PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ŞİİLERİN SAHÂBEYE BUĞZETMELERİNİN SEBEBİ



karaşahin
17.10.2008, 16:04
BİSMİHİ TEALA

İranlılar, İran’ın Hz. Ömer’in (radıyalalhu anh) hilafeti zamanında fethedilmesi, birliğinin bozulması ve güçünün kırılması üzerine, Hz. Ömer’den (radıyallahu anh),dostlarından ve askerlerinden intikam almak istediler. Onların, kaybettikleri iktidarı tekrar ele geçirme çabaları ve bu konudaki aşırı ihtirasları, İran Yahudilerinin, bu bölgedeki Müslümanlar arasında fitne tohumları ekmek için, fevkalâde müsâit bir ortam bulmalarını sağladı. Ortak noktalardan birisi, İran melik’i Yezdcurd’un kızı Şehrbânü’nun, İranlı diğer esirlerle birlikte Medine’ye getirilmesinden sonra, Hüseyin bin Ali (radıyallahu anh) ile evlenmiş olmasıdır.

Yahudilerin, mü’minlerin emiri Müslümanların halifesi Hz.Osman’ı şehid etmeleri ve bilgisi dışında Hz.Ali’nin (radıyallahu anh) arkasına sığınmaları, Hz. Ali’nin (radıyallahu anh) ve evlâdının velâyetlerini ve hilâfetlerini iddia etmeleri üzerine, İranlılar Hz.Ömer’den (radıyallahu anh), dostları ve İranı feth eden ashâbtan, hilafeti zamanında İslâm fetihlerini doruk noktasına ulaştıran, eğrilikleri doğrultan ve asileri sürgün eden Hz.Osman’dan (radıyallahu anh) intikam alma konusunda, Yahudilere yardım ettiler. Böylece İranlılar, bilhassa Ali bin Hüseyin’in (radıyallahu anh) ve onlarca mukaddes bir sülale olan Sâsâni soyundan gelme İran meliki Yezdcurd’ün kızı Şehrbânü’dan dolayı İranlı kabul edilen çocuklarının kanlarının akması üzerine bu bozguncu ve isyânkâr Yahudilere yardımlarını arttırdılar.

İranlıların çoğu, işte bu sebeblerden dolayı Şii oldular; Sahâbeye, özellikle İran fatihi ve Mecûsi ateşini söndüren Hz.Ömer ve Hz. Osman’a (radıyallahu anhuma) sövmekle teselli buldular.Böylece onlar,Yahudilerle birleştiler; bu gâyenin tahakkuku için onlarla işbirliği yaptılar;onların yoluna uydular,metotlarını benimsediler.

Uzun süre iran’da ikamet eden ve İran tarihini derinlemesine inceleyen İngiliz müsteşriki Browne,bu konuda şöyle der: <<İranlıların 2.Halife Hz.Ömer’e (radıyallahu anh) düşman olmalarının en önemli sebebi,Hz.Ömer’in (radıyallahu anh) Acem ülkesini fethetmesi ve Sâsânilerin iktidârına son vermesidir.Her ne kadar onlar, bu düşmanlıklarına,dini ve mezhebi bir şekil vermişlerse de, düşmanlıklarının gerçek sebebi, dini ve mezhebi değildir.>>

Aynı müsteşrik, bir başka yerde, daha açık olarak şunları yazar: << İranlıların, Hz.Ömer bin Hattab’a (radıyallahu anh) düşman olmalarının sebebi, onun Hz. Ali ve Hz. Fâtima’nın (radıyallahu anhuma) haklarını gasbetmeş olması değil, tersine İran’ı fethetmesi ve Sâsâni hâkimiyetine son vermiş olmasıdır.>> Browne, daha sonra İranlı şairin şu beyitlerini zikreder:

‘’ Ömer, Samanilerin uzun saltanatına son verdi. İran meliklerinin en büyüklerinden olan Çemşid oğullarının hâkimiyetini ortadan kaldırdı.’’

İranlıların, Hz. Ömer’e (radıyallahu anh) düşman olmaları, onun Hz. Ali’nin (radıyallahu anh) hilafet hakkını gasbetmesinden değil, bilakis İran’ı fethemesinden kaynaklanan eski bir meseledir.>>

Browne, devamla şöyle der: << Hz. Ali b. Hüseyin’in annesinin, melikleri Yezdcurd’ün kızı olduğunu bilmeleri sebebiyle Hz.Ali b. Hüseyin’in evlâdına bağlanmakta teselli ve itminan buldular. Meliklik haklarının, dini haklarla birlikte, onun çocuklarında toplandığını kabul ettiler. Böylece onlar arasında, siyasî münasebetler hâsıl oldu. Bu sebepledir ki, İranlılar, meliklik haklarının ancak semadan ve ALLAH’tan (Celle celalühü) geldiklerine inandıklarından, meliklerini kutsallaştırdılar ve onlara sımsıkı bağlandılar.

Kaynaklar

İhsan ilahi zahir, Eş-Şia ve’s-sünne
Memduh harabi, Mevsuatu furuku’s-Şia
Ali bin nayif şuhud, Şübhatu alel rafıza ve reddiha
Alusi, Ahbaru’s-Şia

ebu hanife
17.10.2008, 16:26
değerli kardeşim! paylaşımından dolayı teşekkür ederiz..

allah sılah etsin böyle düşünenleri..

şii'ler derken, şu noktaya dikkat edelim inşallah..

şii'ler ; yaklaşık 22 kola ayrılıyor..

her biride birbirinden farklı düşünüyor...

şii'ler içinde ,

böyle düşünmeyenlerde vardır...

onlarıda bu kefeye koymayalım...

karaşahin
17.10.2008, 17:21
şii'ler içinde ,


böyle düşünmeyenlerde vardır...


BİSMİHİ TEALA

Vardır derken......

Kasdini öğrenebilirmiyim?

Zira ifade şüphe ifade etmektedir.Ve şüphe üzerine hüküm bina edilmeyeceğini sizde bilirsiniz mutlaka.

Fi Emanillah...

ebu hanife
17.10.2008, 20:33
demek istediğimiz..

misalen CAFERİ'ler kolu, böyle düşünmüyor..

türkiyede mevcut...

onların sahabeye dil uzattıklarını duymadım ve görmedim...

zikretiğimiz gibi, şiiler, kendi aralarında birçok fırkaya ayrılmışlardır..

karaşahin
18.10.2008, 13:36
BİSMİHİ TEALA

İmam-ı Caferi’s-sadık (rahmetullahi aleyh) gerek peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) torunu olması hasebiyle, gerekse Ehl-i Sünnet ulemasının ve Ehl-i Tasavvuf’un yanında yüksek mertebesi sebebiyle (Zira bütün ehl-i sünnet uleması değilse bile mesela İmam-ı Şafii (rahmetullahi aleyh) ve bazı ehlisünnet müçtehidleri kendisinden hadis almışlardır) kadri yüksektir. Ancak şu an onun yolundan gidenlerin ona isnad etmiş oldukları ifadeler sebebiyle kendisinin (rahmetullahi aleyh) olmasa bile ona tabii olanların masum olduklarını iddia etmek mümkün değildir.

Zira şu an Caferi mezhebinde olanlar ve yetişenler aşağıdaki itikad üzere yetişmektedirler. Bu fakir aşağıda biri hariç genellikle onların muteber kitablarından yazdığım şeylere onun itikadı olduğuna inanmıyorum (veya inanmak istemiyorum) ama dediğim gibi şu an Caferi olanlar bu itikad üzere yetişmektedirler.



Değerli Kardeşimiz;

Bugün, gerek inançları, gerekse yaşayışlarındaki pek çok farklı hareketlerinden dolayı Ehl-i Sünnetin dışında bir fırka olarak Şiîler; Gâliye, Zeydiye ve İmamiye gibi birkaç sınıfa ayrılsalar da, günümüzde Şiî denince, umumiyetle İmâmiye anlaşılmaktadır.

Bunlar, Peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem)) dâr-ı bekaya irtihalinden sonra Hz. Ali (radıyallahu anh)) ve sırasıyla iki oğlu ile torunlarını ALLAH’ın (Celle celalühü) emri, Resulullahın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tayini ve vasiyeti ile meşru imam (halife) kabul eder ve böylece on iki İmama inanmayı imânî bir rükün olarak görürler.

İşte bu fırka, imam olarak sadece on iki İmamı kabul ettiklerinden dolayı “İsnâ Aşeriyye (onikiciler)”, imamlara inanmayı îmânın şartlarından birisi olarak kabul ettiklerinden dolayı da “İmâmiye” denmektedir. Hem itikat, hem de ibadet ve muamelâtta İmam Cafer Sâdık’ın (rahmetullahi aleyh) görüşlerine dayandıkları için “Caferiyye” adı verilmektedir.

Başta Şah İsmail olmak üzere pek çok kimselerin siyasî maksatlarına âlet edilerek renkten renge giren İmâmiye fırkası, zamanla itikat bakımından Mûtezile ve Müşebbihe gibi bâtıl mezhepleri de benimsemişlerdir. Esasen İmamiye, on ikinci imam olarak kabul edilen Muhammed el-Mehdî’nin gizlendiği inancından sonra bir mezhep ve sistem olarak tesis edilmiştir. Bu zamandan sonra da, İmamiyenin görüşü bütün olarak ortaya çıkmış, daha sonra tayin edilen imamların ve takip edilecek durum hakkında da esaslar kesinlik kazanmıştır.

Şiîler, imametin, yani halifeliğin, Ehl-i Sünnetin kabul ettiği gibi, Müslümanların istek ve seçimine bırakılabilecek “küçük” işlerden olmadığı görüşündedirler. Onlara göre zaten imamet, dinin aslında bulunan bir rükündür ve îman esasları arasında yer alır. Bundan dolayı bir Şiiler nasıl ALLAH’a (Celle celalühü), peygamberlere ve âhiret gününe îman ediyorlarsa, aynı şekilde imamın mevcudiyetine de inanmak zorundadırlar.

Bu inanca göre, imamlar aynen peygamberler gibi mâsumdurlar; ne küçük, ne büyük hiçbir günah işlemezler, zulmetmezler; onları tanımayan kimse küfre girer.

Hattâ, “Onların emirleri ALLAH’ın (Celle celalühü) emirleridir; nehiyleri de Onun nehyidir. Onlara itaat, ALLAH’a (Celle celalühü) itaattir, onlara isyan ALLAH’a(Celle celalühü) isyandır.” (Mehmed Paksu Çağın Getirdiği Sorular)


Hz. İmam Cafer Sadık (rahmetullahi aleyh) şöyle buyurmuştur:




“Benim sözüm babamın sözüdür; babamın sözü ceddimin sözüdür; ceddimin sözü de Hüseyin’in sözüdür, Hüseyin’in sözü de Hasan’ın sözüdür; Hasan’ın sözü ise Ali bin Ebu Talib’in sözüdür; Ali bin Ebu Talib’in (radıyallahu anhum) sözü ise, Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) sözüdür; Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) sözü ise ALLAH’ın (Celle velalühü) sözüdür.”[ Bihar-ül Envar c. 2 s. 178; Cami-u Ehadis’iş-Şia, c.1, s.129]



Yine o kendisine bir soru soran şahsa şöyle buyurmuştur:“Andolsun ALLAH’a (Celle celalühü) ki biz, kendi heva hevesimiz ve görüşümüze dayanarak bir şey söylemeyiz; biz Rabbimizin dediğinden başka bir şey de demeyiz. Eğer sana bir hususta bir şey söylediysem, mutlaka bu Resulullah’tandır (Sallallahu aleyhi ve sellem). Biz kendi reyimizle bir şey demeyiz.”




İmam Sadık (rahmetullahi aleyh) bir hadisinde şöyle buyuruyor: [B]"Biz itaat edilmesi ALLAH (Celle celalühü) tarafından farz kılınan insanlarız. Oysa ki sizler, o insanlara itaat ediyorsunuz ki insanlar, onların cehaleti yüzünden ALLAH (Celle celalühü) katında mazur olmayacaklardır."[Usûl-i Kâfi, c.1, s.186]


Bir rivayette, İmam Ali b. Musa er-Rıza yüce ceddi İmam Muhammed Bâkır'ın dilinden, imamet silsilesindeki silahı, İsrailoğulları arasındaki tabuta benzeterek şöyle buyurur:



"Bizim aramızdaki silah, İsrailoğulları arasındaki tabuta benzer; o kimin yanında olsaydı, peygamberlik (bir başka rivayette ise hükümet) onlara ait olurdu. Bizim aramızda da silah kimin yayında ise, imamet ve önderlik ona ait olur."



Bu hadisi rivayet eden şahıs İmama sorar:



"Silahın, dinin ideolojik bilgisine sahip olmayan birinin yanında olması mümkün mü?"



İmam bunun cevabında buyurur: "Hayır"[Usûl-i Kâfi, c.1, s.238]



"Babam, dedemden; o da Allah Resulü’nden (Sallallahu aleyhi ve sellem), o da Cebrail’den (aleyhi's-selam), o da ALLAH’tan (Celle celalühü) bana bildirmiştir. Benim sana söylediğim her söz bu senet iledir."[Cami-u Ehadis’iş-Şia, c.1, s.128]



El-Kuleyni,el-kafi’sinde şunları söyler: ‘İmam Cafer es-sadık (rahmetullahi aleyh),şöyle dedi: <<Bu sabah ALLAH’ın (Celle celalühü) Hz.Muhammed’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve ondan sonra ki imamlara özel olarak gönderdiği Cefr kitabına bir göz attım.Kitaptan,gaib imamızın doğuşunu,Samarra’da kayboluşunu,geri dönüşünde ki gecikmesini,Ömrünün uzunluğunu,mü’minlerin o zaman belalar ile karşılaşacağını,kalplerinde şüpheler doğacağını,çoklarının dinden döneceğini ve ALLAH’ın (Celle celalühü) Kur’an’daki ‘’Her insanın (amel) kuşunu boynuna doladık’’(İsra /13) ayetiyle işaret ettiği İslâm bağını,yani velayeti atacaklarını okudum….(Oradakiler: ey peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) torunu,sahip olduğun ilimle bizi de bir parça şereflendirmez misin? İmam-ı Cafer (rahmetullahi aleyh),şu cevabı verdi: ALLAH (Celle celalühü) bizim kaimmize (mehdi) bazı peygamberlerin sünnetlerini (özelliklerini) ihsan etmiştir.Mesela Nuh’un (aleyhi’s-selam) sünnetinden uzun ömürlü olmayı,İbrahimi’in (aleyhi’s-selam) sünnetinden gizli doğmayı ve insanlardan uzuk yaşamayı,Musa’nın (aleyhi’s-selam) sünnetinden korku ve gaybeti,İsa’nın (aleyhi’s-selam) sünnetinden insanların hakkında ihtilaf etmesini,Eyyub’un (aleyhi’s-selam) sünnetinden sıkıntı çektikten sonra feraha kavuşacağını,Mühammed’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetinden de kılıçıyla ortaya çıkarak onun yolundan ve izinden gideceğini ihsan etmiştir.’’ (Musa carullah,El-Veşia fi akaidi’ş-şia,90)

(Ancak objektif olmak gerekirse Muhammed ebu Zehra ‘’tarihu’l Mezâhibi’l-İslâmiye’’ isimli eserinde ‘’cefr’’ ilminin İmam-ı Cafer’in (rahmetullahi aleyh) kendi görüşü olmadığını onun mezhebine Ebu’l Hattâb Muhammed bin ebi zeyneb’in taraftarları olan Hattabiler tarafından iddia edildiğini beyan etmektedir.(bu konuda geniş malumat almak isteyenlerin ilğili kaynağa bakabilirler.<K.Ş>)


El- Kuheyli’nin anlattığına göre,sadıklar sülalesinden olan Cafer es-Sadık (rahmetullahi aleyh) Kur’an da bazı eksiklikler bulunduğunu;Kur’an’da yer alan ‘’Âl-i Muhammed’’ gibi ifadelerin sonradan çıkartıldığını söylemiştir.Örneğin: ‘’Ey peygamber,rabbinden sana indirileni tebliğ et.Eğer yapmazsan,rabbinin mesajınıiletmemiş olursun’’ (Maide /67) ayetinde eksik bölümün aslında ‘’Rabbinin sana Ali (hakkında) indirdiğini’’ şeklindedir.Yine ‘’Zulmedenler,yakında nasıl bir inkılaba uğrayacaklarını anlayacaklar’’ (Şuara /227) ayeti de ‘’Al-i Muhammed’e zulmedenler’’ şeklindedir.Ayrıca ‘’Kafirler ve zulmedenler,ALLAH tarafından asla bağışlanmayacaklardır.’’ (Nisa /168) ayeti de aslında ‘’Kafirler ve Al-i Muhammed’e zulmedenler’’ şeklindedir.


(Yukarida ifade etmeye gayret ettiğim gibi bu fakir peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) torununun bu şekilde itikad ettiğine inanmıyorum (veye inanmak istemiyorum) ançak şu anki Caferilerin bu itikad üzere oldukları bir realitedir)

Fi Emanillah

sahabe_hayranı
29.10.2008, 00:20
Allah (C.C) razı olsun. Emeğinize sağlık.:-038