MAHMUDHOCA
23.02.2007, 21:47
Uhud günü Peygamber Efendimize arz olunduğum zaman on üç yaşında idim. Babam beni Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına götürüp; "Yâ Resûlallah! Bu yavrumun yaşı her ne kadar küçük olsa da iri kemiklidir. Vücudu gelişkindir. İzin verirseniz, bizimle gelsin!
KANIM, KANINAKARIŞAN KİŞİYE
CEHENNEM ATEŞİ DOKUNMAZ
Ashâb–ı kirâmın fakihlerinden biri olan Ebû Saîd el–Hudrî Radıyallahu Anh, çok hadis rivayet eden ve "Muksirûn" adı verilen yedi sahâbeden biridir. Medine'nin Hazrec kabilesinden olup daha çok künyesiyle tanınmıştır. İsmi, Sa'd b. Mâlik b. Sinan el–Hudrî'dir. Hudrî nisbesini dedelerinden Hudrî'ye nisbetle almıştır. Annesi Üneyse binti Ebû Hârise ise, Adî b. Neccar oğullarından olup Peygamber Efendimize biat eden hanımlardandır.
Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret edince, Ebû Saîd el–Hudrî'nin annesi ve babası Hz. Mâlik b. Sinan müslüman oldular. Ebû Saîd el–Hudrî müslüman anne ve babanın bulunduğu bir evde büyüdü. Bu sebeple İslamiyet'i çocukluğundan itibaren kabul etmiş, İslâm terbiyesiyle yetişmişti.
Ebû Saîd, Medine'de Efendimiz tarafından yapılan Mescid–i Nebevî'nin inşasında çalışmıştı. Bedir Gazası'nda henüz küçük olduğundan bulunamamıştı. Bedir Gazası'na babası Mâlik b. Sinan iştirak etti. Şehid olmak için ön saflarda kahramanca çarpıştı. Mâlik b. Sinan daha sonra Uhud Harbi'nde savaşmak üzere, oğlu Ebû Saîd ile birlikte Peygamber Efendimizin huzuruna çıktılar. O sıralarda Ebû Saîd on üç yaşlarındaydı. Babası onun gelişkin bir vücut yapısına sahip olduğunu söyleyerek oğlunun da savaşa katılmasını istemesine rağmen Peygamber Efendimiz buna izin vermedi.
Bu hadîseyi Ebû Saîd el–Hudrî şöyle anlatıyor:
"Uhud günü Peygamber Efendimize arz olunduğum zaman on üç yaşında idim. Babam beni Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına götürüp; "Yâ Resûlallah! Bu yavrumun yaşı her ne kadar küçük olsa da iri kemiklidir. Vücudu gelişkindir. İzin verirseniz, bizimle gelsin!" dedi. Peygamber Efendimiz beni yukarıdan aşağıya kadar süzdükten sonra: "Onu geri çeviriniz." buyurdular. Benim gibi yaşı küçük olanlar Medine'de kadınları ve çocukları korumakla vazifelendirildiler."
Ebû Saîd el–Hudrî'nin babası Hz. Mâlik b. Sinan, Uhud Gazası'nda Peygamber Efendimiz yaralanınca, mübarek yanaklarından akan kanı emmekle şereflenmiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz, Hz. Mâlik için: "Kanım, kanına karışan kişiye cehennem ateşi dokunmaz." buyurdu. Mâlik b. Sinan bu gazada şehid oldu.
Uhud Gazası'ndan dönüşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm'ı nasıl karşıladıklarını Ebû Saîd el–Hudrî şöyle anlatıyor: "Annemle birlikte Peygamber Efendimizi karşılamaya, O'nun mübarek cemâlini görmeye gittiğimizde, babamın şehid olmakla şereflendiğini öğrenmiştik. Peygamberimize bakarken O da bizi gördü. Bana buyurdu ki: "Sen, Sa'd b. Mâlik misin?" Ben de "Babam, anam sana fedâ olsun Evet, benim Yâ Resûlallah!" dedim. Efendimiz bir at üzerinde idi. Yanına yaklaştım, mübarek dizlerinden öpmekle şereflendim. Bana: "Allahu Teâlâ, babana ecrini versin." buyurdular.
SABIRDAN ÜSTÜN
BİR RIZIK YOKTUR
Ebû Saîd el–Hudrî'nin babası Mâlik b. Sinan, ailesine onların geçinebileceği bir mal, bir gelir bırakmadan bu savaşta şehid düşünce, evin geçimini sağlayacak kimse olmadığı için ailesinin bütün yükü Hz. Ebû Saîd'in omuzlarına yüklendi. Geçim darlığı sebebiyle gerek kendisi gerekse ailesi bir hayli sıkıntıya düştüler. Çok sabırlı olduklarından dertlerini, sıkıntılarını kimseye söylemediler. Aç kaldıkları zaman karınlarına taş bağlayarak, açlıklarını gidermeye çalıştılar. Fakat bir gün annesi dayanamamış: "Evlâdım, Peygamber Efendimiz kendisine başvuranları hiç geri çevirmiyor, onlara yiyecek bir şeyler bulup veriyor. Sen de git, belki hakkımızda hayırlı olur." diyerek oğlu Ebû Saîd'i, Resûlullah'a gönderdi. Önce gitmek istememişti. Daha sonra kalkıp Resûlullah'ın huzuruna gittiğinde onun sahâbe–i kirama hutbe irâd ederken buldu. Oturup dinlemeye başladı. Efendimiz anlatırken bir ara şöyle buyurdu: ''Sabırdan üstün bir rızık yoktur. İstiğnâ gösteren ve iffetini muhâfaza eden insanları, Cenâb–ı Hak âlemden müstağnî kılar, zengin eder." Bu sözler onu çok etkiledi. Efendimizin ağzından, "İstemekten sakınanı Allah'ın iffetli kılacağını, halktan bir şey beklemeden elinde olanla yetineni Allah'ın zengin edeceğini, sabretmek isteyene de sabır vereceğini" duyan Ebû Saîd el–Hudrî, bu vaazı kendisine kabul etti, ibret aldı ve Peygamber Efendimizden hiçbir şey istemeden geri döndü. Eve gelip durumu annesine olduğu gibi anlattı. O günden sonra da kimseden bir şey talep etmedi. Tabi-î daha sonra işleri yolunda gitmiş ve Allahu Teâlâ'nın lütfüyle Medine'nin en zenginlerinden olmuşlardı. Ebû Saîd el–Hudrî başından geçen bu olayla alâkalı olarak şöyle der: "Resûl–i Ekrem'den bir şey dilemeyerek eve döndüm. Cenâb–ı Hak bize rızkımızı gönderdi. Zamanla işimiz o kadar yoluna girdi ki, ensar içinde bizden daha zengin bir kimse yoktu."(1)
YILAN TİTREYEREK ÖLDÜ
Ebû Saîd el–Hudrî Hazretleri Benî Mustalik Gazası'na, sonra da Peygamber Efendimizle birlikte Hendek Gazası'na katıldı. Çok kahramanlıklar gösterdi. Hendek Savaşı çok şiddetli geçiyordu. Sahâbe–i kiram günlerdir açtı. Bir korku hâkimdi. Âyet–i kerimede de buyrulduğu üzere yürekler ağızlara gelmiş bulunuyordu. Ebû Saîd el–Hudrî şöyle anlatır: "Hendek günü bir ara Peygamber Efendimizin huzuruna çıkarak şöyle dedik:
– Yâ Resûlallah, yüreğimiz ağzımıza gelmiş bulunuyor, okuyacağımız bir dua var mıdır? Peygamberimiz buyurdu ki:
– Evet var. "Yâ Rabbî! Açık yerlerimizi kapat! Bizi bütün korktuklarımızdan emin eyle!" diyerek dua ediniz!
Hepimiz dua ettik, yalvardık. Çok geçmeden şiddetli bir fırtına esti. Düşman karargâhını alt üst etti, çadırlarını birbirine kattı. Ve düşman hezimete uğradı, dağılıp gitti.
Ebû Saîd el–Hudrî, Hendek savaşının hafiflediği bir gün, gündüzün ortalarına doğru ev halkının yanına gitmek için Peygamber Efendimizden, evine gitmek için izin istedi. Peygamberimiz ona izin verip buyurdu ki:
– Yanına silâhını al! Benî Kureyza Yahûdîlerinin sana zarar vermelerinden korkarım.
Ebû Saîd el–Hudrî de emir gereğince silâhını da yanına alarak evine gitti. Hanımı kapıda dikilmiş duruyordu. Kıskançlık gayretine kapılarak kızgın bir şekilde:
– Niçin evde beklemeyip de dışarıda bekliyorsun? diye sorunca, hanımı dedi ki:
– Niçin bana kızıyorsun? İçeriye gir de gör!
Eve girdiklerinde yatağın üzerinde, kocaman siyah bir yılanın çöreklenip yattığını gördü. Sert bir şekilde mızrağını yılana sapladı. Sonra yılanı yataktan kaldırınca, yatak üzerinde, yılanın yerinde bir gencin yatmakta olduğu görüldü. Mızrağın ucundaki yılanı bahçeye çıkarıp astı. Yılan titreyerek ölürken, içeride yataktaki genç de can çekişerek öldü. Ebû Saîd el–Hudrî hemen gelip, bu durumu Peygamber Efendimize bildirince Peygamberimiz buyurdu ki:
– O Medine'deki Müslüman olan cinnîlerdendir. Onlardan bir şey görürseniz, onlara oradan gitmesi için üç gün müsaade ediniz! Bundan sonra size tekrar görünecek olursa, onu öldürünüz. Çünkü o ancak şeytandır."buyurdu.
ÜÇ MESCİDİ
ZİYARET
Ebû Saîd, Benî Mustalik ve Hendek gazalarından sonra da seferlere çıkmıştır Hudeybiye, Hayber, Mekke'nin Fethi, Huneyn ve Tebük gazalarında bulunmuştur. Resûlullah'ın on iki gazasında yer almış, Bey'atü'r–Rıdvan'da Efendimize biat eden sahâbe arasında ilk sıralarda yer almıştır.
Ebû Saîd el–Hudrî daha çok, hadis rivayetiyle tanınmış olan bir sahâbîdir. Resûlullah'ın hadislerinden binden fazla rivayet eden Ebû Hüreyre, Abdullah b. Ömer, Enes b. Mâlik, Ümmü'l–Mü'minin Âişe, Abdullah b. Abbas, Cabir b. Abdullah ile birlikte "Muksirûn" adı verilen sahâbeden biridir. Ebû Saîd el–Hudrî bin yüz yetmiş hadis rivayet etmiştir. Bunlardan kırk üç tanesi Buhârî ve Müslim'de, on altısı yalnız Buhârî'de, elli ikisi yalnız Müslim'de, diğerleri öteki hadis kitaplarında bulunmaktadır.
Ebû Saîd, Resûlullah'tan her duyduğunu her zaman rivayet etmemiş, ihtiyaç duyduğu zamanlarda, Sünnet'in yanlış uygulandığını gördüğünde hadis rivayet etmiştir.
Ebû Saîd el–Hudrî'nin rivayet ettiği hadislerden bazıları şöyledir:
"Üç mescidden başkasına ziyaret maksadıyla yola çıkılmaz: Mescid–i Nebevî, Mescid–i Haram ve Mescid–i Aksâ."(2)
"Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm (bir gün) halka hitap ederek buyurdular ki: "Allah Teâlâ bir kulunu, dünya ile nezdindekini tercihte muhayyer bıraktı. O kul, Allah'ın nezdindekini tercih etti."
Bu söz üzerine Hz. Ebû Bekir ağlamaya başladı. Biz, Aleyhissalâtu Vesselâm'ın, Allah tarafından muhayyer bırakılan bir kul hakkında verdiği haber sebebiyle onun ağlamasına hayret ettik. Meğer muhayyer bırakılan o kul Aleyhissalâtu Vesselâm'ın kendisi imiş. Meğer bunu en iyi anlayan da aramızda Ebû Bekir imiş.(3)
"İki haslet bir mü'minde toplanmaz, onlar da cimrilik ve kötü ahlâktır."(
KANIM, KANINAKARIŞAN KİŞİYE
CEHENNEM ATEŞİ DOKUNMAZ
Ashâb–ı kirâmın fakihlerinden biri olan Ebû Saîd el–Hudrî Radıyallahu Anh, çok hadis rivayet eden ve "Muksirûn" adı verilen yedi sahâbeden biridir. Medine'nin Hazrec kabilesinden olup daha çok künyesiyle tanınmıştır. İsmi, Sa'd b. Mâlik b. Sinan el–Hudrî'dir. Hudrî nisbesini dedelerinden Hudrî'ye nisbetle almıştır. Annesi Üneyse binti Ebû Hârise ise, Adî b. Neccar oğullarından olup Peygamber Efendimize biat eden hanımlardandır.
Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret edince, Ebû Saîd el–Hudrî'nin annesi ve babası Hz. Mâlik b. Sinan müslüman oldular. Ebû Saîd el–Hudrî müslüman anne ve babanın bulunduğu bir evde büyüdü. Bu sebeple İslamiyet'i çocukluğundan itibaren kabul etmiş, İslâm terbiyesiyle yetişmişti.
Ebû Saîd, Medine'de Efendimiz tarafından yapılan Mescid–i Nebevî'nin inşasında çalışmıştı. Bedir Gazası'nda henüz küçük olduğundan bulunamamıştı. Bedir Gazası'na babası Mâlik b. Sinan iştirak etti. Şehid olmak için ön saflarda kahramanca çarpıştı. Mâlik b. Sinan daha sonra Uhud Harbi'nde savaşmak üzere, oğlu Ebû Saîd ile birlikte Peygamber Efendimizin huzuruna çıktılar. O sıralarda Ebû Saîd on üç yaşlarındaydı. Babası onun gelişkin bir vücut yapısına sahip olduğunu söyleyerek oğlunun da savaşa katılmasını istemesine rağmen Peygamber Efendimiz buna izin vermedi.
Bu hadîseyi Ebû Saîd el–Hudrî şöyle anlatıyor:
"Uhud günü Peygamber Efendimize arz olunduğum zaman on üç yaşında idim. Babam beni Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına götürüp; "Yâ Resûlallah! Bu yavrumun yaşı her ne kadar küçük olsa da iri kemiklidir. Vücudu gelişkindir. İzin verirseniz, bizimle gelsin!" dedi. Peygamber Efendimiz beni yukarıdan aşağıya kadar süzdükten sonra: "Onu geri çeviriniz." buyurdular. Benim gibi yaşı küçük olanlar Medine'de kadınları ve çocukları korumakla vazifelendirildiler."
Ebû Saîd el–Hudrî'nin babası Hz. Mâlik b. Sinan, Uhud Gazası'nda Peygamber Efendimiz yaralanınca, mübarek yanaklarından akan kanı emmekle şereflenmiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz, Hz. Mâlik için: "Kanım, kanına karışan kişiye cehennem ateşi dokunmaz." buyurdu. Mâlik b. Sinan bu gazada şehid oldu.
Uhud Gazası'ndan dönüşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm'ı nasıl karşıladıklarını Ebû Saîd el–Hudrî şöyle anlatıyor: "Annemle birlikte Peygamber Efendimizi karşılamaya, O'nun mübarek cemâlini görmeye gittiğimizde, babamın şehid olmakla şereflendiğini öğrenmiştik. Peygamberimize bakarken O da bizi gördü. Bana buyurdu ki: "Sen, Sa'd b. Mâlik misin?" Ben de "Babam, anam sana fedâ olsun Evet, benim Yâ Resûlallah!" dedim. Efendimiz bir at üzerinde idi. Yanına yaklaştım, mübarek dizlerinden öpmekle şereflendim. Bana: "Allahu Teâlâ, babana ecrini versin." buyurdular.
SABIRDAN ÜSTÜN
BİR RIZIK YOKTUR
Ebû Saîd el–Hudrî'nin babası Mâlik b. Sinan, ailesine onların geçinebileceği bir mal, bir gelir bırakmadan bu savaşta şehid düşünce, evin geçimini sağlayacak kimse olmadığı için ailesinin bütün yükü Hz. Ebû Saîd'in omuzlarına yüklendi. Geçim darlığı sebebiyle gerek kendisi gerekse ailesi bir hayli sıkıntıya düştüler. Çok sabırlı olduklarından dertlerini, sıkıntılarını kimseye söylemediler. Aç kaldıkları zaman karınlarına taş bağlayarak, açlıklarını gidermeye çalıştılar. Fakat bir gün annesi dayanamamış: "Evlâdım, Peygamber Efendimiz kendisine başvuranları hiç geri çevirmiyor, onlara yiyecek bir şeyler bulup veriyor. Sen de git, belki hakkımızda hayırlı olur." diyerek oğlu Ebû Saîd'i, Resûlullah'a gönderdi. Önce gitmek istememişti. Daha sonra kalkıp Resûlullah'ın huzuruna gittiğinde onun sahâbe–i kirama hutbe irâd ederken buldu. Oturup dinlemeye başladı. Efendimiz anlatırken bir ara şöyle buyurdu: ''Sabırdan üstün bir rızık yoktur. İstiğnâ gösteren ve iffetini muhâfaza eden insanları, Cenâb–ı Hak âlemden müstağnî kılar, zengin eder." Bu sözler onu çok etkiledi. Efendimizin ağzından, "İstemekten sakınanı Allah'ın iffetli kılacağını, halktan bir şey beklemeden elinde olanla yetineni Allah'ın zengin edeceğini, sabretmek isteyene de sabır vereceğini" duyan Ebû Saîd el–Hudrî, bu vaazı kendisine kabul etti, ibret aldı ve Peygamber Efendimizden hiçbir şey istemeden geri döndü. Eve gelip durumu annesine olduğu gibi anlattı. O günden sonra da kimseden bir şey talep etmedi. Tabi-î daha sonra işleri yolunda gitmiş ve Allahu Teâlâ'nın lütfüyle Medine'nin en zenginlerinden olmuşlardı. Ebû Saîd el–Hudrî başından geçen bu olayla alâkalı olarak şöyle der: "Resûl–i Ekrem'den bir şey dilemeyerek eve döndüm. Cenâb–ı Hak bize rızkımızı gönderdi. Zamanla işimiz o kadar yoluna girdi ki, ensar içinde bizden daha zengin bir kimse yoktu."(1)
YILAN TİTREYEREK ÖLDÜ
Ebû Saîd el–Hudrî Hazretleri Benî Mustalik Gazası'na, sonra da Peygamber Efendimizle birlikte Hendek Gazası'na katıldı. Çok kahramanlıklar gösterdi. Hendek Savaşı çok şiddetli geçiyordu. Sahâbe–i kiram günlerdir açtı. Bir korku hâkimdi. Âyet–i kerimede de buyrulduğu üzere yürekler ağızlara gelmiş bulunuyordu. Ebû Saîd el–Hudrî şöyle anlatır: "Hendek günü bir ara Peygamber Efendimizin huzuruna çıkarak şöyle dedik:
– Yâ Resûlallah, yüreğimiz ağzımıza gelmiş bulunuyor, okuyacağımız bir dua var mıdır? Peygamberimiz buyurdu ki:
– Evet var. "Yâ Rabbî! Açık yerlerimizi kapat! Bizi bütün korktuklarımızdan emin eyle!" diyerek dua ediniz!
Hepimiz dua ettik, yalvardık. Çok geçmeden şiddetli bir fırtına esti. Düşman karargâhını alt üst etti, çadırlarını birbirine kattı. Ve düşman hezimete uğradı, dağılıp gitti.
Ebû Saîd el–Hudrî, Hendek savaşının hafiflediği bir gün, gündüzün ortalarına doğru ev halkının yanına gitmek için Peygamber Efendimizden, evine gitmek için izin istedi. Peygamberimiz ona izin verip buyurdu ki:
– Yanına silâhını al! Benî Kureyza Yahûdîlerinin sana zarar vermelerinden korkarım.
Ebû Saîd el–Hudrî de emir gereğince silâhını da yanına alarak evine gitti. Hanımı kapıda dikilmiş duruyordu. Kıskançlık gayretine kapılarak kızgın bir şekilde:
– Niçin evde beklemeyip de dışarıda bekliyorsun? diye sorunca, hanımı dedi ki:
– Niçin bana kızıyorsun? İçeriye gir de gör!
Eve girdiklerinde yatağın üzerinde, kocaman siyah bir yılanın çöreklenip yattığını gördü. Sert bir şekilde mızrağını yılana sapladı. Sonra yılanı yataktan kaldırınca, yatak üzerinde, yılanın yerinde bir gencin yatmakta olduğu görüldü. Mızrağın ucundaki yılanı bahçeye çıkarıp astı. Yılan titreyerek ölürken, içeride yataktaki genç de can çekişerek öldü. Ebû Saîd el–Hudrî hemen gelip, bu durumu Peygamber Efendimize bildirince Peygamberimiz buyurdu ki:
– O Medine'deki Müslüman olan cinnîlerdendir. Onlardan bir şey görürseniz, onlara oradan gitmesi için üç gün müsaade ediniz! Bundan sonra size tekrar görünecek olursa, onu öldürünüz. Çünkü o ancak şeytandır."buyurdu.
ÜÇ MESCİDİ
ZİYARET
Ebû Saîd, Benî Mustalik ve Hendek gazalarından sonra da seferlere çıkmıştır Hudeybiye, Hayber, Mekke'nin Fethi, Huneyn ve Tebük gazalarında bulunmuştur. Resûlullah'ın on iki gazasında yer almış, Bey'atü'r–Rıdvan'da Efendimize biat eden sahâbe arasında ilk sıralarda yer almıştır.
Ebû Saîd el–Hudrî daha çok, hadis rivayetiyle tanınmış olan bir sahâbîdir. Resûlullah'ın hadislerinden binden fazla rivayet eden Ebû Hüreyre, Abdullah b. Ömer, Enes b. Mâlik, Ümmü'l–Mü'minin Âişe, Abdullah b. Abbas, Cabir b. Abdullah ile birlikte "Muksirûn" adı verilen sahâbeden biridir. Ebû Saîd el–Hudrî bin yüz yetmiş hadis rivayet etmiştir. Bunlardan kırk üç tanesi Buhârî ve Müslim'de, on altısı yalnız Buhârî'de, elli ikisi yalnız Müslim'de, diğerleri öteki hadis kitaplarında bulunmaktadır.
Ebû Saîd, Resûlullah'tan her duyduğunu her zaman rivayet etmemiş, ihtiyaç duyduğu zamanlarda, Sünnet'in yanlış uygulandığını gördüğünde hadis rivayet etmiştir.
Ebû Saîd el–Hudrî'nin rivayet ettiği hadislerden bazıları şöyledir:
"Üç mescidden başkasına ziyaret maksadıyla yola çıkılmaz: Mescid–i Nebevî, Mescid–i Haram ve Mescid–i Aksâ."(2)
"Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm (bir gün) halka hitap ederek buyurdular ki: "Allah Teâlâ bir kulunu, dünya ile nezdindekini tercihte muhayyer bıraktı. O kul, Allah'ın nezdindekini tercih etti."
Bu söz üzerine Hz. Ebû Bekir ağlamaya başladı. Biz, Aleyhissalâtu Vesselâm'ın, Allah tarafından muhayyer bırakılan bir kul hakkında verdiği haber sebebiyle onun ağlamasına hayret ettik. Meğer muhayyer bırakılan o kul Aleyhissalâtu Vesselâm'ın kendisi imiş. Meğer bunu en iyi anlayan da aramızda Ebû Bekir imiş.(3)
"İki haslet bir mü'minde toplanmaz, onlar da cimrilik ve kötü ahlâktır."(