ARAL
21.12.2008, 00:48
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri, sohbetlerinde talebelerini haramlardan sakındırır, hayırlı amellere teşvik ederdi. Ömür sermâyelerini en güzel şekilde kullanabilmeleri için devamlı amel-i sâlih peşinde bir hayat yaşamalarını isterdi. Birgün talebelerinden biri:
“–Üstâdım! Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-: «لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهَ sözü, yâni
kelime-i tevhîd, cennetin anahtarıdır.» buyuruyor. Bizi bu kadar sıkıştırarak korkutmanıza gerek var mı?” diye sorar.
Hazret:
“–Sen hiç dişleri olmayan, düz bir anahtar gördün mü?” diye karşılık verir.
Talebe:
“–Hayır, görmedim! Mutlaka her anahtarın gireceği anahtar deliğine göre dişleri olur.” deyince Bâyezid Hazretleri şöyle devam eder:
“–Aynı şekilde kelime-i tevhîd anahtarının da dişleri vardır.
O dişler olmadan cennetin kapısı açılmaz. Kelime-i tevhîd anahtarının en mühim dört tane dişi vardır.
TEVHİD ANAHTARININ BİRİNCİ DİŞİ: Yalan, gıybet, dedikodu ve her türlü mâlâyâniden temizlenmiş; onun yerine bol bol salavât-ı şerîfe, Kur’ân tilâveti ve güzel sözlerle rahmet telkin eden, yâni her an zikrullâh ile ıslak bulunan tertemiz bir dil.
[Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde;
“Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” (el-Mü’minûn, 3)
“(Onlar), yalan yere şâhitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.” (el-Furkân, 72) buyurarak güzel bir İslâm şahsiyeti sergilememizi arzu etmektedir.
Mü’min, dâimâ Cenâb-ı Hakk’ın huzûrunda bulunduğunun idrâkiyle nazargâh-ı ilâhî olan gönlü, hiçbir zaman incitmemeye gayret etmelidir. Sâdî-i Şîrâzî’nin; «Bir haberin gönül inciteceğini biliyorsan sen sus, başkaları söylesin.» düstûruyla hareket ederek muhâtabın kalbini incitmekten kaçınmalıdır. Ayrıca o kimsenin arkasından konuşmak demek olan gıybetten de son derece sakınmalıdır. Çünkü gıybet, kalbin kanseridir. Cenâb-ı Hak, kullarını hafife alıp küçük görenlere gadaplanır. Bir kimsenin diğerini arkadan çekiştirmesi hakkında da:
“…Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?..” teşbihinde bulunarak gıybetin ne kadar çirkin bir davranış olduğunu beyân eder. Diğer bir âyet-i kerîmede de:
“Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay hâline!” (el-Hümeze, 1) buyurur.
Vaktiyle Emevîler devrinin üç büyük hiciv şâirinden biri olan Ferezdak’ın zevcesi ölmüştü. Defin merâsiminde Hasan-ı Basrî (k.s.) de bulunmaktaydı. Hasan-ı Basrî Hazretleri, şiirleriyle insanları istihkar ve istihfâf eden, yâni karalayıp iffetlerini zedeleyen bu şâire, bir ara kabre işâret ederek:
“–Âhiret için ne hazırladın?” diye sordu. Yaşlı şâir:
“–Yetmiş yıldan beri kelime-i şehâdeti hazırladım.” dedi.
Hasan-ı Basrî Hazretleri ikâz mahiyetinde:
“–Ne güzel hazırlık!” dedikten sonra şu sözleri ekledi:
“–Lâkin kelime-i şehâdetin şartları vardır. Bu yüzden insanları incitecek ve gönüllerine diken batıracak sözlerden uzak dur, Allâh’ın kullarını küçümseme ve gıybet etmekten sakın!”
Velhâsıl, dil ya hayır söylemeli, ya da sükût etmelidir.]
“–Üstâdım! Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-: «لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهَ sözü, yâni
kelime-i tevhîd, cennetin anahtarıdır.» buyuruyor. Bizi bu kadar sıkıştırarak korkutmanıza gerek var mı?” diye sorar.
Hazret:
“–Sen hiç dişleri olmayan, düz bir anahtar gördün mü?” diye karşılık verir.
Talebe:
“–Hayır, görmedim! Mutlaka her anahtarın gireceği anahtar deliğine göre dişleri olur.” deyince Bâyezid Hazretleri şöyle devam eder:
“–Aynı şekilde kelime-i tevhîd anahtarının da dişleri vardır.
O dişler olmadan cennetin kapısı açılmaz. Kelime-i tevhîd anahtarının en mühim dört tane dişi vardır.
TEVHİD ANAHTARININ BİRİNCİ DİŞİ: Yalan, gıybet, dedikodu ve her türlü mâlâyâniden temizlenmiş; onun yerine bol bol salavât-ı şerîfe, Kur’ân tilâveti ve güzel sözlerle rahmet telkin eden, yâni her an zikrullâh ile ıslak bulunan tertemiz bir dil.
[Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde;
“Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” (el-Mü’minûn, 3)
“(Onlar), yalan yere şâhitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.” (el-Furkân, 72) buyurarak güzel bir İslâm şahsiyeti sergilememizi arzu etmektedir.
Mü’min, dâimâ Cenâb-ı Hakk’ın huzûrunda bulunduğunun idrâkiyle nazargâh-ı ilâhî olan gönlü, hiçbir zaman incitmemeye gayret etmelidir. Sâdî-i Şîrâzî’nin; «Bir haberin gönül inciteceğini biliyorsan sen sus, başkaları söylesin.» düstûruyla hareket ederek muhâtabın kalbini incitmekten kaçınmalıdır. Ayrıca o kimsenin arkasından konuşmak demek olan gıybetten de son derece sakınmalıdır. Çünkü gıybet, kalbin kanseridir. Cenâb-ı Hak, kullarını hafife alıp küçük görenlere gadaplanır. Bir kimsenin diğerini arkadan çekiştirmesi hakkında da:
“…Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?..” teşbihinde bulunarak gıybetin ne kadar çirkin bir davranış olduğunu beyân eder. Diğer bir âyet-i kerîmede de:
“Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay hâline!” (el-Hümeze, 1) buyurur.
Vaktiyle Emevîler devrinin üç büyük hiciv şâirinden biri olan Ferezdak’ın zevcesi ölmüştü. Defin merâsiminde Hasan-ı Basrî (k.s.) de bulunmaktaydı. Hasan-ı Basrî Hazretleri, şiirleriyle insanları istihkar ve istihfâf eden, yâni karalayıp iffetlerini zedeleyen bu şâire, bir ara kabre işâret ederek:
“–Âhiret için ne hazırladın?” diye sordu. Yaşlı şâir:
“–Yetmiş yıldan beri kelime-i şehâdeti hazırladım.” dedi.
Hasan-ı Basrî Hazretleri ikâz mahiyetinde:
“–Ne güzel hazırlık!” dedikten sonra şu sözleri ekledi:
“–Lâkin kelime-i şehâdetin şartları vardır. Bu yüzden insanları incitecek ve gönüllerine diken batıracak sözlerden uzak dur, Allâh’ın kullarını küçümseme ve gıybet etmekten sakın!”
Velhâsıl, dil ya hayır söylemeli, ya da sükût etmelidir.]