PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 260. mektup



abdul
09.06.2008, 01:37
260. Mektup





Bu mektupta; İmam-ı Rabbani (k.s)’ye tahsis edilen tarikatın beyanı, suğra, kübra ve ulya olarak anlatılan üç veliliğin açıklaması, peygamberliğin kesinlikle velilikten daha faziletli olduğu, insanda bulunan on letaif ki beşinin alem-i emirde beşinin de alem-i halkta olduğu, bunlara ait olan ayrı ayrı kemalatın beyanı, alem-i halkın alem-i emirden daha faziletli olduğu, bu arada toprak unsurunda özel kemalatın beyanı, her makama uygun ilimlerin ve marifetlerin beyanından bahsedilmektedir.



İmam-ı Rabbani Hazretleri bu mektubu Mahdum zade Muhammed Sadık’a hitaben yazmıştır.

Alemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun. Salat ve selam Peygamberlerin Efendisi ve temiz ali ve ashabının tümüne olsun.



Ey oğul! Allah seni bahtiyar eylesin. Alem-i emrin beş letaifi yani kalp, ruh, sır, hafi, ahfayı demek istiyorum. Bunlar, küçük alemin yani insanın parçalarıdır. Bunların asılları insanı meydana getiren dört unsur gibi büyük alemdedir.



Anlatılan beş asılın ortaya çıkışı arşın üstündedir. Bunun için: lamekaniyye (mekanı olmamak, bir yere bağlı bulunmamak) özelliği verilir. Yine bu mananın gereği olarak alem-i emir için lamekani ifadesi kullanılır. Bu asılların sonuna ulaşmanın neticesinde imkan dairesinin yaratılışı, emri, sağiri ve kebiri tamamlanır.

Ve bu makamda imkanın kaynağı olan varlıkla yokluğun birleşmesi burada sona erer.



Muhammedi yolda yetişen bir salik, sırası ile alem-i emirden bu beşini aşıp onların büyük alemdeki asıllarında seyre başlarsa, bunları da üstün fıtrat, hatta Allah’ın fazlıyla tertip ve tafsil üzere tamamlar ve son noktaya gelirse. Seyr-i İlallah ile şüphe edilmeyecek bir şekilde imkan dairesini tamamlamış olur. Bu durumu ile o, fena ismini almaya hak kazanır. Yani onunla vasıflanır ve Evliyanın veliliği olan velilik derecesine geçer.

Şayet hakikatte büyük alemde bulunan o beş şeyin de aslı olarak vucübi esma ve sıfatların gölgelerinde seyir durumu olursa ki, oraya hiç yokluk şaibesi düşmemiştir. Allah’ın fazlı ile bunların tamamını seyr-i fillah yolundan aşıp son noktaya erişirse öbürü gibi vacip sayılan isimlerin gölgeleri dairesini tamamlamış olur. İşte o zaman onun için, esma ve sıfatın vacibiyye olan mertebesi meydana gelir. Küçük veliliğin de son çıkışı buraya kadardır.



Yine bu makamda, fenanın hakikati gerçekleşmiş olur. Peygamberlerin veliliği olan büyük veliliğe ayak basılır. Allah-u Teala onlara salat ve selam eylesin.

Bilinmesi gereken bir başka husus daha vardır. Şöyle ki; bu gölge ve görünüşe ait daire, yaratılmışların maddelerinin kesinliliğini içine almaktadır. Fakat Peygamberler ve melekler hariç. Onlara salat ve selam olsun.



Her ismin gölgesi kişilerden bir kişinin kesinleşmiş maddesidir. Bu arada Peygamberlerden sonra insanlığın en üstünü Hz. Ebu Bekir’in kesinleşmiş maddesi bu dairenin en üst noktasıdır.

Bir salik, kesinlilik maddesi olan ismin sonuna geldiği zaman, seyr-i ilallahı tamamlamış olur şeklinde söylenen cümleden her halde kastedilen, şanı yüce Allah’ın isminin bir gölgesi veya onun parçalarından bir parçadır, aslı veya aynı değildir.



Bu gölge dairesi, isim ve sıfat mertebesinden daha açıktır. Yani gerçekte..

Mesela; ilim sıfatı, gerçeğe bağlı bir sıfattır. Bunun parçaları da vardır. Bu parçaların açıklaması ise bu sıfatın gölgeleridir ki, genel manada onunla alakası vardır. Yani o sıfatla..

Anlatılan cüzlerden her bir parça, kişilerden bir kişinin kesinlilik maddesidir. Ama Peygamberler ve melekler hariç.



Peygamberlerin ve meleklerin kesinlilik maddeleri, bu gölgelerin asıllarıdır. Yani ayrı parçaların toplamı. Mesela; ilim, kudret, irade sıfatları ve daha başkaları gibi.

Çoğu kimseler bir sıfatta ortak olurlar. Ve bu sıfat değişik itibarlara göre bir kesinlilik maddesi durumunu alır.



Burada şöyle bir açıklama yapabiliriz.

Resulullah (s.a.v) Efendimizin kesinlilik maddesi ilim şanıdır. Bu sıfat, bir başka itibarla İbrahim Peygamberin kesinlilik maddesidir. Yine bu sıfat Nuh (A.S)’ın kesinlilik maddesidir.

Bu itibarların kesinliliği Hace Muhammed Eşref’in mektubunda yazılmıştır.

Meşayihten biri şöyle demiştir:



Hakikat-i Muhammediyye ilk görünüş olup icmal makamıdır ve buna vahdet ismi verilmiştir.

Onun bu cümleden maksadı, en iyisini Allah bilir, bu Fakire göre gayb aleminden ortaya çıkan görünüşler dairesidir merkezidir. O, bunu ilk kesinlilik zannetmiş, onun merkezini de icmal olarak hayal edip vahdet ismini vermiştir. O daireyi kuşatan merkezin açıklamasını da vahidiyyet sanmıştır. Bu gölgeler dairesinin üstü olan esma ve sıfatlar dairesini de, kesinlilikten uzak olan Yüce Zat tasavvur etmiştir. Ama öyle anlatıldığı gibi değildir.



Derim ki:

Bu gölgeler dairesinin merkezi, kendisinin de aslı olan üst dairenin merkezidir.

Buna şu isim verilmiştir: Esma, sıfat, şuun ve itibar dairesi. Hakikat-ı Muhammediyye ise esma ve şuunatın toplamı olan hakikatta, bu daire-i asliyenin merkezidir. İsimlerin gölgelerin, vahdet ve ehadiyyet ismi verilmesi gölge ile aslın birbirine karıştırılmasındandır. Bu makama seyr-i fillah adı verilmesi bu kısımdandır. Halbuki bu makamlar seyr, hakikatta seyr-i ilallaha dahildir.



Eğer bundan sonra isimler ve sıfatlar dairesine yükselişi vaki olursa ki, burası gölgeler dairesinin aslıdır ve bu yükseliş de seyr-i fillah yolu ile olacaktır. İşte o zaman büyük velilik kemalatına girilmiş olur.

Bu büyük velilik Peygamberlere aittir. Bu dairenin alt yarısı, fazla sayılan esma ve sıfatı içine alır. Onun üst yarısı ise, zatı sayılan şuun ve itibarları içine almıştır.



Alem-i emirdeki beş letaifin son yükselişi bu daireye yani esma ve şuunat dairesine kadardır.

Bundan sonra sırf Hakkın fazlıyla, sıfat ve şuunat makamından da yükseliş vaki olursa o zaman seyr: bu sıfatların ve şuunatın asılları dairesinde olur. Bu asıllar dairesini de geçip gittikten sonra, asılların da asılları dairesi gelir. Bu daireyi görüp geçtikten sonra, üstteki daireden bir yay ortaya çıkar. Bunu da öbürleri gibi geçmek gerekir. Üstteki daireden, bir yayın dışında bir şey ortaya çıkmadığı için bu yayla yetiniriz. Burada bir sır var ki ona henüz erişemedim.







BU MEKTUPTAN ALABİLECEĞİMİZ DERSLER:



1-) Tarikata layıkıyla çalışan bir salik Peygamberlik hallerinden olan fenaya erişebilir.

2-) Seyr-i fillahla salik asıl fenaya erişir.

3-) Esma ve sıfat dairesinde çalışan salik seyr-i ilallahın hakikatına erer.

4-) Seyr-i fillahı geçen salik büyük veliliğe erer.

5-) Bu mertebeden sonraki gayret şuunatın asıllarında olur.

Mevla Teala cümlemizi Zatının hakikatına erenlerden eylesin. Amin

ARAL
09.06.2008, 22:42
RABBİM razı olsun kardeşim paylaşım için

kardeşim mektubatları eklerken yanınada konusunu eklersek daha güzel oluyor