MAHMUDHOCA
11.03.2007, 14:15
Sen Huzur Dersleri Baş Muhatabısın
Ali Haydar Efendi, Bandırma’dan ayrılıp Çarşamba’ya varınca direkt olarak Hacı Ahmet Efendi’yi bulur. O da kendisine; Karagümrük’te Maşlaklı Ali Baba isimli bir zatın olduğunu önce onu ziyaret etmesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine Ali Haydar Efendi, Maşlaklı Ali Baba’nın evine gider. Kapıyı bir kız çocuğu açar ve kimi aradığını sorar. O da Maşlaklı Ali Baba ile görüşmek için geldiğini söyler. Kız “buyrun” der ve onu kırık dökük bir evin holüne alır. Ali Haydar Efendi holde, bir saat Ali Baba’yı bekler. Nihayet kapıda saçı başı ağarmış, hali pejmürde fakat yüzü nur desenli kambur bir zat görünür. Manzara Ali Haydar Efendi’ye pek iç açıcı gelmez. Maşlaklı Ali Baba ona, “benimle birlikte gel” der. Yürüdükleri yol boyu kömürlükten geçerken Maşlaklı Ali Baba “ben burada Rabbimi çağırırım.” der. Ali Haydar Efendi bu söze kızar fakat belli etmemeye çalışır. İlk fırsatta kendisini Hacı Ahmet Efendi’nin gönderdiğini söyler. Maşlaklı Ali Baba’nın bu ifadeye yanıtı: “Benden şeyhlik öğrenip başkasına satacaklar” şeklinde olur. Ortam gittikçe gerilir. Maşlaklı Ali Baba konuştukça Ali Haydar Efendi sinirlenir. Derken Maşlaklı Ali Baba, Ali Haydar Efendi’ye ne işle iştigal ettiğini sorar. Ali Haydar Efendi, Hoca olduğunu söyler. O da, “Ne hocalığı” diye mukabelede bulunur. Ali Haydar Efendi, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zumer:9) ayetini okur. Maşlaklı Ali Baba: “ Sus, Sus! Bir de ayet okuyorsun” der. Ali Haydar Efendi: “ Ben cünüpmüyüm ki ayet okumayayım?” der. Maşlaklı Ali Baba: “Cünüb olsan iyi, cünübü bir teneke su temizler seni ise Karadeniz temizlemez.” şekline karşılık verir.
Konuşma bu minval üzere devam ederken Ali Haydar Efendi ciddi anlamda nefsiyle bir hesaplaşmanın içerisine girer. Nefsi bütün mevcudiyetiyle karşısına dikilip ona, “Gönderildiğin ve kapısında bekletildiğin adam bu mu? Kimlerin kapısında bekletiliyorsun. Halbuki sen! “Te’lif-i Mesail Heyeti” reisi, Huzur dersleri baş muhatabı, dersiam Ali Haydar Efendisin” der.
Suretten sirete, maddeden manaya yürüyüşü, bu yürüyüşte yaşanan krizi ve onu aşmanın usulünü, Üstat Necip Fazıl’dan dinleyelim:
“Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez.
Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda, yeri samur döşeli.
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne, top yekun?
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi,
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berheva;
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin, kilitlerin yalnız onda şifresi;
İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez.
Ali Haydar Efendi, Bandırma’dan ayrılıp Çarşamba’ya varınca direkt olarak Hacı Ahmet Efendi’yi bulur. O da kendisine; Karagümrük’te Maşlaklı Ali Baba isimli bir zatın olduğunu önce onu ziyaret etmesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine Ali Haydar Efendi, Maşlaklı Ali Baba’nın evine gider. Kapıyı bir kız çocuğu açar ve kimi aradığını sorar. O da Maşlaklı Ali Baba ile görüşmek için geldiğini söyler. Kız “buyrun” der ve onu kırık dökük bir evin holüne alır. Ali Haydar Efendi holde, bir saat Ali Baba’yı bekler. Nihayet kapıda saçı başı ağarmış, hali pejmürde fakat yüzü nur desenli kambur bir zat görünür. Manzara Ali Haydar Efendi’ye pek iç açıcı gelmez. Maşlaklı Ali Baba ona, “benimle birlikte gel” der. Yürüdükleri yol boyu kömürlükten geçerken Maşlaklı Ali Baba “ben burada Rabbimi çağırırım.” der. Ali Haydar Efendi bu söze kızar fakat belli etmemeye çalışır. İlk fırsatta kendisini Hacı Ahmet Efendi’nin gönderdiğini söyler. Maşlaklı Ali Baba’nın bu ifadeye yanıtı: “Benden şeyhlik öğrenip başkasına satacaklar” şeklinde olur. Ortam gittikçe gerilir. Maşlaklı Ali Baba konuştukça Ali Haydar Efendi sinirlenir. Derken Maşlaklı Ali Baba, Ali Haydar Efendi’ye ne işle iştigal ettiğini sorar. Ali Haydar Efendi, Hoca olduğunu söyler. O da, “Ne hocalığı” diye mukabelede bulunur. Ali Haydar Efendi, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zumer:9) ayetini okur. Maşlaklı Ali Baba: “ Sus, Sus! Bir de ayet okuyorsun” der. Ali Haydar Efendi: “ Ben cünüpmüyüm ki ayet okumayayım?” der. Maşlaklı Ali Baba: “Cünüb olsan iyi, cünübü bir teneke su temizler seni ise Karadeniz temizlemez.” şekline karşılık verir.
Konuşma bu minval üzere devam ederken Ali Haydar Efendi ciddi anlamda nefsiyle bir hesaplaşmanın içerisine girer. Nefsi bütün mevcudiyetiyle karşısına dikilip ona, “Gönderildiğin ve kapısında bekletildiğin adam bu mu? Kimlerin kapısında bekletiliyorsun. Halbuki sen! “Te’lif-i Mesail Heyeti” reisi, Huzur dersleri baş muhatabı, dersiam Ali Haydar Efendisin” der.
Suretten sirete, maddeden manaya yürüyüşü, bu yürüyüşte yaşanan krizi ve onu aşmanın usulünü, Üstat Necip Fazıl’dan dinleyelim:
“Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez.
Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda, yeri samur döşeli.
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne, top yekun?
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi,
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berheva;
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin, kilitlerin yalnız onda şifresi;
İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez.