PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Amellerİnİze GÜvenmeyİn Efendİmİzden



MAHMUDHOCA
28.02.2007, 18:11
* AMELLERİNİZE GÜVENMEYİN
Kâinatın Efendisi buyurdular ki:
–Birinizin yiyeceğine, içeceğine sinek düşerse, sineği içine batırdıktan sonra çıkarın. Çünkü onun bir kanadında, dert diğerinde de şifa vardır."
Sineğin bir kanadında zehir, obur kanadında o zehirin panzehiri vardır. Bu haberi dünya gözü ile görüp anlamak mümkün müdür? Hele bundan binlerce yıl önce bunu bilebilmek mümkün değildir. Bu haberi ancak Mevla Teala bildiriyor, Resulullah'ta bize bildiriyor.
Bu hadisi rivayet eden Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, zaman zaman Ebu Hureyre eleştirilir. Ebu Hureyre, Kâinatın Efendisinden en ok hadis rivayet eden sahabedir. Çok hadis rivayet etmek, dine çok hizmette bulunmaya eşdeğer olduğu için, dine çok hizmet edenler bazılarını rahatsız ediyor. Rahatsız olanlarda rahatsızlıklarını eleştiri ile ortaya koyuyorlar.
Bu hususta kitaplar yazılıyor, insanların kafaları karıştırılıyor, birde bu kitaplar dini kitap altında insanlara sunulmuyor mu? Bu kitapların tuzağına düşmeyelim.
Ebu Hureyre Radıyalahu Anh'tan rivayet edilen bir hadisi şerifte buyuruluyor ki:
–Örülmedik bir kuyu başında, dili sarkmış, susuzluktan ölecek duruma gelmiş bir köpeği gören fahişe bir kadın, mestini çıkarıp başörtüsüne bağlayarak köpeğe su çıkarıp vermiş bu sebeple günahı bağışlanır."
Bir Müslüman düşünün ki; namaz kılmaz, oruç tutmaz, zekât vermez, hacca gitmez, içki içer de sonrada yaptığı hayırlara güvenirse bu olmaz. Yukarıda Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadisi şerif elbette ki doğrudur. Ancak bu muamelenin kime rastlayacağı belli değildir. Her böyle yapan af edilecek diye bir hükümde yoktur. Eğer böyle olsaydı, o zaman namaz, oruç, hac, zekât emredilmedi. En güzeli emredilen farzları yerine getir, bunun yanında iyilikleri de yap.
"İyilik yapınız velev ki bir sineğin kanadı kadar olsun." Bir vakit büyüklerden biri yazı yazıyordu. Yazı esnasında, bir sinek okkaya musallat oldu, hokkadaki mürekkebi içmeye başladı. Yazı yazan zat, sineğe herhangi bir müdahale de bulunmadı. Sinek dilediği kadar içti ve sonrada çekip gitti. Bu zat, sineğe gösterdiği merhametten dolayı af edilebilir. Bunu kimse bilemez, ama sineğe yapılan merhametten dolayı, affedileceğini bekleyerek farzları ihmal eden boşuna beklemiş olur.
Allah–u Teala'nın emrettiği, yapmamızı istediği ibadetleri eksiksiz yerine getirelim. Farzını, vacibini, sünnetini, müstehabını yerine getirelim. Bunları harfiyen yerine getirelim ki; işimizi şansa bırakmayalım. Bir bakarsın ki; Allah–u Teala size çok güvendiğiniz, bir amelinizle muamele yapmazda, sizin gözünüzde küçük gördüğünüz bir amelle muamele eder. Benim kalbim doğrudur, önemli olan kalb doğruluğudur. Kötü bir kadın susamış bir köpeğe su verdiği için affa mazhar oldu, bizde af oluruz. Sakın ha bu düşünce içinde olmayın. İslam dininin her emrini, her yasağını dikkatlice yerine getireceğiz. Sonrasında Rabbimiz bizi hangi amelimizle affeder onu biz bilemeyiz...

* Cenab-ı Hakk sana amel defterinin oku dediği zaman yanına da Kur'an-ı Kerim'i koyacak.

Soracak :" Bu günahı yaptın. Benim kitabımın neresinde buldun da yaptın, " buyuracak. Mahmud Ustaosmanoğlu (K.s)

Bu üç şey kimde olursa imanın tadını alır.

a) Allah-u Teala (cc.)'yı sevecek.

b) Peygamberimiz ( s.a.v.)'i sevecek.

c) Sevdiği kardeşini yalnız Allah-u Teala (c.c.) rızası için sevecek.

* Aman gayret edin iyi birleşin. Tatlı geçim de tarikatın emridir. Tarikat ehli mutlaka iyi geçinirler. Birbirlerinden nefret ettirmezler. Yarın ahirette tarikat kardeşin faide verecek. Aman göreyim sizi. Herkes bizden ahlak öğrensin. İyilik yaparsanız Allah-u Teala sizi yüceltsin. Kötülük yaparsanız düşersiniz aşağıya. Kardeşlerimize selam söyleyin, tenbihlerimi tutalım.
Çok şeyler biliyorsunuz elhamdülillah. Ama unutmayın ahirette sadece yaptığınız amel faide verecek. Amel etmedi iseniz faide yok. Mevla Teala amel etmeyi becerttirsin. Mevla Teala razı olsun. Hepimize çok terakki nasip etsin inşaallah. Amin

* Bu muazzam nizamı yaratan zamanı geldiğinde yıkacak Rabbimiz kendisini kullarına tanıtmak istiyor:
"Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'tır. O'nun izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O Rabbiniz Allah'tır. O hâlde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?" (Yunus, 10/3)
Koskoca gökler ve o göklerde direksiz dayanaksız duran kubbeler, hiçbir yere bağlı değil, ne zincir ne de ona benzer bir şey yok. Yıldızlar, gezegenler birbirine çarpmadan, bir nizam ve düzen ile hiç aralıksız dönmektedirler. Güneş, ay onlar da bir hesap ile dönmektedirler, öyle bir hesap ki, zerre miktar şaşmaz bir hesap. Allah'ımız ne kadar büyüktür ki; bu kadar büyük göklerin idaresi, bütün kâinatın tedbiri yedi kudretindedir.
Kâinat yaratıldığı günden bu yana, kâinattaki bu muazzam düzenin işlemesinde hiç hata yapmadı, bundan sonra da yapmayacak. Çünkü O Hakîm'dir. Hakîm ne yaparsa yerinde yapar. O Hakîm, tedbir üzerine kâinatı yaşatmaktadır. Gün gelecek kendisi murad edecek ve kâinat yıkılacak ve tebdil edecek ve şu âyeti celilenin sırları meydana gelecek.
"Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) hâline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna çıktıkları" (İbrahim, 14/48 )
Gözümüzün önünde duran böyle büyük azametli bir manzarayı yaratan, sevk ve idare eden sonra da yılacak olan Allah Celle Celaluhu'nu çok iyi bilmeye, O'na kâmil mânada kulluk etmeye ve böylece varlık maksadımıza ulaşmaya çalışalım inşallah..
Onun âli ve ashabı mânevî güneşlerimizdir Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in âli ve ashabı sonra gelenler için uyulan güneşlerdir. Burada anlatmak istenilen güneş şudur. İnsan bir yere gideceği ya da bir iş yapacağı zamanı seçerken gecenin karanlığını seçmez. Ne zamanı seçer? Güneşin doğup her tarafı aydınlattığı zamanı seçer. Güneş dünyamızı aydınlattığı zaman, kişi güneşin aydınlatmasından istifade ederek, istediği yere gider. İş yapacak olan da güneşin ışığından istifade ederek işini yapar. Kimi var güneşin ışığından istifade ederek gideceği yere gider, kimi var yapacağı işi güneşten gelen aydınlıkta yapar. Her iki durumda da güneş kişiye rehber olmuştur. İnsan bu işlerini yaparken güneşe tâbi olmuş oluyor. Güneş maddî plandaki dünyamızı aydınlatıyor.
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in âli ve ashabı mâneviyatımızı, mânevî yollarımız olan şeriat ve tarikat yollarını aydınlatıyor. Mânevî güneşlerimiz olan Efendimizin âli ve ashabına uymakla amacımıza ulaşmış oluyoruz. Onların yolundan başka yol karanlıktır, onların aydınlığından başka aydınlık yoktur. Rabbimiz ne buyuruyor: "O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar iman etmiş olanlara diyecekler ki: Bize bakınız, nurunuzdan bir parça ışık alalım" (Hadid, 57/13)

Şimdi teheccüd var, yarın pişmanlık. Yarın o büyük günde mahşer halkına nida edilecek: "Bugün Allah'ın fazlu keremine kimin nail olacağı ortaya çıkacak." Daha sonra şöyle bir nida daha yapılacak:
"Teheccüd namazı kılanlar ayağa kalksın." Bu nida üzerine çok az sayıdaki insan ayağa kalkacak. Demek ki milletin çoğunluğu geceleri uyumuş, oyun ve eğlenceye dalmış teheccüdü ihmal etmiş, kılmamış. Hesaplar görülmeye başlandığı zaman, çok çetin bir muhasebe yapılacak. Bu muhasebe çok çetin ve zorlu geçecek, ancak iyi kullar için bu muhasebe bir namazın vakti kadar olacak. Kötü kullar içinse, elli bin sene sürecek. O günde Allah dostları, Efendimizin sancağı altında bulunacak, birbirleri ile konuşacak, muhabbet edecek, birlikte sevinecekler. Ya Rabbi! Cümlemizi onlardan eyle. Âmin.
Beyazidi Bestâmî Kuddise Sırruhu Hazretlerine "Seyyidü'l Arifin" yanı sriflerin efendisi denilmiştir. Cüneydi Bağdâdî Kuddise Sırruhu Hazretlerine de "Seyyidü't Taife" yani evliyaullah taifesinin efendisi denilmiştir.
Cüneydi Bağdâdî Hazretlerini vefatından sonra rüyada görürler ve ona sorarlar:
"Mevlâ Teâlâ sana nasıl muamelede bulundu?"
"İbareler eridi, işaretler de yok oldu. Ancak gecenin içinde kıldığımız rekâtçıklar bize menfaat sağladı."
Demek ki ibadet de ibadet, başka yok. Sonra öyle bir gün gelecek ki, bize fırsat tanınsa da iki rekât namaz kılabilsek. Nerede dünya günleri, geri gitme imkânım olsa da namaz kılsam.
Her zorba yaptığının karşılığını görecek. Şu insanı anlamak mümkün değil. Bir bakıyorsun ki, utanmadan, korkmadan, kalkıp Allah'ın, Kur'an'ın aleyhine konuşuyorlar. Hiç düşünmüyorlar ki, bu dünyanın âhireti de vardır. Bu toprağın üstünün bir de altı var. Bir gün gelecek ki, bir daha geri dönüşü olmamak üzere kendilerini mezarda bulacaklar. Bir vakit Emevî halifelerinden Velid bin Abdülmelik vardı. Bu halife bir vakit Kur'an ile istihare yapmak istedi. Yaptığı istiharesinde İbrahim sûresinin şu âyeti celilesi çıktı:
"Ve Peygamberler fetih istediler. Her zorba inatçı da hüsrana uğradı." (İbrahim, 14/15)
Velid bin Abdülmelik bu çıkan âyete çok kızdı, hatta o kadar ileri gitti ki, "Bana niye müjdeli âyet gelmedi!" diye Kur'an'ı parçaladı, attı ve dedi ki:
"Her zorba ve inatçıyı sen mi tehdit ediyorsun? İşte benim, inatçıyım ve cebbarım. Haşr gününde Rabbine geldiğin vakitte, beni Velid parçaladı de."
Cahil cesurdur, derler. Çok zaman geçmeden Velid öldürüldü. Velid'i öldürenler kellesini sarayın kapısının önüne astılar. Onu öldüren, kendi akrabası çıktı.
İşte Velid örneği. Mevlâ Teâlâ'ya karşı yiğitlik söker mi? Sökmez. Ey gafil beyinsizler, kimin verdiği nimetlerle kime yiğitlik taslıyorsunuz? Allah'ın yakalaması çok çetin ve zorludur, seni derhal, hemen yakalar. Bakınız Sûrei Mü'min'de ne buyruluyor:
"Onlardan evvel Nuh kavmi peygamberlerini yalanlamıştı. Onlardan sonraki gruplar da yalanlamışlardı. Ve her kavim peygamberlerine azmetmişlerdi, onu yakalayıversinler diye ve bâtıl ile mücadele de bulunmuşlardı, onunla hakkı gidermek için. Sonra onları yakaladım. Artık cezalandırmam nasıl oldu bir düşünülmeli." (Mü'min, 40/5)
Mevlâ Teâlâ'yı gücendirmeye gelmez. O'nunla iyi geçinmeye çalışalım. Allahu Teâlâ'yı tanımayan nefislerimize uymayalım, nefsimizin istediği istikametten gitmeyelim. Ya Rabbi! Nefsimiz bize sevmediğin bir işi yaptıracağı zaman sen bize yardım et...

* Mevla hayırlı isteklerinizi versin şerlilerinden korusun!
Ölüm istenilmez. Ancak " yaşamam hayırlı ise beni yaşat, ölüm hayırlı ise beni al" diye dua edilir! Cenab-i Hakka Resulullah s.a.v öyle buyuruyor. O ne buyurursa o´nu söylemeliyiz!
İnsan ne zaman kazanacağını bilemez. Büyük bir nimettir bu dünya. Amma onu seversen bela!
Dünya ancak İslamı yaşamak için sevimlidir. İslamın şartlarını yerine getirmek için geldin bu dünyaya. Öldün mü daha bitti.
İmam.i Azam ( rahmetullahi aleyh) vefat etti, kendisini Hz. Resulullah s.a.v meclisinde buldu. Bir ara kalktı gidiyor.
Hz. Resulullah s.a.v efendimiz sordu:
-Ya İmam nereye gidiyorsun ? O
-İkindi namazım geçecek gibi oldu abdest almam gerekiyor, diye cevap verdi.
Bunun üzerine Resulullah s.a.v Efendimiz;
-Burası ahiret burda namaz, oruç vs. emirler yoktur! Buyurdu.
İşte o zaman İmam-ı Azam anladıki vefat edip, ahirete intikal etmiş.

O zamana kadar imtihan sürüyor! vefat edince imtihan bitiyor. Mevla cümlemizi onun gibi yapsın fazlu keremiyle.
Her ne kadar beceremiyorsakta onun mezhebindeniz.
Resulullah s.a.v Efendimizin ümmetindeniz, her ne kadar beceremiyorsakta.
Sakin dikkat edelim bir kıl kadar kaçırmayalım! Bir kefene sarıliyor gidiyorsun. O´da çürüyor. Dünyada kazandı isen yemek, içmek, giymek herşeyin olacak ahirette.
Kazanmadı isen bir şeyin yok! Bir kere bir delikanlının cenaze namazını kıldık. Defnedildi, telkin verilirken ruhu zuhur etti dedi ki:
-Ben buraya hazırlıksız geldim.
Rabbim kayırsın, O´na muhtacız her vakit! O ne iyi , ne sevgilidir. Ondan ayrılmak ne fenadır.

Ben hasta oldum, uzun zaman yattım böyle iken siz, size gösterilen doğru yoldan ayrılmadınız, sebat ettiniz.
Buna cok memnun oldum!

semenulcennet
28.02.2007, 18:17
Allah razı olsun hocam emeğine salık..