PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ÜÇ MÜhİm Dert



Mevsul
28.02.2007, 04:55
ÜÇ MÜHİM DERT

Bir gün çok ağlıyorken, Rabia-i Adviyye,
Sordular: “Ağlamanın sebebi nedir?” diye.

Buyurdu ki: “Üç büyük derdim var şimdi benim,
Bunları düşündükçe, ağlayıp yaş dökerim.

Bunlardan kurtulmağa, var ise bir kolaylık,
Bir garanti verin de, ağlamayayım artık.”

Dediler: “Söyle bize, ne imiş o dertlerin?
Herhâlde hallederiz, kolayı var her şeyin.”

Buyurdu: “Öyle zor ki, kastettiğim o dertler,
Zannettiğiniz gibi, kolay halledilmezler.

Biri son nefesimde, verirken ben canımı,
Kurtarabilir miyim, acaba imanımı?

İkincisi mahşerde, acep amel defterim,
Sağımdan mı verilir, soldan mı, yok haberim.

Üçüncüsü, herkesin, hesabı görülünce
Ve lâyık oldukları, yere götürülünce,

Cennetlikler ile mi, giderim ben acaba?
Yoksa atılır mıyım, kötülerle azaba?

Bu korkunç tehlikeler, var iken önümde hep,
Ben ağlamayayım da, kimler ağlasın acep?”

Uzaktan bir misafir, gelmişti hanesine,
Bir parça eti vardı, koydu tenceresine.

Düşündü pişirip de, ona ikram etmeyi
Ve lâkin konuşurken, unuttu pişirmeği.

Nihayet akşam olup, namazları kıldılar,
Hem kendi, hem misafir, o gün oruçluydular.

Dedi ki: “Et pişmedi, unutmak sebebiyle,
Bari iftar edelim, “kuru ekmek, su” ile.”

Getirmeye giderken, su ve kuru ekmeği,
Leziz et kokuları, bir anda sardı evi.

Baktı ki tencerede, duran et, o hâliyle,
Ateşsiz pişmiş idi, kudret-i ilâhiyle.

Misafir o yemekten, yiyince, ilk tadımda;
Dedi: “Böyle hoş yemek, yemedim hayatımda.

Hem de sen demiştin ki, Unuttum, pişmedi et,
Hâlbuki bu et pişmiş, acaba nedir hikmet?”

Dedi: “Kul unutmazsa, eğer ibadetini,
Onu da unutmazlar, pişirirler etini.”

Yine bir gün misafir, var iken hanesinde,
Yemeğe koymak için, soğan yoktu evinde.

Dediler; “Ey Rabia, şu komşudan istesek,
Zira soğan olmazsa, iyi olmaz o yemek.”

Buyurdu: “Kırk senedir, söz verdim ki ben şuna,
Asla el açmayayım, Rabbimden gayrısına.”

Rabia’nın bu sözü, bitmemişti ki, o an,
Bir kuş, ayaklarıyla, bıraktı iki soğan.

Bir gece de dostları, geldiler ona, ancak,
Kandil yoktu evinde, gece aydınlatacak.

Rabia hazretleri, üfledi bir avucuna,
Nur geldi birden bire, parmakları ucuna.

Kamış girdi gözüne, bir gün namaz kılarken,
Hiç farkına varmadı, acımasına rağmen.

Öyle sarmış idi ki, onu aşk-ı ilâhî,
Hissetmedi kamışı, gözüne girse dahi.

Selâm verip sordu ki, “Gözümde bir şey mi var?”
Baktılar kamış girmiş, güçlükle çıkardılar.

Ya Rabbi, bu mübarek velinin hürmetine,
Kavuştur bizi dahi, senin muhabbetine.

Wuslat
28.09.2010, 16:02
3 BÜYÜK DERT
Biri son nefesimde, verirken ben canımı,
Kurtarabilir miyim, acaba imanımı?
İkincisi mahşerde, acep amel defterim,
Sağımdan mı verilir, soldan mı, yok haberim.

Üçüncüsü, herkesin, hesabı görülünce
Ve lâyık oldukları, yere götürülünce,

Cennetlikler ile mi, giderim ben acaba?
Yoksa atılır mıyım, kötülerle azaba?

Ya Rabbi, bu mübarek velinin hürmetine,
Kavuştur bizi dahi, senin muhabbetine.