sahabe_hayranı
10.04.2008, 02:50
EBU HANİFE VE HANİFİ ALİMLERİNE GÖRE DARUL HARBİN HÜKMÜ
Dar-i harb , ancak , tek bir şartla , dar-i İslam olur : O da , içersinde , İslam’ın hükmünü izhar etmektir.
DAR-İ İSLAM’IN , DAR-İ HARB OLMASININ ŞARTI
Ziyadat isimli kitapta , İmam Muhammed (R.A) , şöyle buyurmuştur:
İmam Ebu Hanife (R.A.) ‘ye göre , darul İslam , - şu- üç şartla , darul harb olur.
1 ) Kafirlerin hükümlerini , aleni olarak icra etmek , İslam hükmüyle , hükmetmemek .
2 ) Darul harble , darul İslam arasında , bir İslam yurdunun bulunmaması ; darul harbe bitişik olmak.
3 ) Kafirler istila etmeden önce , sabit olan güvenin kalmaması.
Ebu Yusuf ile Muhammed (Rh.a) dediler ki:”Darul İslam içinde Ahkamı küfrün icra olunmasıyla dar’ul küfür olur.”(El Bedaiu’s fi Tertibi’ş Şerani-İMAMI KASSANİ /c7-sh:130-31)
ŞAFİ ALİMLERİNE GÖRE DARUL HARBİN HÜKMÜ
Şafii ulemasından İmam Nevevi şöyle diyor: “Darul harb üç kısımdır:
1-Müslümanların meskun bulundukları yerler,
2-Müslümanların fethedip gayri müslim ahalisinin cizye karşılığında iskan ettikleri yerler,
3-Başlangıçta Müslümanların meskun bulundukları, fakat daha sonra gayri müslimlerin istila ve hakimiyetleri altına geçen yerlerdir.
Ancak ben bazı muteahhirin şunu zikrettiklerini gördüm: Şayet (Bu üçüncü kısımda)zikredilenin içerisinde müslümanlar (Ahkam-ı şeriatle hümetmekten) men olunmuyorlarsa orası darul İslam’dır. Yok müslümanlar (Kafirlerin istila ve hakimiyetleri altına giren yerlerde ahkam-ı şeriatle hükmetmekten) men olunuyorlarsa o zaman o belde darul küfürdür.(1)
İmam Nevevi’nin yukarıdaki açıklamasına yine Şafiilerden Es-Subkî şöyle cevap veriyor: “(İmam Nevevi’nin başlangıçta müslümanların meskun bulundukları, fakat daha sonra gayri müslimlerin istila ve hakimiyeti altına girip içerisinde müslümanların şeriat ahkamıyla hükmetmekten men olundukları beldenin) darul küfür olduğunu söylemek sahihtir. Ancak bu belde sureten darul küfürdür. Hükmen darul küfür değildir.”(2)
Görüldüğü gibi şafii uleması: Bir zamanlar müslümanların meskeni ve toprağı iken, daha sonra kafir mustevlilerin istila edip içerisinde ahkam-ı şirki tatbik ettikleri, şeriatın ahkamıyla hükmetmek isteyen müslümanların şiddetle men olundukları, zindanlara şeriatın tatbikatını istemekten ötürü atılıp işkence gördükleri, tağutların ilke ve inkılaplarına tabi olmaya zorlandıkları beldeler hükmen değil, sureten darul küfürdürler. Şunu da unutmayalım ki; şafiilere göre darul islam olan beldeler, kafir mustevlilerin istilaları ve zulümleri neticesinde sureten darul harbe dönüşürler.
Bilindiği gibi Mekke’de fetihten önce şirk hükümleri uygulanmakta idi. Mekke’den Medine’ye hicret etmeye gücü yetmeyen mustazaflar Mekke de ikamet ediyorlardı. İçerisinde müslümanların bulundukları fakat inançlarından ötürü işkence gördükleri, tevhid akidesi yerine şirk ahkamlarının kuvvet ve kontrolü altında bulunan Mekke beldesi hakkında İmam Şafii şöyle diyor: “Mekke bir daruşşirkdir” (3)
Dikkat edilirse İmam Şafii de, İslam’ın kuvvet ve idaresi altında bulunmayan, şirk ahkamlarının tatbikatına sahne olan ve şirk kanunlarını kabul etmeyen müminlerin işkence gördükleri tüm beldeler tıpkı Mekke misali gibi birer darul harbtirler.
(1) Ravdatut talibin / İmam Nevevi
(2) Tuhfetul Muhtaç / İbnu Haceril Heytemi
(3) El-Umm / İmam Şafii
MALİKİ ALİMLERİNE GÖRE DARULHARBİN HÜKMÜ
Darul harb kavramının tarifinde maliki uleması, Müslümanların islam dininin şeriatını ikame edip edemediklerini temel kıstas kabul etmişlerdir. Maliki alimlerine göre gerek siyasi ve gerekse hukuki olarak islamın hakimiyeti dışında kalan beldeler darul harbtirler. Bu konuda maliki ulemasından El-Hurraşi şöyle diyor: “Darul harb; harbilerin hakim oldukları yerlerdir.”(1)
Yani darul harb, müslümanların islami hükümleri tatbik etmeye muktedir olmadıkları beldedir. (Yani İslam şeriatı yerine beşeri mahreçli kanunların hüküm sürdüğü terdir)
Maliki ulemasından Ed-Dusuki şöyle diyor: “Darul islam, içerisinde islami kanunlar ikame edildikçe darul harbe dönüşmez”(2)
Ancak içerisinde islami kanunları ikame etme imkan ve kudreti olmazsa o zaman darul islam, darul harbe dönüşür. Esasen malikilere göre dünyanın neresi olursa olsun dinleri hususunda fitne içine düşmekten herhangi bir korkuları olmaksızın dini kanunları ikame etmeye muktedir oldukları her yer darul islamdır. Ancak dinin şeairlerinin ikamesinin kesildiği, müslümanların imanının yok olduğu bir dar da; kendiliğinden darul harb olur.(3)
Ancak küfür ahkamının icrasıyla birlikte müslümanlar islami ahkamları icra etmeye muktedir olurlarsa o zaman darul islam darul harb olmaz. Darul islam, içerisinde islamın ikame imkanının bulunmasıyla darul islam olarak devam eder. Darul islam mürtedlerin istila etmesiyle de darul harb olur. Yani maliki alimlerine göre mürtedlerin galip oldukları ve hükümlerini icra ettikleri her yer de birer darul harbtirler.(4)
Darul islamdaki zımmiler zimmet akdini bozup islam devletine karşı savaşırlarsa, asli harbilerin muamelesine tabi tutulurlar. Yani onlarla savaşılır.(5)
Şayet bu harbiler darul islamın iktidarını ele geçirip kendi hükümlerini uygularlarsa o zaman darul harb olmuş olur. Kısacası maliki alimlerine göre dünya iki dara ayrılır: darul islam ve darul harb. Darul harb; ahkam-ı şirkin egemen olduğu müslümanların da islam dininin şeairlerini ikame etmekten mahrum oldukları beldenin adıdır.
Maliki ve Hambeli alim lerine göre ise dar’ul harp kavramını lafız olarak gündeme getiren Hz. Muhammed (s.a.s) olmuştur.Hz. Muhammed’in dar’ul harp kavramıyla alakalı bir hadisi şöyledir.”Dar’ul harp’de Hadler ikame edilmez.” .(Feth’ulKadirLil Acizil Fakir (İbn Humam) c:5 sh:46 Mısır/1319 Durer’ul hukkam fi şerhi Gurer’ıl Ahkam (M.Husrev) c:1 sh:434 İST./1258 El Mebsut (İmam-ı Serahsi) c:9 sh:99-100
(1) Şerh-u Muhtasar-ı Halil / El Hurraşi
(2) Haşye-tud Dusuki ala şerhil kebir / Ed-Dusuki
(3) Asarul harb / Vehbe zuhayli
(4) El Fıkh alal mezahibil erbaa / El Ceziri
(5) El Mudevvenetul Kubra / Malik bin Enes
HANBELİ ALİMLERİNE GÖRE DARUL HARBİN TARİFİ
Hanbeli uleması darul harb kavramını tarif ederken hükümlerin hakimiyetine, müstevli kafir ve mürtedlerin fiili otoritesine önem vermişlerdir. Nitekim Hanbeli ulemasından Allame ibnu Muflih şöyle diyor: “Ahkamul müsliminin galip olduğu her dar, darul islamdır. Yine ahkamul küffarın galip olduğu her dar da, darul küfürdür. Bu iki darın dışında dar yoktur.(1)
Bu iki dar da üzerinde uygulanan hükümlere göre şekillenip mahiyet kazanırlar. Hanbeli ulemasından Hicavi şöyle diyor: “Darul harb içerisinde küfür hükmünün galip olduğu yerdir.”(2)
Demek oluyor ki; bir darın darul harb olabilmesi için orada küfri hükümlerin galibiyeti ve otoritesi şarttır. Dünyanın hangi beldesi olursa olsun, ahkam-ı küfrün galibiyeti ve otoritesi altına girdiği andan itibaren darul harbdir. Velev ki böyle bir beldede ahkamı küfrü galip kılıp uygulayan kafir idarecilerden başka kafir bulunmasın. Burada önemli olana nüfusun çokluğu değil, hakimiyettir. Hanbeli ulemasından İbnu Kudame şöyle diyor: “Bir belde ahalisi mürted olup oradan onların ahkamı icra olunduğu zaman o belde darul harb olur.”(3)
Evet, mürtedlerin istila ve hakimiyeti neticesinde bir ülke darul harb olur. Yine burada önemli olan kafirlerin istilası ve fiili olarak mürtedlerin uydurdukları kanunların icrasıdır. Başlangıçta müslümanların kuvvet ve kontrolü altında olup içinde islami hükümlerin uygulandığı bir darul islam, sonra mürtedlerce istila edilip islami hakimiyete son verilir ve mahkemelerde mürtedlerin yalancı ve yabancı kanunları uygulanırsa artık o darul islam bir darul harb olmuştur. Hanbeli’lere göre darul küfür iki kısımdır. Birincisi; başlangıçta müslümanların beldesidir, fakat daha sonra kafirlerin galip olup hakimiyetini ele geçirdikleri beldedir. İkinci ise; yine başta müslümanların beldesi olup; sonra oradaki bazı müslümanların irtidat olmaları ve bu sıfatla mürtedlik hükümlerinin uygulandıkları beldelerdir.(4)
Bunun için diyoruz ki; Hanbeli alimlerine göre darul harb; kafir ve mürtedlerin hükümlerinin açıkça uygulandığı her yerdir. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Hanbeli’lerce darul islam, darul harbe dönüşür. Bu hususta İbnu Kudame şöyle der: “Darul islam içerisinde sadece küfür ahkamının icrasıyla darul harb olur.” (5)
Tüm bu açıklamalardan sonra darul harbin Hanbeli’lerce tarifini özetleyecek olursak, deriz ki: Kafirlerin ve mürtedlerin istila ve işgali altında bulunup içerisinde islami ahkamların yerine kafirlerin ve mürtedlerin ahkamlarının uygulandığı ve hakimiyetlerinin şiddet ve hiddetle devam ettiği beldenin şeri lugatte adı darul harbtir. Hanbeli’lerin alimlerinden Nasiru Sadiyye şöyle diyor: “Darul küfür hususunda darın içerisinde ahkamı küfrün icra ve izhar olunmasına itibar edilmiştir. Ahkamı küfrün icra edildiği yer darul harbtir.”(6)
Kısacası Hanbeli’lere göre küfrün galip olup uygulandığı her yer darul harbtir.
(1) Kitabu adabu şeriyye / Allame ibnu Muflih
(2) El ikna / Hicavi
(3) El Muğni / İbnu Kudame
(4) Eş Şerhu Kebir / İbnu Kudame
(5) El Muğni / İbnu Kudame
(6) Fetevayı Sadiyye / Nasiru Sadiyye
Dar-i harb , ancak , tek bir şartla , dar-i İslam olur : O da , içersinde , İslam’ın hükmünü izhar etmektir.
DAR-İ İSLAM’IN , DAR-İ HARB OLMASININ ŞARTI
Ziyadat isimli kitapta , İmam Muhammed (R.A) , şöyle buyurmuştur:
İmam Ebu Hanife (R.A.) ‘ye göre , darul İslam , - şu- üç şartla , darul harb olur.
1 ) Kafirlerin hükümlerini , aleni olarak icra etmek , İslam hükmüyle , hükmetmemek .
2 ) Darul harble , darul İslam arasında , bir İslam yurdunun bulunmaması ; darul harbe bitişik olmak.
3 ) Kafirler istila etmeden önce , sabit olan güvenin kalmaması.
Ebu Yusuf ile Muhammed (Rh.a) dediler ki:”Darul İslam içinde Ahkamı küfrün icra olunmasıyla dar’ul küfür olur.”(El Bedaiu’s fi Tertibi’ş Şerani-İMAMI KASSANİ /c7-sh:130-31)
ŞAFİ ALİMLERİNE GÖRE DARUL HARBİN HÜKMÜ
Şafii ulemasından İmam Nevevi şöyle diyor: “Darul harb üç kısımdır:
1-Müslümanların meskun bulundukları yerler,
2-Müslümanların fethedip gayri müslim ahalisinin cizye karşılığında iskan ettikleri yerler,
3-Başlangıçta Müslümanların meskun bulundukları, fakat daha sonra gayri müslimlerin istila ve hakimiyetleri altına geçen yerlerdir.
Ancak ben bazı muteahhirin şunu zikrettiklerini gördüm: Şayet (Bu üçüncü kısımda)zikredilenin içerisinde müslümanlar (Ahkam-ı şeriatle hümetmekten) men olunmuyorlarsa orası darul İslam’dır. Yok müslümanlar (Kafirlerin istila ve hakimiyetleri altına giren yerlerde ahkam-ı şeriatle hükmetmekten) men olunuyorlarsa o zaman o belde darul küfürdür.(1)
İmam Nevevi’nin yukarıdaki açıklamasına yine Şafiilerden Es-Subkî şöyle cevap veriyor: “(İmam Nevevi’nin başlangıçta müslümanların meskun bulundukları, fakat daha sonra gayri müslimlerin istila ve hakimiyeti altına girip içerisinde müslümanların şeriat ahkamıyla hükmetmekten men olundukları beldenin) darul küfür olduğunu söylemek sahihtir. Ancak bu belde sureten darul küfürdür. Hükmen darul küfür değildir.”(2)
Görüldüğü gibi şafii uleması: Bir zamanlar müslümanların meskeni ve toprağı iken, daha sonra kafir mustevlilerin istila edip içerisinde ahkam-ı şirki tatbik ettikleri, şeriatın ahkamıyla hükmetmek isteyen müslümanların şiddetle men olundukları, zindanlara şeriatın tatbikatını istemekten ötürü atılıp işkence gördükleri, tağutların ilke ve inkılaplarına tabi olmaya zorlandıkları beldeler hükmen değil, sureten darul küfürdürler. Şunu da unutmayalım ki; şafiilere göre darul islam olan beldeler, kafir mustevlilerin istilaları ve zulümleri neticesinde sureten darul harbe dönüşürler.
Bilindiği gibi Mekke’de fetihten önce şirk hükümleri uygulanmakta idi. Mekke’den Medine’ye hicret etmeye gücü yetmeyen mustazaflar Mekke de ikamet ediyorlardı. İçerisinde müslümanların bulundukları fakat inançlarından ötürü işkence gördükleri, tevhid akidesi yerine şirk ahkamlarının kuvvet ve kontrolü altında bulunan Mekke beldesi hakkında İmam Şafii şöyle diyor: “Mekke bir daruşşirkdir” (3)
Dikkat edilirse İmam Şafii de, İslam’ın kuvvet ve idaresi altında bulunmayan, şirk ahkamlarının tatbikatına sahne olan ve şirk kanunlarını kabul etmeyen müminlerin işkence gördükleri tüm beldeler tıpkı Mekke misali gibi birer darul harbtirler.
(1) Ravdatut talibin / İmam Nevevi
(2) Tuhfetul Muhtaç / İbnu Haceril Heytemi
(3) El-Umm / İmam Şafii
MALİKİ ALİMLERİNE GÖRE DARULHARBİN HÜKMÜ
Darul harb kavramının tarifinde maliki uleması, Müslümanların islam dininin şeriatını ikame edip edemediklerini temel kıstas kabul etmişlerdir. Maliki alimlerine göre gerek siyasi ve gerekse hukuki olarak islamın hakimiyeti dışında kalan beldeler darul harbtirler. Bu konuda maliki ulemasından El-Hurraşi şöyle diyor: “Darul harb; harbilerin hakim oldukları yerlerdir.”(1)
Yani darul harb, müslümanların islami hükümleri tatbik etmeye muktedir olmadıkları beldedir. (Yani İslam şeriatı yerine beşeri mahreçli kanunların hüküm sürdüğü terdir)
Maliki ulemasından Ed-Dusuki şöyle diyor: “Darul islam, içerisinde islami kanunlar ikame edildikçe darul harbe dönüşmez”(2)
Ancak içerisinde islami kanunları ikame etme imkan ve kudreti olmazsa o zaman darul islam, darul harbe dönüşür. Esasen malikilere göre dünyanın neresi olursa olsun dinleri hususunda fitne içine düşmekten herhangi bir korkuları olmaksızın dini kanunları ikame etmeye muktedir oldukları her yer darul islamdır. Ancak dinin şeairlerinin ikamesinin kesildiği, müslümanların imanının yok olduğu bir dar da; kendiliğinden darul harb olur.(3)
Ancak küfür ahkamının icrasıyla birlikte müslümanlar islami ahkamları icra etmeye muktedir olurlarsa o zaman darul islam darul harb olmaz. Darul islam, içerisinde islamın ikame imkanının bulunmasıyla darul islam olarak devam eder. Darul islam mürtedlerin istila etmesiyle de darul harb olur. Yani maliki alimlerine göre mürtedlerin galip oldukları ve hükümlerini icra ettikleri her yer de birer darul harbtirler.(4)
Darul islamdaki zımmiler zimmet akdini bozup islam devletine karşı savaşırlarsa, asli harbilerin muamelesine tabi tutulurlar. Yani onlarla savaşılır.(5)
Şayet bu harbiler darul islamın iktidarını ele geçirip kendi hükümlerini uygularlarsa o zaman darul harb olmuş olur. Kısacası maliki alimlerine göre dünya iki dara ayrılır: darul islam ve darul harb. Darul harb; ahkam-ı şirkin egemen olduğu müslümanların da islam dininin şeairlerini ikame etmekten mahrum oldukları beldenin adıdır.
Maliki ve Hambeli alim lerine göre ise dar’ul harp kavramını lafız olarak gündeme getiren Hz. Muhammed (s.a.s) olmuştur.Hz. Muhammed’in dar’ul harp kavramıyla alakalı bir hadisi şöyledir.”Dar’ul harp’de Hadler ikame edilmez.” .(Feth’ulKadirLil Acizil Fakir (İbn Humam) c:5 sh:46 Mısır/1319 Durer’ul hukkam fi şerhi Gurer’ıl Ahkam (M.Husrev) c:1 sh:434 İST./1258 El Mebsut (İmam-ı Serahsi) c:9 sh:99-100
(1) Şerh-u Muhtasar-ı Halil / El Hurraşi
(2) Haşye-tud Dusuki ala şerhil kebir / Ed-Dusuki
(3) Asarul harb / Vehbe zuhayli
(4) El Fıkh alal mezahibil erbaa / El Ceziri
(5) El Mudevvenetul Kubra / Malik bin Enes
HANBELİ ALİMLERİNE GÖRE DARUL HARBİN TARİFİ
Hanbeli uleması darul harb kavramını tarif ederken hükümlerin hakimiyetine, müstevli kafir ve mürtedlerin fiili otoritesine önem vermişlerdir. Nitekim Hanbeli ulemasından Allame ibnu Muflih şöyle diyor: “Ahkamul müsliminin galip olduğu her dar, darul islamdır. Yine ahkamul küffarın galip olduğu her dar da, darul küfürdür. Bu iki darın dışında dar yoktur.(1)
Bu iki dar da üzerinde uygulanan hükümlere göre şekillenip mahiyet kazanırlar. Hanbeli ulemasından Hicavi şöyle diyor: “Darul harb içerisinde küfür hükmünün galip olduğu yerdir.”(2)
Demek oluyor ki; bir darın darul harb olabilmesi için orada küfri hükümlerin galibiyeti ve otoritesi şarttır. Dünyanın hangi beldesi olursa olsun, ahkam-ı küfrün galibiyeti ve otoritesi altına girdiği andan itibaren darul harbdir. Velev ki böyle bir beldede ahkamı küfrü galip kılıp uygulayan kafir idarecilerden başka kafir bulunmasın. Burada önemli olana nüfusun çokluğu değil, hakimiyettir. Hanbeli ulemasından İbnu Kudame şöyle diyor: “Bir belde ahalisi mürted olup oradan onların ahkamı icra olunduğu zaman o belde darul harb olur.”(3)
Evet, mürtedlerin istila ve hakimiyeti neticesinde bir ülke darul harb olur. Yine burada önemli olan kafirlerin istilası ve fiili olarak mürtedlerin uydurdukları kanunların icrasıdır. Başlangıçta müslümanların kuvvet ve kontrolü altında olup içinde islami hükümlerin uygulandığı bir darul islam, sonra mürtedlerce istila edilip islami hakimiyete son verilir ve mahkemelerde mürtedlerin yalancı ve yabancı kanunları uygulanırsa artık o darul islam bir darul harb olmuştur. Hanbeli’lere göre darul küfür iki kısımdır. Birincisi; başlangıçta müslümanların beldesidir, fakat daha sonra kafirlerin galip olup hakimiyetini ele geçirdikleri beldedir. İkinci ise; yine başta müslümanların beldesi olup; sonra oradaki bazı müslümanların irtidat olmaları ve bu sıfatla mürtedlik hükümlerinin uygulandıkları beldelerdir.(4)
Bunun için diyoruz ki; Hanbeli alimlerine göre darul harb; kafir ve mürtedlerin hükümlerinin açıkça uygulandığı her yerdir. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Hanbeli’lerce darul islam, darul harbe dönüşür. Bu hususta İbnu Kudame şöyle der: “Darul islam içerisinde sadece küfür ahkamının icrasıyla darul harb olur.” (5)
Tüm bu açıklamalardan sonra darul harbin Hanbeli’lerce tarifini özetleyecek olursak, deriz ki: Kafirlerin ve mürtedlerin istila ve işgali altında bulunup içerisinde islami ahkamların yerine kafirlerin ve mürtedlerin ahkamlarının uygulandığı ve hakimiyetlerinin şiddet ve hiddetle devam ettiği beldenin şeri lugatte adı darul harbtir. Hanbeli’lerin alimlerinden Nasiru Sadiyye şöyle diyor: “Darul küfür hususunda darın içerisinde ahkamı küfrün icra ve izhar olunmasına itibar edilmiştir. Ahkamı küfrün icra edildiği yer darul harbtir.”(6)
Kısacası Hanbeli’lere göre küfrün galip olup uygulandığı her yer darul harbtir.
(1) Kitabu adabu şeriyye / Allame ibnu Muflih
(2) El ikna / Hicavi
(3) El Muğni / İbnu Kudame
(4) Eş Şerhu Kebir / İbnu Kudame
(5) El Muğni / İbnu Kudame
(6) Fetevayı Sadiyye / Nasiru Sadiyye