RABITA
12.11.2007, 22:57
Üzerimde bulunan hırkadan başka bir şeyim yok."
"
O, Rasulullah [s.a.v]'ın "sıddik" lakabıyla taltif ,ettiği yüce bir Allah dostu idi. Insanlarla olan beşeri münasebeti, verdiği söze karşı olan sadakati ve ahde vefası en olağanüstü zamanlarda bile Allah'a ve Rasulü [s.a.v.l"ne olan teslimiyetiyle Alemlerin Rabbi'nin, Habibi'ne dost kıldığı eşsiz bir insandı ...
insanlara karşı olan şefkat ve merhameti, sahabe i kiram efendilerimiz arasında da çok iyi bilindiği için bir gün ihtiyaç sahibi biri kapısını çaldı.
- Ya Ebabekir!
Çok zor durumdayım. Son ümit olarak sana geldim. Birinden aldığım ve bugün vermem gereken on iki bin akçe borcum var fakat elimde avucumda bir şeyim yok. Senden yardım istiyorum ne olur bana yardım et, dedi mahcubiyet içinde.
Fakat Hz. Ebubekir r.a bütün malını-mülkünü Allah için infak etmiş, kendisine kalan bir tek hırka ile Rabbi'ne yönelmişti.
- Üzerimde bulunan hırkadan başka bir şeyim yok, sana nasıl yardım edebilirim deyince. adam:
-Ya Ebabekir! Ne olur beni buradan eli boş döndürme, başka kimseden alamadım, ne olur, dedi. Kendisinden yardım isteyen sahabinin yalvarmalarına dayanamayan Hz. Ebubekir'in aklına, Kainatın Efendisi'nin, kendisine gelen kimseyi eli boş döndürmediği geldi. Yüce Peygamber s.a.v.'in örnek ahlakıyla ahlaklanan Hz. Ebubekir r.a de o sahabeyi çaresiz bırakamazdı. Biraz süre isteyerek tanıdığı zengin bir Yahudi'ye gitti. Yahudi' den on iki bin akçe borç isteyerek, yarın öğleden sonra ödeyeceğini, eğer borcunu ödeyemezse ona köle olacağını söyledi ve, "Bu durumda beni köle yapar, ister hizmetinde çalıştırırsın, istersen satarsın." dedi. Her halükarda karlı çıkacağını gören Yahudi, onun istediği parayı verdi. Hz Ebubekir r.a parayı alıp da borçlu olan sahabeye verince o sahabe sevincinden ne yapacağını bilemez bir halde teşekkür ederek ayrıldı.
Ertesi gün Hz. Ebubekir r.a borcunu nasıl ödeyeceğini uzunuzun düşündü. Çare arıyor ama bir türlü bulamıyordu.
O'nu Yahudi'ye köle olmaktan çok, Allah'ın Rasulü s.a.v.'nden ayrılmak üzüyordu, sanki dünyası daralıyordu. Verdiği sözde durmalıydı. Çıkar yol bulamayınca Yahudi'ye köle olmaya karar verdi. Veda etmek üzere kızı Hz. Aişe r.aha'nin yanına geldi ve olanları ona anlattı. Hz. Aişe r.anha'yi, babasının Yahudi'ye köle olması düşüncesi fazlasıyla rahatsız etti. Ne yapabilirim diye düşünmesine karşın, elinden bir şey de gelmiyordu. Hz. Ebubekir r.a"Hakkını helal et kızım!" diyerek yanından çıkınca Hz. Aişe r.anha'nin çaresizlik içerisinde mübarek yanağından süzülen gözyaşı yere düşer düşmez, o damla, Alemlerin Rabbi'nin bir ikramı olarak mücevhere dönüştü.
Hz. Aişe r.anha sevinçle yerinden fırlayarak babasına koştu ve, "Babacığım! Rabbimiz yardımımıza yetişti, seni o Yahudi'ye rezil etmeyecek, bunu gözyaşımdan yarattı, onu sat ve borcunu öde." dedi. Hz. Ebubekir r.a. de çok sevinmişti. Mücevheri alarak
pazara gitti.
Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz, Cebrail [a.s.]'e:
- "Ya Cibril! Kulum Ebubekir dünya işinde zorda kaldı. Habibimin zevcesi Aişe'nin gözyaşını mücevhere çevirdim, Ebubekir o gözyaşını, pazara satmaya gitti. Şimdi bu mücevheri cennet hazinelerinden alacağın iki bin altınla Ebubekir'den satın al. Çünkü o mücevheri arşıma koyup, onun nuruyla mü 'min gönülleri aydınlatacağım." buyurdu.
Cibril-i Emin, insan suretine girerek elinde mücevherle pazarda dolaşan Ebubekir'in önüne çıktı.
- Ya Ebabekirl Elindeki mücevheri
satıyor musun?
- Evet satıyorum.
- Kaça satarsın?
- On iki bin akçeye satıyorum.
Bunun üzerine Cibril-i Emin: - "Ya Ebabekir! Elindeki çok değerli
bir mücevherdir, bunun karşılığı iki bin altındır." diyerek ona uzattı. Verilen parayaşaşıran Hz. Ebubekir r.a bunun Allah'ımızın bir lütfu olduğunu düşünüp hamd ettikten sonra mücevheri insan suretindeki Cebrail a.s e sattı.
Alacağının vakti gelen Yahudi, Hz.
Ebubekir r.a 'i pazarda görünce yanına gelerek verdiği parayı istedi. Hz. Ebubekir r.a altınları Yahudi'ye uzatarak;
- "Sana borcum olan parayı al" dedi.
Elindeki altınları gören Yahudi; hayretler içerisinde altınların bir tarafında kelimei tevhidin diğer tarafında ise ihlas suresinin yazılı olduğunu gördü. Daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmayan Yahudi heyecandan titremeye başlamıştı. Bunlar insan işi değildi! O anda elindeki altınlarda Yüce Yaratıcı'nın bir tecellisinin olduğunu hissetti ve Hz. Ebubekir r.a' e dönerek;
- "Ya Ebubekirl Hissediyorum ki bu ilahı bir şeydir." dedi. Bu düşüncenin gönlüne verdiği hidayet nuruyla: "Anladım ki islam hak dindir ve Hz. Muhammed hak peygamberdir." diyerek orada kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman oldu.
Elindeki altınları ihtiyaç sahibi insanlara dağıtarak, Allah'ı, Rasulü s.a.v.'nü ve ashabını çok seven güzide bir Müslüman oldu.
"
O, Rasulullah [s.a.v]'ın "sıddik" lakabıyla taltif ,ettiği yüce bir Allah dostu idi. Insanlarla olan beşeri münasebeti, verdiği söze karşı olan sadakati ve ahde vefası en olağanüstü zamanlarda bile Allah'a ve Rasulü [s.a.v.l"ne olan teslimiyetiyle Alemlerin Rabbi'nin, Habibi'ne dost kıldığı eşsiz bir insandı ...
insanlara karşı olan şefkat ve merhameti, sahabe i kiram efendilerimiz arasında da çok iyi bilindiği için bir gün ihtiyaç sahibi biri kapısını çaldı.
- Ya Ebabekir!
Çok zor durumdayım. Son ümit olarak sana geldim. Birinden aldığım ve bugün vermem gereken on iki bin akçe borcum var fakat elimde avucumda bir şeyim yok. Senden yardım istiyorum ne olur bana yardım et, dedi mahcubiyet içinde.
Fakat Hz. Ebubekir r.a bütün malını-mülkünü Allah için infak etmiş, kendisine kalan bir tek hırka ile Rabbi'ne yönelmişti.
- Üzerimde bulunan hırkadan başka bir şeyim yok, sana nasıl yardım edebilirim deyince. adam:
-Ya Ebabekir! Ne olur beni buradan eli boş döndürme, başka kimseden alamadım, ne olur, dedi. Kendisinden yardım isteyen sahabinin yalvarmalarına dayanamayan Hz. Ebubekir'in aklına, Kainatın Efendisi'nin, kendisine gelen kimseyi eli boş döndürmediği geldi. Yüce Peygamber s.a.v.'in örnek ahlakıyla ahlaklanan Hz. Ebubekir r.a de o sahabeyi çaresiz bırakamazdı. Biraz süre isteyerek tanıdığı zengin bir Yahudi'ye gitti. Yahudi' den on iki bin akçe borç isteyerek, yarın öğleden sonra ödeyeceğini, eğer borcunu ödeyemezse ona köle olacağını söyledi ve, "Bu durumda beni köle yapar, ister hizmetinde çalıştırırsın, istersen satarsın." dedi. Her halükarda karlı çıkacağını gören Yahudi, onun istediği parayı verdi. Hz Ebubekir r.a parayı alıp da borçlu olan sahabeye verince o sahabe sevincinden ne yapacağını bilemez bir halde teşekkür ederek ayrıldı.
Ertesi gün Hz. Ebubekir r.a borcunu nasıl ödeyeceğini uzunuzun düşündü. Çare arıyor ama bir türlü bulamıyordu.
O'nu Yahudi'ye köle olmaktan çok, Allah'ın Rasulü s.a.v.'nden ayrılmak üzüyordu, sanki dünyası daralıyordu. Verdiği sözde durmalıydı. Çıkar yol bulamayınca Yahudi'ye köle olmaya karar verdi. Veda etmek üzere kızı Hz. Aişe r.aha'nin yanına geldi ve olanları ona anlattı. Hz. Aişe r.anha'yi, babasının Yahudi'ye köle olması düşüncesi fazlasıyla rahatsız etti. Ne yapabilirim diye düşünmesine karşın, elinden bir şey de gelmiyordu. Hz. Ebubekir r.a"Hakkını helal et kızım!" diyerek yanından çıkınca Hz. Aişe r.anha'nin çaresizlik içerisinde mübarek yanağından süzülen gözyaşı yere düşer düşmez, o damla, Alemlerin Rabbi'nin bir ikramı olarak mücevhere dönüştü.
Hz. Aişe r.anha sevinçle yerinden fırlayarak babasına koştu ve, "Babacığım! Rabbimiz yardımımıza yetişti, seni o Yahudi'ye rezil etmeyecek, bunu gözyaşımdan yarattı, onu sat ve borcunu öde." dedi. Hz. Ebubekir r.a. de çok sevinmişti. Mücevheri alarak
pazara gitti.
Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz, Cebrail [a.s.]'e:
- "Ya Cibril! Kulum Ebubekir dünya işinde zorda kaldı. Habibimin zevcesi Aişe'nin gözyaşını mücevhere çevirdim, Ebubekir o gözyaşını, pazara satmaya gitti. Şimdi bu mücevheri cennet hazinelerinden alacağın iki bin altınla Ebubekir'den satın al. Çünkü o mücevheri arşıma koyup, onun nuruyla mü 'min gönülleri aydınlatacağım." buyurdu.
Cibril-i Emin, insan suretine girerek elinde mücevherle pazarda dolaşan Ebubekir'in önüne çıktı.
- Ya Ebabekirl Elindeki mücevheri
satıyor musun?
- Evet satıyorum.
- Kaça satarsın?
- On iki bin akçeye satıyorum.
Bunun üzerine Cibril-i Emin: - "Ya Ebabekir! Elindeki çok değerli
bir mücevherdir, bunun karşılığı iki bin altındır." diyerek ona uzattı. Verilen parayaşaşıran Hz. Ebubekir r.a bunun Allah'ımızın bir lütfu olduğunu düşünüp hamd ettikten sonra mücevheri insan suretindeki Cebrail a.s e sattı.
Alacağının vakti gelen Yahudi, Hz.
Ebubekir r.a 'i pazarda görünce yanına gelerek verdiği parayı istedi. Hz. Ebubekir r.a altınları Yahudi'ye uzatarak;
- "Sana borcum olan parayı al" dedi.
Elindeki altınları gören Yahudi; hayretler içerisinde altınların bir tarafında kelimei tevhidin diğer tarafında ise ihlas suresinin yazılı olduğunu gördü. Daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmayan Yahudi heyecandan titremeye başlamıştı. Bunlar insan işi değildi! O anda elindeki altınlarda Yüce Yaratıcı'nın bir tecellisinin olduğunu hissetti ve Hz. Ebubekir r.a' e dönerek;
- "Ya Ebubekirl Hissediyorum ki bu ilahı bir şeydir." dedi. Bu düşüncenin gönlüne verdiği hidayet nuruyla: "Anladım ki islam hak dindir ve Hz. Muhammed hak peygamberdir." diyerek orada kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman oldu.
Elindeki altınları ihtiyaç sahibi insanlara dağıtarak, Allah'ı, Rasulü s.a.v.'nü ve ashabını çok seven güzide bir Müslüman oldu.