PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ali Haydar Efendi K.S.



MAHMUDHOCA
11.03.2007, 13:59
Mevlana münkir aklın yurdu Bizans’ın sınırında, bütünüyle Batı ve Doğunun duyabileceği bir noktada Mesnevi’yi yazdı. Aklın egemen olduğu devirde, terk edilen ruh adına konuşan Büyük Veli, İslam’ın ezeli-ebedi oluşunu anlattı. Öyle ki Mesnevisiyle yeniden kalbe dayalı aşk kelamını sundu. Anadolu ilk büyük fetreti, Onun bu sunumuyla izale etti.

Anadolu, ikinci ve birinciye nispetle daha derin olan manevi fetreti ise, modern zamanın Büyük Velisi Ahıskalı Ali Haydar Efendiyle aştı.
Bu yüzden Ali Haydar Efendiyle, Mevlana arasında kafa kağıdı, görev, zaman ve zemin itibariyle ciddi benzerlikler vardır: İkisi de sufi babaların çocukları. İkisi de Anadolu’ya doğudan hicret etti. İkisi de zahiri ilimlerde zirveye ulaştı. İkisi de umutların tükendiği devirlerde “has duruşlarıyla” insanlığa usve-i hasene oldu. Mevlana Moğol, Ali Haydar Efendi ise modern zamanın enkazından adam kurtardı.
Mevlana’nın yaşadığı fetrette Müslümanlar, her şeye rağmen potansiyel konumlarıyla ciddi bir güçtüler. Yani ruhi bir dirilişe iştirak edecek maddi vücuda sahiptiler. Bunun içindir ki Mevlana’nın Batıda tutuşturduğu aşk ateşi, sair sufilerin nefesleriyle kısa zamanda, bütün İslam coğrafyasını kuşattı. Dolayısıyla fetretin müddeti tahribatı kadar uzun olmadı.
Modern zamanın getirdiği fetret ise, hayatı çepeçevre sardı. İslam’ın medresesi, tekkesi, camisi sadece zarflarıyla ayaktaydı. Sufice bir dirilişin zihni alt yapısını oluşturacak ulema, ciddi manada nüfuzunu kaybetti.
Egemen güç tarafından kabul görmenin ilk şartı, Batıcı olmaktı. Düşünce, kütüphanemizden ayrılmış, Batıya ameleliğe gitmişti. Yani Ebussuud, Fuzuli birlikteliği parçalanmıştı.
Sebeplerin Ahıska’dan İstanbul’a taşıdığı Ali Haydar Efendi, hem mürit hem murat oldu. O Allah’ın muradıydı. Bütün bu olumsuzluklara müdahale edecek ve tepetaklak olmuş ehramı yerli yerine oturtacaktı. Tanzimatla hız kazanan Batılılaşmayı red ve yerine cemiyetten tecrit edilen İslam’ı tekrardan ikame etme ödevine talipti.
Mücadelenin merkezi Doğuyla-Batının kesiştiği şehir İstanbul’du. Fatih’in dünyaya meydan okuyuşunun fotoğrafı İstanbul… Şairin;
“Yetişmez mi bu şehrin halkına bu ni’met-i Bâri
Habib-i Ekrem’in yarî Eyyube’l-Ensarî”, dediği İstanbul…
İslam’ın zafer kürsüsü İstanbul, varlığından şüphe etti. Zafer kürsümüzden kültürümüzün hezimet haberleri okundu. Mazi sorgulandı. İslam’a ait her şey reddedildi. Vaziyete direnen ulema, Teşkilatı Mahsusa tarafından tespit edilip, tecrit edildi. İttihatçı zihniyet, ilerleyen yıllarda farklı adları taşıyan yönetim şekilleri altında devam etti.
Ali Haydar Efendi, İslam’a karşı açılan bu çok cepheli savaşın tam ortasında yer aldı. İlahi iradenin infazında kendisine verilen görevi noksansız yapabilmek için, resmi sıfatlarını terk etti.

MuH@©i®
11.03.2007, 14:06
Allah razı olsun.