PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ebu'l Hasen-İ Harkanİ (k.s.)



MAHMUDHOCA
12.02.2007, 20:47
Şekil ve Şemaili:

Uzun boylu, güzel yüzlü, alnı geniş, gözleri irice olup, kumral renkli idi. Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh)'e çok benzerdi. Zamanında eşsiz bir insandı. Muhakkık idi, Kutbuz-zaman, Gavsüddevran idi. Hemen herkese yön veren bir zattı. O’nun zamanında her yandan akın akın ziyaretine gelirlerdi.



Esas adı; Ali B. Cafer, künyesi; Ebu Hasen-i Harkani'dir. Iran'da Bistam'a yakın olan Harkan'da dünyaya gelmiştir.



Tasavvufta bağlılığı, Sultan' ül Arifin Bayezid-i Bistami'ye dir. Sülukta terbiyesi ise; Şeyh Bayezid'in ruhaniyetinden olmuştur. Çünkü doğumu nice sene sonra olmuştur.



Ebu'l Hasen-i Harkani zuhur ettiği zaman, Bayezid'i rüyasında gördüğünü ve irşadına mazhar olup feyzine müstağrak bulunduğunu söyledi. Oniki sene Harkan'dan, Bistam'a mürşidinin türbesini ziyaret için geldi. Her ziyarete gelişinde yolda Kur'an-ı Kerim'i hatm ederdi. Kabre hürmetle yaklaşır, vazifelerini yapar ve şöyle dua ederdi;



"Ey Bari Hüda! Bayezid (Kuddise Sirruhu)'e ihsan etmiş olduğun ilmi hikmetten, giydirdiğin libas-ı marifetten bir nasip de izzet ve celalin için Ebu-l Hasen kuluna da ihsan eyle!............... diye tazarru ve niyazda bulunurdu. Ve ziyareti bitirip türbesinden ayrılırken bir kere olsun arkasını dönmemiş idi. Yüzü hep türbeye dönük ayrılırdı.



O’na ait kelamlardan, menkıbelerden istifade etti. Ilmini, irfanını artırdı. Ali makamlara yükseldi. Zamanın kutbu oldu. Oniki senelik hizmetin sonunda Bayezid (Kuddise Sirruhu)'in manevi işareti ile irşada mezun, tarikatı yaymaya memur oldu.



Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu) daha dünyaya gelmeden önce, Bayezid-i Bistami (Kuddise Sirruhu) her sene bir defa, Dıhistan' da şehitlerin kabirlerinin bulunduğu kum tepeyi ziyarete giderdi. Harkan'dan geçerken durur ve havayı koklardı. Bunun hikmeti sorulunca derdi ki; "Bu kasabadan öyle birisinin kokusu geliyor ki, yıllar sonra bir er zuhur edecek, ulvi, evsaf ve makamata sahip olup zamanın kutbu olacaktır" derdi.



Sabrı, sebatı, keşfi, kerameti dillere destandır.

Bir gün Ebu Ali Ibn-i Sina, Harkan'a uğramış, gelmişken Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu)'yi de ziyaret etmeyi arzu etmişlerdi. Evine uğradı, yoktu. Lakin hırçın bir kadın olan ailesi, kocası Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu) hakkında yersiz şeyler söyledi. Kocasının büyüklüğünden haberi yok. "Bu adamda ne buluyorsunuz da ziyarete geliyorsunuz? Başka adam mı kalmadı ziyaret edecek?" diye birde azarladı. Malumdur ki; mum dibine ışık vermez. Belkide bir alimden en az istifade eden yakınlarıdır. Allahü Alem...



Ibn-i Sina bu duruma şaşırdı ise de, hüsn-ü zan'nını bozmadı ve O’nun odun kesmeye ormana gittiğini öğrendi. Ormana doğru giderken, bir de ne görsün. Aman Allah'ım!



Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu), bir arslana odun yüklemiş, elindeki yılanıda kırbaç gibi şaklatıyor. Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu) yekten Ibn-i Sina'ya dedi ki; "Biz evdeki canavara sabrettik, Hazreti Allah (Celle Celalühü)'da dağdaki canavarı emrimize verdi."



Sultan Mahmud Gaznevi, Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu)'yi ziyaret etmiş ve kendisine hürmet etmiş, iltifatlarda bulunmuş ve dua istemiştir.



Sultan Mahmud Gaznevi, tüm Asya'ya hakim olduğu zamanda Harkan şehrine yakın gelmişti. O’nun namını, şöhretini, büyüklüğünü duyunca; bizzat ayağına kadar giderek ziyaret etmişti. Bu arada Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu)'ye sordu;

-"Bayezid-i Bistami (Kuddise Sirruhu) nasıl bir zattı?"

-"Bayezid-i Bistami (Kuddise Sirruhu) öyle kamil bir veli, öyle büyük bir zat idi ki, O’nu görenler hidayete kavuşurdu."



Tabii Sultan Mahmud bu cevabı beğenmedi ve dedi;

-"Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'i Ebu Cehiller, Ebu Lehebler nice kereler gördüler de, hidayete gelmediler. Oysa sen, Bayezid'i gören hidayete erer diyorsun. Peki O, Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'dan daha mı yüksektir?" (Haşa)



Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu) dedi ki;

-"Ebu Cehiller ve Ebu Lehebler asla Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'i, O nuru, O Güzeller Güzeli’ni görmediler!... Onlar; Mekke'de kuru ekmek yiyen bir kadının yetimini gördüler. O gözle baktılar. Bir Ebu Bekir (Radıyallahu Anh), bir Ömer (Radıyallahu Anh) gibi baksaydılar, ne büyük bir insan olurlardı."



Sultan Mahmud Han bu cevaba hayran kaldı.

Hazretin himmeti ali, nefesi keskin, şifası müreccebti.

Hayatında ve mematında kendisinden bahsedildikçe himmeti erişir, tesiri görünür bir Allah dostudur.



Demiştir ki: "Kalblerin en nurlusu, içinde mahluk tasası olmayandır. Nimetlerin en hayırlısı, çalışarak kazanılandır. Arkadaşların en hayırlısı Allah-ü Teala'yı hatırlatandır.



Yine demiştir ki; "Siz Allah (Celle Celalühü) derken, kendisi başka bir söz eden kimse ile kesin olarak sohbet etmeyiniz."



Kendisine sordular; Ihlas ve riya nedir?

-"Allah-ü Teala (Celle Celalühü) için yaptığın herşey ihlastır. Halk için yaptığın herşey ise riyadır."



Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu) vefatı yaklaştığında, "Kabrimi derin kazın, zira yatacağım yer mürşidim Bayezid-i Bistami (Kuddise Sirruhu)'nin cism-i pak'inden yukarda olursa edepsizlik olur" buyurmuş, kendi cesedi şerifi’nin aşağıda olmasını vasiyet etmiştir. Işte o gece Harkan'da vefat etmiştir.



Her kim Kabri Şerifi’nin üzerine elini sürerek, Cenab-ı Hak'tan maksadının hasıl olmasını istese, Allah (Celle Celalühu)'ın izni ile duasının kabul edildiği çok kere görülmüştür.



Bir rivayete göre, Kars'ın Fethine katılmış ve kale önlerinde şehit düşmüştür. Kabrinin bulunmasıyla ilgili olarak Evliya Çelebi Seyahatname'sinde bir rivayeti şöyle nakletmektedir.



"Kars kalesi Osmanlılar tarafından 3. Murad devrinde geri alınınca, kale tamiratı Lala Mustafa Paşa'ya verilmişti. Tamirat yapılırken, asker içerisinde bulunan Hafız Osman isimli fazilet sahibi, hal ehli bir er rüyasında Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu)'yi gördü. O’na; "Oğlum, Paşa’na haber et de, kabrimi açığa çıkarsın, okunacak Fatihalardan nasipdar olayım" dedi.



Fakat cesaret edip paşaya söyleyemedi. Ertesi gece Hafız Osman, aynı rüyayı tekrar gördü. Yine cesaret edemeyince, üçüncü gece Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu) tekrar rüyasında tebessümle dedi ki;



"Yavrum Hafız Osman! Bu gördüklerin sadık rüyalardır. Şimdi sana yerimi de tarif edeceğim. Cesaretsizlik edip sakın paşana söylememezlik etmeyesin. Şimdi beni dikkatlice dinle, tarif ediyorum. Yarın da paşaya çık ve durumu anlat" diyerek bulunduğu yeri nişanlarıyla söyledi ve sandukasını çıkarıp nereye gömmeleri gerektiğini de inceden inceye tarif etti. Başucuna da bir cami yapmalarını vasiyet etti. Hafız Osman ertesi gün, ayan beyan gördüğü bu rüyasını paşaya heyecanla anlattı. Paşa bunu dinledikten sonra bu askerini kucakladı ve "Ey evladım! Demek bu rüyayı sen de gördün. Ben bu hususu defalarca rüyamda gördüm. Lakin senin gibi tafsilatlı görmediğim için tereddüt ve endişelerim vardı. Şimdi tereddüt kalmadı" dedi.



Hemen askerlere emir verdi. Rüyada tarif edilen yere geldiler. Kazı tamamlanıp tabut çıkınca, ulemanın müsaadesiyle açtılar ki, ne görsünler!



Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu) Hazretleri’nin cesedi hiç bozulmamış, arkasındaki yaş hırka bile henüz çürümemişti. Hatta savaş esnasında yaralanan sağ bacağı ile sol koluna bağlanan çaputtan hala kan damlamaktaydı. Etrafa çok hoş kokular yayılmıştı. Bu durum, 3.Mahmud'a bildirildi. Sultan derhal oraya bir türbe ile yanına cami yapılmasını emretti."



Çok kere Yatsı Namazı ile Sabah Namazını kılan Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu), şeyhinin kabrini ziyarette bulunduğu müddetçe Bayezid-i Bistami (Kuddise Sirruhu)'nin manevi emri ile Fatiha'dan başlayarak Kur'an-ı Azimüşşan'ı tefsir ederek hatm etmiş, zahir ve batın ilimlerin cümlesinin kapıları kendisine açılmıştır.



Silsile'de emaneti Bayezid-i Bistami (Kuddise Sirruhu)'den manen devralmıştır. "Zat-ı Pak" diye anılan Ebu Hasen-i Harkani (Kuddise Sirruhu)'nin asıl türbesi Harkan'da bulunmaktadır.

ZeVRaK
12.02.2007, 21:55
EBÛ'L HASENİ'L-HARKÂNÎ HAZRETLERİ (K.S.)'NDEN


"Ömrüme bakınca yetmiş üç senelik ibâdetlerimin hepsini bir saatlik kadar kısa,
günâhlarıma bakınca da, onları Nûh âleyhisselâmın ömrü kadar uzun gördüm.
Dünya, peşinden koştuğun müddetçe senin âmirindir. Ama ondan yüz çevirince de,

sen onun âmiri olursun.

Allâhü Teâlâ, her şeye kâdir olduğu için, sebepsiz olarak da rızık verir.
Fakat yine de sebeplere yapıştıktan sonra tevekkül etmelidir.
Nitekim hadîs-i şerîfte 'Deveni bağla, sonra tevekkül et.' buyurulmuştur."

Artemistr
22.12.2008, 16:25
:-046Emeğinize sağlık,Paylaşım için sağolun

kalender
22.12.2008, 19:28
Bir kafiledeki insanlar, Ebu'l-Hasan Harkani Hazretlerinin huzuruna gelip
(-Yollar tehlikelidir. Bize bir dua öğretiniz.) dediler. Oda buyurdu:
(-O zaman Ebu'l-Hasanı hatırınıza getiriniz.) dedi. Ama bu cevabı kafiledekiler beğenmedi.
Yolda eşkiya önlerine çıktı, hepsinin mallarını aldı. Sadece birinin mallarını almadılar. Bu hale arkadaşları şaşırdı ve o kişiye sordular. O da;
(-Ebu'l-Hasan-ı Harkaniyi hatırladım.) cevabını aldılar. Gelip durumu Ebu'l-Hasan Hazretlerine anlattılar ve
(-Biz Allahtan yardım istedik, eşkiyalar bizi soydu. Fakat seni hatırlayıp, senden yardım isteyen şu arkadaş kurtuldu. Bunun hikmeti nedir ? ) diye sordular.
(-O arkadaşınızı kurtaran, Allahü Tealadır. Günahkar ağızdan çıkan duayı Cenabı Hak kabul etmez. Bunun için ,siz Allaha yalvardığınız zaman, duanız kabul olmadı. Bu arkadaşınız beni hatırlayıp imdat isteyince, ben de Rabbime dua ettim. ''Ya Rabbi! Şu kulunu içinde bulunduğu beladan kurtar'' dedim. Rabbim, benim duamı kabul ettiği için, o arkadaşınız kurtuldu.) dedi. http://sunucu5.kucukresim.com/uploads/ht47210f.gif (http://www.kucukresim.com)