PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ali Haydar Efendi K.S. 4



MAHMUDHOCA
11.03.2007, 14:04
Erzurum ve Çile
Evliya Çelebi gibi “Seyahat ya Rasulellah” diyenler yollara düşmüştü. Bir farkla ki Evliya Çelebi, tahsilin nihayetinde, Ahıska’nın yetim talebeleri ise bidayetinde yürüyüşe çıkmıştı. Çünkü, “er-Rıhle fi Talebi’l-ilm” (ilim uğrunda yol kat etmek), İmam Buhari’den, Müslim’den gelen bir İslam geleneğiydi, Sadatın sünnetiydi. Kafkasya’nın medresesiz kalan çocukları da bu sünnete uydu. Kimi Trabzon’a, kimi Erzurum’a hicret etti.
Kaderde, Molla Şerif’in yetimi Ali Haydar Efendi’ye Erzurum yazılmıştı. Vur ha vur yürünen, yalın ayak kat edilen yollar bir noktada tükendi ki orası; Erzurum’du. Şehre varır varmaz Bakırcı Medresesi’ne kaydoldu. Öylesine gayret gösterdi ki, geceleri gündüzlere ekledi. Kandillerin diplerine oturur gece boyu mutala eder, yorulduklarında ise uyumamak için başını rahlenin üzerine koyduğu bıçağa dayardı. Yine böyle bir geceydi. Uyumamak için başını bıçağa dayamışdı. Fakat o kadar yorgundu ki, bıçak acısını hiç duymadı, daldı uykuya. Tam bu esnadaki bir sendelemeyle bıçak alnına battı. Acıyla uyandı. Ne ki alnından kan akmaktaydı.
Talebelik yıllarında alnına fedakarlığın imzasını kazıdı. Çünkü o en Sevgiliye; Allah’ın habibine (s.a.v.) aşıktı. Ona varmanın yolu da kitap sahifelerinden, Onun şeriatını tanımaktan geçmekteydi. Bu yüzden bütün zamanını Onu tanımaya adadı.
O Sevgili (s.a.v.) bütün zamanlar için bir ışıktı (Mişkat’un-Nübüvve). Ona (s.a.v.) doğru yaklaşıldıkça ışık bir şehrayine dönüşmekteydi. Bunu bildiklerinden daha hızlı, en hızlı nasıl varılırsa öyle varmak istiyorlardı. Bu yüzden uykuya paydos demişti.