MAHMUDHOCA
19.02.2007, 21:46
Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona (aya) birtakım menziller takdir eden O'dur. Allah bunları, ancak bir gerçeğe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme ayetlerini açıklamaktadır." (Yunus, 10/5)
Rabbimiz bu âyet–i kerimede kudretinin kemaline, saltanatının büyüklüğüne delalet eden alametlerin haberlerini bizlere vermektedir.
Güneş, çok büyük bir ışık ve ısı kaynağıdır. İnsan, güneşin gerek ışığından gerekse ısısından istifade eder de ne yazık ki, güneşi yoktan var eden, onun sahibini hiç düşünmez. İnsan, elektriğin ışığından ve ısısından faydalanırken, elektriği keşfeden, Edison'u devamlı hatırlar. Güneş aydınlatırken, o kadar dengeli ve hesaplı ısıtıyor ki bütün meyveleri, sebzeleri ve nebatatı yetiştiriyor.
Örnek olarak, güneşi bir fabrikaya benzeteceğim; ama fabrika da güneşin yanında örnek bile olmaz. Dünyanın dört bir köşesinde, yazı var kışı var, her mevsimin değişik meyvesi, sebzesi var. Her meyve ve sebzenin değişik tadı ve rengi var, her birini bir ölçü, bir hesap ile ısıtıyor, netice de olgunlaştırıyor. Güneşin üzerine o kadar büyük bir görev var ki, başka hiçbir delil olmasa dahi, güneş, Allah Celle Celâluhu'nun varlığına delil olarak yeter.
Rabbimiz, vahdaniyetine ve kudretine delâlet etmesi için güneşi bir ziya ayı da nur kılmıştır. Güneşin ışığı daha büyük ve güçlü olduğundan Rabbimiz buna ziya, aydakine ise nur adını vermiştir. Gerek güneşe, gerekse aya konaklar takdir etmiştir. Eski zamanlarda uzun yollara çıkmış, yolculuk yapmış olanlar bilirler, yolların üzerinde hanlar vardı, bunlara konak da denirdi. Yolcu bu hanlara, konaklara ister girer, ister girmezdi.
Mevlâ Teâlâ da güneş ve ay için konaklar yarattı. Bu konakları zamanın hesaplanması için, yılların, ayların, günlerin anlaşılması, hesaplarının yapılması için yarattı.
DÜNYA HAYATI
SİZİ ALDATMASIN
"Şüphe yok ki, gece ve gündüzün değişmesinde (uzayıp kısalmasında) Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, (Onu inkâr etmekten) sakınan bir kavim için elbette nice deliller vardır!" (Yûnus, 10/6)
Allah'tan gerçek mânada korkulduğunda, takva meydana geliyor. Takva, Allah'tan korku ile meydana gelse de devamı ibadetlere bağlıdır. Bir mü'min "lâ ilâhe illallah" dese ve buna devam etse, o kişide takva hâsıl olur.
"Lâ ilâhe illallah" kelime–i tevhidi, takvanın temelini oluşturur. Bu kelime–i tevhidin üzerine namaz, oruç, hac gibi ibadetleri yaparsa, temelin üstüne köşkleri, sarayları inşa etti demektir. Rabbimiz kudret ve azametine delâlet eden âyetleri bizlere bildirdikten sonra mü'minlerin ve kâfirlerin âhiretteki durumlarını da bize haber veriyor:
"O kimseler ki bize kavuşacaklarını ümit etmezler ve dünya hayatına razı ve onunla mutmain olmuşlardır ve o kimseler onlardır ki, bizim âyetlerimizden gafildirler." (Yûnus, 10/7)
Dünya hayatına kanmamak lâzım. Dünya hayatının verdiği imkânlar bizi aldatmasın. Param var, malım var, mülküm var demeyin, dünya metaına bel bağlamayın. Bir rüzgâr senin o çok bel bağladığın dünyalıklarını yerle bir eder, ortada kalırsın. Hiç unutmam; bir zamanlar bir deniz kenarında şahit olmuştum, adamın biri kayığını denizden kıyıya doğru çekiyordu. Bunu yaparken de, denizdeki küçük dalgalardan istifade ediyordu, bir dalga geliyor kayığa çarpınca kayık sahile yaklaşıyordu. Derken bir büyük dalga geldi, adam da, kayık da dalganın içinde kayboldu. Dalga çekildiğinde gördük ki, kayık tepetakla olmuş, adam da bir başka tarafa düşmüş. Bu misal, insanın dünyadaki durumuna çok benzer. İnsan, o kayıkçı gibi dünyada kayığını kıyıya çıkarmaya çalışıp durur, sonra bir bakarsın ki, ecel dalgası gelmiş, bütün dünyalık çalışmalarını, kayıkta olduğu gibi ters yüz etmiş. İşte dünya hayatının durumu budur. Sonra kabir hayatı başlar, bedenin toprak olur.
ACELE HIRSIZ
EV SAHİBİNİ BASTIRIR
Uykudan uyanma zamanıdır, uyan ve düşün ey Müslüman! Allah Celle Celâluhu'nun yaratmadığı bir şey var mı? Evini, barkını, dağları, taşları, kapını, pencereni, demiri, çimentoyu, suyu. Demiri ve o demiri eriten ateşi de o yarattı. Zerrelerden kürelere kadar her şeyi O yarattı. Rabbimiz bu haberleri bize âyet–i kerimelerle duyuruyor; ama dinleyen kim? Âyet–i kerimeler okunuyor; ama dinleyen yok, sanki başkasına okunuyor:
"Andolsun ki onlara: 'Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?' diye sorsan, mutlaka 'Allah.' derler. O hâlde nasıl (haktan) çevirilip döndürülüyorlar?"(Ankebût, 29/61)
Sorsan "Güneşi kim yarattı?", sadece, "Allah yarattı." demek marifet değildir. Mademki "Güneşi Allah yarattı." diyorsun ve bu itikattasın, bunun gereği olan kulluğu da yapacaksın ki gerçek mü'minlerden olabilesin.
Dünyada bir buluş yaparlar, iğnenin ucu kadar olan bir ışık, bir huzme bulurlar ve insanı bu iğne ucu kadar buluşla oyalarlar. Elektrik santralleri kurarlar, ondan meydana gelen elektrikle insanı oyalarlar. Elektrik gelene kadar meydana gelen hâdiseleri kim yarattı, bunu düşünmezler. Suyu kim yarattı, barajın inşası için gerekli malzemeleri kim yarattı? Malzemelerle barajı yapan mühendis, kalfa ve işçiyi kim yarattı? Bunlar hiç düşünülmez.
Bu mânada şöyle derler: "Acele hırsız, ev sahibini bastırır." Bizim hâlimiz buna benzemiyor mu? Umudum odur ki, bundan sonra aldananlardan olmayacağız.
"Göklerde ve yerde nice deliler vardır ki, onlar bu delilerden yüzlerini çevirip geçerler." (Yûsuf, 12/105)
Halbuki Rabbimiz bizden yüz çevirmemizi istemiyor. Ya ne istiyor?
"De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bakın (da ibret alın)…" (Yûnus, 10/101)
Bir beyitte şöyle denilmektedir:
"Her şeyde, O'nun birliğine delâlet eden bir âyet vardır."
Mü'minler olarak öncelikle bir mecburiyetimiz var, o da bir kum tanesi dahi olsa "Bunu kim yarattı?" diye düşüneceğiz. Bir kum tanesini kim yaratabilir? Hiç kimse yaratamaz, sadece yüce Allah yaratabilir. Eğer kum tanesini yaratabilecek bir insan varsa, ortaya çıksın da görelim.
Ey mü'minler! Allah indinde yüksek derecelere talip olanlar! Talebinizde samimi isek, yüzlerimizi tam olarak Cenab–ı Hakk'a döndürmeliyiz. O'nun kapısını sıdk ile beklemeliyiz.
BİLAL'İN 'SİN'İ,
SİZİN ŞİN'INIZDAN
DAHA HAYIRLIDIR
"Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır." (Hucurat, 49/13)
Âyet–i kerimelerin mânalarının daha iyi anlaşılması için nüzul sebeplerinin bilinmesi gerekir. Yukarıda zikrettiğimiz âyet–i kerimenin nüzûlü hakkında Mukatil Radıyallahu Anh'tan şöyle bir rivayet ulaşmıştır:
Mekke fethedilmiştir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Selem, Bilal–i Habeşî'ye Kâbe'nin üzerine çıkarak ezan okumasını emreder. Bilal–i Habeşî aldığı emrin gereğini yapmak için Kâbe'nin üzerine çıkar ve o güzel sesi ile Ezan–ı Muhammedîyi okumaya başlar. Bilal'in sesi, Mekke sokaklarında duyulunca, bazılarının morali bozulur. Bu hâdiseye içten içe bozulurlar. Bu bozulanlardan biri olan Attab ibn Haşim şöyle der:
"Babam iyi ki ölmüş de bugünü görmedi." Hars ibn Haşim de şöyle der:
"Resûlullah bu kara kargadan başka ezan okuyacak kimseyi bulamadı mı?" Ebû Süfyan da Bilal'ın ezan olduğunu duyup, bu konuda ne düşündüğü sorulduğunda:
"Bu hususta ben bir şey söyleyecek değilim. Benim söylediklerimi göklerin Rabbi ona haber verir diye korkuyorum." der. Mekke'de meydana gelen bu hâdiseler üzerine Mevlâ Teâlâ yukarıda zikrettiğimiz âyet–i kerimeyi inzal buyurur. Bu âyet–i kerime ile kimse mal ve mülkünün çokluğu ile, nesebiyle, övünmesin. Fakir ve düşkünleri hor ve hakir görmesin, denir.
Ey insanlar! Her ne sûrette olursanız olun, birinizin diğerine karşı üstünlük hakkı yoktur. Erkek olsun, kadın olsun, zengin olsun, fakir olsun, ağa olsun, işçi olsun, kuvvetli olsun, zayıf olsun, şehirli olsun, köylü olsun, Arap olsun, Acem olsun, Habeşli olsun, Türk olsun… Hiçbirinizin diğerine bir üstünlüğü yoktur. Allah Teâlâ'nın indinde hepiniz birsiniz.
Ey beyaz ırka mensup olan insan! Sen mi kendini beyaz olarak yarattın? Ey sarı ırka mensup insan! Sen mi kendini sarı yarattın? Ey güçlü, kuvvetli olan insan! Sen mi kendini güçlü, kuvvetli yarattın. Ey zayıf ve çelimsiz insan! Sen mi kendini zayıf ve çelimsiz yarattın?
Hiç birimizin elinde bir şey yoktur, yaratılış tamamen Rabbimizin kudret elindedir.
Bir vakit ashab–ı kiram, Bilal–i Habeşî Radıyallahu Anh için:
"Ya Resûlullah! Bilal, şın'a sin diyor." demişlerdi. Buna karşı Efendimiz de şöyle buyurmuştu:
"Bilal'ın 'sin'i, sizin şın'ınızdan daha hayırlıdır.""
Rabbimiz bu âyet–i kerimede kudretinin kemaline, saltanatının büyüklüğüne delalet eden alametlerin haberlerini bizlere vermektedir.
Güneş, çok büyük bir ışık ve ısı kaynağıdır. İnsan, güneşin gerek ışığından gerekse ısısından istifade eder de ne yazık ki, güneşi yoktan var eden, onun sahibini hiç düşünmez. İnsan, elektriğin ışığından ve ısısından faydalanırken, elektriği keşfeden, Edison'u devamlı hatırlar. Güneş aydınlatırken, o kadar dengeli ve hesaplı ısıtıyor ki bütün meyveleri, sebzeleri ve nebatatı yetiştiriyor.
Örnek olarak, güneşi bir fabrikaya benzeteceğim; ama fabrika da güneşin yanında örnek bile olmaz. Dünyanın dört bir köşesinde, yazı var kışı var, her mevsimin değişik meyvesi, sebzesi var. Her meyve ve sebzenin değişik tadı ve rengi var, her birini bir ölçü, bir hesap ile ısıtıyor, netice de olgunlaştırıyor. Güneşin üzerine o kadar büyük bir görev var ki, başka hiçbir delil olmasa dahi, güneş, Allah Celle Celâluhu'nun varlığına delil olarak yeter.
Rabbimiz, vahdaniyetine ve kudretine delâlet etmesi için güneşi bir ziya ayı da nur kılmıştır. Güneşin ışığı daha büyük ve güçlü olduğundan Rabbimiz buna ziya, aydakine ise nur adını vermiştir. Gerek güneşe, gerekse aya konaklar takdir etmiştir. Eski zamanlarda uzun yollara çıkmış, yolculuk yapmış olanlar bilirler, yolların üzerinde hanlar vardı, bunlara konak da denirdi. Yolcu bu hanlara, konaklara ister girer, ister girmezdi.
Mevlâ Teâlâ da güneş ve ay için konaklar yarattı. Bu konakları zamanın hesaplanması için, yılların, ayların, günlerin anlaşılması, hesaplarının yapılması için yarattı.
DÜNYA HAYATI
SİZİ ALDATMASIN
"Şüphe yok ki, gece ve gündüzün değişmesinde (uzayıp kısalmasında) Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, (Onu inkâr etmekten) sakınan bir kavim için elbette nice deliller vardır!" (Yûnus, 10/6)
Allah'tan gerçek mânada korkulduğunda, takva meydana geliyor. Takva, Allah'tan korku ile meydana gelse de devamı ibadetlere bağlıdır. Bir mü'min "lâ ilâhe illallah" dese ve buna devam etse, o kişide takva hâsıl olur.
"Lâ ilâhe illallah" kelime–i tevhidi, takvanın temelini oluşturur. Bu kelime–i tevhidin üzerine namaz, oruç, hac gibi ibadetleri yaparsa, temelin üstüne köşkleri, sarayları inşa etti demektir. Rabbimiz kudret ve azametine delâlet eden âyetleri bizlere bildirdikten sonra mü'minlerin ve kâfirlerin âhiretteki durumlarını da bize haber veriyor:
"O kimseler ki bize kavuşacaklarını ümit etmezler ve dünya hayatına razı ve onunla mutmain olmuşlardır ve o kimseler onlardır ki, bizim âyetlerimizden gafildirler." (Yûnus, 10/7)
Dünya hayatına kanmamak lâzım. Dünya hayatının verdiği imkânlar bizi aldatmasın. Param var, malım var, mülküm var demeyin, dünya metaına bel bağlamayın. Bir rüzgâr senin o çok bel bağladığın dünyalıklarını yerle bir eder, ortada kalırsın. Hiç unutmam; bir zamanlar bir deniz kenarında şahit olmuştum, adamın biri kayığını denizden kıyıya doğru çekiyordu. Bunu yaparken de, denizdeki küçük dalgalardan istifade ediyordu, bir dalga geliyor kayığa çarpınca kayık sahile yaklaşıyordu. Derken bir büyük dalga geldi, adam da, kayık da dalganın içinde kayboldu. Dalga çekildiğinde gördük ki, kayık tepetakla olmuş, adam da bir başka tarafa düşmüş. Bu misal, insanın dünyadaki durumuna çok benzer. İnsan, o kayıkçı gibi dünyada kayığını kıyıya çıkarmaya çalışıp durur, sonra bir bakarsın ki, ecel dalgası gelmiş, bütün dünyalık çalışmalarını, kayıkta olduğu gibi ters yüz etmiş. İşte dünya hayatının durumu budur. Sonra kabir hayatı başlar, bedenin toprak olur.
ACELE HIRSIZ
EV SAHİBİNİ BASTIRIR
Uykudan uyanma zamanıdır, uyan ve düşün ey Müslüman! Allah Celle Celâluhu'nun yaratmadığı bir şey var mı? Evini, barkını, dağları, taşları, kapını, pencereni, demiri, çimentoyu, suyu. Demiri ve o demiri eriten ateşi de o yarattı. Zerrelerden kürelere kadar her şeyi O yarattı. Rabbimiz bu haberleri bize âyet–i kerimelerle duyuruyor; ama dinleyen kim? Âyet–i kerimeler okunuyor; ama dinleyen yok, sanki başkasına okunuyor:
"Andolsun ki onlara: 'Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?' diye sorsan, mutlaka 'Allah.' derler. O hâlde nasıl (haktan) çevirilip döndürülüyorlar?"(Ankebût, 29/61)
Sorsan "Güneşi kim yarattı?", sadece, "Allah yarattı." demek marifet değildir. Mademki "Güneşi Allah yarattı." diyorsun ve bu itikattasın, bunun gereği olan kulluğu da yapacaksın ki gerçek mü'minlerden olabilesin.
Dünyada bir buluş yaparlar, iğnenin ucu kadar olan bir ışık, bir huzme bulurlar ve insanı bu iğne ucu kadar buluşla oyalarlar. Elektrik santralleri kurarlar, ondan meydana gelen elektrikle insanı oyalarlar. Elektrik gelene kadar meydana gelen hâdiseleri kim yarattı, bunu düşünmezler. Suyu kim yarattı, barajın inşası için gerekli malzemeleri kim yarattı? Malzemelerle barajı yapan mühendis, kalfa ve işçiyi kim yarattı? Bunlar hiç düşünülmez.
Bu mânada şöyle derler: "Acele hırsız, ev sahibini bastırır." Bizim hâlimiz buna benzemiyor mu? Umudum odur ki, bundan sonra aldananlardan olmayacağız.
"Göklerde ve yerde nice deliler vardır ki, onlar bu delilerden yüzlerini çevirip geçerler." (Yûsuf, 12/105)
Halbuki Rabbimiz bizden yüz çevirmemizi istemiyor. Ya ne istiyor?
"De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bakın (da ibret alın)…" (Yûnus, 10/101)
Bir beyitte şöyle denilmektedir:
"Her şeyde, O'nun birliğine delâlet eden bir âyet vardır."
Mü'minler olarak öncelikle bir mecburiyetimiz var, o da bir kum tanesi dahi olsa "Bunu kim yarattı?" diye düşüneceğiz. Bir kum tanesini kim yaratabilir? Hiç kimse yaratamaz, sadece yüce Allah yaratabilir. Eğer kum tanesini yaratabilecek bir insan varsa, ortaya çıksın da görelim.
Ey mü'minler! Allah indinde yüksek derecelere talip olanlar! Talebinizde samimi isek, yüzlerimizi tam olarak Cenab–ı Hakk'a döndürmeliyiz. O'nun kapısını sıdk ile beklemeliyiz.
BİLAL'İN 'SİN'İ,
SİZİN ŞİN'INIZDAN
DAHA HAYIRLIDIR
"Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır." (Hucurat, 49/13)
Âyet–i kerimelerin mânalarının daha iyi anlaşılması için nüzul sebeplerinin bilinmesi gerekir. Yukarıda zikrettiğimiz âyet–i kerimenin nüzûlü hakkında Mukatil Radıyallahu Anh'tan şöyle bir rivayet ulaşmıştır:
Mekke fethedilmiştir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Selem, Bilal–i Habeşî'ye Kâbe'nin üzerine çıkarak ezan okumasını emreder. Bilal–i Habeşî aldığı emrin gereğini yapmak için Kâbe'nin üzerine çıkar ve o güzel sesi ile Ezan–ı Muhammedîyi okumaya başlar. Bilal'in sesi, Mekke sokaklarında duyulunca, bazılarının morali bozulur. Bu hâdiseye içten içe bozulurlar. Bu bozulanlardan biri olan Attab ibn Haşim şöyle der:
"Babam iyi ki ölmüş de bugünü görmedi." Hars ibn Haşim de şöyle der:
"Resûlullah bu kara kargadan başka ezan okuyacak kimseyi bulamadı mı?" Ebû Süfyan da Bilal'ın ezan olduğunu duyup, bu konuda ne düşündüğü sorulduğunda:
"Bu hususta ben bir şey söyleyecek değilim. Benim söylediklerimi göklerin Rabbi ona haber verir diye korkuyorum." der. Mekke'de meydana gelen bu hâdiseler üzerine Mevlâ Teâlâ yukarıda zikrettiğimiz âyet–i kerimeyi inzal buyurur. Bu âyet–i kerime ile kimse mal ve mülkünün çokluğu ile, nesebiyle, övünmesin. Fakir ve düşkünleri hor ve hakir görmesin, denir.
Ey insanlar! Her ne sûrette olursanız olun, birinizin diğerine karşı üstünlük hakkı yoktur. Erkek olsun, kadın olsun, zengin olsun, fakir olsun, ağa olsun, işçi olsun, kuvvetli olsun, zayıf olsun, şehirli olsun, köylü olsun, Arap olsun, Acem olsun, Habeşli olsun, Türk olsun… Hiçbirinizin diğerine bir üstünlüğü yoktur. Allah Teâlâ'nın indinde hepiniz birsiniz.
Ey beyaz ırka mensup olan insan! Sen mi kendini beyaz olarak yarattın? Ey sarı ırka mensup insan! Sen mi kendini sarı yarattın? Ey güçlü, kuvvetli olan insan! Sen mi kendini güçlü, kuvvetli yarattın. Ey zayıf ve çelimsiz insan! Sen mi kendini zayıf ve çelimsiz yarattın?
Hiç birimizin elinde bir şey yoktur, yaratılış tamamen Rabbimizin kudret elindedir.
Bir vakit ashab–ı kiram, Bilal–i Habeşî Radıyallahu Anh için:
"Ya Resûlullah! Bilal, şın'a sin diyor." demişlerdi. Buna karşı Efendimiz de şöyle buyurmuştu:
"Bilal'ın 'sin'i, sizin şın'ınızdan daha hayırlıdır.""