PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Efendİ Hazretlerİnden Hİkmet Damlalari



MAHMUDHOCA
18.02.2007, 22:57
Benim bildiğimi bilseniz, az güler
çok ağlardınız

Kadınlar karşılaştıkları güzellik karşısında nasıl farkında olmadan ellerini kestiler ve bu kesmeden dolayı herhangi bir acı hissetmedilerse, salih bir kul da ruhunu Allah'a teslim anında onlar gibi hiçbir acı hissetmeyecek. Salih kulun ruhu teslim alınırken ona güzel şeyler gösterilecek, o, güzellikleri hayran hayran seyrederken, ruhu hadis–i şerifte geçtiği üzere "tereyağından kıl çeker gibi" alınacaktır.



Muhterem kardeşlerim! Önümüzde ne günler var, bir bilebilseydik. Tam burada Kâinatın Efendisi şöyle buyurmaktadır:
"Benim bildiğimi bilseniz, az güler çok ağlardınız."
Yanımızda bulunan bir kimse vefat etse, o kimsenin, ruhunu teslim ederken çektiği sıkıntı ve içinde bulunduğu ıstırabı bizim anlamamız mümkün olur mu? Ruhunu teslim etmek üzere olan kişinin yanında bulunanlara göre herhangi bir anormallik yok, her şey olağan görünür. Ancak ruhunu teslim edenin gerçek durumu şudur ki, ona âhiret âleminin kapıları açılmıştır. Hele ruhunu teslim etmek üzere olan kişi bir de günahkâr ise, kim bilir ne acılar, ne ıstıraplar içindedir.
Anlatmışlardı ki, ruhunu teslim etmek üzere bulunan bir nine, acı ve ıstırap içinde şöyle feryat ediyordu:
"Öyle bir acı çekiyorum ki, her nefes alış verişte evimizin önündeki dallı budaklı koskocaman gürgen ağacını içime sokuyorlar, sonra da hızlı bir şekilde çıkarıyorlar."
"Ey Allah'ım! Bizim üzerimize ölüm sarhoşluğunu kolay et."
Ruhun teslimi anında hiç şüphesiz salih kişilerin hâli başkadır. O salih kişiler ki, ölüm anında içinde bulunacakları sekrin farkına bile varmayacaklar. Bunu bize Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem haber vermektedir:
"Mü'minin ruhu tereyağından kıl çeker gibi kolay alınacak."
Efendimizin her hadis–i şerifinin karşılığında muhakkak bir âyet–i kerime vardır. Bir ilim ehli zat "Mü'minin ruhu tereyağından kıl çeker gibi kolay alınacak. " hadis–i şerifini okuyunca, acaba bu hadis–i şerifin karşılığı olan âyet–i kerime hangisidir diye düşünmeye başlamış. Uzun bir araştırma yapmasına rağmen ne yazık ki bir sonuca ulaşamamış. Üzüntü ve umutsuzluk içinde bulunduğu bir gece rüyasında Kâinatın Efendisi sevgili Peygamberimizi görmüş. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona sûre–i Yusuf'un 31. âyet–i kerimesini işaret buyurmuş.
"Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara davetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Her birine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusuf'a):
"Çık karşılarına." dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) elerini kestiler ve dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil. Bu ancak üstün bir melektir."
Bir kişiye dense ki, elini kes, sana şunu vereceğim. Her insan kolay kolay elini kesemez. Durup dururken, bir insanın, elini kesmesi kolay anlaşılır bir iş değildir. Peki, âyet–i kerimede zikredildiği üzere o kadınlar nasıl oldu da ellerini kestiler?
Yusuf Aleyhisselâm akılların alamayacağı derecede bir güzelliğe sahipti. Kadınlar onu görünce, akılları başlarından gitti, kendilerinden geçtiler ve hayran hayran Yusuf Aleyhisselâm'ı seyre koyuldular. O sırada ziyafet sofrasından kendilerine ikram edilen meyveleri yemek için bir ellerinde bıçak, diğer ellerinde de meyveler vardı. Bıçakla elmaları kesmeye yeltendiklerinde, her biri elmayı keseyim derken ellerini kesmezler mi? Her birinin eli kesilmiş; fakat içinde bulundukları hâl sebebiyle, ellerini kestiklerinin farkına bile varmamışlardı.
İşte burada kadınlar karşılaştıkları güzellik karşısında nasıl farkında olmadan ellerini kestiler ve bu kesmeden dolayı herhangi bir acı hissetmedilerse, bir salih kul da ruhunu Allah'a teslim anında hiçbir acı hissetmeyecek. Salih kulun ruhu teslim alınırken ona, o kadar güzel şeyler gösterilecek ki, o güzellikleri hayran hayran seyrederken, ruhu hadis–i şerifte geçtiği üzere "tereyağından kıl çeker gibi" alınacaktır.
Muhterem kardeşlerim! Çok zor günler var önümüzde, o günlere hazırlıklı olalım. Mevlâ'mızın emirlerine uyarak, hem dünyada hem de âhirette zarara uğramayanlardan olalım. Eğer nefsimizin emirlerine uyarsak, Mevlâ'mıza karşı gelmiş oluruz. Nefis bize devamlı kötülüğü emreder. Nefsin bu telkinine karşı uyanık olmalı ve ona şöyle demeliyiz:
"Sen insansın, insan kanun ve yasalarına göre yaşamalısın."
Bu seslenişe karşı nefis de şöyle der:
"Hayır! Ben hayvan kanunlarına uygun yaşayacağım."
Burada karşımıza iki yol çıkıyor, ya insan kanunlarına uyacağız ya da hayvan kanunlarına. İşte hayvan kanunlarına uyanlar kaybettiler, onların durumu yukarıda bahsi geçen ninenin durumu gibidir. Ruhunu teslim anında, koskoca bir gürgen ağacını içine sokup çıkarırlar. Allah bizleri muhafaza etsin. Sürekli tövbe istiğfar hâlinde olalım.
"Ya Rabbi! Ben kusurluyum, sana karşı edebimi muhafazada eksiklik içindeyim, beni affet…"

Yardım son andadır
"Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez." (Yusuf, 110)
Sabır ile sebat, çok büyük bir iştir. Nuh Aleyhisselâm tamı tamına 950 sene sabırla Mevlâ Teâlâ'nın yardımını bekledi. Hiçbir zaman peygamberler umutsuzluğa düşüp Mevlâ'nın yardımından umut kesmemişlerdir. Fakat peygamberler öyle büyük imtihanlara maruz kaldılar ki, neredeyse ümitlerini keseceklerdi. Bu konu ile alâkalı olarak Bakara sûresinde şöyle buyrulmaktadır:
"(Ey mü'minler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve beraberindeki müminler; "Allah'ın yardımı ne zaman!" dediler. Bilesiniz ki, Allah'ın yardımı yakındır." (Bakara, 214)
Mevlâ Teâlâ Hazretleri, ne zaman ki peygamberlerde umutsuzluk baş göstermiştir, tam o anda onlara yardım etmiştir. Bütün peygamberler sıkıntı çekmiştir, her birinden bize ulaşan büyük dersler vardır. Özellikle Yusuf Aleyhisselâm'ın hayatında büyük dersler vardır. Nitekim Yusuf Aleyhisselâm'ın kıssası anlatılırken, kıssanın önemine dikkat çekmek için Mevlâ'mız şöyle buyurmaktadır:
"Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir." (Yusuf, 111)
Yusuf Aleyhisselâm'ın hayatının her noktası bizim için çok büyük bir ibrettir. Her hâdise insanlık tarihine bir ders mahiyetindedir; kuyuya atılması, kuyudan çıkarılması, köle olarak satılması, hapse düşmesi ve hapisten çıkması. Kuyudan, köleliğe, kölelikten sultanlığa yükselmesi. Uzun yıllar ayrı kaldıktan sonra tekrar ana, baba ve kardeşleri ile buluşması. Zeliha validemizle evlenmesi. Daha neler neler…
Her hâlde ve her şartta sabırla sebat etmek mü'minin görevidir. Bir büyük imtihanda olduğumuzu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayacağız. En büyük imtihana da peygamberler tutulmuştur, onların imtihanı çok ama çok ağırdır. İşte bunun en güzel örneği olan Yusuf Aleyhisselâm'ın yaşadıklarının haberleri bizlere ulaşmıştır. Bunca acı ve sıkıntıya karşı o ne yaptı? Ümitsizliğe düşmedi, sabırla sebat etti, Rabbinin yardımını bekledi. Sonuçta Rabbinin yardımı geldi ve kuyudan hapse, kölelikten sultanlığa uzanan bir yolda ebedî kazananlardan oldu.
Rabbimiz her şeyin sahibidir, O'nun işine kim karışabilir? Bir âyet–i celilede bakın ne buyuruyor:
"Allah yaptığından sorumlu tutulamaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir." (Enbiya, 23)

semenulcennet
19.02.2007, 19:04
ALLAH RAZI OLSUN NURLU HOCAM ...

AZ GÜLÜP ÇOK ALIYANLARDAN OLALIM İNŞ... ;( ;( ;( ;( ;( ;( ;( ;(

H@FIZ
25.02.2007, 15:40
Allah razı olsun.Mevlam taşlaşmış kalplerimizi yumuşatsın.