PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Doğu Afrika’nın evliyaları



MAHMUDHOCA
19.02.2007, 21:31
Karşımızda yeşilbeyaz boyalı küçük bir mescit, yanı başında yeşil boyalı türbeye benzer bir mezar, önündeki mango ağaçları altında oturmuş başörtülü küçük kızlar, geleneksel tesettür örtüleri içinde kadınlar ve beyaz İslâmî giyimli erkekler.



KAfrika'da İslâm denince tarih bizi İslâm Peygamberi Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kadar gerilere götürüyor. Herkesin hatırlayacağı, İslâm'ın ilk yıllarına ait önemli olaylardan, belki de ilki, ilk Müslümanların Arabistan'dan Afrika'ya hicret olayıdır. Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Dini İslâm'ı açık şekilde ilan etmeye başlamasıyla Mekkeli müşriklerin bu dini kabul edenlere karşı şiddetli baskı ve işkence uygulamaları karşısında çaresiz kalan ilk Müslümanlar, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in direktifiyle 615 yılında Doğu Afrika'daki Etiyopya'ya hicret etmişlerdi. O vakit Hıristiyan olup sonradan İslâmiyet'i kabul eden Etiyopya kralı Negus, bu ilk Müslüman sığınmacıları koruma altına almıştı. Böylece bu tarihten itibaren İslâm dini Afrika'da duyulmaya ve yayılmaya başlamıştı. Dolayısıyla İslâm dininin Afrika kıtasındaki tarihi 7. ve 8. yüzyıllara kadar uzanmakta, sevgili Peygamberimizin Afrika'ya kadar yol alan kutlu sahâbîlerine dayanmaktadır.
Doğu Afrika'da Müslüman izlerine ilişkin en eski somut kanıtlar, tarihî kazılarda ortaya çıkarılan cami ve türbe kalıntılarıdır. Hiçbir bölümü yıkılıp yok olmadan ve işlevini sürdürerek günümüze kadar ulaşan Doğu Afrika'nın en eski İslâmî yapısı, Zanzibar adasının güneyinde bulunan 1007 tarihli "Kizimkazi Şiraz" camisidir. Doğu Afrika'nın günümüze uzanan ilk İslâmî yapısı ve İslâm medeniyetini Doğu Afrika içlerine tanıtan en eski fiziksel eser olma özelliğine sahip Kizimkazi Camisi, üzerindeki inşa tarihi, mihrabındaki Kur'an âyetleri ve etrafındaki mezar taşlarıyla buradaki İslâm izlerinin 8. yüzyıllara kadar uzandığını ortaya koyuyor.
Tanzanya'daki Müslümanların büyük çoğunluğu Ehlisünnet ve'lcemaat akaidine bağlı Sünni Müslümanlardır. Genellikle Şafi-î mezhebini benimserler. HintPakistan kökenliler genellikle Hanefî mezhebine, Yemen kökenli küçük bir grup ise Malikî ve Hanbelî mezhebine bağlıdır. Hanefiler arasında, 1958'den beri düzenli olarak Doğu Afrika'yı ziyaret eden Hindistanlı Şehy Ahmed Şâhı Kâdirî Buhârî'nin önderliğinde Kâdiriyye sûfîleri bulunuyor. Tanzanya'da hatta tüm Doğu Afrika'da sufizim Müslümanlar arasında önemli bir yere sahip. Sûfîler, imanî ve şer'i esaslara bağlılık ve İslâm'ın günlük hayata geçirilmesi konularında diğer Müslüman kesimlerden daha hassas ve başarılılar. Tanzanya'daki en geniş sûfî tarikatı Kâdiriyye'dir Sûfîlerin başlıca faaliyetleri, düzenli zikir toplantılarının yanı sıra Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in doğumu olan Mevlid (Maulidi) kutlamalarıdır. Tanzanya'da Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in doğumu olan Mevlid, ulusal tatil olarak ve Swahili dilinde mevlid okunarak kutlanır.
Darü'sSelâm'ın Bahari Beach denilen sahil kesitinde bir evliya türbesi var. Karşımızda yeşilbeyaz boyalı küçük bir mescid, yanı başında yeşil boyalı türbeye benzer bir mezar, önündeki mango ağaçları altında oturmuş başörtülü küçük kızlar, geleneksel tesettür örtüleri içinde kadınlar ve beyaz İslâmî giyimli erkekler. Arabadan inip onlarla selâmlaştıktan sonra türbeye girdik. Ardımızdan ders yaptığı talebeleri arasından sıyrılarak yanımıza gelen ve bizi Allahu Teâlâ'nın selâmı ve güler yüzüyle karşılayan beyaz cübbeli sarıklı mescidin imamı yaşlı amca, bu türbenin mübarek bir seyyide ait olduğunu söyledi. Seyyid Derviş, yüzyıllar önce Hint Okyanusu üzerinden gelip bu sahilde karaya ilk ayak bastığı yere yerleşmiş ve ömrünün sonuna kadar burada yaşayıp İslâm'ın nurlu tohumlarını atıp yeşertmiş. Burayı medrese kılıp talebeler yetiştirmiş. Onun ve geride bıraktığı ilmin bereketiyle Tanzanya topraklarında İslâmiyet yeşerip kök salmış ve bugünlere kadar devam etmiş. Bugün de hâlâ bu mescit, aynı zamanda medrese olarak kullanılıyor.
Müslüman çocuklara ve gençlere Kur'an ilimleri öğretiliyor. Söylendiğine göre, Seyyid Hazretleri vefat edince cenazesini sahil kıyısına, mescidinin yanına defnetmek istemişler. Ancak şaşılacak bir şey olmuş ve Seyyid Hazretlerinin cansız bedeni kayıplara karışmış, bulup defnedememişler. "O denizden geldi ve vazifesini tamamlayıp Hakkın rahmetine kavuştuğunda da yine denizde kayboldu gitti." diye anlatıyorlar. Her ne kadar gerçekten defnedememişlerse de, onun bu topraklarda yaşayıp vefat ettiğini kalıcı kılmak için, yine de bir mezar ve üzerinde hakkında bilgi veren yazılı bir mezar taşı dikmişler, üzerine sırma işlemeli, yeşil kadife bir örtü örtmüşler.
Okyanusun koca dalgalarının köpük köpük çarptığı şu kayalıkların dibinde bir Allah dostu mürşit, belki bir Allah aşığı derviş, belki de Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dünyanın dört bir yanına yayılmış kutlu sahâbîlerinden biri yatıyor. İşte halkın Seyyid diye derin saygı gösterip teberrük ettikleri o mübarek zat ve onun gibi daha başka Allah dostları sayesindedir ki, bugün bu topraklarda ezanlar okunuyor, kametler getirilip Yaratan'a secdeler ediliyor.
Tanzanya'da gelmiş geçmiş Seyyid Derviş gibi daha nice mübarek zatların türbe ve mescitlerine, geride bıraktıkları İslâm'ın nurlu mirasına ve verdikleri Kur'an ilminin bereketli meyvelerine sıkça rastlamak mümkün.
İslâm'ın bu topraklarda yüzyıllara dayanan tarihi var. Yüzyıllar önce, nice Allah dostları, Hak âşıkları, iman ve İslâm mücahitleri okyanus aşarak gelmişler bu diyarlara ve Resûlullah'ın mesajını taşımışlar kara kullara. Onların bereketli gayretleri ve feyizli ruhaniyetleri hürmetine bu topraklarda İslâm dalga dalga yayılmış ve kara kullara nur ve medeniyet kaynağı olmuş.



AŞK – MUHABBET

Tasavvufun sermayesi muhabbet ve teslimiyettir. Ma'nevi terakkî teslimiyette kemâle; teslimiyette kemâl, muhabbette kemâle bağlıdır. Öyleyse muhabbetin gerçekleşmesi için ne yapmak gerekir? Bir bakıma vehbi olan bu devletin kesbî yönü yok mudur?
Muhabbet ve teslimiyet arasında kurduğunuz ilgi çok güzel. Gerçekten muhabbet olmadan teslimiyet, teslimiyet olmadan terakki olmaz. Önce Rabia Adeviyye'nin dediği gibi "Seven sevdiğine itaat eder." Düşüncesinden hareketle gerçek sevgiye ulaşmak için kul planında neler yapılabilir, onların üzerinde duralım:
1– Nefsin başka şeylere meylini azaltarak gönülden masiva sevgisini çıkarmak. Bu da genellikle mücahede ve riyazatla gerçekleşir. Kur'an'da ki; "Allah insanın göğsünde iki kalp yaratmamıştır." (el–Ahzab, 33/4)ayeti gönülde iki tür sevginin aynı anda bulunamayacağını ifade etmektedir. Çünkü sevginin kemali, kalbin bütün mevcudiyeti ile Allah'ı sevmesidir. Her seven sevdiğine bağlıdır ve insanın sevdiği ve bağlandığı şey, onun tanrılaştırdığı şey haline gelebilir. Nitekim: "Nefsanî hevasını tanrı edineni gördün mü?" (el–Furkan, 25/43) ayetiyle Taberanî'nin rivayet ettiği: "Yeryüzünde Allah'ı en çok kızdıran put, kendisine tapılan hevâ ve hevestir." (Mevsûa etrâfi'l–hadis, I. 40)
2– İbadet ve taatla ma'rifeti artırmak. Ma'rifet insan kalbini bütünüyle kaplayınca muhabbetin doğmasını sağlar. Bunun yolu nafile ibadet ve taatlarla ruhu güçlendirmektir. Bu yolla elde edilen muhabbet, toprağı temizledikten sonra tohum ekmeye benzer. Ayrıca kudsî hadiste: "Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder, hatta ben onu severim." (Buhari, Rikak,38) buyrulmasından, sevginin kulun gayret ve himmetine göre vehbî hale geldiği anlaşılmaktadır. Saliki muhabbet ummanına garkeden şeyler vermek, bağışlamak, güzellik, kemal ve fazilettir. Bu sıfatların kemali de ancak Allah'ta mevcuddur. Bu yüzden gerçek sevgiye layık olan sadece O'dur. Salikin Allah sevgisine erebilmesi için şunlara dikkat etmesi öğütlenmektedir:
1– Allah sevgisinin meydana gelmesi için zikre devam, çünkü seven sevdiğini çok anar.
2– Allah'ın nimet ve ihsanını düşünmek, çünkü ihsan sevgi sebebidir.
3– Allah dostlarıyla irtibatı sağlam tutmak; çünkü seven, sevdiğinin sevdiklerini de sever.
4– Allah'ın emirlerine itaat, çünkü itaat sevgi doğurur.
5– Allah'a muhabbet talebiyle dua etmek