darulbeka
28.09.2008, 22:30
Kıyası inkar edenlere göre herhangi bir hadise hususunda zahir naslar ile amel edilir. Bu babda kitab, sünnet, icmai ümmet kafidir, kıyasa lüzum yoktur.
Bunlar, bu müddealarını isbat için şu gibi deliller irad etmektedirler:
(1) : Kitabuilah, her şeyi camidir. Nitekim: " sana kitabı her şeyi mübeyyin olarak indirdik) = yaş, kuru hiç bir şey yoktur ki, illa açık vazıh olan kitabda mezkurdur) ayetleri bunu natıkür. Artık kıyasa ne hacet!
(2) : Bir hadisi şerifte şöyle buyurulmuştur:
Yani: israil
oğullarının işleri dosdoğru devam ediyordu, ta ki, aralarında esir çocukları çoğaldı, olmayan şeyleri olan şeylere kıyas ettiler de hem kendileri sapıttılar, hem de başkalarını sapıttırdılar.
Bu hadis ise kıyasın gayri meşru olduğunu göstermektedir.
(3) : Makisün aleyh olan asıl hakkındaki hüküm, ne gibi bir sebebe, illete müstenit olduğu çok kere nas ile beyan edilmiş değildir. Bu hükmün ne gibi bir vasfa istinat ettiğini rey ile tayin doğru olamaz. Artık bu hükmü hangi bir illetteki iştirakten -dolayı fer'de de isbat etmek nasıl caiz olabilir? Bu, hakkullaha riayetsizlik olmaz mı?.
(4) : Naslar ile hükümleri beyan edilmemiş olan şeyler hakkında is-tishab ile amel olunur, ibahei asliye ciheti kabul edilir, onun cevazına, mübahulasl olduğuna hükmedilir, kıyasa hacet kalmaz.
Bu delillere karşı şu veçhile cevap verilmiştir:
(1) : Kitabı ilahi, vakıa her şeyin hükmünü mübeyyindir. Fakat bu beyan, her hususta sarih değildir. Kuranıkerim ile sünneti nebeviyye, gerek lafızları ve gerek manaları itibariyle birer şer'i delildir. Kıyas yo-lile sabit olan bir hüküm ise bunların lafızlarına değilse de manalarına dahildir, racidir. Bu cihetle kıyas müstakillen müsbit bir hüccet değildir, belki bir muzhir hüccettir, nassın ihtiva ettiği umumi bir hükmün cereyan edeceği gayri mansus mahalleri izhar ve iraeye hadimdir. Artık kıyasın bir hüccet olarak kabul edilmesi, Kur'anıkerim'in her şeyi mübeyyin olmasına muhalif değildir.
nazmı celilindeki kitabdan muradın da Kur'anı Kerim olduğu kat'iyyen malum değildir. Birçok müfessirlere göre bundan murad, levhr mahfuzdur. Böyle bir ihtimal sabit olunca da istidlal sakıt olur.
(2) : Şer'i naslann intibak edeceği hadiseler, sahalar gayri mahsurdur. Halbuki Kur'andaki ve sünneti nebeviyedeki şer'i deliller, zahirlerine nazaran mahduttur, bu gayri mahsur hadiselerin hükümlerini muhtevi görülmemektedirler. Bu halde Kur'anıkerim olmamış olmaz mı?. Halbuki kıyas tarikile tayin edilen hükümlerde min vechin naslara raci, ayni illet ile sabit olunca böyle bir mahzur kalmaz. Artık Kur'amm Mübinin bu hükümleri sarahaten değiise de manen muhtevi bulunmuş olduğu taayyün eder. Ümmeti merhume için geniş bir sahai ahkam açılmış olur, şer'i deliller ile hal ve fasl edilemeyecek içtimai, hukuki bir mesele kalmaz.
(3) : Kitabullahın tibyanen lıkülli şey olduğunu nazara alıp kıyasa lüzum görmeyenlerin sünnetlere de, icmaa da lüzum görmemeleri lazım gelmez mi?. Eğer Kur'anıkerim, her şeyin hükmünü apaçık olarak beyan buyuruyorsa sünnetin, icmam ayrıca birer hücceti şeriyye olmasına hacet kalır mı?. Halbuki kemlileri de bu sünnetlerin, semaların bir rer şer'i hüccet olduğuna kaildirler.
Demek ki, Kur'anı azimin bbyanen likülli şey olması, başka bir hüccetin mevcudiyetine mani değilmiş. O halde kıyasın mevcudiyetine de mani bulunmaz.
Filhakika bütün bu hüccetler, bir hükümler menbaı olan Kur'amke-rim'e manen raci olmakla aralarında bir mümanaat tasavvur olunamaz,
(4) : Vakıa bazı eserlerde, hadislerde kıyasın mezemmetini gösterir işaretler vardır. Fakat bunlara mukabil, kıyasın meşruiyetine dair daha kuvvetli eserler, hadisler mevcuttur. Mezmum olan kıyas ise usulüne gayri muvafık, cühelanın teşehhiyatma müstenit olan vahi kıyaslardır.
Resulü Ekrem Efendimiz, ashabı kirammdan Muazibni Cebeli Yemene kadı tayin etmişti. Ne ile hükm edeceğini sormuş, o da: Kitabullah ile, sünneti nebeviyye ile, ve bunlarda sarahaten bulamadığı şeyler hakkında da kendi ietihadile hükm edeceğini beyan etmekle Fahri Alem Hazretleri: «Allahüteala'ya şükür olsun ki, resulünün resulünü, resulünün razı olacağı şeye muvaffak buyurdu.» diye mahzuziyetini izhar buyurmuştur. İctihad İse kıyası da muhtevidir. Hatta kıyasa mecazen içtihat da denir. Çünkü ictihad, kıyasa sebebdir. Aliyyibni Ebi Hüreyre ise içtihat ile kıyası bir sayarak bunu İmam Şafiiye nisbet etmiştir. Fakat cumhuri fukahaya göre ictihad kıyastan eamdır. Zira her kıyas içtihada muhtaçtır. Her ictihad ise kıyasa muhtaç değildir.
Velhasıl bu hadisede Resulü Ekrem'in Hazreti Muaza hitaben: «Bir şeyin hükmünü kitabda, sünnette bulamazsan ne ile amel edersin» diye buyurması, her hükmün bu iki menbada sarahaten bulunamayacağını gösterir. Sonra Hazreti Muazm: «İçtihadımla amel ederim» demesini tasvip buyurması da.kıyasın meşruiyet ve memduhiyetine bir delildir.
Maamafih kitab veya sünnet bir hükmü ya bilavasıta veya bilvasıta beyan eder. Kıyas ise vesait kabilindendir. Binaenaleyh kıyas ile zahir olan bir hükmü kitab veya sünnet, bilvasıta beyan etmiş olur. O halde. kıyas ile izhar edilen hüküm de ayni menbaa raci olmuş olmaz mı?.
Hazreti Ömer'in Musel Eş'ari Hazretlerine kıyası tavsiye etmiş olduğunu da ikinci kitabda göreceğiz.
(5) : Bazı hükümlerin illetleri nas ile gösterilmiş, bazı hükümlerin illetleri de nassın delaletile, işaretiie ve selim aklın intikalile anlaşılmakta bulunmuştur.
Mesela: nazmı celilile zina nehy edilmiştir. Bu neh-yin illeti de çünkü o bir fahiş cinayettir) kavli şerifile sarahaten gösterilmiş demektir. Artık zinaya kiyasen fevahişten bulunan herhangi bir şeye yaklaşmadan memnu olduğumuza kail olursak kitabullaha muhalefet mi etmiş oluruz?
Kezalik: şarii hakim, Öldürücü bir zehir olduğu bilinen bir şeyi yemekten bizleri men etmiş olsa artık o gibi zehirli olan sair şeyleri yemekten de memnu bulunduğumuz kıyas yolile taayyün etmiş olmaz mı?. Aksi takdirde şarii mübinin hikmeti teşriiyyesine muhalif harekette bulunmuş olmazmıyız?.
Şarii hakim, bizleri teemmüle, tefekküre, istibsara, hükümleri is-tinbata davet ediyor. Eğer biz yalnız apaçık olan ahkam ile amel edip bir takım hakayıkı tefekkür ve İstinbat vasıtasile meydana çıkarmakla mükellef olmasaydık bu tefekküre, istinbata, davet edilmemiz zaid olmaz mı idi?.
Allahü Teala tefekkür ve teemmül erbabını medh ediyor. Tefekkür ve teemmülün bir neticesi olan istinbat, bir ictihad meselesidir. Kıyas da bir ictihad meselesinden başka değildir.
Bütün bunlar, kıyas ile amelin cevazına delalet ediyor. Şarii mübi-nin tecviz ettiği bir şey ise kendisinin hukukuna bir tecavüz sayılamaz.
(6) : Istishab meselesine gelince bu, her hususta bir hüccet olamaz. Gayri mutenanı ahkam, mahdut naslar ile halledilemeyeceği gibi istishab yolile de hal edilemez. Mesela: «hürmetine dair nas bulunmayan şeyler hakkında ibahei asüyye ciheti kabul edilmeli, bir şeyi aslı üzere bırakmaktan ibaret olan istishab esası düsturülamel olmalıdır* deniliyor. Halbuki ibahei asliyyeyi gösteren birçok nasların umumiyeti, şair naslar İle tahsis edilmiş, birçok şeyler mubah olmaktan çıkarılmış, ictihad için geniş bir tedkik sahası vücude gelmiştir.
Mesela: o bir Halikı Zişan'dır ki, yerde bulunan bütün şeyleri sizin için yaratmıştır) ayeti kerimesi, bizlere birçok şeylerin mubah olduğunu gösteriyor. Fakat bunlar, alelıtlak mubah mıdır? Elbette değildir. Bunları tedkik ve tefrik icab eder. Bunların ıtlakı üzere mubah olmayıp bir takma kayıdlar ile, şartlar ile mukayyed olduğunu yine ayaü kur'aniye göstermektedir. Ezcümle altın ve gümüş, bizlerin menfaati için yaradılmıştır. Fakat bununla beraber başkasının mülkünde bulunan altın ve gümüş bizlere haramdır, bunları sahibinin elinden gayri meşru surette alıp sarf edemeyiz, bizim bunlardan istifade edebilmemiz için bir takım kuyud ve şurut vardır. Aksi takdirde bunlardan istifade caiz olmaz.
tşte bu hususlardaki cevaz veya ademi cevaz, bazan bir nas ile sarahaten beyan olunmuştur, bazan da kıyas tarikile zahir bulunmuştur Artık kıyasın nassa muhalif, şarii mübinin hükmüne münafi bir şey sayılmasına imkan yoktur.
(7) : tbahei asliyyeyi esas tutan zahiriyye mezhebi, mahiyetindeki darlıktan dolayı değil midir ki^ hukuki, içtimai hadiseleri halle kifayet etmemiş, müslümanlık aleminde uzun bir müddet tatbik sahası bulamayıp salikleri münkariz olmuş, mahsuii mesaileri tarihe karışıp gitmiştir.
Zahiriye gibi kıyası inkar edenler, kıble cihetini tayin, cihad işlerini tedvir gibi hususlarda içtihada, istimal-i re'ye cevaz vermişlerdir. Nefislerinden zararı def veya nefislerine menfaati celb hususunda rey Ve ictihad ile amele lüzum görmüşlerdir. O halde sair hukuki meselelerde ne için bir ictihad eseri olan kıyas ile ameli caiz görmesinler.
(8) : ibni'Aküil Hanbeli diyor ki: Sahabei kiramın kıyas istimal ettikleri tevatüri manevi ile bizlere baliğ olmuştur.
Ibni Dakiküid de demiştir ki: Bence mutemed olan, aktarı arzda sarkan ve garben, asren bade asrın kıyas ile amelin iştihar etmiş olmasıdır. Cumhurı ümmete göre böyledir. Ancak müteahhırinden bazıları buna muhalif bulunmuştur.
Şevkani merhum da diyor ki: «Sahabeden, tabiinden ve fukaha ile mütekelliminden cumhur, kıyasın usuii ger'iyyeden bir asl olduğuna za-hib olmuş, bununla hakkında sarahaten delili sem'i bulunmayan ahkam üzerine istidlalde bulunmuşlardır. Kezalik: kıyasın cevazına Nebiyyi Zi-şan Hazretleri tarafından vukubulan kıyasat ile istidlalde bulunmuşlardır. Ezcümle sahabiyattan Has'amiyye: «Ya Resuiellah!. Babam hac etmeden vefat etti, ben onun yerine hac etsem ona faidesi olur mu?.* diye sormuş. Resulü Ekrem Hazretleri de: «Söyle bakalım, .babanın üzerinde bir borç bulunsa da onu sen ödeşen babandan kifayet etmez mi?.» buyurmuş, Has'amiyyenin: «Evet..» demesi üzerine de Resulü Ekrem Hazretleri: «Öyle ise Allahüteala'ya olan borç kaza olunmaya daha haklıdır» diye buyurmuştur ki bu, bir kıyas meselesi demektir.
Resulü Ekrem (saliallahü aleyhi vesellem) den bi" çok kıyaslar vuku bulmuştur. Hatta «Nasıhı Hanbeli» bu kıyaslara dair bir risale tasnif etmiştir.
Yine Şevkani merhumun ifadesine nazaran: kıyası nefy edenler de, her kıyas tesmiye edilen şeyin ihdarma kail olmuş değillerdir. Bunlar, illetleri mansus veya asl ile fer' sayılan şeyler arasında fark gayri mevcut olan bir kısım kıyasları, asl hakkındaki delilin medlulü tanımış, bu asl hakkındaki delili onlara da şamil addetmiş bulunmuşlardır. Bu cihetle arada istizam edilecek büyük bir muhalefet yoktur. Bu muhalefet, lafzıdır. Kendilerile böyle amel olunan şeyler hakkında manen ittifak vardır. Tariki amelin ihtilafı ise manevi ihtilafı ne aklen ve ne de şer'an ve örf en iktiza etmez. (Usuli Şevkani).
Velhasıl : gerek bir çok sahabei kiram ve gerek bir kısım tabiin ile eimmei erbaa gibi müctehidini izam, kıyas ile ameli caiz görmüşlerdir. Elverir ki, yapılan bir kıyas, şeraitini cami olsun, usulüne muvafık bulunsun, aksi takdirde o bir kıyası meşru olamayacağından —aşağıda yazıldığı veçhile-reddi cihetine gidilir. Usulü dairesinde olan bir kıyas ise, arz olunduğu üzere edillei şer'iyeden bir esastır, ve cumhuru ulemaca makbuldür, muteberdir. Artık bu sevadı azamdan ayrılmak bizim için layık olamaz. (Aleyküm bissevadil' a'zami).
Bunlar, bu müddealarını isbat için şu gibi deliller irad etmektedirler:
(1) : Kitabuilah, her şeyi camidir. Nitekim: " sana kitabı her şeyi mübeyyin olarak indirdik) = yaş, kuru hiç bir şey yoktur ki, illa açık vazıh olan kitabda mezkurdur) ayetleri bunu natıkür. Artık kıyasa ne hacet!
(2) : Bir hadisi şerifte şöyle buyurulmuştur:
Yani: israil
oğullarının işleri dosdoğru devam ediyordu, ta ki, aralarında esir çocukları çoğaldı, olmayan şeyleri olan şeylere kıyas ettiler de hem kendileri sapıttılar, hem de başkalarını sapıttırdılar.
Bu hadis ise kıyasın gayri meşru olduğunu göstermektedir.
(3) : Makisün aleyh olan asıl hakkındaki hüküm, ne gibi bir sebebe, illete müstenit olduğu çok kere nas ile beyan edilmiş değildir. Bu hükmün ne gibi bir vasfa istinat ettiğini rey ile tayin doğru olamaz. Artık bu hükmü hangi bir illetteki iştirakten -dolayı fer'de de isbat etmek nasıl caiz olabilir? Bu, hakkullaha riayetsizlik olmaz mı?.
(4) : Naslar ile hükümleri beyan edilmemiş olan şeyler hakkında is-tishab ile amel olunur, ibahei asliye ciheti kabul edilir, onun cevazına, mübahulasl olduğuna hükmedilir, kıyasa hacet kalmaz.
Bu delillere karşı şu veçhile cevap verilmiştir:
(1) : Kitabı ilahi, vakıa her şeyin hükmünü mübeyyindir. Fakat bu beyan, her hususta sarih değildir. Kuranıkerim ile sünneti nebeviyye, gerek lafızları ve gerek manaları itibariyle birer şer'i delildir. Kıyas yo-lile sabit olan bir hüküm ise bunların lafızlarına değilse de manalarına dahildir, racidir. Bu cihetle kıyas müstakillen müsbit bir hüccet değildir, belki bir muzhir hüccettir, nassın ihtiva ettiği umumi bir hükmün cereyan edeceği gayri mansus mahalleri izhar ve iraeye hadimdir. Artık kıyasın bir hüccet olarak kabul edilmesi, Kur'anıkerim'in her şeyi mübeyyin olmasına muhalif değildir.
nazmı celilindeki kitabdan muradın da Kur'anı Kerim olduğu kat'iyyen malum değildir. Birçok müfessirlere göre bundan murad, levhr mahfuzdur. Böyle bir ihtimal sabit olunca da istidlal sakıt olur.
(2) : Şer'i naslann intibak edeceği hadiseler, sahalar gayri mahsurdur. Halbuki Kur'andaki ve sünneti nebeviyedeki şer'i deliller, zahirlerine nazaran mahduttur, bu gayri mahsur hadiselerin hükümlerini muhtevi görülmemektedirler. Bu halde Kur'anıkerim olmamış olmaz mı?. Halbuki kıyas tarikile tayin edilen hükümlerde min vechin naslara raci, ayni illet ile sabit olunca böyle bir mahzur kalmaz. Artık Kur'amm Mübinin bu hükümleri sarahaten değiise de manen muhtevi bulunmuş olduğu taayyün eder. Ümmeti merhume için geniş bir sahai ahkam açılmış olur, şer'i deliller ile hal ve fasl edilemeyecek içtimai, hukuki bir mesele kalmaz.
(3) : Kitabullahın tibyanen lıkülli şey olduğunu nazara alıp kıyasa lüzum görmeyenlerin sünnetlere de, icmaa da lüzum görmemeleri lazım gelmez mi?. Eğer Kur'anıkerim, her şeyin hükmünü apaçık olarak beyan buyuruyorsa sünnetin, icmam ayrıca birer hücceti şeriyye olmasına hacet kalır mı?. Halbuki kemlileri de bu sünnetlerin, semaların bir rer şer'i hüccet olduğuna kaildirler.
Demek ki, Kur'anı azimin bbyanen likülli şey olması, başka bir hüccetin mevcudiyetine mani değilmiş. O halde kıyasın mevcudiyetine de mani bulunmaz.
Filhakika bütün bu hüccetler, bir hükümler menbaı olan Kur'amke-rim'e manen raci olmakla aralarında bir mümanaat tasavvur olunamaz,
(4) : Vakıa bazı eserlerde, hadislerde kıyasın mezemmetini gösterir işaretler vardır. Fakat bunlara mukabil, kıyasın meşruiyetine dair daha kuvvetli eserler, hadisler mevcuttur. Mezmum olan kıyas ise usulüne gayri muvafık, cühelanın teşehhiyatma müstenit olan vahi kıyaslardır.
Resulü Ekrem Efendimiz, ashabı kirammdan Muazibni Cebeli Yemene kadı tayin etmişti. Ne ile hükm edeceğini sormuş, o da: Kitabullah ile, sünneti nebeviyye ile, ve bunlarda sarahaten bulamadığı şeyler hakkında da kendi ietihadile hükm edeceğini beyan etmekle Fahri Alem Hazretleri: «Allahüteala'ya şükür olsun ki, resulünün resulünü, resulünün razı olacağı şeye muvaffak buyurdu.» diye mahzuziyetini izhar buyurmuştur. İctihad İse kıyası da muhtevidir. Hatta kıyasa mecazen içtihat da denir. Çünkü ictihad, kıyasa sebebdir. Aliyyibni Ebi Hüreyre ise içtihat ile kıyası bir sayarak bunu İmam Şafiiye nisbet etmiştir. Fakat cumhuri fukahaya göre ictihad kıyastan eamdır. Zira her kıyas içtihada muhtaçtır. Her ictihad ise kıyasa muhtaç değildir.
Velhasıl bu hadisede Resulü Ekrem'in Hazreti Muaza hitaben: «Bir şeyin hükmünü kitabda, sünnette bulamazsan ne ile amel edersin» diye buyurması, her hükmün bu iki menbada sarahaten bulunamayacağını gösterir. Sonra Hazreti Muazm: «İçtihadımla amel ederim» demesini tasvip buyurması da.kıyasın meşruiyet ve memduhiyetine bir delildir.
Maamafih kitab veya sünnet bir hükmü ya bilavasıta veya bilvasıta beyan eder. Kıyas ise vesait kabilindendir. Binaenaleyh kıyas ile zahir olan bir hükmü kitab veya sünnet, bilvasıta beyan etmiş olur. O halde. kıyas ile izhar edilen hüküm de ayni menbaa raci olmuş olmaz mı?.
Hazreti Ömer'in Musel Eş'ari Hazretlerine kıyası tavsiye etmiş olduğunu da ikinci kitabda göreceğiz.
(5) : Bazı hükümlerin illetleri nas ile gösterilmiş, bazı hükümlerin illetleri de nassın delaletile, işaretiie ve selim aklın intikalile anlaşılmakta bulunmuştur.
Mesela: nazmı celilile zina nehy edilmiştir. Bu neh-yin illeti de çünkü o bir fahiş cinayettir) kavli şerifile sarahaten gösterilmiş demektir. Artık zinaya kiyasen fevahişten bulunan herhangi bir şeye yaklaşmadan memnu olduğumuza kail olursak kitabullaha muhalefet mi etmiş oluruz?
Kezalik: şarii hakim, Öldürücü bir zehir olduğu bilinen bir şeyi yemekten bizleri men etmiş olsa artık o gibi zehirli olan sair şeyleri yemekten de memnu bulunduğumuz kıyas yolile taayyün etmiş olmaz mı?. Aksi takdirde şarii mübinin hikmeti teşriiyyesine muhalif harekette bulunmuş olmazmıyız?.
Şarii hakim, bizleri teemmüle, tefekküre, istibsara, hükümleri is-tinbata davet ediyor. Eğer biz yalnız apaçık olan ahkam ile amel edip bir takım hakayıkı tefekkür ve İstinbat vasıtasile meydana çıkarmakla mükellef olmasaydık bu tefekküre, istinbata, davet edilmemiz zaid olmaz mı idi?.
Allahü Teala tefekkür ve teemmül erbabını medh ediyor. Tefekkür ve teemmülün bir neticesi olan istinbat, bir ictihad meselesidir. Kıyas da bir ictihad meselesinden başka değildir.
Bütün bunlar, kıyas ile amelin cevazına delalet ediyor. Şarii mübi-nin tecviz ettiği bir şey ise kendisinin hukukuna bir tecavüz sayılamaz.
(6) : Istishab meselesine gelince bu, her hususta bir hüccet olamaz. Gayri mutenanı ahkam, mahdut naslar ile halledilemeyeceği gibi istishab yolile de hal edilemez. Mesela: «hürmetine dair nas bulunmayan şeyler hakkında ibahei asüyye ciheti kabul edilmeli, bir şeyi aslı üzere bırakmaktan ibaret olan istishab esası düsturülamel olmalıdır* deniliyor. Halbuki ibahei asliyyeyi gösteren birçok nasların umumiyeti, şair naslar İle tahsis edilmiş, birçok şeyler mubah olmaktan çıkarılmış, ictihad için geniş bir tedkik sahası vücude gelmiştir.
Mesela: o bir Halikı Zişan'dır ki, yerde bulunan bütün şeyleri sizin için yaratmıştır) ayeti kerimesi, bizlere birçok şeylerin mubah olduğunu gösteriyor. Fakat bunlar, alelıtlak mubah mıdır? Elbette değildir. Bunları tedkik ve tefrik icab eder. Bunların ıtlakı üzere mubah olmayıp bir takma kayıdlar ile, şartlar ile mukayyed olduğunu yine ayaü kur'aniye göstermektedir. Ezcümle altın ve gümüş, bizlerin menfaati için yaradılmıştır. Fakat bununla beraber başkasının mülkünde bulunan altın ve gümüş bizlere haramdır, bunları sahibinin elinden gayri meşru surette alıp sarf edemeyiz, bizim bunlardan istifade edebilmemiz için bir takım kuyud ve şurut vardır. Aksi takdirde bunlardan istifade caiz olmaz.
tşte bu hususlardaki cevaz veya ademi cevaz, bazan bir nas ile sarahaten beyan olunmuştur, bazan da kıyas tarikile zahir bulunmuştur Artık kıyasın nassa muhalif, şarii mübinin hükmüne münafi bir şey sayılmasına imkan yoktur.
(7) : tbahei asliyyeyi esas tutan zahiriyye mezhebi, mahiyetindeki darlıktan dolayı değil midir ki^ hukuki, içtimai hadiseleri halle kifayet etmemiş, müslümanlık aleminde uzun bir müddet tatbik sahası bulamayıp salikleri münkariz olmuş, mahsuii mesaileri tarihe karışıp gitmiştir.
Zahiriye gibi kıyası inkar edenler, kıble cihetini tayin, cihad işlerini tedvir gibi hususlarda içtihada, istimal-i re'ye cevaz vermişlerdir. Nefislerinden zararı def veya nefislerine menfaati celb hususunda rey Ve ictihad ile amele lüzum görmüşlerdir. O halde sair hukuki meselelerde ne için bir ictihad eseri olan kıyas ile ameli caiz görmesinler.
(8) : ibni'Aküil Hanbeli diyor ki: Sahabei kiramın kıyas istimal ettikleri tevatüri manevi ile bizlere baliğ olmuştur.
Ibni Dakiküid de demiştir ki: Bence mutemed olan, aktarı arzda sarkan ve garben, asren bade asrın kıyas ile amelin iştihar etmiş olmasıdır. Cumhurı ümmete göre böyledir. Ancak müteahhırinden bazıları buna muhalif bulunmuştur.
Şevkani merhum da diyor ki: «Sahabeden, tabiinden ve fukaha ile mütekelliminden cumhur, kıyasın usuii ger'iyyeden bir asl olduğuna za-hib olmuş, bununla hakkında sarahaten delili sem'i bulunmayan ahkam üzerine istidlalde bulunmuşlardır. Kezalik: kıyasın cevazına Nebiyyi Zi-şan Hazretleri tarafından vukubulan kıyasat ile istidlalde bulunmuşlardır. Ezcümle sahabiyattan Has'amiyye: «Ya Resuiellah!. Babam hac etmeden vefat etti, ben onun yerine hac etsem ona faidesi olur mu?.* diye sormuş. Resulü Ekrem Hazretleri de: «Söyle bakalım, .babanın üzerinde bir borç bulunsa da onu sen ödeşen babandan kifayet etmez mi?.» buyurmuş, Has'amiyyenin: «Evet..» demesi üzerine de Resulü Ekrem Hazretleri: «Öyle ise Allahüteala'ya olan borç kaza olunmaya daha haklıdır» diye buyurmuştur ki bu, bir kıyas meselesi demektir.
Resulü Ekrem (saliallahü aleyhi vesellem) den bi" çok kıyaslar vuku bulmuştur. Hatta «Nasıhı Hanbeli» bu kıyaslara dair bir risale tasnif etmiştir.
Yine Şevkani merhumun ifadesine nazaran: kıyası nefy edenler de, her kıyas tesmiye edilen şeyin ihdarma kail olmuş değillerdir. Bunlar, illetleri mansus veya asl ile fer' sayılan şeyler arasında fark gayri mevcut olan bir kısım kıyasları, asl hakkındaki delilin medlulü tanımış, bu asl hakkındaki delili onlara da şamil addetmiş bulunmuşlardır. Bu cihetle arada istizam edilecek büyük bir muhalefet yoktur. Bu muhalefet, lafzıdır. Kendilerile böyle amel olunan şeyler hakkında manen ittifak vardır. Tariki amelin ihtilafı ise manevi ihtilafı ne aklen ve ne de şer'an ve örf en iktiza etmez. (Usuli Şevkani).
Velhasıl : gerek bir çok sahabei kiram ve gerek bir kısım tabiin ile eimmei erbaa gibi müctehidini izam, kıyas ile ameli caiz görmüşlerdir. Elverir ki, yapılan bir kıyas, şeraitini cami olsun, usulüne muvafık bulunsun, aksi takdirde o bir kıyası meşru olamayacağından —aşağıda yazıldığı veçhile-reddi cihetine gidilir. Usulü dairesinde olan bir kıyas ise, arz olunduğu üzere edillei şer'iyeden bir esastır, ve cumhuru ulemaca makbuldür, muteberdir. Artık bu sevadı azamdan ayrılmak bizim için layık olamaz. (Aleyküm bissevadil' a'zami).