PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Allah birine harp ilan etti mi?



MAHMUDHOCA
16.02.2007, 22:36
Her kim Allah–u Teala'nın bir dostuna, veli kuluma eziyet, zulüm ve düşmanlık ederse, Allah–u Teala o kimseye karşı harp ilan eder. Allah–u Teala Hazretleri bir insana harp ilan etti mi onun hali nice olur?

Musa Aleyhisselam'ın, Kur'an'ı kerimde zikredilen, İsrailoğulları ile mücadelesinde müminler için bir çok hikmetler bulunmaktadır.


Firavun, Musa Aleyhisselam'ın asasını yere bırakıp sonra da asanın yılan olduğunu gördüğünde çok korkmuştu. Bu olaydan sonra, Firavun, Musa Aleyhisselam'ı, ne yakalamak, ne hapsetmek, ne de ona taarruzda bulunmak istemişti. Ne var ki kavmi Musa Aleyhisselam'ı cezalandırması için Firavunu sıkıştırdı. Bu konuda ayet–i celile de bildirildiği üzere, Firavunu tahrik ettiler, kışkırttılar.


"Andolsun, iki yüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirde kötü haber yayanlar (bu hallerinden) vazgeçmezlerse, seni onlara musallat ederiz (onlarla savaşmanı ve onları şehirden sürüp çıkarmanı sana emrederiz); sonra orada, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler." (33/60)


"Hepsi de lanetlenmiş olarak nerede ele geçirilirse, yakalanır ve mutlaka öldürülürler." (33/61)
"Allah'ın önceden geçenler hakkındaki kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsınız." (33/62)


Allah–u Teala'ya ve O'nun dostlarına sataşma, çatma, onlarla uğraşma... Eğer Allah–u Teala ve O'nun dostlarıyla uğraşırsan hem bu dünyada hemde ahiret hayatında belanı bulursun. Bir hadis–i Kudsi'de şöyle buyurulmaktadır:


"Her kim benim bir veli kuluma düşmanlık ederse, ben ona harp ilan ederim." Allah–u Teala Hazretleri bir insana harp ilan etti mi onun hali ne olur? Allah ,Teala hazretleri bir kimseye harb ilan ettiğinde o kimsenin halinin ne olacağını ve nasıl bir bela ile karşı karşıya kalacağını şu ayet–i kerime bize haber veriyor:


"Göklerin ve yerin bütün orduları Allah'ındır. Allah Aziz (her şeye galip)dir, Hakim (hikmet sahibi)dir." (48/7)


Mevla'nın dostlarının, Mevla katında o kadar değerleri var ki, Mevla'nın bir dostunun başına bir sıkıntı, bir saldırı geldiği zaman, göğün ve yerin ordularını düşmanının üzerine indirir. Ne dehşetli bir durum değil mi? Demek ki bir insanın Allah–u Teala ile arası bozulursa, bütün kainatla arası bozulmuş demektir.


Musa Aleyhisselam Allah–u Teala'nın dostu, peygamberi, hiç dostunun üzülmesine, dostuna düşmanlık yapılmasına rıza gösterir mi? Firavun gördüğü manzara karşısında duraklar, hatta geri adım atmak istemişti fakat çevresinde bulunan kavminin ulu kişileri, Firavunu Musa Aleyhisselam'a karşı tahrik ettiler, kışkırtılar.

Allah dostunu
yalnız bırakmaz
Firavunun adamları, Musa Aleyhisselam'a eziyet etmesi için Firavunu kışkırtıyor, bir sürü yalan yanlış iftira ile Musa Aleyhisselam'ı karalamaya çalışıyorlardı. Musa Aleyhisselam'ı eğer serbest bırakacak olurlarsa, kendileri hakkında fitne, fesat çıkaracağını bunun kendilerini çok zor duruma düşüreceklerini söylüyorlardı.


Musa Aleyhisselam ve kavminin haksız, kendilerinin son derece haklı olduklarını her fırsatta dile getiriyorlardı. Oysa durum onların anlattıklarının tam tersi idi.


O gün Musa Aleyhisselam'a ve ona inananlara atılan iftiralar ve yapılan yakıştırmaları bugünde görmekteyiz. O gün müminlerin halini beğenmeyenler, inananları , gericilik ve yobazlıkla suçluyorlardı, bugünde durum o günden çok farklı gözükmemekte, müminler aynı suçlamalarla karşı karşıya kalmaktadırlar.


Bugün inançsız, dine karşı olanların yaptıkları çıkışlar, Firavunun zamanı ile benzerlik taşımaktadır. Bugünkülerde o gün olduğu gibi, müminlerin halini beğenmeyip, müminleri gericilik ve yobazlıkla suçluyorlardı. Halbuki bilmiyorlar ki:
"Söz konuşanın sıfatıdır."
Musa Aleyhisselam dünyaya gelemden önce, Firavun kavminden doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini, bir tekinin dahi sağ bırakılmamam kararının almıştı. Kızların öldürülmesi kararı alınmamıştı, buradan yanlış bir fıkır çıkmasın, zannetmeyin ki kadınlara olan saygısından veya sevgisinden böyle bir karar almadı. O sadece kadınları kendisine bir zarar verici olarak görmediğinden, doğacak kızları bu infazın dışında tuttu.


Zavallı, akılsız Firavun, o beğenmediği, bir tehlike görmediğin kadınlardan niceleri çıkmıştır ki, senin ve senin gibilerinin saltanatlarını salladılar, yıktılar.


Yakın çevresinin tahrik ve kışkırtması ile Firavun ve adamları bir karar alırlar. Bu aldıkları kararı bir başka ayet–i kerime şöyle bildirmektedir:
"Firavun: Bırakın beni, dedi. Musa'yı öldüreyim; Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum." (40/26)


Musa Aleyhisselam onların dinini bozacakmış, yeryüzünde fesat çıkaracakmış... Firavunun bu sözlerine karşı Musa Aleyhisselam dedi ki:
"Musa şöyle dedi: "Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizinde Rabbinize sığınırım, dedi."(40/27)


Allah–u Teala'nın has kullarına kötülük yapmanın temelinde inançsızlık yatmaktadır. Allah dostlarına yapılan zulüm, suikast ve bunun gibi sapıklıklar genellikle Allah'a ve ahiret gününe inanmayanlar tarafından yapılmıştır. Bunları yapan her zorbanın sonu hem bu dünyada hemde ebedi hayatta hüsrandır.


Firavun ve çevresi kararlar alıp, Musa Aleyhisselam'a taarruza planladıkları bir sırada ve Musa Aleyhisselam'da vazifesinin gereğini yapmaya çalıştığı zamanda Firavunun adamlarının arasından bir ses yükselir. Ayet–i celile de şöyle buyrulmaktadır:


"Firavunun ailesinden olup, imanını gizleyen bir mümin adam şöyle dedi:


Siz bir adamı "Rabbim Allah'tır" diyor, diye öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirmiştir. Eğer o yalancı ise yalanı kendisinedir. Eğer doğru söylüyorsa sizi tehdit ettiğinin, bir kısmı olsun gelip size çatar. Şüphesiz Allah, haddi aşan, yalancı kimseyi doğru yola eriştirmez." (40/28)


Bu iman ehl–i zata bu kadarla kalmaz ve şöyle devam eder:
"Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı, geçici bir eğlencedir. Ama ahiret, gerçekten kalınacak yurttur." (40/39)


İşte gerçek mümin olanın vaazu nasıhatı böyle olmalıdır. Bu dünya dar'ul firar, ahiret ise dar'ul karar. Bu dünyanın bir çok ismi vardır; dar'ul firar, dar'ul gurur, dar'ul bela...

Allah dilediği kulunu

dünyaya varis kılar
Bir ibarede şöyle denilir:
"Az çoğa delalet eder.
Bir damla büyük denizden haber verir."
Firavunun aldığı kararları duyan israiloğulları korkuya kapılarak soluğu Musa Aleyhisselam'ın yanında aldılar. Firavun ve adamlarının faaliyetleri hakkında duyduklarını Musa Aleyhisselam'a anlatınca, oda onlara şöyle bir nasıhatte bulundu:


"Musa kavmine dedi ki:"Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona varis kılar. Sonunda kurtuluş muttakiler içindir, dedi." (7/128)


İşte büyük adamların halı, nasıl konuşuyorlar görüyor musunuz? Firavunda kim? Bize hiçbir şey yapamaz, Firavunun ordularını perişan ederiz, şöyle yaparız böyle yaparız demiyor. Ya ne yapıyor? Her şeyi Allah'a bırakıyor, Allah nasıl dilerse öyle olur diyor, Allah'tan isteyin diyor.


Musa Aleyhisselam'ın nasihatleri israiloğullarını teskin etmiyordu çünkü Firavundan çok çektikleri için, onun aldığı kararlardan çok korkmuşlardı. Ve Musa Aleyhisselam'a şikayetleşmeye devam ettiler:


"Onlar da, sen bize peygamber gelemden öncede geldikten sonra da bize işkence edildi, dediler..."(7/129) Kavminin şikayetini dinleyen Musa Aleyhisselam İsrailoğullarına dedi ki:


"...Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve onların yerine sizi yer yüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar, dedi." (7/129)


Mevla Teala hazretleri neye bakacak? Bütün bu sıkıntı ve zulümden kurtulduktan sonra ne yapacağınıza. Ayağınızı yere sağlam bastığınızda, Firavun ve kavminin başına gelenden ibret alıp secdeye mi kapanacaksınız? Yoksa şımarıp da baş kaldırıp, isyan mı edeceksiniz?


İşler çok tehlikeli, kazanmak bir tehlike kazanmamak ayrı bir tehlike. Bu ayet–i kerimlerde müminler için müjdeler bulunmaktadır. Yer küre üzerinde zulme uğrayan, baskı ve anarşiye maruz kalan müminlere müjdeler bulunmaktadır.


Firavunun zulmüne, isyanına karşı, Allah'tan gelen emirleri İsrailoğullarına tebliğ eden Musa Aleyhisselam'a uyan İsrailoğulları'nın kazandıkları gibi müminlerde Mevla'nın emirlerine uyarsa kazanacaklar. Ancak mesele bir nimet geldiğinde, o nimetin hakkını verebilmek, Alemlerin Rabbine gerektiği şekliyle şükrünü eda edebilmektedir. Nimet geldikten sonra İsrailoğulları gibi sapıtmaktan Mevla Teala Hazretlerine sığınırız.

ARAL
15.07.2008, 21:41
güncelleme

ARAL
06.08.2008, 17:58
güncelleme