Orijinalini görmek için tıklayınız : Konumuz İman
öMeR_FaRuK
16.10.2008, 18:34
http://img129.imageshack.us/img129/4937/befenertvbismilah38me9obs6.gif
Selamun aleyküm
İstikamet kardeşlerim.
Bu hafta konumuz İMAN
İMAN NEDİR?
İMAN KAÇ KISIMA AYRILIR?
AMENTÜ NEDİR?
iMANDA MERTEBE VE GELİŞME SÖZ KONUSUMUDUR?
BU KONUDA AYETLER HADİSLER.
BÜYÜKLERİN SÖZLERİ.
Siz kardeşlerimizin değerli katılımlarıyla bu bölümde bir paylaşım platfomu oluşturalım.
Hemde iman gibi önemli bir konuda bir arşiv meydana getirelim inşaAllah
Ve Aleyküm Selam Ömer Faruk abi
yeni konumuz hayirli olsun ins.
http://www.hizliresim.com/2008/10/17/6364.gif
IMAN
http://www.hizliresim.com/2008/10/17/6360.gif
islâm dininin temel esaslarindan birisi imandir. Bütün Peygamberler, önce iman esaslarini duyurmuslardir. Çünkü iman olmadan yapilan hiç bir ibadetin Allah katinda bir degeri yoktur. insan önce inanacak, sonra inancinin geregi olan ibadet görevini yapacaktir. Bunun için de imani ve imanin sartlarini bilmesi lazimdir.
imanin biri genel, digeri özel olmak üzere iki anlami vardir. imanin genel yani sözlük anlami, inanmak ve tasdik etmektir. ''iman'' kelimesinin bu manâda oldugu ayetler vardir. Bu ayetlerden birisi, Yusuf sûresindeki 17'nci ayet-i kerîme'dir. Yusuf aleyhi's-selam'in kardesleri, babalari Yakup aleyhi's-selam'a gelerek:
''Ey babamiz! Biz yaris yapiyorduk, Yusufu esyamizin yanina birakmistik; bir kurt onu yedi. Her ne kadar dogru söylüyorsak da sen bize iman etmezsin (yani inanmazsin) dediler .(12)
iste bu âyet-i kerime'de "iman" bu genel anlamindadir.
imanin dindeki özel anlami ise; Peygamberimizin Allah tarafindan getirdigi kesin olarak bilinen her seyde onun dogruluguna inanmak ve onu tasdik etmektir.
http://www.hizliresim.com/2008/10/17/6360.gif
''Peygamber ve mü'minler ona Rabbinden indirilene inandi.'' (1})
âyet-i kerimesindeki iman bu manâdadir.iman deyince bu anlasilmalidir.
Bu iman ne ile gerçeklesir? süphesiz inanma kalbin isidir. Dil ise kalbde var olan imani ifade eder.
Peygamberimizin Allah tarafindan getirdigi seylere içten inanan ve bunu ikrar eden kimse mümindir. içten inandigi halde bunu ikrar etmeyen, dili ile ifade etmeyen kimse her ne kadar Allah katinda mümin ise de, bu imani insanlar tarafindan bilinmiyecegi için ona islami hükümler uygulanmaz. Ayrica inandigini ikrar etmedigi için de günahkârdir. Bunun içindir ki, kitaplarda iman tarif edilirken, ''Kalb ile tasdik ve dil ile ikrardir'' denmistir. Yoksa içten inandigi halde herhangi bir sebeple bunu ifade etmeyen kimse Allah katinda mümindir.
(12)Yusuf, 12/17 (13) el-Bakara, 2/285
http://www.hizliresim.com/2008/10/17/6360.gif
iman inanmak demektir.. beş duyu organıyla algılanan kavramların varlığı kabul görülen şu fani dünyada inancın getirilerini çözmek zor ve gizemli. bazı kesimlerce de reddedilir. .mesela masanın üstünde duran kalemi görenler kalemin orada olduğuna inanıyorum mu diyorlar. saçmalık cümlenin söylenişinden bile belli.beş duyuyla algılanan kavramlarda inanmak ya da inanmamak tartışması yapılamaz.iman soyut bir kavramdır.iman görünmeyeni duyulmayanı dokunulmayanı kabul etmektir.
görmediğin duymadığın dokunmadığın konuşmadığın halde Allah a inanıyorsun.hm de hiçbir şüphe duymadan . ta doğuşundan beri senle olan sanki görünmez bir bağla bağlısın.
öMeR_FaRuK
18.10.2008, 12:39
ZEVRAK ve AHFA kardeşlerim Allah razı olsun
öMeR_FaRuK
20.10.2008, 21:27
İman bir nurdur, Allah’ın bir lütfudur. Fakat iman aynı zamanda bir ilimdir, öğrenilmesi gereken bir hakikattir. İmanımızın güçlenmesinin iki yolu vardır:
Birisi ve en birincisi Kitap ve sünnet çizgisinde ehl-i sünnetin akidesini öğrenmek ve çağımızın bir gereği olarak bunu tahkik süzgecinden geçirmektir.
İkincisi: Salih amel yaparak, günahlardan sakınarak kalbini tasfiye etmek, nefsini tezkiye etmek suretiyle manevî alanda terakki etmektir.
Ancak bu asrın gidişatı bu ikinci yolu oldukça zorlaştırmıştır. Bu sebeple tahkiki iman dersini veren eserleri okumak son derece önemlidir. Bu çağın özelliğinin bir gereği olarak, dini ilimlerin yanında fen bilimlerinin de okunması zorunlu hale gelmiştir. Çünkü, kalbin nuru dinî ilimler olduğu gibi, aklın ziyası da fen bilimleridir. Bu ikisini birlikte ders veren en önemli eserlerden birinin Risale-i Nur külliyatı olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki, bunun yanında, İmam Gazali, İmam Rabbanî, İmam Maverdi, İmam Kuşeyrî gibi zatların kitaplarından da çok güzel istifade edilebilir.
İmanı koruma ve takviye etmek bir müminin en önemli meselesidir. Öncelikle imanı korumak için takvaya önem vermek gerekir. İman takva kalesinde korunur. Takva olmazsa iman yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. İmanı takviye etmek için imani eserleri bolca okumak ve mütalaa etmek gerekir. İlim ile gelen mesail-i imaniye akıl odasından geçmeden insanın latifelerine sirayet etmez. Önce akılın tatmini gerekir.
Tefekkür çok önemlidir. İbrahim aleyhisselamın tefekkür vasıtasıyla aya ve yıldızlara bakarak Rabbini bulması Kuran-ı Kerim'de anlatılmaktadır. Tefekkür ile iman inkişaf eder. Bu sebebtendir ki hadis-i şerifte "bir saat tefekkür bir yıl nafile ibadetten üstündür" denilmiş.
Çevrenin insan üzerinde çok büyük etkisi vardır. Günahlar insan üzerinde imansızlık telkini yapar. Telkinin insan üzerinde çok büyük etkisi vardır. Farkında olmadan insanın şuur altında imansızlık aşılar. Bu sebebten günahlı ortamlardan elden geldiği kadar uzak kalınmalıdır. Dışarıda serbestçe pervasızca işlenen günahlar adeta ahiretin olmadığını ve cezanın olmadığını telkin ederler. Bu telkinin kötü etkilerinden korunmak için elden geldiği kadar günahlı ortamlardan uzak kalınmalı ve her yerde elden geldiğince emr-i bil maruf nehy-i anil münker (iyiliği emredip, kötülükten sakındırma) yapmaya çalışmalıyız. Maruz kalınan kötü telkinin zararlarını telafi etmek için imani meseleri bolca mütalaa etmek ve tebliğe önem vermek gerekir. Amel-i salihe önem veren takva dairesinde yaşayan insanlarla birlikteliği arttırmak gerekir. Bu yönüyle de cemaatin önemi daha belirgin olarak görülmektedir. Günahlar nasıl imansızlık telkini yapıyorsa öyle de amel-i salih de iman telkini yapar.
İnsanların imani konulardaki zaafları anlaşılırsa imanı koruma ve takviye etmek için neler yapılacağı da anlaşılır.
İmanın artıp eksilmesi, tahkiki ve taklidi iman, İmanın önemi...
Niçin tam manasıyla ibadet edemiyorum Allah'a halis bir kul olamıyorum?
İmanın Mahiyeti Nedir?
İmân, mâhiyet itibariyle, Allah'ın insanlara en büyük lütuf ve ihsanıdır. Allah onu dilediği kullarına nasib eder. Ne var ki bu nasiplenmede, kulun hiçbir rolünün olmadığı da söylenemez. Bilakis, insan önce kendi tercih ve iradesini kullanarak, îman ve hidâyete istekli olacaktır. Bu talep ve istek üzerine Cenâb-ı Hak da ona îman ve hidâyet nasip edecektir. Bu sebeble İslâm büyükleri îmanı, "Cenâb-ı Hakk'ın, istediği kulunun kalbine, o kulun cüz'î irade ve ihtiyarını sarfetmesinden sonra koymuş olduğu bir nûrdur" diye tarif etmişlerdir.
İmanda Mertebe ve Gelişme Söz Konusu mudur?
Bir çekirdek, nasıl büyüyüp ağaç olana kadar büyük bir gelişme ve inkişaf gösteriyorsa, îman da öyledir. İslâm âlimleri, imânı önce iki mertebeye ayırmışlardır:
1- Taklidî îman, 2- Tahkikî îman...
Taklidî İman: Ana - babadan, hocadan, muhîtten duyduğu ve öğrendiği şekilde, mes'ele üzerinde hiçbir akıl yürütmeden îman esaslarına bağlanmak demektir. Taklidî îman, inanç esaslarına, şuuruna ve teferruatına vâkıf olarak bir inanma olmadığı için, bilhâssa bu zamanda bâzı şüphe ve vesveselere mâruz kalabilir ve sarsılıp yıkılma tehlikesi geçirebilir:
Tahkikî îman ise: İmâna âit bütün mes'eleleri delilleriyle, tafsilâtlı ve teferruatlı bir surette bilmek, tasdik etmek, tereddütsüz inanmaktır. Böyle bir îman şüphe ve vesveseler karşısında sarsılıp yıkılmaktan kendini koruyabilir. Tahkikî îmanın da pek çok mertebesi vardır. Bu mertebeleri İslâm âlimleri başlıca üç kısma ayırmışlardır:
1 - İlme'l-yakîn mertebesi: İmânî mes'eleleri ilmen, tam teferruat ve tafsilâtıyla, delilleriyle bilmek ve inanmaktır.
2 - Ayne'l-yakîn mertebesi: İmanî mes'eleleri gözle görmüş, doğruluklarını bizzat müşahede etmiş gibi bilmek ve inanmaktır. Gözle görmekle ilmen bilmek, insana kanaat vermesi bakımından çok farklıdır. İnsan bir şey'i tereddütsüz, kesin olarak bilebilir, ama bir de gözleriyle görünce kanâatı kat kat artar. Amerika'nın varlığını ilmen bilmekle, bizzat görmek gibi... İşte îmanın ayne'l-yakîn mertebesi de, îman esaslarına gözle görmüş kat'iyetinde inanma hâlidir.
3 - Hakka'l-yakîn mertebesi: İmanî mes'eleleri görmekten ayrı, bizzat yaşayarak, içine girerek kabûl ve idrâk etmek demektir. İmanın bu üç mertebesini îzah bakımından şöyle bir misal verilmektedir: Bir yerden duman yükseldiğini uzaktan görmekle insan bilir ki, o yerde ateş yanmaktadır. Dumanı görmek suretiyle ateşin varlığını bilmek, ilme'l-yakîn inanmaktır. Sonra, duman çıkan yere gidip ateşi gözümüzle gördüğümüzü farzetsek, bu da ateşin varlığına ayne'l-yakîn inanmaktır. Bir de ateşin bizzat yakınına gidip sıcaklığını hissetmek, elimizi aleve doğru tutup yakıcılığını duymak suretiyle ateşin varlığını bilmek vardır ki, buna da hakka'l-yakîn inanma denilir.
Günümüzde Taklidî İman Kâfi midir?
Yukarıda belirttiğimiz gibi bu zamanda taklidî îman pek çok vesvese ve şübhelerle karşılaşmakta ve o şübheler karşısında sarsılıp yıkılmaya mâruz bulunmaktadır. Taklidî îmanın eskiden yeterli olduğu halde, günümüzde yetersiz kalış sebebini, Ali Fuad Başgil, şu şekilde îzah etmektedir:
"İnsanlar her devirde din ve mâneviyat kuvvetine muhtaç olmuşlardır. Fakat bu ihtiyaç, zamanımızda bir zaruret hâlini almıştır. Eskiden atalarımız gayet basit bir din bilgisi ve görenek hâlinde "taklidî" bir îman ile rahatça yaşıyorlardı. Çünkü onlara bütün içtimaî muhît (çevre) mâneviyat telkin ediyordu.
Bugün durum tamamıyle değişmiştir. Din duygusu zayıflamış, eski dinî hürmet terbiyesi yerini, küstahca bir saygısızlık almıştır. Bugün aile daralmış ve bağları gevşemiştir. Aile yükü sırf karı-kocanın omuzlarına çökmüş, ana-babalar iktisadî ihtiyaçlar karşısında çocuklarının dinî terbiyesine yetişemez olmuşlardır. Öbür taraftan mektep ve üniversiteler âdeta din aleyhtarı propaganda ocakları hâlini almıştır. İnatçı münkirlerin tezyif ve temerrüdleriyle bir kat daha bulanıklaşan böyle bir hava içinde, bugün artık basit bir din bilgisi kâfi gelmez olmuştur.
Din nedir? İlim ile münasebeti nedir? İlim karşısında bugün din ne yapmalı ve nasıl bir vaziyet almalıdır? gibi sorular, şimdi her zamandan çok zihinleri tırmalamaktadır. Hususiyle aydın gençlerin bu soruların cevaplarını bilmeye ihtiyaçları vardır."
Gerçekten de, bugün verilecek bir din bilgisinin ve îman dersinin ilimle îmanı mezceden, akıl ve mantığa îmanî mes'eleleri kabûl ettiren tahkikî bir muhtevâda olması şarttır. Yoksa, basit bir din dersi, görenek hâlindeki taklidî bir îman bilgisi, günümüz insanlarını - özellikle de gençlerini - tatmîn etmekten çok uzak kalacaktır.
İmanın İnsan İçin Önemi Nedir?
1. İman, insanın yaratılma sebebidir. Yani o, Yaratanını îmanla tanımak ve ibâdet etmek için yaratılmıştır. İnsan bu yaratılış gayesine uygun hareket ederse âhirette ebedî saadete nail olacak, cennete girecek, aksi takdirde cehenneme atılacak, ebedî şekavet ve bedbahtlığa mâruz kalacaktır.
Bu bakımdan îman, insan için ebedî saadeti kazanma vesilesidir ve cennete giriş anahtarıdır. İmansız cennete girilmez. Bu cihetle insanın îman etmesi ve bu îmanını son nefesine kadar kaybetmeden veya zayıflatmadan muhafaza etmesi, dünyadan da, dünya içindeki herşeyden de daha kıymetli bir nimettir. İmanın bu büyük öneminden dolayıdır ki, Peygamberimiz bir hadîs-i şerîflerinde: "İmânınızı lâ ilâhe illâllah diyerek yenileyiniz" buyurmuş; îmanı yenilemenin ve muhafaza etmenin ehemmiyetine dikkatimizi çekmiştir. "İmânın her an zayıflama ve kaybolma ihtimali mi var ki, devamlı yenilenmesi emrediliyor?" gibi bir suâl akla gelebilir.
İmânı yenileme konusunu Bediüzzaman, akla gelen bu suâle de cevab olacak şekilde şöyle izah etmektedir: "İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüd ettikleri için, her zaman tecdîd-i îmana muhtaçtır. Zira insanın herbir ferdinin mânen çok efradı var. Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince birer ferd-i âher sayılır. Çünki, zaman altına girdiği için, o ferd-i vâhid bir model hükmüne geçer, her gün bir ferd-i âher şeklini giyer. Hem insanda bu taaddüd ve teceddüd olduğu gibi, tavattun ettiği âlem dahi seyyardır. O gider, başkası yerine gelir; daima tenevvü' ediyor; her gün başka bir âlem kapısını açıyor. İmân ise, hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği âlemin ziyasıdır. Lâ ilâhe illâllah ise, o nuru açar bir anahtardır. Hem insanda, madem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar, çok vakit îmanını rencide etmek için gafletinden istifade ederek çok hîleleri ederler, şübhe ve vesveselerle îman *ûrunu kaparlar. Hem, zâhir-i şeriata muhalif düşen ve hattâ bâzı İmamlar nazarında küfür derecesinde te'sir eden kelimât ve harekât eksik olmuyor. Onun için her vakit, her saat, her gün tecdîd-i îmana bir ihtiyaç vardır." (Mektûbât)
Bu ifadelerde, üç noktadan îmanı yenilemenin zarureti üzerinde durulmaktadır:
Birinci nokta: İnsanın yaşadığı zaman ve içinde bulunduğu mekân, temas ettiği çevre itibarı ile hâlet-i ruhiyesi, düşüncesi, anlayışı sık sık değişebilmektedir. Mâruz kaldığı hâdiseler, yaptığı işler, temas kurduğu insanlar, onda müsbet veya menfi izler bırakmaktadır. Bu durumu Peygamber Efendimiz de şu şekilde beyan buyurmaktadırlar: "Mü'minin kalbi, kaynayan tencereden daha çok değişikliklere mâruzdur..." "Kalb, serçe kuşu gibidir. Her an bir tarafa yönelir.""Kalb, kırda atılmış bir kuş kanadı gibidir. Rüzgâr bu kanadı nasıl altüst çevirirse, kalb de öyledir."İnsan kalbinin ve ruh hâletinin bu derece dış te'sirlere mâruz olması sebebiyledir ki, hadîsde, sık sık Lâ ilâhe illâllah diyerek îmânın yenilenmesi emredilmiştir.
İkinci nokta: İnsanda nefis, hevâ ve vehim gibi menfî duyguların bulunması ve şeytanın devamlı vesvese vermeye ve kötülüğü telkine çalışması gerçeğidir. Gafletli bir ânında bu menfi telkinlerin, insanı îmanda şübheye düşürmesi muhtemeldir. Böyle bir duruma düşmemek için de, tecdîd-i îmana ihtiyaç vardır.
Üçüncü nokta ise: Şeriatın zâhirine aykırı düşen ve bâzı din âlimlerinin nazarında küfür bile sayılan bâzı kelime ve sözlerden, insanın tamamıyla uzak kalamadığıdır. Bu sebeble de, Lâ ilâlhe illâllah diyerek imanı yenilemeye zaruret vardır. İmanı kuvvetlendirmenin ve muhafaza etmenin bir başka yolu da onu taklidî mertebeden kurtarıp tahkikî hâle çevirmektir. Bu da ancak îman hakikatlerini tahkikî bir surette ders veren, akla gelebilecek her türlü şübhe ve vesveselere cevap veren îmanî eserleri okumak ve devamlı îmanî konularda sohbetler yapmak suretiyle olur. İnsan îmanını taklidden tahkîka çıkarırsa, artık onun için îmanını kaybetmek, son nefesde âhirete îmansız gitmek gibi bir durum söz konusu olmaz. İslâm âlimleri, sekerat vaktinde şeytan'ın bütün hîle ve vesveseleri ile gelip insanı aldatmaya ve îmanını almaya çalışacağını söylemişlerdir. Bu yüzden de sekerat vaktinden korktuklarını belirtmişlerdir. İşte insan, sekerat vaktindeki bu gibi tehlikelerden, tahkikî îman sayesinde korunabilir. Çünkü tahkikî îmanda, îman sadece akılda kalmış değil; kalbe, ruha, diğer duygu ve lâtifelere de sirayet edip yerleşmiş haldedir. Şeytan insanın aklındaki îmanını zedelese bile, eli, öteki duygulara yerleşmiş olan îmanı söküp almaya yetişemez. Böylelikle de kişi, yine îmanlı kalmış, îmanla vefat etmiş olur.
2. İman, aynı zamanda, insan için büyük bir moral kaynağı ve sağlam bir istinad noktasıdır. Hakikî imanı elde eden insan, bütün kâinata meydan okuyabileceği gibi, îmanının kuvveti nisbetinde başına gelen hâdiselerin tazyik ve baskısından da kurtulabilir. Tarihlere şan veren, destanlar yazdıran zaferlerimiz, hiç şübhesiz îmanın insana kazandırdığı güç ve kuvvete güzel bir misaldir. İmanlı insan, başına ne derece büyük bir hâdise gelirse gelsin, îmanın verdiği tevekkül ve teslimiyetle, kadere rıza duygusu ile o hâdise ve musibetleri metanetle karşılayabilir; sabır ve tahammül ile göğüs gerebilir. Ümidsizliğe, bedbinliğe düşmez. İsyan ve feryada başvurmaz. Bu, ona îmanın kazandırdığı güç ve kuvvetten ileri gelmektedir. İmansız insanların basit bir hâdise, küçük bir musibet yüzünden intihar edip hayatlarına son verecek derecede ye's ve ümidsizliğe kapıldıkları çok sık görülen olaylardandır. İslâm ülkelerinde intihar, hemen hemen hiç görülmezken, dünyanın en medenî ve müreffeh ülkelerinde intihar vak'alarının her geçen gün artması da bunu te'yid etmektedir. İmanın insana kazandırdığı kuvvet ve direnme gücüne, Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde şu şekilde işâret buyurmuşlardır: "Mü'min yeşil bitkilere benzer. Eksik olmayan felâket rüzgârları onu eğer, fakat kıramaz. Bil'akis hayat ve sıhhat bulmasına sebeb olur. Münâfık (ve kâfir) ise, kuruyan bitki gibidir. Felâket rüzgârlarından yaprakları dökülür, gövdesi kırılıp hayatı söner."
"Hayret edilir mü'minin haline. Ona iyilik gelse şükreder, kötülük gelse sabreder. Böylece her iki hâlini de hakkında hayırlı kılar."
Selam ve dua ile...
İman Esaslari (AMENTÜ)
1- Allah'dan (c.c.) başka tanrı olmadığına, Muhammed (s.a.v.)'in O'nun kulu ve Peygamberi olduğuna,
2- Allah'ın (c.c.) meleklerine.
3- Allah'ın (c.c.) kitaplarına.
4- Allah'ın (c.c.) peygamberlerine,
5- Öldükten sonra dirilmeğe ahiret gününe).
6- iyilik ve kötülüğün Allah in takdiri ve yaratması ile olduğuna inanmaktır.
İmânın lügat manası: İnanmak, tasdik etmek, bir şeye tereddütsüz ve kesin olarak inanmaktır.
İmânın şer'i manası: Kalb ile tasdik ve dil ile ikrardır. Yani, Peygamber Efendimizin. sav Allah' dan getirdiği her şeyi kalbi ile (doğrudur diye) tasdik etmek ve bu inancını dili ile de açıklamaktır.
İman konusunda "kalb ile tasdik" en ön planda yer alır. Kalbinde tasdiki bulunmayan insan, hiçbir zaman mü'min sayılmaz. İnanmadığı halde "Ben Allah'a inanıyorum" diyen bir kimsenin, bu sözü, Allahü Teâlâ'ya göre bir değer taşımaz. Şu kadar ki, biz bir insanın kalbinde nelerin bulunduğunu bilmediğimiz için, bu adamı Müslüman sayarız. "İnanmıyorsun" diyemeyiz. Eğer yalan söylüyorsa cezasını biz değil Allah (c.c.) verecektir.
Allah rızası için yapılan işlerde gizlilik daima iyidir. Ancak kalbinde imanı olanın ömründe bir defa olsun inandığını söylemesi farzdır. Dilsiz olanların yapacakları işaretler veya Müslüman olduğu kendisinden duyulmayan bir insanın camide namaz kılması gibi hususlar, onun Müslüman olduğuna delildir. Çünkü namaz, mü'minlere aid bir ibâdettir.
İmân bir bütündür: Daima bu bütünlük korunmalıdır. Yani inanılması emredilenlerin hepsine birden inanmalıdır. Yarısına inanıp yarısını kabul etmemek, bütün peygamberleri kabul ettiği halde, "Musa ve İsa diye peygamber yoktur" demek veya 20. asırda artık kadınların başını örtmelerine gerek yoktur, demek veya yine 20. asırda faizsiz ticaret yapılamaz vesaire demek, imanın gitmesine sebeb olur. Diğer inanılacaklara ne derece kuvvetle inanırsa inansın, bu iman Allahü Teâlâya göre makbul iman değildir.
İman edilmesi istenen hususlar Allah ve Rasûlü tarafından haber verildiği için -gözle gördüğüne inandığından daha kesin bir inançla- inanmalıdır. Çünkü göz yanılabilir, kulak yanlış duyabilir. Ama Allahü Teâlâ ve O'nun Rasûlü yanlış haber vermez.
İMAN İKİ ÇEŞİTTİR.
a) İcmali İman : İman edilecek şeylere sebeb ve hikmeti araştırmadan kısaca ve toptan iman etmektir.
b) Tafsili İman : İman edilecek şeylerin her birerlerinde açık ve geniş bir suretle iman etmektir.
KELİME -İ TEVHİD ve KELİME-İ ŞAHADET
a) KELİME-I TEVHİD:
Tevhîd, sadece Allah'ın birliğine inanıp dile getirmektir. "Lâ ilahe illallah, Muhâmmedün Rasûlüllah"
Manâsı: "Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur, Muhammed (s.a.v.)O 'nun Rasûlüdür."
b) KELİME-İ ŞEHADET:
"Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlühü" Manası: "Ben şehâdet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh -tanrı- yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed s.a.v. O'nun kulu ve Peygamberidir."
Yeni müslüman olanın, "Kelime-i Tevhid" veya "Kelime-i Şehâdet"i bir kere söylemesi farzdır.
Bu iki cümle Tevhid inancının temelidir ve manâsı İslâm Dininin İtikad esaslarını tamamen ihtiva edecek kadar geniştir. Bunu biraz izah edelim..
Kelime-i Tevhîd ve Şehâdetin İzahı:
Eşhedü: Lügatte üç manaya gelir.
1- Hazır bulunmak,
2- Şehadet etmek,
3- Yemin etmek.
İnsan şehâdet ederken bu 3 manayı içine alarak ve kastederek -Allah'a ve Rasulüne şehadet edip- inanmaktadır.
Kelime-i Şehâdet'le Allah'tan başka bir ilah olmadığını söyleyen bir kimse, bu kelime ile ne söylediğinin farkında olmazsa, söylediği şehâdetin ne anlama geldiğini, neleri kabul edip, inanıp, neleri reddedip, dışlaması gerektiğini bilmeyen kimse olarak birkaç sözü tekrarladığından söz edilirse de "şehadet," ettiğinden söz edilemez. Yani İslam'a ters fikir, düşünce ve zihniyetlere inanmakla ve hayatına onları hakim kılmakla beraber, onları reddetmeden bu sözleri tekrarlamak bir şey ifade etmez. Bilerek ya da bilmeyerek Kur'an'ın farzlarından birini inkar ederse kafir olduğu gibi...
Eşhedü en lâ ilâhe illallah: "Düşündüm, anladım, kalbimde kabul ettim ve dilimle «söylüyorum ki; Allah'tan başka ilah, yani güç, yani sonsuz iktidar sahibi, yani kainat ve içindeki insanlar için yasa koyan ve kendisine kulluk edilen bir başkası yoktur. Ve "Allah'a rağmen ben varım" diyen varsa, onu inkar ediyorum, onu tanımıyorum!..." demektir.
Lügatte ilâh: lsınmak, güvenmek, sevgiyle yönelmek ve kulluk etmektir. Buna göre ilah; güvenilen, sığınılan, sevilen ve tapılandır. Bunlar tanrılar, tağutlar, putlar ve buna benzer beşerî ilahlardır...
Lâ ilahe: "Tağutu ve kendini ilahlaştıranları tanımayıp inkar edeceğime, onlarla ilişkimi keseceğime, kalbimi bu pisliklerden temizlemek için bütün gücümü kullanacağıma dair Allah'a söz veriyorum... Bu ilah ve tağutlardan temizlediğim tertemiz kalbimi, yalnız Allah'a ve nizamına hazırlıyorum..." demektir. Çünkü kirli kalbe, temiz Allah inancı yerleşemez. Çürük temel üzerine sağlam bina inşa edilemiyeceği gibi...
İllallah: 'İbadetimde ve ibadetimin gerektirdiği şeylerde tam anlamıyla ihlaslı olacağıma, ilim, akide ve amelde sadece ve sadece tek olan Rabbim Allah'ın rızasını hedef kabul edeceğime bütün amellerimi, ibadetlerimi, ihlasımı Rasulüllahın öğrettiği şekilde yapacağıma Allah'a söz veriyorum ve yalnız Allah'ı ilah kabul ediyorum..."
Muhammedün Rasûlüllah: "Rabbime olan ibadetlerimi insanların düşüncelerimi, kendi arzu ve hevesime ve bid'ate göre yapmıyacağıma, fakat bütün ibadetlerimi Allah'ın sevdiği, Kur'an'da gösterdiği, Rasulüne öğrettiği ve Rasulüllah'ın bizlere gösterdiği şekilde yapacağıma Allah'a söz veriyorum..." demektir.
Kelime-i Şehâdete İnanan Kimsenin Allah (c. c.) ile Yaptığı Sözleşme:
Bir insan İslam'a girerken inandığı ve şartlarını kabul ettiği "Kelime-i Şehâdet"i söylerken Cenab-ı Hakk'a "Kâlû Belâ" da (madden yaratılmadan önceki ruhlar aleminde) iken verdiği sözü, dünyada tekrarlayarak şu üç ana konuda ahdini ve verdiği sözü şöyle yenilemektedir:
1- İnançta Kulluk: Müslüman Kelime-i Şehâdetle inancında Rabbına kul olacağına dair söz vermektedir. İnancına hiçbir şekilde şirk karıştırmadan yalnız Allah'ın varlığına, birliğine, gücüne, hakimiyetine, nizamına, hukukuna, adaletine, helallerine, haramlarına, ve diğer emir ve yasaklarına tam inandığına dair söz vermektedir.
2- İbadette Kulluk: Müslüman "Kelime-i Şehâdet" le, şeytanlara, tağutlara, ilahlara , putlara, ölü veya diri tanrılaştırılan insanlara eşitli şekillerin İbadet etmeyeceğine ve yalnız Allah'ın emrettiği şekilde ibadet edeceğine dair de söz vermektedir...
"...Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.."
3-'Muâmelatta (Uygulamada) Kulluk: Müslüman "Kelime-i Şehâdet" ile; şeytanların, tağutların, ilahların ve tüm beşerî sistemlerin ekonomik, hukuk ve Sosyal hayata dair emir ve yasaklarına inanmayacağı gibi itaat edip, hayatına bunları hâkim kılmayacağına ve yalnız Allah'ın ve Rasulünün getirdiklerine, sistemine inanıp, itaat edip, hayatına hâkim kılacağına dair söz vermektedir...
Müslüman Kelime-i Şehadet ile; bu üç ana konuda Rabb'ına kulluk edeceğine, İslam'a inanıp, hayatında ve ailesinde uyguladığı gibi, başkalarına da tebliğ için malıyla, canıyla cihad edeceğine dair söz vermektedir. Çünkü müslümana göre lıayat; iman ve cihaddır.
Lâ ilahe illallah: "Bütün ilahlara, tağutlara, beşerî sistemlere Kapitalizm, Komünizm, Sosyalizm, Faşizm, Laisizm, Milliyetçilik, Demokrasi... v.s.), tanrılara, putlara, azgın nefsime hayır, sadece Allah'a ve Rasulüne evet. Sadece Onun gücüne, kuvvetine, iktidarına evet. O'nun dışındaki tüm ilahlara ve İlahçıklara hayır..." demektir.
Ancak bugün Müslümanların içinde yaşadığı hayat "Lâ Ilâhe llâllâh"ın manâ ve gereklerini bilmediklerini ortaya koymaktadır.
Bu gerçek, kendilerinden önceki Müslüman nesillerde görülmemiş bir cehaletin örneğidir. Çünkü onlar dilleriyle "Lâ Ilâhe illâllâh" diyorlar. Sonra da ruhlarında hiçbir sıkıntı duymadan Allah'tan başkasının buyruklarına uymaktan çekinmiyorlar. Bu sebeple bu nesle "Lâ îlâhe llâllâh"ın anlatılmasına ve gereklerinin bildirilmesine son derece ihtiyaç vardır. Biz bu nesle namazdan, oruçtan, zekâttan, hac'dan önce "Lâ ilâhe illallah"ı anlatmalıyız ve işe onunla başlamalıyız.
Kafirlerin Kelime-i Tevhid inancına gösterdikleri düşmanlık kadar müslümanlar da kendi inançlarında aynı gayreti gösterselerdi bugün bu zelil durumda olmazlardı.
Günümüzde bazı cahil Müslümanlar, doğrudan Allah'tan başka birini tanrılaştırmamakta ve ona resmen tapmamakta ise de, Allah'a inanmakla beraber Allah'ın hükmüne değil, insanların koydukları hükme, paraya, mala, kadına, makama, modaya vesaireye tabi olmakla, Allah'tan başkalarını mabüd (tanrı) edinmiş oluyorlar. Böylece Allah'ı bırakıp şeytanları, Tağutları mabud edinip, onlara itaat ediyorlar. Ve onların bâtıl sistemlerini hayata hâkim kılıyorlar ve hayatlarını bu bâtıl sistem ve düzenlere. (Kapitalizme, Sosyalizme, Laisizme, Demokrasiye, Milliyetçiliğe.. . v.s.) göre tanzim ediyorlar. Böylece Allah'la birlikte bâtıl ilahlara ve düzenlere de inanıp itaat edenler, iki ilahlı ve iki dinli durumuna düşmüş oluyorlar. Müslüman asla iki ilahlı ve iki dinli olamaz. Allah (c.c.) kendini ne ortak kabul etmez... Cenab-ı Hak böyle bir imanı Kur'an'ında şu ayetle yasaklamaktadır: 'İki ilâh edinmeyin, O, tekbir ilahtır..." (139),
İnsanlığın Önünde İtaat ve İbadet Edeceği İki Yol Vardır:
1- Allah'ın ve Rasulünün yolu,
2- Şeytanların ve tağutların yolu.
Kur'an'i Kerim'de bu yollar açıkça şöyle belirtilmektedir :
"Kim İslâm'dan başka din (yol, sistem, görüş) ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve O, ahirette kaybedenlerden olacaktır." (140).
"İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler de tağut (şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır." (141).
Allah (c. c.) insanlara diyor ki:
"Ey kulum bir Allah'a inanın. Ahirete inanın, Kur'an'a ve Sünnete uyun, Namaz kılın, oruç tutun, Zina etmeyin, içki içmeyin. Ey kadınlar örtünün, açılıp, saçılmayın. Haram yemeyin..."
Iman sevilmeden, Allah cc sevgisine ulasilamaz. Cenabi Allah; insanlara dogustan akil, gonul ve Rabbini bilme ozelligi vermistir.
Kul, Allahu Teala'yi ancak gonlunun en essiz duygulari ile hissedebilmektedir ki, bu da imandir...
Cenabi Allah, gonullerimize uyarida bulunarak imani sevdirmistir.
" ...Allah, imanı size sevdirmiş ve onu gönüllerinizde süslemiştir..."
Hucurat ,7
Din, kutuplari Yuce Yaratici ile insan arasinda bulunan bir sevgi,bir mutluluk olayidir.
" Dinde zorlama yoktur. " prensibiyle inanc serbest birakildigindan, insanlarin bir kismi da iman etmemislerdir.
" ...Insanlarin cogu iman edici degillerdir. "
Yusuf,103
Allahu Teala'ya giden yol, iman sevgisinden gecer. Iman, gonulde bir isikla baslar,mertebe mertebe duyularak Ilahi Ask'a ulasilir. Insanlar, imani sevdikleri olcude yucelirler.
" İnanmış olanlar o kişilerdir ki, Allah anıldığında yürekleri ürperip, titrer ve onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır."
Enfal,2
Yine Kur'ani dinleyelim.
" Allah, mü'minlerin gönüllerine, imanları beraberinde iman getirsinler diye, mutluluk ve huzur indirdi..."
Fetih,4
Imani sevmenin en ust noktasini, kulun Allah Aski'na ulasmasi olusturur.
"...İman sahipleri, Allah'a sevgi de çok şiddetlidir..." Bakara,165
Ilahi Guzel'e ulasma, aklin ve ilmin sinirlarinin uzerinde, gonul penceresinden girmekle ve imani sevmede ask mertebesine yukselmekle olasidir.
Kadim_i sevda
21.10.2008, 19:37
Soru:
Peygamberimiz (sav) "İman yetmiş küsür şubedir" buyurmaktadır. Bu yetmiş küsür şube hangileridir?
Cevap:
Peygamberimiz (sav) buyurdular: “İman yetmiş küsür şubedir. En üstünü “La İlahe İllallah” sözü, en alt tabakası, yoldaki eza veren şeyleri gidermek de imandandır.” (Müslim, İman, 58; Tirmizi, İman, 6; Ebu Davut, Sünnet, 18; İbn-i Mace, Mukaddime, 9)
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat uleması yukarıdaki mezkur hadise istinaden imanın mertebelerini 77 adet saymışlardır. Bunlara tamamen uyanın imanı kemale ermiştir. Bu amellerin eksikliği nispetinde imanında noksanlık saymışlardır. Çünkü amel imandan bir cüz olmasa da imanın kemalindendir. İmanda ise bir çekirdekten meyveli ağaca kadar, mum ışığından güneşe kadar mertebeler bulunduğu gibi mertebeler mevcuttur.
Bunu te’yid eden başka hadisler de vardır.
“İmanın son noktası, haramlardan titizlikle sakınmaktır” ( C. Sağir, 2: 96)
“Kişinin ‘İnşallah’ demesi imanın kemalindendir.” ( C. Sağir, 2; 50)
“Mü’minin iman bakımından en üstün olanı, ahlakı en güzel olanı, aile efradına en lütufkâr davrananıdır.” ( Tirmizi, İman, 6; İbn-i mace, Nikâh, 50)
“Temizlik İmanın yarısıdır.” (Müslim, Tahare, 2; Tirmizi, Dua, 85)
İmanın 77 Şubeleri:
Kişiye lazım olan önce sahih ve sağlam bir itikada sahip olması, dindeki tüm şüphelerin giderilmesidir. “Şüphe imana zıttır. Şüphe gelince iman gider.” Böyle birisinin ameli ne şekilde olursa olsun kendisine ahirette fayda vermez. İmanın kemalinden maksud olan sahih bir imandan sonra amellerin her biri ile iman kemale erer.
İman İle İlgili Olarak:
1. Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmek,
2. Her yerde hazır ve her mekanda nazır olup bizzat her işi yaptığına iman,
3. Hayat,
4. İlim,
5. İrade,
6. Kudret,
7. Semi’,
8. Basar,
9. Kelam sıfatlarına kemaliyle iman.
10. Meleklere,
11. Kitaplara,
12. Peygamberlere,
13. Öldükten sonra cesedin dirilip hesaba çekilmesine,
14. Âlemin sonradan yoktan Allah’ın kudreti ile yaratıldığına,
15. Tüm mahlukatın dirilip “Mahkeme-i Kübra” da hesaba çekilmesine,
16. Mizanda amellerin tartılmasına,
17. Sırattan geçilmesine,
18. Peygamberimiz (sav) in ahirette Şefaat-i Kübra ile tüm insanlığa şefaatine,
19. Cennetin ehl-i imana verilmesine,
20. Cehenneme ehl-i Küfür ve İsyanın hak ederek girmesine inanmak.
Amel İle İlgili Olarak:
21. Nikah akdi ile evlenmek,
22. Kadının kocaya itaat etmesi,
23. Erkek ve kadının zinadan kaçınması,
24. Anne- babaya itaat etmek,
25. Çocuklarının terbiyesini güzel yapmak,
26. Akrabayı ziyaret etmek ve yardımcı olmak,
27. Büyüklere saygılı olmak ve itaatkar davranmak,
28. Kendi maiyetinde olanlara iyilik ve ikramda bulunmak,
29. Emanete riayet etmek,
30. Camiye ve cemaate devam etmek,
31. İdarecilere itaat etmek, meşru emirlerine uymak,
32. Daima insanlara iyilik etmek ve yardımsever olmak,
33. Şeair-i İslamiye olan selamı yaymak,
34. Emr-i Bi’l-Ma’ruf ve Nehy-i Ani’l- Münkeri yapmak,
35. Dinini her nevi tehlikeden ve şüphelerden korumak,
36. Nefsini kötü alışkanlıklardan korumak,
37. Aklını sarhoş edici maddelerden ve yanlış fikirlerden korumak,
38. Malını haramdan, israftan ve telef olmaktan korumak,
39. Namusunu haramdan ve haramiden korumak,
40. Müslümana gelen zararı gidermeye çalışmak,
41. Nesebi ve nesli korumak,
42. Taharete ve temizliğe önem vermek,
43. Setr-i Avret ile tesettüre uyarak, bedenini nâ-mahramden korumak,
44. Beş vakit namazı eksiksiz kılmak,
45. Oruç tutmak,
46. Zekat vermek,
47. Cenazeye iştirak etmek,
48. Hacca gitmek,
49. Adaklarını yerine getirmek,
50. Yemine tazim etmek ve olur olmaz yemin etmemek,
51. Kefaretlerini ifa etmek,
52. Gönlünden dünya ve mal sevgisini gidermek,
53. Makam ve şöhret sevgisini gidermek,
54. Kalbinde düşmanlık, kin ve nefrete yer vermemek,
55. Kalbinden haset ve fesadı izale etmek,
56. Gönlünde riya ve süm’aya yer vermemek, ihlası esas almak,
57. Amelini beğenmemek, gurura kapılmamak,
58. Başkalarını hor ve hakir görerek kibre kapılmamak,
59. Kalbinde nifak ve ikiyüzlülüğe yer vermemek,
60. Daima kendini noksan ve kusurlu görerek tövbeye devam etmek,
61. Allah’tan korkmak, başkalarından korkmamak,
62. Günah işlemekten korkmak, ölümden korkmamak,
63. Allah’tan daima ümit var olmak, ümitsizliğe düşmemek,
64. Daima haya ve iffet üzere olmak,
65. Allah’ın nimetlerine şükretmek,
66. Sana karşı iyilik yapan her kese iyilik derecesine göre vefalı olmak,
67. Her işinde ihlaslı olmak, sadece Allah rızasını gözetmek,
68. Her işinde sabırlı olmak ve hayırlı ilerinde sebat etmek,
69. Helal kazanç peşinde koşmak, harama asla iltifat etmemek,
70. Herkese sevgi ve muhabbet beslemek,
71. Kötülükten ve kötü arkadaştan kaçmak,
72. Her işinde Allah’a dayanıp güvenmek, mütevekkil olmak,
73. Allah’ın sana takdir ettiği şeye razı olmak.
74. İlim öğrenmek,
75. Öğrendiğin ilmi hayırlı işlerde kullanmak,
76. İnsanlara faydalı olmak için çalışmak,
77. Kur’an-ı Kerimi amal etmek için okumak ve peygamberin sünnetine uymak
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kim Allah'tan başka ilah olmadığına Allah'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resulü (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsa'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır."
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır." Ebu Said der ki: "Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: "Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz..." (Nisa, 40).
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kim: 'Rab olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı, Resul olarak Hz. Muhammed'i seçtim (ve onlardan memnun kaldım)' derse cennet ona vacib olur".
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Bir kul İslam'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün (erleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muamele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır."
Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sadece misliyle yazılır. Bu hal, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder."
Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Kimin (hayatta söylediği) en son sözü La ilahe illallah olursa cennete gider" :-055
öMeR_FaRuK
21.10.2008, 20:59
Ço güzel faydalı katılımlarda bulunmuşsunuz
Allah razı olsun:-062
iman ile ilgili hadisler
http://www.hizliresim.com/2008/10/22/303.gif
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim Allahtan başka hiçbir ilah olmadığınahttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif Muhammedin de Onun Resûlü olduğuna şehadet edersehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif Allah ona ateşi haram eder."
Ubâde radıyallahu anh. Tirmizî.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kalbinde zerre kadar îmanı olan kimsehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif cehennemden çıkar."
Ebû Saîd radıyallahu anh. Tirmizî.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Şüphesiz Allahhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif yalnız kendi rızasını isteyerekhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif "Lâ ilâhe illallah" diyen kimseyehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif ateşi haram etmiştir."
İbn Şihâb radıyallahu anh. Buhârî.
http://www.hizliresim.com/2008/10/22/303.gif
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Muhammedin nefsi elinde olana yemin ederim kihttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif yahudi olsunhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif hıristiyan olsunhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif bu insanlardan beni duyup dahttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif getirdiğim kitaba îman etmeden ölen kimsehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif kesinlikle cehennemlik olur."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"imanhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif cennetehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif cehennemehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif hesap gününehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif yaptıklarını tartan mîzana ve iyisiyle kötüsüyle kaderehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif inanmandır."
İbn Abbas radıyallahu anh. Ahmed.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Allahhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif şüphesiz kıyamet gününde ümmetimden bir adamı ortaya çıkartacak. Herkesin gözü önündehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif herbiri gözün görebildiği kadar büyük olan tam doksandokuz dosya açılacak. Sonra ona şöyle diyecek:
"Bunlardan bir şeyi inkâr edebilir misin? Yazıcı meleklerim sana haksızlık ettiler mi?"
"Hayırhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif ya Rabbi!" diyecek.
Allahhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif "Evethttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif katımızda senin sevabın vardır. Bugün sana hiçbir haksızlık yapılmayacaktırhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif" diyecek ve ona içinde "Eşhedü en Lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resûlühhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif" yazılı bir kâğıt çıkartacak ve "Haydi tartıya hazırlan!" diyecek.
"Ya Rabbihttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif bu kadar dosyanın yanında bu kâğıt neye yarar ki?" der demezhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif kendisine şu söylenecek:
"Sen bugün haksızlığa uğratılmayacaksın."
Terazinin bir kefesine dosyalarhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif diğer kefesine de şehadet kelimesi yazılı kâğıt konacak ve kâğıthttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif dosyalara ağır gelecektir. Zirahttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif Allahın ismini hiçbir şey tartamaz."
İbn Amr radıyallahu anh. Tirmizî.
http://www.hizliresim.com/2008/10/22/303.gif
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"imanhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif Allahahttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif onun meleklerinehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif kitaplarınahttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif peygamberlerinehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif âhiret gününe inanman ve kadere iyisiyle kötüsüyle îman etmendir."
İbn Yâmer radıyallahu anh. Müslim.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Yaptığın iyilik sebebiyle seviniyor ve yaptığın kötülük sebebiyle üzülüyorsanhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif sen müminsin."
Ebû Ümâme radıyallahu anh. Taberânî.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Şu üç şeyi kendinde bulunduran îmanın tadını alır: Allah ve Resûlünü herşeyden fazla seven. Bir kuluhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif başka bir maksatla değil dehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif sadece Allah için seven. Allah tarafından küfürden kurtarıldıktan sonrahttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak kadar çirkin ve korkunç gören."
Enes radıyallahu anh. Buhârî.
http://www.hizliresim.com/2008/10/22/303.gif
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Üç şey îmandandır: Darlıkta sadaka vermekhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif herkese selâmı yaymakhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif insafı gözetmek."
Ammar radıyallahu anh. Bezzâr.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kendisinde şu üç şey bulunan kişihttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif hem sevabı hak etmişhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif hem de îmanını tamamlamıştır: Dünyada yaşadığı güzel bir ahlâkhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif kendisini Allahın yasaklarından uzaklaştıran verâ ve cahilin cehlinden alıkoyan olgunluk."
Enes radıyallahu anh. Bezzâr.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Sizden birinizhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif ben kendisine babasındanhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif evladından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkçahttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif tam îman etmiş olmaz."
Enes radıyallahu anh. Buhârî.
http://www.hizliresim.com/2008/10/22/303.gif
35. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Birinizhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif kendisi için sevdiği bir şeyihttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif kardeşi için de sevmedikçehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif tam îman etmiş sayılmaz."
Enes radıyallahu anh. Buhârî.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Allah için sevenhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif Allah için nefret edenhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif Allah için verenhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif Allah için tutumlu olanhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif îmanını tamamlamıştır."
Ebû Ümâme radıyallahu anh. Ebû Dâvud.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Sabırhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif îmanın yarısıhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif kesinkes bilerek inanmak isehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif tümüdür."
Alkame radıyallahu anh. Taberânî.
http://www.hizliresim.com/2008/10/22/303.gif
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Müminin işine şaşarımhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif çünkü onun işleri tamamen hayırdır. Bu da ancak mümine özgüdür. Çünkü ohttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif sevindirici bir şeyle karşılaşınca şükrederhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif hayır olur. Zararlı ve üzücü bir şeyle karşılaşınca sabrederhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif bu da hayır olur."
Suheyb radıyallahu anh. Müslim.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Birinizin içinde îmanhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif elbisenin eskimesi gibi eskir. Allahtan kalblerinizdeki îmanı yenilemesini dileyin!"
İbn Amr radıyallahu anh. Taberânî.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kişi zina ettiği zaman îman ondan çıkarhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif üzerinde bir gölgelik gibi olur. Zinayı tamamen terkettiği zamanhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif îman tekrar ona döner.
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kimhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif Allaha hiçbir şeyi ortak koşmadan ve haram kana bulaşmadan ölürsehttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif cennetin hangi kapısını dilerse oradan girdirilir."
Cerîr radıyallahu anh. Taberânî.
http://www.hizliresim.com/2008/10/22/303.gif
İman ile ilgili sözler
İman
Allah imansız işi ve işsiz imanı kabul etmez.
Hadis-i Şerif
Allahım, bize hayatta çok şey verdin, merhamet et de, bize bütün bu nimetlere karşı nimet ve şükran duygusu taşıyan bir kalpte ihsan et. Herbert
Bana bu ten gerekmez can gerekir. Ebedi dünyada iman gerekir. Yunus Emre
İman çıplaktır, elbisesi takva, süsü utanmak, meyvesi ise ilimdir. Hadis-i Şerif
İman, hayatın kuvvetidir. Tolstoy
İmanın karşısında doğanın sesi kesilir. Schiller
İnanmayan bir gönül, içinde kuş bulunmayan bir kafese benzer. Abdülkadir Geylani
Mustafa Islamoglu Hoca'dan iman uzerine ...
"Müslüman şahsiyetin hayatı eyleme dönüşmüş imanın ta kendisidir."
Yürek Fethi- s.117
"İbrahimi imana sahip olmak, Allah’a fatura çıkarmamaktır."
Yahudileşme Temayülü- s.169
"İktidarı elinden alınmiş bir iman sadece bir yürek aksesuarıdır."
Yürek devleti- s.48
öMeR_FaRuK
11.11.2008, 17:48
İMAN VE İMANIN ŞARTLARI
Birinci Kısım
İman
İman Nedir?
«îman; Allah indinden gelen şeyleri kalp ile tasdik ve dil ile ik*rardır.»
İman, lügatta; «mutlak tasdik» mânâsmdadır. Habercinin haberine, veya hüküm verenin hükmü*ne, yani herhangi bir şeye hiç tereddüt etmeden, içten ve kssin olarak inanmak, onun doğru oldu*ğunu kabul etmektir.
İslâm ıstılahında ise iman; Allah'a, Hz. Mu-lıammed (S.A.V.)in Allah'ın kulu ve resulü oldu*ğuna, ve Onun, Allahü Teâlâ'dan alıp insanlara bildirdiği, kat'î delillerle bilinen şeylerin gerçek olduğuna yürekten vs kesin olarak inanmak, bun*ların hak ve gerçek olduklarını kalp ile kabul ve tasdik etmektir.
Her iki tariften de anlaşılacağı üzere, «ma'ri-fet», yani bir şeyi sadece bilmek, iman için kâfi değildir. Bilgi ils yetinmeyerek, onu kalben tas*dik etmek şarttır. Çünkü, «bilmek», herhangi bir şeyin, fert tarafından fiil haline getirilmeksizin, kişinin kalbinde bir anda belirivermesidir. Mese*lâ; aya bakar bakmaz, onun ay olduğunu billver-nıek; peygamberin mu'cizesini görünce o anda kalpte onun peygamberliğinin bilgisinin beliriver-mesi böyledir. «Tasdik» İse bir şeyi tercih edip yapmak neticesinde meydana gelir. İnanılması ge-rsken şeylere kesin olarak inanmak, onları İtiraf etmek, kabul etmek ve tam bir teslimiyetle bağ*lanmaktan ibarettir.
Bu -izahlardan anlaşılacağı üzere, «bilmek» ile «tasdik» arasında umumilik ve hususilik mü*nasebeti, vardır. Ma'rifet, tasdik'e nazaran daha şümullü ve daha gensldir. Tasdik ise daha özel-dir. Zira nice kâfirler vardır ki, Peygamberimizin doğruluğunu bildikleri halde mü'min sayılmazlar çünkü kalplerinde tasdik yoktur. Tasdik olmayın*ca itmi'nan olmaz; o da olmayınca insan mü'min sayılmaz. Bu ifadeleri, Kur'an-ı Kerim'in âyetleri de te'yit etmektedir:
«Kendilerine kitap verdiklerimiz, o peygamberi, öz oğullan gibi tanırlar. Öyle İken içlerinden bir gü*ruh, kendileri bilip durdukları halde, yine mutlaka hakkı gizlerler.»[39]
«Vaktâ ki, âyetlerimiz böyle parlak olarak onla-geldi: 'Bu, apaçık bir büyüdür' dediler. Vicdanları da bunlara tam bir kanaat hasıl ettiği halde, zulüm ve kibir ile yine bunları inkâr ettiler. Fesatçıların enca*mı, bak nice oldu.»[40]
îmanın lügat vs ıstılah mânâlarım dikkatle incelersek, aralarında, «tasdik» bakımından bir farkın olmadığını görürüz. Fakat, kapsadığı mev*zular ve imanın hakikati bakımından, aralarında genellik ve özellik farkı vardır. Meselâ; «Küfür ve zulüm iyidir» diye bir hüküm verilse ve bunu din*leyen bir kimse tasdik etss; dilcilere göre bu şa*hıs, küfür ve zulmün iyiliğine iman etmiş olur. Istılahta ise bu sözler, küfürdür. Çünkü, İslâm ıs*tılahına göre iman; Resulü Ekrem'in, Allahü Teâ-lâ'dan getirdiği kat'î olarak bilinen şeyleri tasdik etmektir. [41]
İmanın Çeşitleri
İslâm âlimlerim göre iman, «icmali» vo «taf*sili» olmak üzere iki kısma ayrılır. [42]
İcmali İman
İnanılması gereken şeylerin tümüne birden ve kısaca inanmaya «icmali İman» denir. Bu da «Kclimc-i Tcvhid» de ifadesini bulmaktadır. «Al-lalı (C.C.) tan başka ilâh olmadığına ve Ilazrcti Muhammcd (S.A.V.)iu Allah'ın Resulü okluğuna» tam bir teslimiyetle inanmaktan ibarettir. Nite*kim, İslâm'a yeni girmek isteğinde bulunan kim*seye, Peygamberimizin zamanından günümüze ka*dar, İslâm dini böyle telkin edilmiştir. Zaten, İs*lâm Dini'nde, mü'min sayılabilmsk için bankaca bir merasim de yoktur. [43]
Tafsili İman
İnanılması lâzım gelen şeylerin hepsine, çok açık ve tafsilâtlı bir şekilde inanmaya, «Taİsifî İman» adı verilir. İmanın geniş şekli olan tafsili iman, üç dereceye ayrılır:
Birinci Mertebe :
Hasreti Allah'a, Resulüne, bir de ahiret gü*nüne iman etmektir. Burada icmali imana, «ahi-t iman» da eklenmiş olduğu için, ondan daha olmaktadır.
İkinci Mertebe:
«Amentü» de ifadesini bulan; «Allah'a, meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahi ret gü*nüne, Kadere, yani hayır ve şenin Allah'tan ol*duğuna, Öldükten sonra tekrar diriltilip Mahşere gönderilmeye» iman etmek ve beraberinde «Kelime-i Şahadet getirmekten ibarettir. Bu, birinci mertebeye nazaran daha mufassaldır. Bunlara «İmanın Şartlan» adı verilir. Peygamber Efendi*miz de, «İman nedir?» sualine, bu şekilde cevap vermiştir.[44]
Üçüncü Mertebe :
Kur'an-ı Kerim ve Hadis-î Şeriflerle, Resulü Ekrem Efendimizin Aliah'dan alıp tebliğ ettijn tevatürle sabit olan şeylerin hepsine, ayrı ayrı, Allah ve Resulünün istediği tarzda ve genişçe iman etmektir. Meselâ; namaz, oruç, zekât, hac, benzeri diğer emir ve yasaklan, helâli ,haramı; dinimizde ne varsa hepsini teferruatlı bir şekilde bilmek Ve tasdik etmektir. İmanın en geniş şekli budur. Bu tarz inanan bir kimse, Allah'ın çok sev*diği bir kuldur.[45]
Taklidi İman Sahih Midir?
Delil istemeden ve araştırma yapmadan inan*maya «Taklidi İman» denir. Bu şekilde inanan kimseye de, «Mukallid» adı verilir. Mukallid, ana*sından, babasından veya herhangi bir kimseden, iman edilmek şeyleri duyar ve inanır. Bu imanı ebebiyle sevap alır ve cennete gider. Fakat kâinata göklere ve yer yüzüne bakıp, onları tetkik dip aklını kullanarak inanmayı terkettıgınden dolayı günahkâr olur. Şayet, bu şekilde inanmaya gücü yetmiyorsa; o zaman, nazar ve istidlali terkettiği için günahkâr da olmaz. [46]
Kalp İle Tasdik, Dil İle İkrar
İmanı tarif ederken, kalp ile tasdik etmenin şart olduğunu belirtmiştik. Bir kimsenin mü'min olup olmadığını bilebilmemiz için de, onun, ina*nıp inanmadığını dili ile ikrar etmesi gerekir. Bir kimss, kalbinde tasdik olduğu halde, dili ile İkrar etmiyorsa, Allah indinde mü'mindir. Fakat, bile*medikleri için Müslümanlar nazarında kâfirdir. Ona, Müslümanlara yapılan muamele yapılmaz, îşte bu konuda mezhepler, çeşitli görüşler ortaya atmışlardır. Bu görüşlerin en mühimleri şunlar*dır: [47]
Kerrâmiyenin Görüşü
Korramiye mezhebine göre; iman, sadece dil ile ikrardan ibarettir, imanın rüknü bir tanedir, o da sadece dil ile ikrardır.
Halbuki; dili ile ikrar eden bir kimse kalp ile tasdik etmezse; insanlar arasında mü'mîn sa*yılır ve kendisine, dinin dünyaya ait hükümleri tatbik edilir. Mü'min olma haklarından istifade eder. Ölünce, Müslümanlar gibi namazı kılınır ve Müslüman mezarlığına gömülür. Fakat, bu kim*senin kalbinde tasdik olmadığı için, Allah indinde kâfirdir ve cennete giremez. Aslında bu münafıktır.
İddialarını ispat için Kerramiye, şunu ileri sürmektedir:
Resulü Ekrem Efendimizin, Onun ashabının ve daha sonrakilarin zamanında, bir kimse, Keli-me-i Şahadet'i dili ile söyleyince, onun Müslü*man olduğuna hükmedilir ve kalp ile tasdik edip etmediği araştırılmazdı.
Bu iddiaya şöyle cevap verilir:
Eğer bu iddia doğru olsa, münafıkların da Müslüman sayılmaları lâzım gelirdi. Çünkü on*lar da dil ile ikrar etmekt3dirler. Halbuki, müna*fıkların Müslüman olmadıkları bir gerçektir. Zi*ra kalplerinde tasdik yoktur. Nitekim, şu âyet-i kerime de buna işaret etmektedir:
«Onlardan ölen hiç bir kimseye ebediyyen dua etme. Kabrinin başında da durma. Çünkü onlar, Al*lah'ı ve Resulünü inkâr ile kâfir oldular. Onlar fasık-lar olarak öldüler.»[48]
Gerçi, Resulü Ekrem ve Ondan sonrakiler, di*li ile ikrar edenlere mü'min demişlerdir. Fakat, aynı zamanda münafıklara da, dilleri ile ikrar et*tikleri halde, münafık demişler, yani onları Müs*lüman saymamışlardır. Demek ki, sadece dil ile ikrar imanın tek rüknü olamaz. Nitekim, müna*fıklar hakkında şöyle buyurulmuştur:
«İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, kendileri iman elmiş olmadıkları halde, 'Allah'a ve ahiret gü*nüne inandık' derler. Halbuki, onlar inanıcılar değil*dir.»[49]
Burada bahis konusu olan, Allah (C.C.) ile kulları arasındaki gerçek iman meselesidir. Yoksa bir kimse, dili ile ikrar etse, ona, Müslümanlara tatbik edilen hükümler tatbik edilir. [50]
Haricîlerin Ve Mutezilenin Görüşleri
Havariç ve Mutezile Mezheplerine göre ise, iman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar, ve azaiar ile amelden ibarettir. Demek ki, bu iki mezhebe gö*re imanın rükünleri üç tanedir. Ancak, bu iki mezhebin, birbirinden ayrıldıkları noktalar da vardır:
1. Her iki mezhebe göre de; bir kimse, kalbi ile tasdik dili Us ikrar ettiği halde, ilâhî emirleri yapıp yasaklardan kaçınmazsa, yani amel etmez*se, Müslüman sayılmaz. Bu kimse, haricilere göre kâfir; Mûtezile'ye göre ise ne kâfir ne de Müslü-mandır; fâsıktır.
2. Mutezile, «İmanın bir rüknü olarak kabul edilen amelden maksat farz ve vacip durumun*daki dinî vazifelerdir.» derken Hariciler, daha ile*ri giderek nailleri de imanın bir rüknü olarak kabul ederler. Buna göre de. bir kimse farz ve va*cipler gibi, nafile vazifeleri de terkedince iman*dan çıkmış olur.
Bu görüşe göre, hiç kimsenin Müslüman sa*yılmaması lâzım gelir. Çünkü nafilelerin hepsini bellemek ve yapmak zor ve hatta İmkânsızdır. Böyle olunca da, herkesin kâfir olması lâzım gelir ki bu, dinde bir zorlamadır.
Mûtezils Mezhebi, yukarıda izah edilen gö*müşlerini bâzı âyet-i kerime ve Hadîs-i Şeriflerle ispata çalışır.
Birinci delilleri:
'... Allah, imanınızı zayi edecek değildir.»[51]
ayet-i kerimesindeki «İmaneküm» tabirindanmak sat «salâteküm» demektir, ve âyetin mânâsı şu*dur: «Allah, Kudüs'e yönelerek kıldığınız namaz-lann mükafatını zayi etmiyecektir.» Öyle ise, na*maz kılmak, imandan bir cüzdür, diyorlar.
Bunun cevabı şudur: «İmaneküm» tabirinden maksat, «namazın farz olduğunu kabul ve tasdik etmek» keyfiyetidir. Böylece, amelin imandan bir cüz olmadığı ortaya çıkar.
İkinci delilleri:
«Mü1 m in olan bir kimse zina etmez.» [52]hadîs-i şerifidir. Mutezile; «Amel imandan bir cüz olduğu için, bu kimse, amel edemeyince yani, zi*na edince mü'minlikten çıkar» diyorlar.
Halbuki bu hadîsin gerçek mânâsı şudur: «Bir kimse mü'mîn-i kâmil olduğu halde zina et*mez. Yani kâmil mü'mine zina yaraşmaz» Bizi, böyle mânâ vermeye sevkeden âmil, imanın kalp Us tasdikten ibaret olduğunu bildiren âyet-i keri*melerdir. Bunları ilerde göreceğiz. [53]
Selef-İ Salibinin Görüşü
Selef-i Salîhîn âlimleri bazı hadisciler, imam Şafiî, İmam Malik ve benzeri değerli âlimler de; imanın kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve azalarla tatbik etmekten ibaret olduğunu söylemişlerse de, bundan maksatları Haricîler ve Mutezile gibi de-frldir Onlar, böyle demekle İman-ı kâmili kasdetmislerdir. Yoksa, amel etmeyen bir kimsenin kâfir olacağı görüşünde değildirler. [54]
Bazı Ehli Sünnet Âlimlerinin Görüşü:
Ehl-i Sünnetten bazılarına göre; İmanın rü*künleri iki tanedir. Bunlar da, kalp ile tasdik ve dil ile ikrardır. Bu âlimlere göre, bir kimse ölüm tehdidi altında, kalbinde tasdik olduğu halde, dil ile ikrar edilmesi lâzım gelen bir şeyi inkâr ede*cek olursa imandan çıkmaz. Çünkü, samimidir. Fakat, bir kimsenin kalbinde tasdik olmazsa, o zaman kâfir olur. Fakat o kimse, bir mazeret ol*madığı, bir tehdit karşısında bulunmadığı halde, İmanını sadece kalbinde tutar, yani kalben tas*dik eder de, Müslüman olduğunu ömründe hiç kimseye söylemezse, yani dil ile ikrar etmezse, hem Allah ve hem de Müslümanlar nazarında kâ*firdir. Çünkü imanını ilân etmesine hiç bir engel
yoktur.
Bu görüşte olanlar, bazı Ehl-i Sünnet kelam-cıları ile Hanefî Mezhebi'nden olan Şemsü'1-Eİm-metrs-Serahsî ve Fahrü'l-İslâm Aliyyü'l-Pezdevî'dir.
Bu âlimler, görüşlerini bazı âyet-İ kerime ve hadîs-l şeriflerle te'yid ederler:
«Kalbi iman üzere mutmain olduğu halde ikraha uğratılanlar müstesna olmak üzere, kim imanından sonra Allah'ı tanımaz, fakat küfre sine açarsa; işte, Allah'ın gazabı o gibilerin basmadır. Onların hakkı en büyük bir azaptır.»[55]
«Allah'tan başka Hah olmadığını sölyeyinceye kadar insanlarla mukatele etmekle emrolundum.»[56]
imam Azam hazretleri de imam, «kalp ile tas*dik ve dil ile ikrar» olarak tarif etmiş ise da; imam Azamın dil ile ikrardan maksadı, o kimseye dün*ya hükümlerini tatbik edebilmek içindir. [57]
Ekseri Muhakkikunun Görüşü
Bu âlimlere «Muhakkikim» denmesinin sebe*bi, meseleleri etraflıca tetkik edip derinlemesine inceledikleri içindir. Bunlar da; meşhur imam Mâtürîdî, İmam Hasanü'l-Eş'arî, Imamü'1-Hare-meyn Yusuf el-Cüveynî ve imam Fahrüddin Râzî gibi büyük zatlardır. Bunlara göre, imanın asıl rüknü, inanılması lâzım gelen şeyleri kalben tas*dik etmekten ibarettir. Dil ile ikrar, şart değildir. İkrar, sadece, o şahsa dünya hükümlerini tatbik edebilmek için lâzımdır. Ancak bir kimse, hiç bir mazeret yokken ikrarda bulunmazsa, imanını giz*lediği için günahkâr olur. Kâfir olmaz.
Bu mevzuda, en isabetli olan ve beğenilen görüz budur. Âyet-1 kerimeler ve hadis-i şerifler de, bu görüşü ıte'yid etmektedir.
«... Onlar, o kimselerdir ki, Allah, imanı kalpleri ne yazmış, bunları kendinden bir ruh ile desteklemiş-tir...»[58]
«... İman henüz sizin kalplerinize gİrmemiştİr...»[59]
Allahım Kalbimi dininde ve sana itaatte sabit kıl-»[60]
Usame b. Zeyd, bir adamı, ölürkon kelimei şahadet getirmesine rağmen öldürünce, Peygam*berimiz bu hareketi kınadı. Bunun üzerine Usame hazretleri, «Ya Resulallah, dili ile söyledi ama kal*bi üe tasdik etmedi» deyince, Peygamber Efendi*mi «Ya Üsame, sen onun kalbini yardın mı?» bu*yurdu.[61]
Bütün bunlardan anlaşıldığına göre, İmanın hakiki rüknü, sadece kalp ile tasdikten ibarettir. Dil ile ikrar, ö kimseye İslımın hükümlerini tat*bik edebilmek için lâzımdır. [62]
Amel İmandan Bir Parça Mıdır?
Ehl-i Sünnet inancına göre, ameller imanın cüz'ü değildirir. Bunu gösteren deliller şunlar-
dır:
1. Amel, imana dahil olamaz; çünkü, imanın hakikati tasdik; amelinki ise tatbiktir. Bu bakım*dan, aralarında kül ve cüz münasebeti buluna*maz.
2. Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, amel*ler daima iman üzerine atfolunmuştur. Gramor kaidesine göre ise, atfolan başka; kendisine bir şey atfedilen de başka olmak zorundadır. «...Ellezîne âmcnû ve amilü's-sâlihâti...» [63] şeklindeki ibareler Kur'an-ı Kerim'de sık sık geçer. Burada amel, imana atfedilmiştir. Amel, imandan ayrı dır.
3. Amellerin kabule şayan olabilmesi İman şarttır. Nitekim, şu ayet-i kerime bunu ifa^ de edsr.
«Kim, iyt iyi amellerde, bir mü'min olarak bulu. nursa...»[64]
4. Bazı ameller terk edildiği halde iman yi*ne sabit kalmaktadır. Şu âyet-i kerime buna de*lildir:
«Eğer mü'minlerden iki zümre birbiriyle dö-ğüşürlerse aralarını düzeltin...» [65]
Bütün bunlar, amel ile imanın ayrı şeyler ol*duklarına delildir.
O halde, amel imandan bir parça değildir. [66]
Îman Artar Ve Eksilir Mi?
«Ameller artar ama (inanılma*sı lâzım gelen şeyler bakımından) İman, ne artar ne de eksilir.»
İman, ziya'dslik ve noksanlık kabul etmez. Çünkü iman, tam bir teslimiyet ile tasdik etmek*ten ibarettir. Bu ise, ziyadelik ve noksanlık kabul etmez. Bir kimsede tasdik varsa, mü'mindir; yok*sa, kâfirdir.
Şu âyct-i kerime ise, imanın artmasından bahsetmektadir:
«Mü'minler ancak onlardır ki, Allah anıldığı za*man yürekleri titrer. Karşılarında Allah'ın âyetleri okununca bu, onların imanını arttırır. Onlar, ancak Rablerine dayanıp güvenirler.» [67]Bu ve benzeri âyetler, imanın nurunun ar*tacağına işarettir. Aynı şekilde, kötü ameller de kalbi karartır ve imanın nurunu azaltır.
İman, artıp eksilmez. Ancak iman, kuvvetli veya zayıf olabilir. Meselâ, Peygamber Efendimi*zin imanı ile diğer bütün insanların imanı bir de*ğildir. Aynı şekilde; Hz. Ebû Bekir'in imanı ile di*ğer insanların İmanı bir değildir. Bunun için ima*nımızı amellerimizle takviye etmemiz lâzımdır.
Mü'minler, imanda ve Allah'ı tek tanımada eşittirler. Amellerde ise, birbirinden farklı du*rumdadırlar. [68]
İmanın Sahih Ve Makbul Olmasının Şartları
İmanın sahih ve kabule şayan olabilmesi için üç şart vardır:
1. İman, ümitsizlik halinde olmamalıdır. Me*selâ, bir kimse, son nefesinde, çekeceği azabı görür ve korkusundan iman ederse; bu kimsenin imanı makbul değildir.
2. Mü'min inkâr ve tekzip alâmeti olan şey-lerdfn birini yapmamalıdır. Meselâ, bir kimse, Al*lah'a ve bütün peygamberlere inandığı halele; Hz. Muhammed'e inanmazsa veya namaz, oruç gibi ibadetleri inkâr ederse, mü'min sayılmaz.
3. Bir mü'min, dinî hükümlerin, yani emir ve yasakların, Allah'ın hikmeti icabı olduğunu kabul etmelidir. Meselâ, bir kimse herhangi bir ibadeti beğenmezse; diyelim ki, «Hac da ne imiş canım» derse; bu kimse doğrudan doğruya İslâm'dan çı*kar. Onun için bu gibi şeylerden sakınmak lâzım*dır. [69]
Tasdik Ve İnkâr Bakımından İnsanlar
Allah'ın gönderdiği ve Hz. Muhammed'in ge*tirip bizlere bildirdiği, inanılması gereken esasla*ra inanıp inanmama yönünden, insanlar üç gruba ayrılırlar:
1. Mü'mîn: İnanılması gereken esasları kal*ben tasdik eden ve bu inancını dili ils ikrar eden kimselere «mü'mln» denir.
2. Kafir: İmanın esaslarını kalbi ile inkâr eden ve bu inkârını dili ile de ifade eden insanlara «kâfir» denir.
3. Münafık: İnanılman gersken prensiple*re kalbi ile inanmayan ve tasdik etmeyen fakat, sırf mü'minleri kandırmak için, dili ile inandığını söyleyenlere de «münafık» adı verilir. [70]
İnanan Kimse, İmanı Hakkında Ne Demelidir?
Dili ile ikrar ve kalbi ile tasdik etmiş olan kulun, '(Ben muhakkak müminim» elemesi doğrudur. Onun, ' <(Ben inşallah mü'tninim» demesi' doğru değildir.»
Eğer, bunu şek ve imanından şüphelendiği için .söylüyorsa; o kimss kâfir olur. Yoksa, bunu edebinden, yahut işi Allah'a bıraktığından, yahut da geçmiş ve şu anki durumunu değil de geleceği*ni kastederek, veya kendini öğmemek ve kendi ha*linden gururlanmamak maksadından dolayı söy*lüyorsa, küfre girmez. Fakat yine de en doğru yo!, bu sözü terketmektir. Çünkü bu söz, insana şüp*he vermektedir.
Bu hususta Cenab-ı Allah şöyle buyurur:
«İşte onlar, gerçek mü'minlerin ta kendileridir...»[71]
«Mü'minl.er, ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve Resulüne iman ettikten sonra şüpheye sapmazlar..,»[72]
Dinî Hükümler Kendisine Ulaşmamış Kimsenin Durumu
Dağ başında ömrünü geçirmiş, peygamberden, kitaptan ve hiç bir şeyden haberi olmamış bir ada-mm durumu konusunda çeşitli görüşler vardır. Şöyle ki:
Ebu'l Haseni'l-Eş'arî ve ona tabî olanlara gö*re; bu kimsî Allah'ı aklı ile bulmasa bile yine de mü'mindir. Çünkü, güzel ile çirkini ve iyi ile kö*tüyü ayırabilecek kapasitede değildir. O halde bu kimse mazurdur.
Eş'arîler, bu fikirlerine şu âyet-i kerimeyi de*lil olarak gösteriyorlar:
«... Biz, bir resul göndcrinceye kadar, hîç bir kim*seye ve kavme azap ediciler değiliz.»[73]
İmam Ebu Mansur Mâtürîdî iss, İmam Azam'-dan naklen şöyle diyor:
«O kimse, kâinatı müşahede ettikten sonra Allah'a İnanmış ise, mü'mindir; yoksa değildir.»
Mâtürîdîler, Eş'arîlerin delil olarak gösterdik*leri âyeti şöyle mânâlandınyorlar:
«Ayetteki azap, akıl İle idrak edilemeyen, usû! ve fürûa ait şeyler içindir. Mesela, namaz, oruç, hac böy*ledir. Bunları, akıl kendi kendine bulamaz. Onun için Allah, peygamber göndermedikçe, bu ibadetleri yap*madığı için kimseye azap etmez.
imam Mâtüridî, Hz. İbrahim'in yıldızlara, aya, güneşe bakıp Allah'ın varlığına inanmasını, fikri*ne delil olarak göstermektedir:
«İşte İbrahim, üstünü gecebürüyüp örtünce, bir yıldız görmüş; 'Bu mu benim Rabbim?' demiş; o sö*nüp gidince ise şöyle demişti: 'Ben, böyle sönüp ba*tanları sevmem.
«Sonra ay'ı doğar halde görünce de, 'Bu mu be*nim Rabbim?' demiş; fakat o da batıp gidince; 'An-dolsun, eğer Rabbim bana hidayet etmemiş olsaymış, muhakkak sapıklar güruhundan olacakmışim' demiş*ti.
Sonra, güneşi doğar vaziyette görünce «Bu, mu İmiş benim Rabbim? Bu, hepsinden de büyük1 demiş, batınca da; 'Ey kavmim, ben sizin eş koşa geldiğin iz bütün nesnelerden kat'iyyen uzağım, demişti...»[74]
İman Ve İslâm
«İman ile İslâm birdir.»
İman; Peygamber Efendimizin, Allah tarafın*dan tebliğ buyurduğu kat'î surette bilinen emirler ve nehiylerin hepsini, kat'iyyetle tasdik etmektir.
islâm ise, Peygamber Efendimizin tebliğ bu*yurduğu şeylerin zahiren ve batınen kabul edip güzel görmekle, Cenab-ı Hak'ka itaat edip emir*lerine boyun eğmektir.
Lügat mânâları birbirinden farklı olmakla be*raber, bu iki mefhum, İslâm ıstılahında aynı mâ*nâya gelir.
Akla şöyls bir soru gelebilir:
«İman ve İslâm birbirinden ayrı mefhumlar*dır. İslâm'ın şartlarının, yapılması gereken şeyler; imanın şartlarının ise, inanılması gereken şeyler olması, bu iki terimin birbirinden ayrı olduğunu göstermez mi?»
Bu sorunun cevabı şudur:
Namaz, oruç, zekât vs hac İslâm'ın şartları değil, onun meyveleri ve alâmetleridir. Bu durum, İslâm'ın, kalp ile tasdik etmek demek olmasına aykırı değildir. Nitekim Peygamberimiz, ashabına «îman nedir?» diye sorduklarında onlar da: «Al*lah ve Resulü daha iyi bilir» dedikleri zaman şöy*le buyuruyor: «Allah'a, ve Muhamnıed'in Allah'ın Resulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ga*nimet malından beşte bîrini beytü'1-malc vermek*tir.» [75]Görülüyor ki .Peygamberimiz, imanı ta*rif ederken de amele yer veriyor. Peygamberimiz, başka bir tarifinde İse İmanı «amentıi» deki gibi anlatıyor.[76]
Hülâsa, en doğru Ehl-i Sünnet inancına göre; İman ile İslâm arasında bir fark yoktur.
Netice olarak denilebilir ki:
îman ferdin tereddütsüz kabul ettiği ve mut*lak hak olduğuna inandığı akideye ideolojik yapı*nın bağlanışıdır. İman, tereddüt ve şüphe taşıma*yan bir bağlanıştır. İdeolojik ve tabiî varlığımız, imanın prensiplerinin değişik ölçülerle tesirleri al*tındadırlar.
Başka bir deyişle iman, ideolojik varlığımı*zın akideyi, yani doktrini tasdikidir. Bu tasdik nok*tasına varabilmek için, bütün idsolojik yapı ve ta*biî varlığımız müştereken çalışırlar. İnsanın ideo*lojik yapısının en yüksek tezahürü olan iman, ta*bii ve ideolojik yapının müşterek çalışması neti*cesinde doğar.
İdeolojik yap'inm baş muhtevası olan iman, kâinat ve hayat hakkında bir fikir verir. Bu dü*şünce, yani akîds, ferdin bütün düşüncelerinin kaynağı olur. Değerlendirmeler, akidenin mahsulü olan fikre göre yapılır.
îman, akla, hislere, ve hareketlerimize .tesir eder ve onları ksndi istikametinde çalıştırır. Doğ*ruluğu tasdik edilen her inanç, fertte ve cemiyette düşünce, ilim, kültür, ahlâk, âdet, hareket ve ni*zam şekline İnkılâb edsr.
İman, insan ile doktrin arasındaki rabıtadır. înanç, akide ile fert arasındaki parçalanmaz bağ*lılıktır. Akîde ise, mü'min İçin en yüksek haki*kattir. Ferdin, kâinat ve hayat hakkındaki ilk dü*şünüşü demek olan akîde, insan hayatını baştan başa tesir altında tutar.
Farklı ideolojiler, İnsanın tabiî varlığını te-£İr altına almak için savaşırlar. Bir ideoloji, insa*nin tabiî varlığı üzerinde, mutlak'a yakın bir te*sir gösterirse; ideoloji yüksek bir iman haline gelmiş demektir. Bu durum, ferdin inanç, ekil, his ve hareketinin tamamen yeni ideoloji ile dolması de-ktir
inanç, bir kelime tasdikinden ibaret kalmış şuur ve hareketler ideolojinin muhtevası ile dol*mamış ise, ideolojiye iman teşekkül etmemiş de*mektir. Boyla bir iman, eksiktir. Fertte inkılâbı*nı tamamlamamıştır. Zira, ideolojik inkilâp, fert*te hiç bir farklı ideolojinin kalıntısını bırakmaz. Eğer fertte, farklı ideolojinin kalıntıları varsa; o insanda ideolojik inkilâp gerçekleşmemiştir.
Fertte akidesine bağlılık, yani iman varsa; bu akîde, fertta düşünce, his, hareket şeklinde yaşar ve ferdin hayatını tamamen kontrolü altına alır. Bu safhadan sonra fert, farklı ideolojilerin düş*manı haline gelir. Farklı ideolojileri inanç, kültür ve hareket sahasından atıp yok etmeye başlar.
Her ideoloji, mü'minds bu inkilâbı tamam*lar ve onu ideoloji savaşçısı haline getirir. Artık, İdeoloji, ferdin hayatını tamamen kontrolü altına almıştır. Fert, ideolojisine inanır, onu düşünür ve onu yaşar. Böylece, yaşayan bir İdeoloji doğar. Bu durumdaki inanca «Iman-ı Kâmil» denildiği gibi; bu inanca sahip olana da «Mü'min-İ Kâmil» adı verilir.[77]
Büyük Günahlar Ve İman
«Büyük günah, mü'min olan insanı imandan çıkarmaz ve küfre sokmaz.
Akaid/Ömer Nesefi
Paylaşım için TEŞEKKÜRLER. Emeğinize sağlık.
HaKKaNiYeT
16.11.2008, 20:07
Paylaşım için TEŞEKKÜRLER. Emeğinize sağlık.
vBulletin v4.0.3, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.