CAN-I CAN
31.10.2007, 14:12
TÖVBE ve İSTİĞFARIN ÖNEMİ
17. yy'dan bugüne mesaj var!!!
Hazreti Ali Radıyallahu Anh şöyle anlattı:
Hazreti Ebû Bekir'den duydum ki o doğru sözlüdür, Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu anlattı:
"Kul bir günah işledikten sonra, kalkar abdest alıp namaz kılar ve Allahu Teâlâ'dan bağışlanma talep ederse, o kulu bağışlamak Allahu Teâlâ'ya hak olur. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici bulacaktır." (Nisa, 110)
Peygamber Efendimiz bir başka hadisi şeriflerinde de şöyle buyurdular:
"Bir kimse bir günah işler de, sonra bu günahı işlediğine pişman olursa, bu pişmanlık, onun için günahına kefaret olur." Bir başka hadisi şerifte de:
"Bir kimse der ki:
Allah'ım, beni bağışla, sana tövbemi bildiriyorum." Kul tövbeden sonra tekrar günaha döner, daha sonra yine aynı şeyi söyler, yine günaha döner, üçüncüye kadar böyle yaparsa, dördüncü de yaptığı günah, büyük günahlar listesine yazılır." Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir başka hadisi şeriflerinde de şöyle buyurmuştur:
"Tövbeyi erteleyenler helâk oldu"
Lokman Hekîm'in oğluna şöyle bir nasihatte bulunduğu rivayet edilmiştir:
"Tövbeni yarına erteleme, ölüm aniden seni bulabilir."
Mücahid şöyle anlatır:
"Bir kimse sabaha çıktığında eğer tövbe etmiyorsa, akşama erdiğinde de tövbe etmiyorsa, bu kişi zalimlerdendir."
Abdullah b. Mübarek şöyle anlattı:
"Haksız olarak elde edilecek bir lirayı, haram diye reddetmek, yüz lira sadaka vermekten daha faziletlidir."
Şöyle anlatılır:
"Haksız olarak elde edilecek olan bir gümüş parayı, hakkım değil diye reddetmek, kabul olunmuş yüz defa hac yapmaktan daha hayırlıdır."
Bir âyeti kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." (A'raf, 23)(1)
TAKVA SAHİBİNİN FAZİLET VE ÜSTÜNLÜĞÜ
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurdular:
"Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
Kulum, sana farz ettiğimi eda et; insanların en âbidi olursun. Sana yasak ettiklerimden sakın; insanların en takvalısı olursun. Sana verdiğim rızka kanaat et; insanların en zengini olursun."
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebû Hüreyre'ye şöyle buyurdu:
"Takva sahibi olursan, insanların en âbidi olursun."
Hasanı Basrî şöyle anlattı:
"Takva ile elde edilen zerre miktar bir amel, takvasız yapılan binlerce oruç ve namaz amelinden daha hayırlıdır."
Ebû Hüreyre Radıyallahu Anh şöyle anlattı:
"Yarın âhirette, kıyamet gününde Allah'ın rahmetine daha çok mazhar olanlar, takva ve zühd sahibi olanlardır."
Allahu Teâlâ Musa Aleyhisselâm'a şöyle vahyetti:
"Bana yakın olmak isteyen kullarım, bunu ancak takva ile yaparlar, takva ile yakınlaştıkları kadar başka bir şeyle yakınlaşamazlar."
Ulemâ şöyle dedi:
"Bir mü'min şu anlatacağımız on şeyi kendisine farz olarak görmedikçe gerçek mânada takva sahibi olamaz. Bu on şey şunlardır:
Dilini gıybet etmekten koruyacak,
Başkalarını alaya almayacak,
Kimseye karşı içinde kötü zan beslemeyecek,
Gözü harama bakmayacak,
Dili doğruyu konuşacak,
Allah'ın verdiği nimetlerin kıymetini bilecek, bu nimetlerden nefsine pay çıkarmayacak,
Elindeki malını hak yolda harcayacak, bâtıl olana harcama yapmayacak,
Kendini muhataplarından üstün ve büyük görmeyecek,
Namazlara devam edecek,
Ehlisünnet ve'lcemaat üzerinde istikamet sahibi olacak.
Rabbimiz bir âyeti kerimede mü'minlerin şöyle dua ettiklerini haber verir:
"Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin." (Tahrim, 8)(2)
EHL-İ SÜNNET İTİKADININ ÖNEMİ
Mü'minin en önemli işi, eğer itikadı bozuksa bunu düzeltmesidir. Bu düzeltme de hadisi şeriflerde bize haber verilen fırkai nâciye, yani Ehlisünnet ve'lcemaat çizgisinde olmalıdır. Bozuk itikatları ehlisünnet çizgisinde düzeltelim ki; ebedî kurtuluşa ve âhiret saadetine erelim. Ehlisünnete aykırı itikat ve inanışlar, kişiyi ebedî felâkete, sonsuz azaba götürür. Bu bozuk itikatlar, öldürücü zehir gibidirler.
Amelî noktada yapılan kusurların ya da eksiklerin telafisi mümkündür. Fakat itikadî konuların telafisi mümkün değildir. Bu hususta bir âyet&i kerimede şöyle buyrulmuştur:
"Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, günahları dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur." (Nisa, 48)(3)
PEYGAMBERLERİN TEBLİĞİ HAK VE DOĞRUDUR
Peygamberler Allahu Teâlâ'nın elçileridirler. Peygamberler, insanları Allah'a davet etmek ve onların hidayete ermeleri için gönderilmişlerdir. Peygamberler, davetlerini kabul eden herkesi cennetle müjdelerler. Kendilerini, davetini reddedenleri de ebedî bir azapla tehdit edip uyarırlar.
Peygamberlerin, Allah tarafından insanlara ilettikleri her şey haktır ve doğrudur. Bunların hiçbirinde asla şüphe yoktur.
Peygamberlerin sonuncusu, Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. Onun bildirdiği ve uyguladığı din ve şeriat, geçmiş bütün şeriatları hükümsüz kılmıştır. Onun getirdiği Kitap, geçmişte gelen kitapların en faziletlisi ve üstünüdür.
Onun şeriatı son şeriattır ve kıyamete kadar bâkî kalacaktır. Onun şeriatını kimse kaldırmayacak ve kaldıramayacaktır.
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin âhirete dair verdiği haberlerin hepsi haktır, doğrudur. Âhiret hayatının ilk basamağı olan kabir, kabir hayatı ve kabirde karşılaşacaklarımız, kabir azabı, kabirdeki Münker ve Nekir meleklerinin sorgusu...
Bu arada kâinatın dağılıp yok olması, göklerin birbirine girip dağılması, yıldızların ufalıp dökülmesi, yerin ve dağların parçalanması, yeryüzünün haşir için yeniden tanzim edilmesi. Bütün ruhların bedenlerine geri dönmeleri, kıyamet saatinin büyük sarsıntısı, büyük hesap gününde her yaratığın hesabının görülmesi, dünyada işlenen amellere başta uzuvlarımız olmak üzere birçok şeyin şahitlik yapması Hesabı görülenlere defterlerinin sağ taraftan ya da sol taraftan verilmesi, hesaplar yapılırken adalet terazilerinin kurulması Bu saydığımız haberlerin hepsi doğrudur ve haktır, asla şüphe edilmeyecek bir şekilde bunlar yaşanacaktır.(4)
KURTULUŞA ERECEK OLAN FIRKA
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurdular:
"İsrailoğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Onlardan biri müstesna, hepsi cehennemdedir. Benim ümmetim dahi, yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Onların da biri müstesna hepsi cehennemdedir." Orada bulunan ashabı kiram sordular:
"Ya Resûlallah! Bu fırkai nâciye kimdir?" Ashabın bu sorusu üzerine Efendimiz şöyle buyurdular:
"Onlar, ben ve ashabımın üzerinde bulunduğu hâl üzere bulunanlardır."
Hadisi şerifin işaret ettiği fırka, Ehlisünnet ve'lcemaattir. Çünkü Resûlullah'ın ve ashabının yolunu takip ederek, bunu itikadî ve amelî olarak uygulayan, Ehlisünnet ve'lcemaattir.
"Ey Allah'ımız! Bizi Ehlisünnet ve'lcemaat yolunda sabit kıl, bizi bu yol üzerine huzuruna al ve bizi bu yol üzere olanlarla birlikte haşret!"
Bir âyeti kerimede şöyle buyrulmuştur:
"Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin." (Âli İmrân, 8)(5)
ZAMAN FİTNE ZAMANIDIR
Bu zaman her zamankinden daha fazla tövbe etme, tamamen Allah'ın emirlerine amade olma zamanıdır. Her şeyi gönlümüzden çıkarma zamanıdır. Bu zaman fitnelerin yağmur gibi yağdığı zamandır. Fitneler nisan yağmurları gibi yağmaya başladı ve bütün âlemi, insanlığı kapladı.
Her hâli ile insanlığın iftihar tablosu, Kâinatın Efendisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki:
"Kıyamete yakın bir zamanda öyle fitneler olacak ki, zifiri karanlık gece misali her tarafı saracaktır. O zamanda kişi, mü'min olarak sabahlar, ancak kâfir olarak akşam eder. Mü'min olarak akşam eder, kâfir olarak sabaha çıkar. O devir geldiği zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen, koşandan hayırlıdır. O devirde yaylarınızı kırın, oklarınızı parçalayın, kılıçlarınızı da taşlara çalın. O günlerde sizden birine saldırılırsa, Âdem'in oğlunun hâli üzerinde bulunsun."
Bu hadisi şerifi dinleyen ashab, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordu:
"O zamana ulaşanlara ne yapmalarını emredersiniz?" Efendimiz şöyle buyurdular:
"Evinizde oturun."
Aynı konuda farklı bir başka rivayette şöyle buyurduğu haber verilmiştir:
"Evlerinizin içine kapanın."(6)
Dipnotlar:
1"Mektûbâtı Rabbânî", 379. Mektup
2"Mektûbâtı Rabbânî", 379. Mektup
3"Mektûbâtı Rabbânî", 380. Mektup
4"Mektûbâtı Rabbânî", 380. Mektup
5"Mektûbâtı Rabbânî", 380. Mektup
6"Mektûbâtı Rabbânî", 381. Mektup
17. yy'dan bugüne mesaj var!!!
Hazreti Ali Radıyallahu Anh şöyle anlattı:
Hazreti Ebû Bekir'den duydum ki o doğru sözlüdür, Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu anlattı:
"Kul bir günah işledikten sonra, kalkar abdest alıp namaz kılar ve Allahu Teâlâ'dan bağışlanma talep ederse, o kulu bağışlamak Allahu Teâlâ'ya hak olur. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici bulacaktır." (Nisa, 110)
Peygamber Efendimiz bir başka hadisi şeriflerinde de şöyle buyurdular:
"Bir kimse bir günah işler de, sonra bu günahı işlediğine pişman olursa, bu pişmanlık, onun için günahına kefaret olur." Bir başka hadisi şerifte de:
"Bir kimse der ki:
Allah'ım, beni bağışla, sana tövbemi bildiriyorum." Kul tövbeden sonra tekrar günaha döner, daha sonra yine aynı şeyi söyler, yine günaha döner, üçüncüye kadar böyle yaparsa, dördüncü de yaptığı günah, büyük günahlar listesine yazılır." Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir başka hadisi şeriflerinde de şöyle buyurmuştur:
"Tövbeyi erteleyenler helâk oldu"
Lokman Hekîm'in oğluna şöyle bir nasihatte bulunduğu rivayet edilmiştir:
"Tövbeni yarına erteleme, ölüm aniden seni bulabilir."
Mücahid şöyle anlatır:
"Bir kimse sabaha çıktığında eğer tövbe etmiyorsa, akşama erdiğinde de tövbe etmiyorsa, bu kişi zalimlerdendir."
Abdullah b. Mübarek şöyle anlattı:
"Haksız olarak elde edilecek bir lirayı, haram diye reddetmek, yüz lira sadaka vermekten daha faziletlidir."
Şöyle anlatılır:
"Haksız olarak elde edilecek olan bir gümüş parayı, hakkım değil diye reddetmek, kabul olunmuş yüz defa hac yapmaktan daha hayırlıdır."
Bir âyeti kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." (A'raf, 23)(1)
TAKVA SAHİBİNİN FAZİLET VE ÜSTÜNLÜĞÜ
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurdular:
"Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
Kulum, sana farz ettiğimi eda et; insanların en âbidi olursun. Sana yasak ettiklerimden sakın; insanların en takvalısı olursun. Sana verdiğim rızka kanaat et; insanların en zengini olursun."
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebû Hüreyre'ye şöyle buyurdu:
"Takva sahibi olursan, insanların en âbidi olursun."
Hasanı Basrî şöyle anlattı:
"Takva ile elde edilen zerre miktar bir amel, takvasız yapılan binlerce oruç ve namaz amelinden daha hayırlıdır."
Ebû Hüreyre Radıyallahu Anh şöyle anlattı:
"Yarın âhirette, kıyamet gününde Allah'ın rahmetine daha çok mazhar olanlar, takva ve zühd sahibi olanlardır."
Allahu Teâlâ Musa Aleyhisselâm'a şöyle vahyetti:
"Bana yakın olmak isteyen kullarım, bunu ancak takva ile yaparlar, takva ile yakınlaştıkları kadar başka bir şeyle yakınlaşamazlar."
Ulemâ şöyle dedi:
"Bir mü'min şu anlatacağımız on şeyi kendisine farz olarak görmedikçe gerçek mânada takva sahibi olamaz. Bu on şey şunlardır:
Dilini gıybet etmekten koruyacak,
Başkalarını alaya almayacak,
Kimseye karşı içinde kötü zan beslemeyecek,
Gözü harama bakmayacak,
Dili doğruyu konuşacak,
Allah'ın verdiği nimetlerin kıymetini bilecek, bu nimetlerden nefsine pay çıkarmayacak,
Elindeki malını hak yolda harcayacak, bâtıl olana harcama yapmayacak,
Kendini muhataplarından üstün ve büyük görmeyecek,
Namazlara devam edecek,
Ehlisünnet ve'lcemaat üzerinde istikamet sahibi olacak.
Rabbimiz bir âyeti kerimede mü'minlerin şöyle dua ettiklerini haber verir:
"Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin." (Tahrim, 8)(2)
EHL-İ SÜNNET İTİKADININ ÖNEMİ
Mü'minin en önemli işi, eğer itikadı bozuksa bunu düzeltmesidir. Bu düzeltme de hadisi şeriflerde bize haber verilen fırkai nâciye, yani Ehlisünnet ve'lcemaat çizgisinde olmalıdır. Bozuk itikatları ehlisünnet çizgisinde düzeltelim ki; ebedî kurtuluşa ve âhiret saadetine erelim. Ehlisünnete aykırı itikat ve inanışlar, kişiyi ebedî felâkete, sonsuz azaba götürür. Bu bozuk itikatlar, öldürücü zehir gibidirler.
Amelî noktada yapılan kusurların ya da eksiklerin telafisi mümkündür. Fakat itikadî konuların telafisi mümkün değildir. Bu hususta bir âyet&i kerimede şöyle buyrulmuştur:
"Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, günahları dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur." (Nisa, 48)(3)
PEYGAMBERLERİN TEBLİĞİ HAK VE DOĞRUDUR
Peygamberler Allahu Teâlâ'nın elçileridirler. Peygamberler, insanları Allah'a davet etmek ve onların hidayete ermeleri için gönderilmişlerdir. Peygamberler, davetlerini kabul eden herkesi cennetle müjdelerler. Kendilerini, davetini reddedenleri de ebedî bir azapla tehdit edip uyarırlar.
Peygamberlerin, Allah tarafından insanlara ilettikleri her şey haktır ve doğrudur. Bunların hiçbirinde asla şüphe yoktur.
Peygamberlerin sonuncusu, Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. Onun bildirdiği ve uyguladığı din ve şeriat, geçmiş bütün şeriatları hükümsüz kılmıştır. Onun getirdiği Kitap, geçmişte gelen kitapların en faziletlisi ve üstünüdür.
Onun şeriatı son şeriattır ve kıyamete kadar bâkî kalacaktır. Onun şeriatını kimse kaldırmayacak ve kaldıramayacaktır.
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin âhirete dair verdiği haberlerin hepsi haktır, doğrudur. Âhiret hayatının ilk basamağı olan kabir, kabir hayatı ve kabirde karşılaşacaklarımız, kabir azabı, kabirdeki Münker ve Nekir meleklerinin sorgusu...
Bu arada kâinatın dağılıp yok olması, göklerin birbirine girip dağılması, yıldızların ufalıp dökülmesi, yerin ve dağların parçalanması, yeryüzünün haşir için yeniden tanzim edilmesi. Bütün ruhların bedenlerine geri dönmeleri, kıyamet saatinin büyük sarsıntısı, büyük hesap gününde her yaratığın hesabının görülmesi, dünyada işlenen amellere başta uzuvlarımız olmak üzere birçok şeyin şahitlik yapması Hesabı görülenlere defterlerinin sağ taraftan ya da sol taraftan verilmesi, hesaplar yapılırken adalet terazilerinin kurulması Bu saydığımız haberlerin hepsi doğrudur ve haktır, asla şüphe edilmeyecek bir şekilde bunlar yaşanacaktır.(4)
KURTULUŞA ERECEK OLAN FIRKA
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurdular:
"İsrailoğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Onlardan biri müstesna, hepsi cehennemdedir. Benim ümmetim dahi, yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Onların da biri müstesna hepsi cehennemdedir." Orada bulunan ashabı kiram sordular:
"Ya Resûlallah! Bu fırkai nâciye kimdir?" Ashabın bu sorusu üzerine Efendimiz şöyle buyurdular:
"Onlar, ben ve ashabımın üzerinde bulunduğu hâl üzere bulunanlardır."
Hadisi şerifin işaret ettiği fırka, Ehlisünnet ve'lcemaattir. Çünkü Resûlullah'ın ve ashabının yolunu takip ederek, bunu itikadî ve amelî olarak uygulayan, Ehlisünnet ve'lcemaattir.
"Ey Allah'ımız! Bizi Ehlisünnet ve'lcemaat yolunda sabit kıl, bizi bu yol üzerine huzuruna al ve bizi bu yol üzere olanlarla birlikte haşret!"
Bir âyeti kerimede şöyle buyrulmuştur:
"Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin." (Âli İmrân, 8)(5)
ZAMAN FİTNE ZAMANIDIR
Bu zaman her zamankinden daha fazla tövbe etme, tamamen Allah'ın emirlerine amade olma zamanıdır. Her şeyi gönlümüzden çıkarma zamanıdır. Bu zaman fitnelerin yağmur gibi yağdığı zamandır. Fitneler nisan yağmurları gibi yağmaya başladı ve bütün âlemi, insanlığı kapladı.
Her hâli ile insanlığın iftihar tablosu, Kâinatın Efendisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki:
"Kıyamete yakın bir zamanda öyle fitneler olacak ki, zifiri karanlık gece misali her tarafı saracaktır. O zamanda kişi, mü'min olarak sabahlar, ancak kâfir olarak akşam eder. Mü'min olarak akşam eder, kâfir olarak sabaha çıkar. O devir geldiği zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen, koşandan hayırlıdır. O devirde yaylarınızı kırın, oklarınızı parçalayın, kılıçlarınızı da taşlara çalın. O günlerde sizden birine saldırılırsa, Âdem'in oğlunun hâli üzerinde bulunsun."
Bu hadisi şerifi dinleyen ashab, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordu:
"O zamana ulaşanlara ne yapmalarını emredersiniz?" Efendimiz şöyle buyurdular:
"Evinizde oturun."
Aynı konuda farklı bir başka rivayette şöyle buyurduğu haber verilmiştir:
"Evlerinizin içine kapanın."(6)
Dipnotlar:
1"Mektûbâtı Rabbânî", 379. Mektup
2"Mektûbâtı Rabbânî", 379. Mektup
3"Mektûbâtı Rabbânî", 380. Mektup
4"Mektûbâtı Rabbânî", 380. Mektup
5"Mektûbâtı Rabbânî", 380. Mektup
6"Mektûbâtı Rabbânî", 381. Mektup