MAHMUDHOCA
10.02.2007, 18:39
Ahmet henüz 7 yaşındaydı, Kemal Bey ve Fatma Hanımın tek çocuklarıydı. O yüzden Ahmet'e özel bir ilgi gösteriyorlar onu en güzel şekilde yetiştirmek istiyorlardı. Aile yaşantıları çok düzenli olan Kemal Bey ve Fatma Hanım'ın her hareketi küçük Ahmet tarafından tıpkı bir fotoğraf makinesi gibi kopya ediliyordu.
Kemal Bey ve Fatma Hanım birkaç yıldır hacca gitmek istiyorlardı, fakat tek
çocukları olan Ahmet küçük olduğu için gidişlerini erteliyorlardı. Ama içten içe o kutsal mekanları hep özlüyorlardı ve gidemedikleri için üzülüyorlardı. O sene yine Hac mevsimi yaklaşmıştı. Kemal Bey'in evinde hemen her gün konu döner, dolaşır Hacca gitmeye gelirdi. Bir ara Ahmet'i beraber götürelim diye kararlaştırdılar, sonra biz istediğimiz gibi ibadet edemeyiz diye vazgeçtiler. Evde bu kadar çok Kutsal mekanlardan bahsedilmesi küçük Ahmet'i etkiliyordu tabi ki.
Kemal Bey, Hacca gidecek arkadaşlarını evine misafirliğe çağırmıştı. Gelen misafirlerden hemen hepsi o kutsal mekanlardan bahsediyordu. Hatta birisi resimlerini bile getirmişti. Resimlerin altında neresi olduğuna ait bilgiler vardı. Ahmet resimleri alıp dakikalarca inceledi. Sanki hemen oraya gidecekmiş gibi özlemle bakıyordu.
Vakit geç olmuştu, misafirler gittikten sonra, annesi Fatma Hanım Ahmet'le
beraber odasına gidip Ahmet'i uyutmak istedi. Ahmet yatağa girince annesi “Haydi oğlum, iyi geceler” deyip kendi odasına gitti. Mukaddes beldelerden o kadar çok bahsedilir olmuştu ki, Ahmet sanki kendisini orada sanıyordu. Yatakta hâlâ akşamki konuşmaları tekrar ediyor ve resimler aklına geliyor, merakla oraları gerçekten görmek istiyordu. Yatarken o masum haliyle kalktı, oturdu, ellerini açıp;
“Allah'ım, annem ve babam Senin kutsal mekanların görmek istiyorlar, fakat benim yüzümden gidemiyorlar ne olur Allah'ım onları kabul et.” dedi ve uyudu.
Sabah evde en erken Ahmet kalkmıştı. Annesi ve babasını uyandırıp heyecanla bir rüya gördüğünü söyledi. Anne ve baba biraz şaşkındı. Oğullarını bu kadar heyecanlandıran rüya neydi acaba, merak edip Kemal bey oğlunu yanına aldı;
“Hadi oğlum, bize anlat bakalım gördüğün rüyanı” dedi.
Ahmet heyecanla;
“Babacığım rüyamda sen, ben ve annem hacca gidiyorduk.” dedi.
Bunu duyan anne-baba pür dikkat oğullarının ağzından çıkan kelimeleri ezberlercesine dinliyorlardı. Ahmet sanki hala oradaymış gibi heyecanla gördüğü rüyayı anlatmaya devam etti,
“Ben sizi Kâbe'ye götürüyorum, beraber Safa - Merve'de gidip geliyoruz, şeytan taşlıyoruz, Hıra Mağarasına çıkarıyoruz, sonra da Arafat'a gidiyoruz” dediğinde annesi ona sarılıp ağlamaya başladı.
“Ah canım oğlum benim bu ne güzel rüya böyle inşallah dediğin gibi olur
oğlum” deyince Ahmet;
“Anneciğim rüyam daha bitmedi ki!” dedi ve kaldığı yerden anlatmaya devam etti.
“Kabe'nin etrafını tavaf ederken Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yanımıza geldi, benim başımı okşadı ve bizimle beraber tavafa katıldı, sonra beni öptü, gitti.” dedi.
Fatma Hanım bu sefer hıçkırarak ağlıyordu eşine dönüp;
“Bunda bir hayır vardır. Bu sene hacca gitmemiz gerek” dedi. Kemal Bey de ağlıyordu ve aynı fikirde olduğunu söyleyip birde sürpriz yaptı, Ahmet de kendileriyle beraber gidecekti. Öyle ya kutlu haber Ahmet'ten gelmişti ve bunu fazlasıyla hak ediyordu.
Kemal Bey ve Fatma Hanım birkaç yıldır hacca gitmek istiyorlardı, fakat tek
çocukları olan Ahmet küçük olduğu için gidişlerini erteliyorlardı. Ama içten içe o kutsal mekanları hep özlüyorlardı ve gidemedikleri için üzülüyorlardı. O sene yine Hac mevsimi yaklaşmıştı. Kemal Bey'in evinde hemen her gün konu döner, dolaşır Hacca gitmeye gelirdi. Bir ara Ahmet'i beraber götürelim diye kararlaştırdılar, sonra biz istediğimiz gibi ibadet edemeyiz diye vazgeçtiler. Evde bu kadar çok Kutsal mekanlardan bahsedilmesi küçük Ahmet'i etkiliyordu tabi ki.
Kemal Bey, Hacca gidecek arkadaşlarını evine misafirliğe çağırmıştı. Gelen misafirlerden hemen hepsi o kutsal mekanlardan bahsediyordu. Hatta birisi resimlerini bile getirmişti. Resimlerin altında neresi olduğuna ait bilgiler vardı. Ahmet resimleri alıp dakikalarca inceledi. Sanki hemen oraya gidecekmiş gibi özlemle bakıyordu.
Vakit geç olmuştu, misafirler gittikten sonra, annesi Fatma Hanım Ahmet'le
beraber odasına gidip Ahmet'i uyutmak istedi. Ahmet yatağa girince annesi “Haydi oğlum, iyi geceler” deyip kendi odasına gitti. Mukaddes beldelerden o kadar çok bahsedilir olmuştu ki, Ahmet sanki kendisini orada sanıyordu. Yatakta hâlâ akşamki konuşmaları tekrar ediyor ve resimler aklına geliyor, merakla oraları gerçekten görmek istiyordu. Yatarken o masum haliyle kalktı, oturdu, ellerini açıp;
“Allah'ım, annem ve babam Senin kutsal mekanların görmek istiyorlar, fakat benim yüzümden gidemiyorlar ne olur Allah'ım onları kabul et.” dedi ve uyudu.
Sabah evde en erken Ahmet kalkmıştı. Annesi ve babasını uyandırıp heyecanla bir rüya gördüğünü söyledi. Anne ve baba biraz şaşkındı. Oğullarını bu kadar heyecanlandıran rüya neydi acaba, merak edip Kemal bey oğlunu yanına aldı;
“Hadi oğlum, bize anlat bakalım gördüğün rüyanı” dedi.
Ahmet heyecanla;
“Babacığım rüyamda sen, ben ve annem hacca gidiyorduk.” dedi.
Bunu duyan anne-baba pür dikkat oğullarının ağzından çıkan kelimeleri ezberlercesine dinliyorlardı. Ahmet sanki hala oradaymış gibi heyecanla gördüğü rüyayı anlatmaya devam etti,
“Ben sizi Kâbe'ye götürüyorum, beraber Safa - Merve'de gidip geliyoruz, şeytan taşlıyoruz, Hıra Mağarasına çıkarıyoruz, sonra da Arafat'a gidiyoruz” dediğinde annesi ona sarılıp ağlamaya başladı.
“Ah canım oğlum benim bu ne güzel rüya böyle inşallah dediğin gibi olur
oğlum” deyince Ahmet;
“Anneciğim rüyam daha bitmedi ki!” dedi ve kaldığı yerden anlatmaya devam etti.
“Kabe'nin etrafını tavaf ederken Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yanımıza geldi, benim başımı okşadı ve bizimle beraber tavafa katıldı, sonra beni öptü, gitti.” dedi.
Fatma Hanım bu sefer hıçkırarak ağlıyordu eşine dönüp;
“Bunda bir hayır vardır. Bu sene hacca gitmemiz gerek” dedi. Kemal Bey de ağlıyordu ve aynı fikirde olduğunu söyleyip birde sürpriz yaptı, Ahmet de kendileriyle beraber gidecekti. Öyle ya kutlu haber Ahmet'ten gelmişti ve bunu fazlasıyla hak ediyordu.