Artemistr
14.12.2008, 23:32
Sınırsız nimetlere, sınırlı şükürle
nasıl mukabele edilebilir?
Eğer desen: “Şu küllî hadsiz nimetlere karşı, nasıl şu mahdut ve cüz’î şükrümle mukabele edebilirim?”
Elcevap: Küllî bir niyetle, hadsiz bir îtikad ile Meselâ, nasıl ki bir adam beş kuruş kıymetinde bir hediye ile bir padişahın huzuruna girer ve görür ki, herbiri milyonlara değer hediyeler, makbul adamlardan gelmiş, orada dizilmiş Onun kalbine gelir, “Benim hediyem hiçtir, ne yapayım” Birden der: “Ey seyyidim! Bütün şu kıymettar hediyeleri kendi nâmıma sana takdim ediyorum Çünkü, sen onlara lâyıksın Eğer benim iktidarım olsaydı, bunların bir mislini sana hediye ederdim”
İşte hiç ihtiyacı olmayan ve raiyyetinin derece-i sadâkat ve hürmetlerine alâmet olarak hediyelerini kabul eden o padişah, o bîçarenin o büyük ve küllî niyetini ve arzusunu ve o güzel ve yüksek îtikad liyâkatini, en büyük bir hediye gibi kabul eder
Aynen öyle de, âciz bir abd, namazında “Ettehıyyâtü lillah” der Yani, bütün mahlûkatın hayatlarıyla Sana takdim ettikleri hediye-i ubûdiyetlerini, ben kendi hesâbıma umumunu Sana takdim ediyorum Eğer elimden gelseydi, onlar kadar tahiyyeler Sana takdim edecektim Hem, Sen onlara, hem daha fazlasına lâyıksın İşte şu niyet ve îtikad, pek geniş bir şükr-ü küllîdir
Nebâtâtın tohumları ve çekirdekleri, onların niyetleridir Hem meselâ, kavun, kalbinde nüveler sûretinde bin niyet eder ki, “Yâ Halıkım! Senin Esmâ-i Hüsnânın nakışlarını yerin birçok yerlerinde ilân etmek isterim” Cenâb-ı Hak, gelecek şeylerin nasıl geleceklerini bildiği için, onların niyetlerini bilfiil ibâdet gibi kabul eder “Mü’minin niyeti, amelinden hayırlıdır,” (Câmiü’s-Sağîr, 6:291, 292) şu sırra işaret eder Hem, “Mahlûkatının sayısınca, Zâtına lâyık şekilde, Arşının ağırlığınca, kelimelerinin mürekkebi miktarınca hamd ederek Seni her türlü kusur ve noksandan tenzih ederiz Bütün peygamberlerinin, evliyâlarının ve meleklerinin tesbihâtıyla Seni tesbih ederiz” gibi hadsiz adetle tesbih etmenin hikmeti, şu sırdan anlaşılır
Hem, nasıl bir zâbit bütün neferâtının yekûn hizmetlerini kendi nâmına padişaha takdim eder; öyle de, mahlûkata zâbitlik eden ve hayvanât ve nebâtâta kumandanlık yapan ve mevcudât-ı arzıyeye halîfelik etmeye kàbil olan ve kendi hususi âleminde kendini herkese vekil telâkkî eden insan, “Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz” (Fâtiha Sûresi: 5) der; bütün halkın ibâdetlerini ve istiânelerini, kendi nâmına Ma’bud-u Zülcelâle takdim eder
Hem “Bütün mahlûkatının bütün tesbihâtıyla ve bütün masnuâtının dilleriyle Seni tesbih ederiz” der; bütün mevcudâtı kendi hesâbına söylettirir
Hem, “Allahım! Kâinatın zerreleri ve onlardan mürekkeb varlıkların adedince Muhammed’e rahmet eyle” der; her şey nâmına bir salâvât getirir Çünkü, her şey nur-u Ahmedî (asm) ile alâkadardır İşte, tesbihâtta, salâvâtlarda hadsiz adetlerin hikmetini anla
(Sözler, 24 Söz, 5 Dal, 2 Meyve, s 325)
nasıl mukabele edilebilir?
Eğer desen: “Şu küllî hadsiz nimetlere karşı, nasıl şu mahdut ve cüz’î şükrümle mukabele edebilirim?”
Elcevap: Küllî bir niyetle, hadsiz bir îtikad ile Meselâ, nasıl ki bir adam beş kuruş kıymetinde bir hediye ile bir padişahın huzuruna girer ve görür ki, herbiri milyonlara değer hediyeler, makbul adamlardan gelmiş, orada dizilmiş Onun kalbine gelir, “Benim hediyem hiçtir, ne yapayım” Birden der: “Ey seyyidim! Bütün şu kıymettar hediyeleri kendi nâmıma sana takdim ediyorum Çünkü, sen onlara lâyıksın Eğer benim iktidarım olsaydı, bunların bir mislini sana hediye ederdim”
İşte hiç ihtiyacı olmayan ve raiyyetinin derece-i sadâkat ve hürmetlerine alâmet olarak hediyelerini kabul eden o padişah, o bîçarenin o büyük ve küllî niyetini ve arzusunu ve o güzel ve yüksek îtikad liyâkatini, en büyük bir hediye gibi kabul eder
Aynen öyle de, âciz bir abd, namazında “Ettehıyyâtü lillah” der Yani, bütün mahlûkatın hayatlarıyla Sana takdim ettikleri hediye-i ubûdiyetlerini, ben kendi hesâbıma umumunu Sana takdim ediyorum Eğer elimden gelseydi, onlar kadar tahiyyeler Sana takdim edecektim Hem, Sen onlara, hem daha fazlasına lâyıksın İşte şu niyet ve îtikad, pek geniş bir şükr-ü küllîdir
Nebâtâtın tohumları ve çekirdekleri, onların niyetleridir Hem meselâ, kavun, kalbinde nüveler sûretinde bin niyet eder ki, “Yâ Halıkım! Senin Esmâ-i Hüsnânın nakışlarını yerin birçok yerlerinde ilân etmek isterim” Cenâb-ı Hak, gelecek şeylerin nasıl geleceklerini bildiği için, onların niyetlerini bilfiil ibâdet gibi kabul eder “Mü’minin niyeti, amelinden hayırlıdır,” (Câmiü’s-Sağîr, 6:291, 292) şu sırra işaret eder Hem, “Mahlûkatının sayısınca, Zâtına lâyık şekilde, Arşının ağırlığınca, kelimelerinin mürekkebi miktarınca hamd ederek Seni her türlü kusur ve noksandan tenzih ederiz Bütün peygamberlerinin, evliyâlarının ve meleklerinin tesbihâtıyla Seni tesbih ederiz” gibi hadsiz adetle tesbih etmenin hikmeti, şu sırdan anlaşılır
Hem, nasıl bir zâbit bütün neferâtının yekûn hizmetlerini kendi nâmına padişaha takdim eder; öyle de, mahlûkata zâbitlik eden ve hayvanât ve nebâtâta kumandanlık yapan ve mevcudât-ı arzıyeye halîfelik etmeye kàbil olan ve kendi hususi âleminde kendini herkese vekil telâkkî eden insan, “Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz” (Fâtiha Sûresi: 5) der; bütün halkın ibâdetlerini ve istiânelerini, kendi nâmına Ma’bud-u Zülcelâle takdim eder
Hem “Bütün mahlûkatının bütün tesbihâtıyla ve bütün masnuâtının dilleriyle Seni tesbih ederiz” der; bütün mevcudâtı kendi hesâbına söylettirir
Hem, “Allahım! Kâinatın zerreleri ve onlardan mürekkeb varlıkların adedince Muhammed’e rahmet eyle” der; her şey nâmına bir salâvât getirir Çünkü, her şey nur-u Ahmedî (asm) ile alâkadardır İşte, tesbihâtta, salâvâtlarda hadsiz adetlerin hikmetini anla
(Sözler, 24 Söz, 5 Dal, 2 Meyve, s 325)