Orijinalini görmek için tıklayınız : Değer Verme
Değer Verme
Bir gün Avrupa'nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo belli ki oldukça pahalıdır. Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile o mağazaya gider.
Şanslıdır tablo hala satılmamıştır. İçeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve:
"Abimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum, tüm paramda bu kadar" der.
Ressam bir süre düşündükten sonra. Resmi paketler ve satar. Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar. Mağazada adamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar:
Sen ne yaptın o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar cüzi bir fiyata sattın?
Adam cevap verir:
Evet ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim...
Delikanlı yıllar sonra doğduğu kasabaya döner. Sabah uyandığında aklına yıllar önce evlenmek istediği, kasabanın güzel kızı gelir. Kızın güzelliği çevre kasaba ve şehirlerde bile dillerdedir ve kimler istediyse kız bir türlü olumlu yanıt vermemiştir.
Otelden çıkar ve gördüğü yaşlı adama kızı sorar.Yaşlı adam az ilerde güzel bahçe içinde bir ev gösterir, kızın orada oturduğunu söyler.Delikanlı merak eder,kızın nasıl biriyle evlendiğini.Bir köşede beklemeye başlar,bir müddet sonra yaşlıca kel pekte hoş görünmeyen bir adamı yolcu eder kız kapıdan...Üstelik zengin bir adam da değildir.... Adam gittikten sonra delikanlı çalar kapıyı, kendini tanıtır. Sorar niye bu adamla evlendiğini kıza... Kız söylerim der ama bir koşulla.... Evin arkasında büyük bir gül bahçesine götürür delikanlıyı ve der ki:
Bu bahçenin en güzel gülünü bana getirirsen sana niye bu adamla evlendiğimi... Ama asla geri yürümek yok bahçede, arkana bakmak yok en güzel gülü istiyorum sadece... Memnuniyetle der delikanlı ve girer bahçeye....
Çok güzel sarı bir gül durmaktadır karşısında tam elini güle uzatmışken pembe bir gonca görür az ötede, ilerler... Ona uzanırken kadife kırmızı bir gül ilişir gözüne ilerde... Derken.....Birde bakar bahçenin sonuna gelmiş... Kıza verdiği söz gelir aklına..Geri dönmek yok... Ne yapsın..Mecburen bulduğu alelade,hatta solmaya yüz tutmuş bir gülü mahcup bir şekilde götürür kıza.... Kız gülümser gülü görünce..
''Bilmem aldın mı cevabını''der delikanlıya..... Hayat bu bahçede yürümeye benzer....
Yazar; Bilinmiyor
Allah razi olsun cok güzel kissalar
Bazi seyleri zamaninda düsünüp degerlendirmek gerekiyor
Allah razı olsun. dediğiniz gibi zamanında düşünmek çok önemli
http://www.bestimageupload.com/files/zjnjjyymnzxgqkhz2mzc.jpg
Zamanı Kullanma
Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar
düzenleniyor. İste bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen,
çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine:
* "Hadi, küçük bir sınav yapalım" demiş. Ve masanın üzerine kocaman bir
kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış,
dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş.
Kavanozda tas parçası için yer kalmayınca sormuş:
* "Kavanoz doldu mu?"
Sınıftaki herkes,
* "Evet, doldu" yanıtını vermiş.
* "Demek doldu ha" demiş hoca.
Hemen eğilip bir kova küçük çakıl tası çıkartmış, kavanozun tepesine
dokmuş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük tasların
sağına soluna yerleşmişler...
Yeniden sormuş öğrencilerine:
* "Kavanoz doldu mu?"
İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler,
* "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler.
* "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir
kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük tasların
arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dokmuş. Ve sormuş yeniden:
* "Kavanoz doldu mu?"
* "Hayır, dolmadı!" diye bağırmış öğrenciler. Yine
* "Aferin" demiş hoca.
Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış.
Sormuş:
* "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?"
Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış:
* "Su dersi çıkarttık. Günlük is programınız ne kadar dolu olursa
olsun, her zaman yeni isler için zaman bulabilirsiniz."
* "Hayır" demiş öğretmen. "Çıkartılması gereken asil ders su; Eğer büyük
tas parçalarını bastan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."
Ve tabii, herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş:
* "Hayatınızdaki büyük tas parçaları hangileri? Onları ilk iş olarak
kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup
büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz?"
Ya siz? Kaya parçalarına öncelik veriyor musunuz?
http://www.bestimageupload.com/files/zmibyndmizymzeyewmmo.jpg
5 Dakika Daha Baba
Güneşli bir gündü. Kadın parkta yanında oturan adama "Bakın,
salıncakta sallanan şu kırmızı kazaklı çocuk benim oğlum" dedi.
Adam gülümseyerek "Güzel bir oğlunuz var" dedi. "Diğer salıncaktaki
mavi kazaklı çocuk da benim oğlum"
Sonra saatine baktı ve "Heyyy, Todd, sanırım artık gitme zamanı" diye
seslendi oğluna.
Çocuk salıncakta yükselirken "Beş dakika daha baba, lütfen yalnızca
beş dakika daha" diye karşılık verdi babasına.
Adam başını "peki" anlamında sallayınca çocuk neşeyle sallanmaya devam
etti. Dakikalar sonra adam ayağa kalkarak tekrar seslendi oğluna "Todd,
artık gidelim mi, ne dersin?"
Çocuk yine gitmeye isteksiz "Ne olur baba, beş dakika daha, lütfen,
beş dakika daha" diye bağırdı babasına.
Adam" Tamam" deyince çocuk kahkahalar atarak sallanmaya devam etti.
Sonunda kadın dayanamadı ve sesinde gizli bir hayranlıkla "Ne kadar
sabırlı bir babasınız" dedi.
Adam gülümsedi kadına. "Sabır değil yaptığım bayan" dedi. "Büyük oğlum
Tommy 'yi geçen yıl burada sarhoş bir sürücünün çarpması sonucu kaybettim.
Buraya yakın yolda bisiklet sürüyordu. Tommy'e hiç yeterince zaman ayırmamıştım.
Oysa şimdi onunla beş dakika daha fazla birlikte olabilmek için her şeyi
yapardım. Todd'la ayni hatayı yapmayacağıma söz verdim kendi kendime..
O her "Beş dakika daha baba" dediği zaman, oyun oynamak için beş
dakika daha kazandığını düşünüyor, oysa işin gerçeği ne biliyor musunuz? Ben
onu oyun oynarken beş dakika daha fazla izleyebiliyorum, asıl kazanan benim"
http://resim.nurtopu.com/uploads/02a3450b21.jpg
Dert Ağacı
Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı.
Arabasının patlayan lastiği onun ise bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve simdi de eski püskü pikabı çalışmayı reddetmişti.
Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti.
Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu. Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve esine kocaman bir öpücük verdi. Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde; ağacın yanından geçerken merakîm daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum.
"O, benim dert ağacım," dedi.
"Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar, evime, eşime ve çocuklarıma ait değil.
Bunun için bu sorunları her aksam eve girerken o ağaca asıyorum.
Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz?
"Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını
görüyorum...."
~¤İsLaM¤~
01.04.2009, 13:53
:-046
Allah ve resulu razı olsun
hepsi birbirinden güzel hikayeler:-055
Ömer'ül Faruk
28.05.2009, 12:23
:-046
vBulletin v4.0.3, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.