MAHMUDHOCA
06.03.2007, 22:36
"Siz gerçekten iman etmedikce cennete giremezsiniz. Birbirinizi Allah rızası için sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız".(1)
Şu gerçeği öncelikle ve samimiyetle ifade edelim ki; hakiki müminlerin yolu, iman ve takva yolu, prensibi sevgi bağı içinde müslüman birlik ve beraberliğidir. İslam kardeşliğidir. Kin ve nefret, fitne ve fesat bizden ve tüm İslam âleminden uzak olsun, Rabbimiz bizi bunlardan korusun.
İnsanlığa iyilikle, güler yüz ve sabırla güzellikleri yansıtabilmek ne büyük ve önemli bir iştir. Yaşanan tecrübeler göstermiştir ki, birbirimize kötü söz söylemek ve kalp kırmak yapıcı olmuyor, genellikle yıkıcı oluyor. Eğer bir müslüman dini tebliğe niyet etmişse mutlaka ve mutlaka gerçek rehberimiz olan Rasûlallah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın tebliğ metodunu takip etmelidir. Hem biz demiyor muyuz sünnetlere uyalım diye. Onun tebliğ metodu da bizim uymamız gereken önemli sünnetlerinden biri değil midir? O Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif'te taşlandığında, Mescidi Haram'da üzerine işkembeler döküldüğünde, gece evine öldürmek için geldiklerinde bile hep sabırla ve güler yüzle anlatmaya çalışmadı mı, gücü yetmediği yerde Mevla'ya havale etmedi mi?
Kâinatın efendisi böyle yaparken biz ne yapıyoruz? Birimiz diğerimizi kötülüyor, müslüman müslümana gerçek bir kardeş olamıyoruz. Dolayısıyla da gerçek mümin olamıyoruz. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyorlar ki:
"Siz gerçekten iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi Allah rızası için sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız."
Bir de hal lisanı var ki, çok daha direk, çok daha tesirli. Yani insanlara bir şeyi dil lisanı ile konuşarak anlatmaktan daha ziyade tesirli olanı hal lisanıdır. Yaşayarak, güzel örnek olarak, insanları güzelliğe çekerek, imrendirerek etkilemek daha tesirli bir yol tebliğ metodudur. Fakat biz, maalesef bunda da pek başarılı görünmüyoruz. İslamı güzel temsil ettiğimizi, güzel örnek olduğumuzu söyleyemeyiz. Belki de bu yüzden pek çokları kıymetli İslamı kötü görüyorlar, yanlış yorumluyorlar. Oysa İslam hep iyilikleri, güzellikleri sunuyor insana. Rabbim bizleri nimetlendirdiği İslama layık eylesin, onu en güzel şekilde temsil ve tebliğ etmekte muvaffak kılsın.
Halk arasında bir laf vardır "kol kırılır yen içinde". Eğer İslam toplumumuzda bir hata veya yanlışlık görür isek, biz müslümanlar olarak bunu güzellikle birbirimize söyleyip, yapıcı bir üslupla düzeltme yoluna gitmeliyiz. Aksine dışarıya yansıtıp, tüm topluma lanse edip, cedelleşme içine girmemeliyiz. Hatamızı bize söyleyen bir kardeşimize de gücenme değil minnet hissiyle bakmalıyız. Mü'minler naziftir, incedir, sevgi doludur, kırıcı değil, yapıcıdır. Allah'ın emri, Efendimizin sünneti olan emri bil maruf, nehyi anil münker bu yolla yapılır. Rabbimiz Fetih suresinde mü'minlerin birbirlerine karşı tutumunu en açık şekilde bize beyan ediyor:
"Onlar kâfirlere karşı çok çetin, çok şiddetlidirler, kendi aralarında birbirlerine karşı ise çok merhametlidirler."(2) Mü'minler birbirlerine karşı çok yumuşak, çok nazik, merhametli hareket ederler. Onun için aralarında Hak sözü için birleşmeleri, toplanmaları da kolay olur.
BU KİN VE DÜŞMANLIK NİYE?
Buna rağmen müslüman kardeşlerimiz arasında son zamanda ciddi üslup hataları yapıldığına şahit olmaktayız. Değerli müslüman grup ve cemaatlerimize mensup sevgili kardeşlerimizden birbirlerine karşı sert üslup, kırıcı, küçük düşürücü, itham edici, hatta tekfir edici ifadeler kullanıldığını müşahede etmekteyiz. Hatalı faaliyetleri dile getirip, yapılan yanlışlar üzerine konuşmak yerine, kişi ve grupların hedef alındığını, bunlara ilaveten medya ve internette karalama kampanyaları başlatıldığını görmekteyiz. Bu durum bir müslüman olarak bizi son derece üzmektedir. Bu tarz, hataları düzeltmeye, olumsuz sonuçları gidermeye, müslümanlar arasında birlik ve berberlik, sevgi ve kardeşlik tesis etmeye değil, bilakis daha büyük olumsuzluklara kapı açmaktadır. İslam toplumumuz için böyle bir durumu murat edenlerin ekmeğine yağ sürmektedir.
Müslümanlar olarak böyle bir üslup hatasından derhal ve acilen vazgeçmeliyiz. Kırıcı değil yapıcı olmalıyız. Kişi ve grupları değil, hatalı faaliyetleri konuşup düzeltmeye çalışmalıyız. Sevgi, kardeşlik, incelik ve samimiyet temelinde emri bil maruf, nehyi anil münker yoluna yönelmeliyiz. Mevla Teala'nın yeryüzündeki halifeleri olarak O'nun Kerem sıfatlarına layık, alemlere rahmet ve örnek olan Efendimizin ümmeti olarak da O'nun en mümtaz temsilcileri olmaya var gücümüzle gayret göstermeliyiz.
İslam en büyük nimettir. "Allah katında din İslam'dır"(3) ayetinde Allah Celle Celaluhu din olarak sadece İslamı ve razı olduğu kullar olarak da İslama şeksiz şüphesiz teslim olanları kabul ediyor. Bir tek ayeti kerimeyi dahi inkâr eden dinden çıkmış olur.
Allah'a kul olmak da büyük bir nimettir. Kulluk, ancak ölümsüz bir inanca sahip olmak, mutlak hakikate teslim olmak ve hizmet etmekle mümkündür. İnancımız mutlak hakikate ve onun esaslarına bağlanmakla kuvvet kazanır. Allah'ın şeriatını ve Rasulullah'ın mirasını en iyi şekilde yaşayıp yaşatarak âleme örnek olalım. İnancımıza, dinimize, vatanımıza, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkalım. Bu değerlere zarar vermek isteyenlere karşı uyanık olalım. Hakkımız olmayan hiçbir şeyi istemediğimiz gibi, hakkımız olan her şeye de sahip çıkalım. Hakkımızı aramaz ona sahip çıkmazsak, hakkımıza karşı en büyük haksızlığı yapmış oluruz.
Geçmişte kavimlerin batmasına sebep olan hastalıklardan biri de nifaktır. Nifak büyük bir hastalıktır. Bir topluma nifak girerse, adalet ortadan kalkar. Adaletin olmadığı yerde de zulüm olur. Biz bu konuda çok dikkatli olalım, nifaka vesile olmayalım. Birbirimizi de uyaralım.
Hakk'a koşalım, Hakk'a teslim olalım, Hakk'la beraber olalım, Hakk'a emanet olalım.
DİPNOTLAR:
1. Hadis-i şerif
2. Fetih Suresi; 29
3. Al-i İmran Suresi;19
Şu gerçeği öncelikle ve samimiyetle ifade edelim ki; hakiki müminlerin yolu, iman ve takva yolu, prensibi sevgi bağı içinde müslüman birlik ve beraberliğidir. İslam kardeşliğidir. Kin ve nefret, fitne ve fesat bizden ve tüm İslam âleminden uzak olsun, Rabbimiz bizi bunlardan korusun.
İnsanlığa iyilikle, güler yüz ve sabırla güzellikleri yansıtabilmek ne büyük ve önemli bir iştir. Yaşanan tecrübeler göstermiştir ki, birbirimize kötü söz söylemek ve kalp kırmak yapıcı olmuyor, genellikle yıkıcı oluyor. Eğer bir müslüman dini tebliğe niyet etmişse mutlaka ve mutlaka gerçek rehberimiz olan Rasûlallah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın tebliğ metodunu takip etmelidir. Hem biz demiyor muyuz sünnetlere uyalım diye. Onun tebliğ metodu da bizim uymamız gereken önemli sünnetlerinden biri değil midir? O Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif'te taşlandığında, Mescidi Haram'da üzerine işkembeler döküldüğünde, gece evine öldürmek için geldiklerinde bile hep sabırla ve güler yüzle anlatmaya çalışmadı mı, gücü yetmediği yerde Mevla'ya havale etmedi mi?
Kâinatın efendisi böyle yaparken biz ne yapıyoruz? Birimiz diğerimizi kötülüyor, müslüman müslümana gerçek bir kardeş olamıyoruz. Dolayısıyla da gerçek mümin olamıyoruz. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyorlar ki:
"Siz gerçekten iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi Allah rızası için sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız."
Bir de hal lisanı var ki, çok daha direk, çok daha tesirli. Yani insanlara bir şeyi dil lisanı ile konuşarak anlatmaktan daha ziyade tesirli olanı hal lisanıdır. Yaşayarak, güzel örnek olarak, insanları güzelliğe çekerek, imrendirerek etkilemek daha tesirli bir yol tebliğ metodudur. Fakat biz, maalesef bunda da pek başarılı görünmüyoruz. İslamı güzel temsil ettiğimizi, güzel örnek olduğumuzu söyleyemeyiz. Belki de bu yüzden pek çokları kıymetli İslamı kötü görüyorlar, yanlış yorumluyorlar. Oysa İslam hep iyilikleri, güzellikleri sunuyor insana. Rabbim bizleri nimetlendirdiği İslama layık eylesin, onu en güzel şekilde temsil ve tebliğ etmekte muvaffak kılsın.
Halk arasında bir laf vardır "kol kırılır yen içinde". Eğer İslam toplumumuzda bir hata veya yanlışlık görür isek, biz müslümanlar olarak bunu güzellikle birbirimize söyleyip, yapıcı bir üslupla düzeltme yoluna gitmeliyiz. Aksine dışarıya yansıtıp, tüm topluma lanse edip, cedelleşme içine girmemeliyiz. Hatamızı bize söyleyen bir kardeşimize de gücenme değil minnet hissiyle bakmalıyız. Mü'minler naziftir, incedir, sevgi doludur, kırıcı değil, yapıcıdır. Allah'ın emri, Efendimizin sünneti olan emri bil maruf, nehyi anil münker bu yolla yapılır. Rabbimiz Fetih suresinde mü'minlerin birbirlerine karşı tutumunu en açık şekilde bize beyan ediyor:
"Onlar kâfirlere karşı çok çetin, çok şiddetlidirler, kendi aralarında birbirlerine karşı ise çok merhametlidirler."(2) Mü'minler birbirlerine karşı çok yumuşak, çok nazik, merhametli hareket ederler. Onun için aralarında Hak sözü için birleşmeleri, toplanmaları da kolay olur.
BU KİN VE DÜŞMANLIK NİYE?
Buna rağmen müslüman kardeşlerimiz arasında son zamanda ciddi üslup hataları yapıldığına şahit olmaktayız. Değerli müslüman grup ve cemaatlerimize mensup sevgili kardeşlerimizden birbirlerine karşı sert üslup, kırıcı, küçük düşürücü, itham edici, hatta tekfir edici ifadeler kullanıldığını müşahede etmekteyiz. Hatalı faaliyetleri dile getirip, yapılan yanlışlar üzerine konuşmak yerine, kişi ve grupların hedef alındığını, bunlara ilaveten medya ve internette karalama kampanyaları başlatıldığını görmekteyiz. Bu durum bir müslüman olarak bizi son derece üzmektedir. Bu tarz, hataları düzeltmeye, olumsuz sonuçları gidermeye, müslümanlar arasında birlik ve berberlik, sevgi ve kardeşlik tesis etmeye değil, bilakis daha büyük olumsuzluklara kapı açmaktadır. İslam toplumumuz için böyle bir durumu murat edenlerin ekmeğine yağ sürmektedir.
Müslümanlar olarak böyle bir üslup hatasından derhal ve acilen vazgeçmeliyiz. Kırıcı değil yapıcı olmalıyız. Kişi ve grupları değil, hatalı faaliyetleri konuşup düzeltmeye çalışmalıyız. Sevgi, kardeşlik, incelik ve samimiyet temelinde emri bil maruf, nehyi anil münker yoluna yönelmeliyiz. Mevla Teala'nın yeryüzündeki halifeleri olarak O'nun Kerem sıfatlarına layık, alemlere rahmet ve örnek olan Efendimizin ümmeti olarak da O'nun en mümtaz temsilcileri olmaya var gücümüzle gayret göstermeliyiz.
İslam en büyük nimettir. "Allah katında din İslam'dır"(3) ayetinde Allah Celle Celaluhu din olarak sadece İslamı ve razı olduğu kullar olarak da İslama şeksiz şüphesiz teslim olanları kabul ediyor. Bir tek ayeti kerimeyi dahi inkâr eden dinden çıkmış olur.
Allah'a kul olmak da büyük bir nimettir. Kulluk, ancak ölümsüz bir inanca sahip olmak, mutlak hakikate teslim olmak ve hizmet etmekle mümkündür. İnancımız mutlak hakikate ve onun esaslarına bağlanmakla kuvvet kazanır. Allah'ın şeriatını ve Rasulullah'ın mirasını en iyi şekilde yaşayıp yaşatarak âleme örnek olalım. İnancımıza, dinimize, vatanımıza, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkalım. Bu değerlere zarar vermek isteyenlere karşı uyanık olalım. Hakkımız olmayan hiçbir şeyi istemediğimiz gibi, hakkımız olan her şeye de sahip çıkalım. Hakkımızı aramaz ona sahip çıkmazsak, hakkımıza karşı en büyük haksızlığı yapmış oluruz.
Geçmişte kavimlerin batmasına sebep olan hastalıklardan biri de nifaktır. Nifak büyük bir hastalıktır. Bir topluma nifak girerse, adalet ortadan kalkar. Adaletin olmadığı yerde de zulüm olur. Biz bu konuda çok dikkatli olalım, nifaka vesile olmayalım. Birbirimizi de uyaralım.
Hakk'a koşalım, Hakk'a teslim olalım, Hakk'la beraber olalım, Hakk'a emanet olalım.
DİPNOTLAR:
1. Hadis-i şerif
2. Fetih Suresi; 29
3. Al-i İmran Suresi;19