanındaydım. Efendi Hazretleri amcamı ziyarete geldiğinde beni gördüğünde Efendi Hazretleri elini başıma koydu, zamanı geldiğinde bu çocuk bizim İsmail Ağa’da Mektubat okuyacak.

- O zaman yaşı kaçmış?
Lise yıllarında imiş. Al sana keramet. Bayram hocam hakikaten mektubat, çok farklı bir şekilde yemeği tarif eder gibi, hezzeti tarif eder gibi anlatırdı. Elinden düşürmezdi.

- Şehadetinden önce en son ne zaman görüştünüz?
En son gece. Cumartesi gecesi. Ayağından rahatsızdı masaj yapıyordum. Muhabbet ediyorduk.

- Değişik bir şey sezmiş miydiniz? Son günlerinde?
Son günlerde zaten kendini belli ediyordu. Hani gidecek insan nasıl can atar, Peygamberimizi (sav) görmek için nasıl can atar aynı o şekilde kıpır kıpırdı. Son günlerinde ya daha önce izah etmiştim ama şimdi kendimi zor tutuyorum.

- Anılar tazeleniyor değil mi?
Yani evet daha önce yaptığımız söyleşide daha tazeydi söylenmiyecek şekildeydi. Nasıl olduğunu bilmiyorum. Kendimi cd de seyretmedim. Allah razı olsun bu konuları aydınlatmak için hocamı daha iyi tanıyabilmek için çok güzel bir şey.

- Biz de bu maksatla bu cd yi hazırlıyoruz.

Hocamın şehadeti cumartesi gecesiydi. Kendini biz anlayamadık. Hocam çok gizli kapaklıydı. Kendini belirtmiyordu. Hani bir alim var kendini belli eder, bir alim var kendini belli etmez, kendi dahi bilmez. Hocam kendini bile bilmezdi böyle biriydi. Bazı yapılan dualarda, bilhassa kaç kere dua edildi. Elhamdülillah. Bir hastaya ameliyatlık dua edildi, koşa koşa geldi, hiç bir şeyi kalmamış. Hatta kendi kardeşimi oğlumla doktorlar bir teşhis koyamadı, hocama gittik yalvardık nazlandık bir şeyler kopardık. Doktorlar yarın al çocuğu dercesine öbür gün baktık çocuk sapasağlam. Bir daha tahlil yapıldı ne var ne yok beyinde tümör, kalp büyümesi falan filan denildiğinde hiçbir şey çıkmadı.

- Duası makbul bir kuldu.
Evet. Ben ne alimim ne şeyhim ne kerametim var ulan derdi. Ama bir çok olaylarda bir yere gittiğimizde birkaç kerameti keramet mi diyeyim, ne diyeyim çok şeyini gördük yani. İşte o son gecede mesela telefonda biriyle muhabbet ederken dedi ki şu, hocam yoruluyorsunuz yeter, istirahat et niye bu kadar kendini yıpratıyorsun dediğimde, bu gerekiyor dedi. Ve telefondaki abide aynısını dedi ki herhalde, dediki dua edin bana Cenab-ı Allah canımı küsralsın dedi. Ben de yanında dururken şakalaşırken amin dedim şaka ile. Yatarken o gün yine masaj yaparken yatıyordu ovunuyordu, yorgunluktan. Ben yine masaj yapıyordum. Kalbimden şu geçti yoruldu artık bırakayım. Gözünü açaraktan daha ölmedim lan buradayım korkma dedi.
Masaj yaparken kafasını öptüm. Niye öptün lan dedi, hocam işte dedim. Niye lan dedi. Hocam bu kadar kitabı ben okuyamadım ama hepsi senin kafanda onun için öptüm dedim. Öyle şakalaştık. Ulan dedi bir deli ben vardım bi delide sen mi çıktın başıma dedi.

- Şehadetinden sonra rüyanızda gördünüz mü?
Kısa keseyim. Fatih Sultan Mehmet Fatih Camisinde namaz kıldırırken Akşemseddin Hazretleri geliyor namazı niye tekrar ettin diye Hocam sırrı ifşa ettim ben diyor o bana kalsın.

- Bayram hoca anıldığında çok duygulandınız. Onunla yaşadığınız çok güzel bir anınız vardı. Hatırladığınız zaman gözlerinizin yaşardığı duygulandığınız bir olay bir anınız var mı?
- Duygulanmadığımız bir yer yok ki.

- Hususiyetle olanı var mı içinizde? Paylaşacağınız?
Ben bazen Ortaköy’e götürürdüm. Orda bi Abdülhamithan’ın katibin oğlu Beşiktaş’ın kaymakamı 94 yaşında çok değerli bir insan babasının yazdığı eserlerden dolayı Bayram hocam onu baya severdi. Hatta o amcayla da nasib olursa sizi tanıştırırım. O çok farklı bir şekilde, tatlı bir şekilde o hocamı ifade eter. Hocamın elini öpmeye kalkardı. Saygısından dolayı. Hocam onun elini öperdi. Artık Kemal Efendi’nin kişiliğinden dolayı, babasından saygısından dolayı.
Abdülhamit hana hürmeten.
Öyle evet. Hatta oraya giderken yağmur yağdı. Hocamızı götürcek birini bulamadım. Bir taka bir araba buldum sileceği çalışmıyo, kaloriferi çalışmıyor. Havada soğuk, adamın camı buhar yapıyor. Önümü takib edemiyorum. Neyse gittik hocam camları siliyordu. Gelirken baya yağmur yağıyordu, suları göremeden, suyun birine girdim. Araba stop etti. Neyse biraz bekledim araba dinlensin. Şunu dedi bana Abidin böyle yerlerde yolda kaldığımız zaman Efendi Hazretleri bir keresinde şunu demişti.
Vela havle vela guvvete illa billahil aliyyil aziym. Çekeceksiniz. Neyse arabadaki arkadaş onu çeke çeke gelmiş, İsmail Ağa’nın önüne. Efendi Hazretleri ona demiş ki ne kadar kıymetli olduğunu gördün mü Vela havle…nin. Öyle deyince ben de indim arabadan, kaputu açtım, kapattım. Kontağa bastım çalıştırdım. Ne yaptın lan dedi. Hocam siz dediniz ya işte bende öyle yaptım araba çalıştı. Yürü lan bas dedi. Neyse gittik tam Çarşamba pazarının oraya geldik, orda da yine suya girdik araba stop etti. Hocam suyu göremedim ondan oldu dedim. Yine aynı kaputu açtım kapattım yine marşa bastım çalıştı. Yine ne yaptın dedi. Dedim aynısını yaptım dedim. Yürü lan bas gaza. Ondan sonra bir müddet gittik. Bazı yollarda hızlı, bazısında yavaş gittim. Bu az su olan yerde yavaş, çok su olan yerde hızlı gidiyorsun niye dedi. Hocam siz demediniz mi boğulursanız büyük sularda boğulun diye. Ben de büyük sularda hızlı geçiyorum dedim. Hatta birgün yine arabayla bir yere götürürken yolu şaşırdık ben bilmiyordum yolu, hocam nasıl dedim dümdüz git dedi. Elinde tesbih var sağa doğru çekiyor ben de sürekli sağ yapıyorum yani sağa doğru kolunu çekince ben de sağ yapıyorum. Nereye gidiyorsun sen dedi, ben de hocam siz sağ işaret edince ben de sağa çektim. Lan dedi ben tesbih çekiyorum. Yürüdük gittik. Hatta bir tatil beldesine götürmüştük. Boş yerler odalar vardı. Hocam rahat etsin diye. Hocam gel denize girelim, ormana gidelim yok. Yine eline kitabını aldı okudu. Siz beni kitaplarla bırakın baş başa ben bir şey istemiyorum. Tatilde dahi vaaz vaaz sohbet başka bir şey yok. Nere giderse gitsin hemen oturur okumaya başlar başka bir şey yok.

- Abidin kardeş kendisinden işittiğimiz bir şey vardı. 600 dolarlık çelik yelek takmıştı diyordu. Şehit edildiği gün üzerinde yoktu. Bu bir tevafuk muydu yoksa biliniyor muydu?
Şimdi şehadet konusu şu. Bayram hoca çelik yelek taktı. Hızır hocanın rahmetli olduğunda bir müddet öyle dolaştı. Hocamı seven de vardı, sevmeyen de bir müddet öyle dolaştı. O yeleği takmasının nedeni şuydu? Yazın takılmaz zor ağırdı. Şunu dedi çelik yeleği çıkardığında eğer bu şehadetimi Allah’a kavuşmamı durduracaksa istemiyorum dedi çıkardı. Çünkü daha önceki sohbetlerinde belki dinlediniz, şehadetinin olacağını söylüyordu. Beni vuracaklar, şöyle, böyle kimse gale almadı. Kimse.

- Kimin vuracağı konusunda bir şey demiyordu?
Aşk bedel ister sözünü söyledi. Kendi biliyordu. Zaten birkaç gün önce bir rüya tabir etmişti. Sürekli bir rüyayı anlattığımda net bir şekilde olacak şekilde izah ederdi. Yine bir rüya gördüm. Ne gördün dedi. Kabe’de sizi gördüm. Dediniz ki üşüyorum yine beni eskisi gibi örter misin dediğinde ben dolapda Kabe’de yeşil bir örtü vardı kaybettim o geldi aklıma ve onu bulamayınca size rastlayacağımı ezelden beri bilirim ben de beyaz yün bir kaza vardı onu üstünüze giydirdim ve beraber sarıldık. Bu dedim nedir hocam güzel Allah mübarek etsin dedi. Hocam nedir dedim, güzel güzel dedi güldü. Ne zamanki hocam aşağı indirildi. Yerde asfalt yatıyordu. Orada aklıma geldi. İşaret ettim. Ve millet hastaneye gitti ameliyatta şöyle böyle dediler nasıl oldu hoca şehid oldu. Metin hocam sordu dedim şehid oldu. Hatta oğulları yanımda duruyor anlatamıyorum. Metin hocama şöyle oldu diye. Dedi Hz. Hamza’nın yanında mı, Efendi Hazretleri’nin yan safında mı dedi. Hz. Hamza’nın safında. Yani öyle şifreli konuştu.

- Allah şehadetini makbul eylesin inşallah.
Son Efendi hazretleriyle görüştüğünde, bir müddet görüştü saat veremem.

Bir gece öncesi mi?
Bir gece öncesi orda da kendini belirtti yine. Bayram hocamın amcası rüyasında diyor ki ya Bayram Ali gelde şunlara rabıtayı anlatıver. Rabıtayı anlatamıyorum bunlara. Çabuk gel demesi izah ediyor.

- Kim bunu diyen?
- Amcası.
- O da vefat etmiş.
- Evet. Değerli bir amcası.
Efendi hazretleriyle görüşmesi doğru. Bayram hocanın çok dertli sırlarla dolu bir insan olduğunu biliyoruz. Geride kalan onun sevenleri talebeleri İsmail Ağa camiasında yıllardır vaaz nasihat ettiği İmam Rabbani’nin mektubatını anlattı. Efendi Hazretleri dedi ki, mektubat Bayramla açıldı. Ayaklı kütüphane buyurdu. İmam Rabbani Hazretlerini anlatmaya başladığı zaman derslerde bildiğimiz kadarıyla ihvanı müslimde Rıdvan kardeşlerinde terakkiyat başlamıştı. Bunlara rağmen Bayram hoca İsmail Ağanın medali iftiharıydı öyle biliyoruz ilim erbabıydı. Mazlum bir insandı. Alimdi edibi idi, şair idi, mutasavvuf idi. Çok yönlü bir alimdi.
- Sizce geride kalanlar Bayram hocaya ahde vefa borcunu ödediler mi?
- Ödemediler.

- Zor bir soru değil mi?
- Ödeyemeyiz.

- Ne yapması lazımdı sevenlerinin Bayram Hocaya onun misyonunu taşımak için ne yapmalılar?
- Yapılacak çok şey var.

- Asıl önemli olanlardan bir tanesini söyler misiniz?
- Bayram hocam İstanbuldayken kimse sahiplenmedi. Dirisine sahip çıkmadık. Ölüsüne mi çıkalım.
Öldükten sonra hepimiz müridi, talebesi seveni olduk. Bir anda ne kadar çoğaldık?
Çoğaldık, daha da çoğalır.

- Biz niye bilmedik bu kadar seveni olduğunu?
Hocam bazen şunu derdi:
1. Böyle riyakar zenginler kibirli zenginler beni sevmez oldu.
2. Kibirli hocalar konuştuğu bazı şeyler bazılarının zoruna gidiyordu.
3. Bazı mertebedeki, kademedeki insanlar beni sevmez derdi.
Hakikaten öyle. Şöyle ki hocam kaldığı evden dahi çıkarılacaktı. Onu da çok son günlerdeki olaydan dolayı sıkıntılı idi. Laf atıldı hocama dil uzatıldı, yine sinesine çekti. Bir değil iki değil oğlum atarlar dedi. Taş atarlar çamur atarlar her şeyi atarlar. Şimdi hocamı sevmeyenler şimdi birden dostu oldu. Talebesi çoğaldı, hiç yanında bulunmayan derdine ortak olmayan, Bayram hocayla şöyleydik böyleydik. Nerdeydiniz daha önce. Ailesi sıkıntıda iken nerdeydiniz? Kitapları yetim kaldığı zaman nerdeydiniz?

- Başka bir yönü daha var. Fazla üzerine gelmek istemiyorum. Duygusal bir atmosfer oluşuyor. Bayram hoca böyle düşkünlerin yetimlerin muhtaçların babası olarak biliyoruz. Doğru değil mi?
Kütüphanede çekmecesi var ders çalıştığı. Çok eski eskiden alınan bir çekmece. Böyle hocaya çok güzel şeyler yakışırdı ama hocam hiç kimseden bir şey istemezdi.
Ümmet kıymetini bilmedi.
Ne zengin arkasına aldı. Bir zengin gördüğü zaman bazıları gibi iki büklüm olmazdı. Dik durur kimseden bir şey istemezdi. Bir gün o kadar sıkıntı olmuş ki telefonda şunu dedi, Abidin dedi Sultan Ahmet’e git 4-5 ciltlik bir kitap var onu git al bana dedi. Hocama kitap lazım. Ne verebilirseniz dilenci gibi olduk.
Neyse kıyıda köşede bir şey vardı bende işte gittim aldım kitabını. Hocam bu kitap dedi ümmeti cemaatı anlatacak dedi. Ben de hiç görmemiştim kitabı. Git al getir dedi aldım getirdim. Sanki böyle yeni doğmuş bir çocuğu ana-baba bağrına nasıl basar aldı bunu ister zekata, ister borca say neye sayarsan say dedi. Helalı hoş olsun. Az bile hocama derdiler. Hocam ilmini bilgisayarda olsun hocaların başında olsun yaz bildiğini ilmi yaz herkesin bilgisi olsun. Ya birgün deki hocam şu kütüphaneyi bir görelim, şu deryayı bir ziyaret edelim anlatıyorum kaynağını görelim.
Atölyenizi görelim. Alim için kitap atölyedir.
- Bir market yani tatlısı, acısı, tuzlusu var. Neler yokki? Kitap marketi her şey var. Ama isteyen yoktu.
O da ondan yakınıyordu zaten.

Ondandı. O bana devamlı bir gün şu gelip bana sormazlar hoca devamlı hutbeye çıkar vaaz ederdi. Bazı işine gelmeyen atıp tuttu gibisinden hocam kalkıpda nerde kütüphane var nerde arşivde yazılmış bir şey var ondan söylerdi.

- Tahmini kütüphanede kaç kitap vardı?
Ben bir şey demiyeyim. Baya kitap var. O kitapların hepsini tek tek okumuştur. Yani kütüphaneden bir kitap alsak hocam bu kimin ne yazıyor bakardı.
Şu gün, şu tarihte şuradan, şu paraya aldım, şu şu yazar yazarı nasıl onu da izah ederdi. Bir insan kütüphaneye kitap doldurur sadece seyreder. Bu kitap hastalığı çok farklıydı. Her aldığını illaki okuyacak ondan sonra koyacaktı. Her kitapta da, hatta şu kendi yazdığı notlar günlük yazdığı notlar yani bunun gibi belki 50-60 kitap var. Not etmiş yıllardan beri. Fakülte yıllarından beri devamlı almış, bütün kitaplarında arasına notlar yazmış koymuş. Böyle bir kitap sevdası izah edilecek şey değil. Ne dille ifade edilir ne yazmayla bambaşka.

- Son olarak Peygamber sevgisini biliyoruz bu hususta birkaç kelam söylerseniz inşallah!
Zaten Medine-i Münevvere’de Peygamber aşkını onda orada görmek lazımdı.

- Ne yapıyordu orada. Nasıl bir tavır sergiliyordu?
Bir insan ahirete gideceği zaman gözü nasıl çıkar gitmek ister aynı o şekildi. Kabe-i Tavaf ederken, dua eder, Allah razı olsun bize bol bol dua ettirir.

- Ravza’daki durumu nasıldı?
Ravza’daki durumu şuydu. Bir insan ahirete göçeceği zaman gözü yerinden fırlar cennetten bir parça gösterilir. Öyle o şekilde, gözler yaşlı, parçalanır şekilde. Milletin yanında hocamın ağladığını görmezdim. Sadece kürsüde öyle bir ortamda çekiliş kıyısına köşesine. Orda hatta Kabe’de birkaç vaazında ağlamak zorunda kaldı. Çünkü dayanamıyordu. Çünkü hem okuyor hem yaşıyordu hocam.

- Daha önce bir röportajda psikologla yapmıştık. O da aynısını söylemişti. Yaşayan bir alimdi. Alimlik her insana nasib olmaz. İnsanlar arasında alim olması yaşayan olması çok farklı. Son olarak bu da özel olacak ama Bayram hocayı kim neden öldürmüş olabilir sizce?
- Bir insan neden öldürülür. İstenmediği için.
Susturuldu.
Susturuldu çünkü bir çok vaazında ve CD’leri seyredenler sohbetinde bulunanlar hep uyanıyordu. Hiçbir bölgede, mesela Esenler bölgesine götürmüştüm. Esenler’de ilk defa gitmişti Esenler bölgesine birçok tanıdık bizim çevremiz olan arkadaşlar gençler olarak, çoğu kişi uyuşturucu, içki, kumar tam şeyin olduğu bir yer. Orada bir vaaza gitti. 2. ye gitmedi. Çünkü bütün gençler buradaydı. Bir seferde. O çocuklar buraya gelir yemek yerler. Bayram hocanın bir şeylerini isterlerdi? Bir şey kalmadı, kendisi kalmadı. Bayram hocam şunu demişti bir defa beni şu cemaat şu ümmet anlamadı ama? Haçlıdaki Patrik beni çok iyi anladı. Niye çünkü biz anlamadık ki hocamızı. Derdiyle dertlenmedik ki?

- O zaman şöyle diyebilir miyiz “Avcı avını iyi bilir?
Şimdi birçok olaylarda olsa kim vurdu kim yaptı bu çözülmez. Bu çözülmeyecek bir olayın içine girdi. Ama gerçek olan şu hocam elhamdülillah şehadeti kaptı. İstediği gibi gitti. Ve son sohbetinde şehadeti anlatıyordu. Son gece beraber olduğumuzda da şehadeti istedi. Son gece kısa bir telefon görüşmesi oldu. O zaman beni çağırmadı. Bugün yeter evlat mola verelim dedi. Gece saat 1-2 ye kadar yanında otururdum.

- Hep son diyoruz ama Bayram hoca konuşmakla bitmez. Biz sadece bir tanıtım cd si hazırlamak istiyoruz. Onun için Bayram hocayı yakınlarından, sevenlerinden sohbetlerinde bulunmuş sizler gibi değerli hocalar üstadlar olsun arkadaşları ziyarete başladık. Son olarak burada noktalayalım inşallah. 3 kelimeyle Bayram hocayı anlat deseydi biri nasıl anlatırdın. Her yönüyle aklınıza gelen üç kelime?
- 1 – Şehadet; şerbetini çok istiyordu.
- 2- Kitap aşığı resulullah aşığı.
-3- “Kitaplarıma doymadan gideceğim” aklıma ilk gelen bunlar. Daha farklı şeyler çıkabilir.

- İçinizden geldiği gibi. Samimi olmakta fayda var.
Hatta evdeki yenge ve gök bile şu babamın bizi bırakıp gideceğine inanırdık ama kitaplarını bırakacağına inanamadık. Bazıları şöyle anlatır. Kütüphaneden kitap düşüyor oğlunun üstüne, yenge oğlum diyor Bayram hoca kitap diyor. Böyle bir espri var.

- Şu anki ailesinin durumu nedir? Maddi manevi ihtiyaçları?
- Elhamdüllilah Bayram hocamın şu anda maddi ihtiyacı yok. Olsa da Bayram hocamın nasıl kimseden bir şey istemedi, ailesi de istemez.

- Ümmete düşen arayıp sormaktır.
Biz şunu istiyoruz. Devamlı çevremize söylediğimiz, istenecek insanlara da duyrulacak şey şu ben şunu istiyorum:
1- Ailesine sahip çıkılsın.
2- Kitaplara sahip çıkılsın bunu istiyorum. Ailesi ne şu ana kadar Allah razı olsun gelenler bazı teklifler oldu. Ben şunu istiyorum. Ailesine oturduğu evin Bayram hocama alınması birinci olay bu.
İkinci olay; Bayram hocamın kitaplarını ümmete millete açıp faydalandırılması. Bir dernek vakıf kurulabilir. Fakat kim kuracak? Biz istiyoruz Bayram hocam adına bir dernek kurulsun. Kurulsun ki ticari değil ümmete kazandırılsın. Herkes bir şeyden faydalansın. Ailesine bir ev alalım dedik bulunduğu evi, birçok kişi şöyle böşle yaparız, iş ciddiye binince herkes yan çizdi.
Hatta sizinde haberiniz olsun bir şey anlatayım. Mahmut duyacak bunu ama ben söyliyeceğim. Kalktım bir hocamla görüştüm hocam Mahmut ameliyat olacak bu ameliyat masrafını verecek gücü var. Bir miktar ben bir şey ayarlamıştım onu vereceğim dedim. Siz ne diyorsunuz? Ben de veririm dedi. İkimiz karşılarız, ben de karşılarım dedi. Fakat dedi hepimiz Bayram hocama borçluyuz bu borcu hep beraber alalım dedi. Sen git oradan faturaları çıkar. Bedeli ödeyelim kim olduğu söylenmesin ne sen söyle ne ben dedi. Tamam dedim. Benim olan bir miktarı ben borç olarak vermiştim ama gözden çıkarmıştım. Ve böyle birkaç kez telefon açtım, sıkıntılı dönemde arayın yardımcı olayım diyenlerden birkaç kişiyi aradım. Belki Mahmut kızacak ama herkes borçlu olduğu için istedim ki herkes sahip çıksın, ben, sen o değil. Cenazeyi kaldırırken binlerce kişi vardı. Bunlardan kaç kişi var kimse gelmedi. Tamam Zeynel hoca hallederiz, şöyle yaparız felan. Telefon açınca şunu al öyle kaldı. Gerçi ihtiyaçları yok. Ama gönül olarak hissedilen birdir. En azından sorarlar ya. Şimdi gelmiş bana diyorlar ki ya şu kütüphaneyi görebilir miyiz açsan. Ailesiyle görüşebilir miyiz. Daha önce niye kütüphaneyi görmediniz, hocamın halini hatırını sormadınız. Hoca şehadet oldu kıymete bindi. Zengin biriyle, Bayram hocayı sevdiğinden muhabbet ettim. Ya dedi hoca, ne var bu zenginlerde atıp tutuyor. Atıyor tutuyor ama boşa değil ki. Demek ki damarına bastı zoruna gitti. Belki Bayram hocam şunu, Hızır hocanın şehadetinden sonra zor durumlar için maddi manevi sıkıntı da idi. Şimdi kalkıp bir zengine diyebilirdi ki bana şu arabayı, şu daireyi al, aldırırdı da. İstemedi. Hatta şunu da söyliyeyim hocamın en güzel tadını alacağı kazanacağı bir ortam kitaplarıyla kitap çıkarmaktı. İlim vermekti. İlmi olmayan tanıdığımız bir sürü insan var. Namaz kılmıyor kitap çıkarmış okusan, bu alim derya, traş bir şey bildiği yok. Hocam işi bilmeyenler kitap çıkarıyor sen de ihtiyacın var çıkaralım şu kitapları. Birkaç arkadaş buluşalım kitap yaz. Çocuklar hakkında, çocuk terbiyesi hakkında yaz.
Eğitim hakkında olabilir. Bunu yazacaktı niyeti vardı. Dedi ki bir daha bunu bana söyleme. Neden hocam dedim. Efendi hazretleri buradayken ben çıkarmam edepsizlik olur ondan dedi. Saygısızlık olur. Efendi hazretleri bu şekli seviyordu. Bir tane kitap çıkarmadı. O kadar para peşinde koşan insanlar ilmi olmayan insanlar ordan buradan toparladığıyla kitap çıkardı para aldı. Hocam bir kitap çıkarsaydı, belki duydunuz duymayanlardan duyacak hocama bir üniversite bahşedildi adına. Şimdi gel sen bunun başına geç hadi. Efendiden dolayı gitmedi. Efendi buraya getirdi. O gönderirse giderim dedi gitmedi. Bir çok cemaatte istemedi teklif ettiler. Kimseye tenezzül etmedi. Nasıl yaşadıysa öyle gitti. Şimdi Cenab-ı Allah canımı kürsüde alsın dedi son gün ve kürsüde aldı. Eli açık gözü kapalı Mevla ile beraberdi

CAN-I CAN
16.10.2007, 17:04
Allah razı olsun Rabıta hocam...O bizim canımızdı...Mevlam şefaatlerine nail eylesin bizleri... :-003