RABITA
18.11.2007, 13:17
Varlığın üç mertebesi vardır.İmam-ı Rabbani k.s Hazretleri 3. cilt,yüzüncü mektubunda varlığın üç mertebesini şöyle izah eder:
Mevcudat için üç mertebe zuhura gelmektedir,
a) His ve vehim mertebesi;Bu mertebe bu dünya hayatında bulunan pek çoklarının nasibidir.Enbiya bütünü ile bu mertebeden hariç bulunmaktadır,kezâ melaike-i kiram dahi onlar gibidir,zira bunların vücudu,uhrevi hayat vucuduna münasiptir.Evliya-i İzam’dan dahi pek azı bu mertebeye müşerref olmuşlardır. Ve vehim mertebesinden kurtulup işin özüne mülhak olmuşlardır.
b) Nefs-el emir mertebesi; Bu mertebede ,yüce vacibiyyet sıfatları ve efali vardır.Melaike-i kiram dahi bu mertebede mevcut olmuşlardır.Uhrevi hayat vucudu da bu mertebede sabittir. Keza enbiya ve evliya’dan pek azı bu mertebeye çıkarlar.
Ancak fark şu ki, şanı yüce vacibiyyet sıfatları bu makamın merkezinde bulunmaktadır.Bu ,oranın en şerefli parçasıdır,sair mevcudat dahi bu merkezin etrafında ve civarında bulunmaktadır.Yani istidatlarına göre,
2)Hariç mertebesi; burada vücut olan zattır ve 8 vacibi yet sıfatıdır.Şayet bir fark varsa o da;merkez ve merkezin gayrı itibarına göredir.Zira en şerefli olan Zat-ı Akdes’e bağlanandır.
His ve vehim mertebesi,nefs-el emir mertebesiyle karşılaşınca,his ve vehim mertebesi yok olur.
Bunu bir misalle anlatalım: “efendi babamın şeyhi Ali Rıza Bezzaz (k.s) hazretleridir.Kendisi bandırma’dan medfun bulunmaktadır. Efendi babam ( k.s) onda yetişmiştir.
Efendi babam başka tekkelere giderdi,bir gün şeyhini ziyarete geldiğinde ,şeyhi ona: “evladım başka tekkelere gitme” dedi.
Ali Haydar Efendi (k.s) babam da ,kendi içinden demi ki: “ Bu, biraz kıskançlık işidir,şeyhim zannediyor ki,ben başka tekkelere giderek buradan soğurum,halbuki ben kat’i olarak kararımı verdim,buradan ayrılmam.
Efendi babam (k.s) anlattı ki: “Ben yine başka tekkelere gitmeye devam ediyordum,bir günü yine şeyhimi bandırmada ziyarete gittiğimde,bütün ihvanlarla birlikte Hatm-i Hâce yapmak için oturduk,ben şeyhimin solunda oturuyordum,Bilal efendi vardı ,Oda şeyhimin sağında oturuyordu,gözüm açık olarak oturuyor ve hatim-i hâce’de okunacak duâları okuyordum.
Şeyhim beni kolumdan tutarak, yaprak gibi kaldırıp ortaya koydu.İhvanların kimi ticaretle uğraşıyordu,kimi bakkaldı,Hatm-i Hâce taşlarını sayarken yorgunluktan kendilerinden geçiyorlar,taşlar ellerinden düşüyordu.
Bu durumu görünce ben:Her tekke bozuldu ,bu tekke bozulmadı diyorlar,halbuki bunların taşları da ellerinden düşüyor bu bozulmak değilmi? Diye içimden geçirdim.
O sırada Buhara Meşayıh ı kapı pencere dururken,duvarları geçerek geldiler,her biri bir müridin önüne geldi,onun eksik olan taşlarını tamamladı,sonrada Meşayıh tan her biri önündeki müride teveccüh etti.Benim önüme de Şah-ı Nakşibendi (k.s) Hazretleri oturmuştu,o da benim eksik olan taşlarımı tamamladı.
Şeyhim Nakşibendi (k.s) Hazretlerine : “oğlum Ali Haydar’a da siz teveccüh edermisiniz?” deyince,Şah-ı Nakşibendi h.z yüzünü Buhara’ya çevirerek “ben ona teveccüh etmem” dedi.
Bu korku ile ben bir sıçradım ki ,az kalsın başımı tavana vuracaktım,bir de baktım ki şeyhimin yanında oturuyorum,
Şeyhim eğilerek kulağıma dedi ki: “Bir daha başka tekkelere gider misin? Bak sahibi razı olmuyor ”meğer benim zuhurat olarak gördüklerimi şeyhim aşikar görüyormuş.
Burada iki melse var :
1. insan bulunduğu kapıyı iyi beklemeli. “Bir kıtmir hangi kapıdan içerse yal’ı, o kapıyı hoşça beklemeli”
2. Bir insanın derdi tarikatı muhafaza etmekse, o kimseyi muhafaza ederler. Meşayıh onun eksiğini tamamlar.Ancak başını yastığa koyup yatarsa onu tamamlamazlar.
Yukarıda anlattığımız duvarın varlığı his ve vehim mertebesidir. O duvardan geçen Meşayıhın ruhları nefsel-emir mertebesindendir.
Nefsel-emir mertebesi his ve vehim mertebesiyle karşılaşınca his ve vehim mertebesi kaybolur.
Duvardan öbür tarafa biz geçemeyiz amma kâmil mürşitlerin ruhları geçer,hariç mertebesiyle diğer mertebeler karşılaştığında hepsi yok olur-sadece Zat-ı Pak-i Sübhaniye kalır.
Kasa suresinin şu Ayet-i celilesi buna işaret eder: “onun zatından başka her şey helak olucudur.”(ayet: 88 den
Mevcudat için üç mertebe zuhura gelmektedir,
a) His ve vehim mertebesi;Bu mertebe bu dünya hayatında bulunan pek çoklarının nasibidir.Enbiya bütünü ile bu mertebeden hariç bulunmaktadır,kezâ melaike-i kiram dahi onlar gibidir,zira bunların vücudu,uhrevi hayat vucuduna münasiptir.Evliya-i İzam’dan dahi pek azı bu mertebeye müşerref olmuşlardır. Ve vehim mertebesinden kurtulup işin özüne mülhak olmuşlardır.
b) Nefs-el emir mertebesi; Bu mertebede ,yüce vacibiyyet sıfatları ve efali vardır.Melaike-i kiram dahi bu mertebede mevcut olmuşlardır.Uhrevi hayat vucudu da bu mertebede sabittir. Keza enbiya ve evliya’dan pek azı bu mertebeye çıkarlar.
Ancak fark şu ki, şanı yüce vacibiyyet sıfatları bu makamın merkezinde bulunmaktadır.Bu ,oranın en şerefli parçasıdır,sair mevcudat dahi bu merkezin etrafında ve civarında bulunmaktadır.Yani istidatlarına göre,
2)Hariç mertebesi; burada vücut olan zattır ve 8 vacibi yet sıfatıdır.Şayet bir fark varsa o da;merkez ve merkezin gayrı itibarına göredir.Zira en şerefli olan Zat-ı Akdes’e bağlanandır.
His ve vehim mertebesi,nefs-el emir mertebesiyle karşılaşınca,his ve vehim mertebesi yok olur.
Bunu bir misalle anlatalım: “efendi babamın şeyhi Ali Rıza Bezzaz (k.s) hazretleridir.Kendisi bandırma’dan medfun bulunmaktadır. Efendi babam ( k.s) onda yetişmiştir.
Efendi babam başka tekkelere giderdi,bir gün şeyhini ziyarete geldiğinde ,şeyhi ona: “evladım başka tekkelere gitme” dedi.
Ali Haydar Efendi (k.s) babam da ,kendi içinden demi ki: “ Bu, biraz kıskançlık işidir,şeyhim zannediyor ki,ben başka tekkelere giderek buradan soğurum,halbuki ben kat’i olarak kararımı verdim,buradan ayrılmam.
Efendi babam (k.s) anlattı ki: “Ben yine başka tekkelere gitmeye devam ediyordum,bir günü yine şeyhimi bandırmada ziyarete gittiğimde,bütün ihvanlarla birlikte Hatm-i Hâce yapmak için oturduk,ben şeyhimin solunda oturuyordum,Bilal efendi vardı ,Oda şeyhimin sağında oturuyordu,gözüm açık olarak oturuyor ve hatim-i hâce’de okunacak duâları okuyordum.
Şeyhim beni kolumdan tutarak, yaprak gibi kaldırıp ortaya koydu.İhvanların kimi ticaretle uğraşıyordu,kimi bakkaldı,Hatm-i Hâce taşlarını sayarken yorgunluktan kendilerinden geçiyorlar,taşlar ellerinden düşüyordu.
Bu durumu görünce ben:Her tekke bozuldu ,bu tekke bozulmadı diyorlar,halbuki bunların taşları da ellerinden düşüyor bu bozulmak değilmi? Diye içimden geçirdim.
O sırada Buhara Meşayıh ı kapı pencere dururken,duvarları geçerek geldiler,her biri bir müridin önüne geldi,onun eksik olan taşlarını tamamladı,sonrada Meşayıh tan her biri önündeki müride teveccüh etti.Benim önüme de Şah-ı Nakşibendi (k.s) Hazretleri oturmuştu,o da benim eksik olan taşlarımı tamamladı.
Şeyhim Nakşibendi (k.s) Hazretlerine : “oğlum Ali Haydar’a da siz teveccüh edermisiniz?” deyince,Şah-ı Nakşibendi h.z yüzünü Buhara’ya çevirerek “ben ona teveccüh etmem” dedi.
Bu korku ile ben bir sıçradım ki ,az kalsın başımı tavana vuracaktım,bir de baktım ki şeyhimin yanında oturuyorum,
Şeyhim eğilerek kulağıma dedi ki: “Bir daha başka tekkelere gider misin? Bak sahibi razı olmuyor ”meğer benim zuhurat olarak gördüklerimi şeyhim aşikar görüyormuş.
Burada iki melse var :
1. insan bulunduğu kapıyı iyi beklemeli. “Bir kıtmir hangi kapıdan içerse yal’ı, o kapıyı hoşça beklemeli”
2. Bir insanın derdi tarikatı muhafaza etmekse, o kimseyi muhafaza ederler. Meşayıh onun eksiğini tamamlar.Ancak başını yastığa koyup yatarsa onu tamamlamazlar.
Yukarıda anlattığımız duvarın varlığı his ve vehim mertebesidir. O duvardan geçen Meşayıhın ruhları nefsel-emir mertebesindendir.
Nefsel-emir mertebesi his ve vehim mertebesiyle karşılaşınca his ve vehim mertebesi kaybolur.
Duvardan öbür tarafa biz geçemeyiz amma kâmil mürşitlerin ruhları geçer,hariç mertebesiyle diğer mertebeler karşılaştığında hepsi yok olur-sadece Zat-ı Pak-i Sübhaniye kalır.
Kasa suresinin şu Ayet-i celilesi buna işaret eder: “onun zatından başka her şey helak olucudur.”(ayet: 88 den