PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İki Mühim Nokta: Niyet ve Yol...



MAHMUDHOCA
16.02.2007, 21:27
Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah'a, salât ve selâm resullerin en şereflisi olan Efendimiz ve Mevlâmız Hz. Muhammed'e olsun. Ya rabbi, seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederiz. Bizler, senin bize öğrettiğinden başka bir şey bilmeyiz. Sen ise her şeyi bilen ve hikmet sahibi olansın.

Böyle mübarek gecede ve bu güzel mecliste Allah-u Teala'dan diliyoruz ki, bize verdiği fazlını, lutfettiği yardımlarını dâim kılsın ve amellerimizde ihlası eksik etmesin. Çünkü ihlas, kabul kapısıdır. Sonra yine Allah Subhânehû ve Teâlâ'dan kendi adımıza ve sizler adına ister ve talep ederiz ki; hayır ve bereket olarak sevdiği ve dilediği herşeyi bizlere nasib etsin.

Bundan sonra, burada, bu mübarek şehirde gördüğümüz ve şahid olduğumuz kardeşlik, muhabbet, meveddet, ziyaretleşmeler ve gayretlerden duyduğumuz sevinç ve surûru belirmek isteriz. Buraya ilk defa gelişimizde, ikinci defa ve nihayet bu üçüncü gelişimizde, Allah'a şükürler olsun ki bu sevincimiz ve mutluluğumuz daha da artıyor. Her gelişimizde, Allah'ın sizlere vermiş olduğu hayır ve faziletin daha da arttığına şahid oluyor, sizlerin de bu yolda ilerlediğinizi görüyoruz. Bu da elbette büyük bir nimettir ve inşaallah yaptığınız amellerin Allah katında makbul ve Allah için olduğunun alametidir.

Hakikat o ki, eğer ameller sıdk ve ihlas ile te'yîd edilir ve desteklenirse, hayır, bereket ve fetih kapıları kişi için her işte sonuna kadar açılır. Kişiyi amelindeki sıdk ve ihlâsı yükseltir, zorlukları kolaylaştırır. Sahih ve meşhur bir Hadîs-i Şerîfte geldiği üzere, Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Muhakkak ki ameller niyetlere göredir. Kişi için ancak niyet ettiğinin karşılığı vardır..."

Dikkat edecek olursak, amellerin hepsi zahiren, şekil ve sûret olarak aynıdır. Ancak ameller, kişinin Allah ile olan irtibatı, ihlas ve samimiyeti nisbetinde ve kişinin sırrına, nuruna ve bereketine göre değişiklik arzederler. Meselâ birçok kişi aynı namaz için, aynı safta ve aynı imam arkasında namaza duruyor... Fakat, birinin kazancı ayrı, diğerinin kazancı ayrı ve diğerlerinin kazancı ayrıdır. Bazıları da diğerlerinden daha fazla şey elde edebilir. Bunun bir örneği de şöyledir; meselâ insanlar yemek yemek için bir sofraya otururlar. Yedikleri yemek ve oturdukları yer aynıdır. Hepsi de yemeğe aynı kolaylıkla ulaşabilirler. Fakat bu kişilerden her biri, midesinin alabileceği kadar yer. Herkes, ancak isti'dâdı kadar faydalanır. Örneğin birinin midesi büyüktür, o daha çok yer, diğerinin daha küçük ise, o da ancak o kadar yiyebilir. Kimisi de vardır midesi büyüktür; fakat rejim yaptığı için fazla yiyemez; diğer taraftan birinin de midesi küçük olduğu halde çok yer ve mide fesâdına uğrar.

Bu örnekler zahiri yiyecekler için verildi. Bir de insanın faydalanabileceği rûhî gıdalar vardır ki, orada da durum aynen böyledir. Aynı namaz için, aynı imam ardından namaza duran kişilerin kazandıkları da aynı değildir. Manevî yolda elde edilen bereket, marifet, sır, nefha ve zevk için de durum aynıdır. Herkesin kazancı birbirinden farklıdır. O yüzden aynı saf, aynı namaz ve aynı imam arkasında kılınan namazın kazancının da farklı olması, kişilerin maksatlarının birbirinden farklı olmasındandır. Aynı zahirî yiyeceklerde olduğu gibi burada da sonuç benzerdir. Kişiler, kılınan namazdan kalb ve ruhlarının isti'dâdı kadar, taşıyabilecekleri kadar istifâde ederler. İşte bütün bunlar, ancak ve ancak ihlas ve sadâkate bağlıdır. Namaz ancak Allah için olmalıdır, onda bir riyâ olmamalı, insanların "şu ne güzel namaz kılıyor" demesi için namaz kılınmamalıdır. Ayrıca, namazda muhabbet olmalı, kişi babasından veya başkasından korktuğu için kılmamalı. Buradaki korku iki kısımdır; "hayâdan dolayı korku ve cezalandırılmaktan dolayı korku".

Her kim ki namazında noksan istemez ve kemâlatı ararsa, namazında doğru ve ihlaslı olmalı ve ne insanlardan utanmalı ve ne de onlardan gelebilecek bir cezadan korkmalıdır. Yani namazı, babasından veya büyük abisinden korkan, onların kızmasından veya dövmesinden çekinen bir çocuğun namazı gibi olmamalı. Ya da kişi yetişkin birisidir; ancak etrafındaki insanların kendisini kınamasından çekindiği için namaz kılıyordur. Böyle de olmamalıdır. Ne başına gelecek bir cezadan ne de kınanmaktan korkmalıdır. Namaz öyle olmalı ki; kişi bu iki endişeden de uzak bir şekilde, sadece Allah Teâlâ'dan çekinerek, ihlas ve sıdk ile O'nun rızası için kılmalıdır.

Bu sadece namaz için değil elbette... Oruçta, verilen sadakada, yapılan bir iyilikte ve her türlü salih amelde de durum aynıdır. Aynı şey özellikle zikirde ve tarikatte de geçerlidir. Bir kişi gelir bir tarikata girer ve bir şeyhe, mürebbîye ve mürşide intisâb eder, bağlanır. Bunu yaparken ne insanlardan bir korkusu vardır, ne de onların tenkîdinden çekiniyordur. Bu konuda üstâd da aynı şekilde hareket etmelidir. Ona gereken, talebeleriyle sadece Allah rızası için birlikte olması ve onlarla birlikte aynı yolda yürümesidir. O'nun maksadı ve hedefi kibirlenmek, insanları kendi etrafında toplamak veya talebelerinin sayısını artırmak olmamalıdır. Üstâd, yaptığı herşeyi sadece Allah'ın vechi ve rızası için yapmalıdır. Talebeleriyle birlikte Allah'ın yolunda gitmlidir.

Üstâd, bütün bunları yaparken tam bir inanışla bilmelidir ki; bizler gerek talebe gerek üstâd olalım hepimiz, Allahu Teâlâ'ya karşı fakir ve muhtacız. İstediğimiz tek şey, ancak onun rızasıdır. Ve yine bilmelidir ki, hepimiz, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Hamd sancağının gölgesindeyiz, O'nun muhabbetiyle toplanmaktayız ve O'nun şefaatine muhtacız. Allah'u Teala'dan dileğimiz, Peygamber Efendimiz'in (S.A.V.) de bizden razı olmasıdır. Üstâd, yine yakîn bir itikâd ile bilmelidir ki; müslümanların hepsi bizim kardeşlerimizdir. Şu veya bu mezhepten olması fark etmez. Şu veya bu tarikatte olması, şu veya bu şeyhe bağlı olması da önemli olmamalı. Bizim maksadımız, sadece ve sadece Allah'ın rızası ve vechi olmalıdır. Maksat, Allah yolunda mesâfe kat' etmek ve kalbimizi temizleyip tasfiye etmek olmalıdır. Maksat, mevlâmız olan Allah'a vâsıl olmak olmalıdır. Allahu Teala'nın razı olduğu bir kul ve Resullullah'ın râzı olduğu bir ümmet olmak olmalıdır.

Öyleyse maksat aynı, hedef aynı... Herkes Allah'a ulaşmak için gayret ediyor. Kimisi şu kapıdan, kimisi bu kapıdan gidiyor. Aynı Kâbe'de olduğu gibi. Kâbe'ye de istersen şu kapıdan girersin, istersen diğer kapıdan girersin. Evet bazı kapılar vardır ki, girer girmez doğrudan Kâbe'ye ulaşırsın, bir diğeri belki bir miktar daha uzaktır. Başka kapılar da vardır ki, o kapıdan sonra başka kapılardan da geçmen gerekir... Ancak hepsinde de maksat aynıdır. Burada Kâbe'ye ulaşmak hedefse, aynı şekilde Allah'a ulaşmak, Allah ve Resulü'nün rızasına kavuşmak, kalbi ve ruhu tasfiye etmek ve dine sarılmak da birer hedeftir. Bazı şairlerin beyitlerinde sözledikleri gibi:

"Onların tasvirleri birbirinden farklıdır; senin güzelliğin ise tektir,
Ancak tabirlerin hepsi de aynı güzelliğe işaret ederler"

Bazı tasavvuf ehli arifler de şöyle söylemişlerdir: "Tarikatlerin (Allah'a ulaştıracak yolların) sayısı, insanların nefesleri adedi kadardır". Burada maksat, iki önemli ve zor meseleyi bir araya getirmektir. Birincisi, kişinin matlûbunun ve hedefinin doğruluğu ve sıhhatidir, yani neyi talep ettiğidir. İkincisi ise, bu hedefe götürecek olan yoldur. O halde elimizde bir hedef var, bir de yol... Eğer hedef güzel, hayırlı ve mübarek ise o zaman bu iki önemli rükünden birini tamamlamış oluruz. Bir de yolumuz vardı. Peki bu yol nasıl olmalıdır? Yol, öyle olmalı ki, ancak İslâm Şeriatı (Allah'ın hükümleri) üzerine binâ edilmiş olsun. Öyleyse, kişinin maksudu, hedefi doğru olsa; fakat yolundan şüpheler bulunsa, bize göre makbul değildir. Diğer taraftan, yol gayet düzgün fakat hedef yanlışsa onun da bir netice elde etmesi mümkün değildir, o da makbul değildir. Bize düşen bu iki meseleyi bir araya getirmektir. Hem hedef, hem de yol sahih olmalıdır. Hedefin düzgün olanını bizlere ihlas gösterir. Çünkü sahih bir maksut, ancak ihlâsa rücû eder. İhlas da Allah'ın rızasını dilemendir.

Bu sözlerimiz hepimiz içindir, hepimiz bunda müşterekiz. Talebesi de üstâdı da aynı şekilde mükelleftir. Talebenin de üstâdın da maksadının sahih olması gerekir. Eğer niyet ve hedef sahih değilse, kişinin amelleri batıldır... Bir mürid amelinde sadık olmazsa, yalancı konumuna düşer. Yalancılar da asla Allahu Teâlâ'ya ulaşamazlar. Şeyh, üstâd ve mürşit te bunda müşterektir. Onun maksadı sahih ise, riyâ, hased, buğuzdan uzak ise, insanların etrafında toplanmasını temin etmek, harikulade hallere sahip olmak veya bazı dünyevi menfaatlere kavuşmak değilse (O zaman maksat doğrudur)... Ki bugün malesef bazı kimseler tarikata bunun için giriyorlar. Evratları ve tesbihatları alıp cinler, şeytanlar ve ruhlarla ilişki kurmaya, keramet ve harikulade hallere ulaşmaya çalışıyorlar. Bunların hepsi de tarikatın dışında şeylerdir.

Buraya kadar yolu anlatmaya çalıştık, peki gidilecek yol nerede..? Dediğimiz gibi, yolun da sahih olması gerekirdi. Öyleyse bu doğruluğu ölçmek için de bir mizâna ihtiyacımız var. Bunun ölçüsü nedir? Bu mizan Şeriattir. Şeriatın razı olmadığı ve doğrulamadığı, İslâm'a muhalif olan her yol merdûdtur. Maksadı, hedefi ne kadar doğru dahi olsa, İslâm'ın doğrulamadığı hiç bir yol makbul değildir. Hiçbir kıymeti ve itibarı yoktur.

Bizler, İslam âleminde bir çok beldede, Mısır'da, Şam'da, Yemen'de, Fas'da ve başka bir çok yerde tasavvufa intisâb etmiş veya Allah için bir yol tutmuş kimseler görüyoruz. Onlar niyetlerinin ve maksatlarının iyi olduğunu söylüyorlar. Lâkin, gittikleri yolda eksiklikler var. İslâm'a uygun olmayan bazı davranışları var. Meselâ, kadınlarla erkekler karışık vaziyette meclisler düzenliyorlar, diğer taraftan dine muhalif fetvalar verebiliyorlar veya şüpheli şeylerle uğraşıyorlar. Halbuki Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz helal bellidir; haram da bellidir. Bunların dışında bazı şüpheli şeyler vardır. Bunları insanların bir çokları bilmezler. Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa dinini ve ırzını korumuş..."

Bizler, Allah-u Teâlâ'dan niyetimizi, maksûdumuzu ve yolumuzu düzeltmesini diliyoruz. Bütün bunları da ancak kendi rızası için ve razı olduğu İslam'a uygun bir şekilde yapmayı nasip etmesini niyâz ediyoruz.
Bi sırri'l Fatiha...

arzuhalim
14.02.2010, 22:48
:-046