kalender
11.02.2009, 00:38
Vahdeti vucud denen tasavvuf felsefesi, bir islam düşünce sistemidir. İslam mislikleri olan sofilerin meydana getirdiği bu felsefe (Biz neyiz? nereden geldik?, dünya ve kainat nasıl yaratılmıştır?, eski şeklimize nasıl dönebiliriz ve ne olacağız?) gibi soruların cevaplarını araştırır.
Kainat ve dünya yaratılışından önce, tek bir varlık mevcuttu. Bu varlık, (Allah Teala) vucut-ı mutlaktır. Vucut-ı mutlak olan Allah(cc), aynı zamanda cemal-ı mutlaktır. Yani hüsn-i mutlaktır, eşsiz bir güzelliğe sahiptir. Yeryüzünde iyilik, güzellik, varlık zıtları ile bilinir. (Kötülük, çirkinlik, yokluk) gibi.Güzellik gizli kalmaz. Bunu kabul eden Allah Kur'an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: (-Ben gizli hazineydim, bilinmek ve görünmek istedim. Bunun için mevcut yaratıkların tümünü yarattım.)
Vucut-ı mutlağın karşısında, ademi mutlak vardır. Yani, tek olan yokluk güzelliğini seyretmek isteyen Allah(cc), Ademi mutlağa bakar (ademi mutlakta tecelli eder. Yani görülür.) Bunun üzerine Allah(cc), kün (ol) buyuruyor, kün emri ile her şey oluyor. Yeryüzünde gördüğümüz herşey, Allah(cc)ın bir parçası, izi olup, aynada görünen hayaller gibidir. Allah(cc)dan kopan bu nurlar,yine Allah(cc)a dönecektir. Kainatta bulunan yaratıkların hiç birisi, gerçek varlığa sahip değildir. Ancak vucut-ı mutlak olan Allah(cc)a göre vardır..
Bezmi elest (Elest meclisi)
Allah(cc) yaratmış olduğu canlılara (Ruhlara), kendi eşsizliğini, bütünlüğünü kabul ettirmek istemiştir. Onları bir meclise (Bezm-i Eleste) toplamıştır. Orada ruhlara (Elestu birabbiküm ), ben rabbiniz değilmiyim diye sormuş. Bütün ruhlar; (Kalu Bela) evet sen bizim rabbimizsin, diye cevap vermişlerdir.
Yaratılmış olan ruhlar, eski varlıklarına, yani Vucud-ı Mutlaka dönüp birleşmek istemişlerdir. Vahdet-i Vucut olan Allah(cc)ın varlığına dönmek, O varlık içinde erimek kolay değildir. Çünkü dünya nimetleri, dünya varlıkları bizi bundan alıyor.
Öyle ise, Allah(cc)a ulaşmamıza mani olan kendi benliğimizdir. İnsan benliğinden ne kadar sıyrılmaya muvaffak olursa , boşalan yeri Allah(cc) dolacaktır. Tamamen benliğinden kurtulduğu an da , onun benliğini Allah(cc) tecelli edecektir, görünecektir..
Bize Allah(cc)a götürecek tek yol, ilahi aşktır. İlahi aşk, insanı yücelten, insanın benliğini temizleyen tek yoldur. İlahi aşka kavuşmak için, insanlar (islam mistikleri) bazı yollar bulmuşlardır. Bu yolların başlıcaları, tekkelerdir. Tekkeye gelen bir insan, henüz dünyadan elini, eteğini çekmemiş, Allah(cc)ın varlığından habersiz bir kişidir. Tekkede bazı mertebelerden geçerek olgunlaşacak ve ilahi aşka kavuşacaktır.
Henüz tekkeye gelmiş kişiler,delalet (kötüyol) içinde bulunurlar, gerçeği göremezler. Zamanla Allah(cc) yolunda çalışmaya başlarlar. Eziyetlere göğüs gerer ve salih olurlar. Salih olan bir kişi, tekkenin şeyhinden (pirinden) izin alarak, Hırka-i Tecridi giyerler.Hırka-i Tecrid, salihlerin dünya nimetlerinden ellerini çektiğini bildiren basit, kaba kumaştan yapılmış bir giyecektir. Hırka-i Tecridi giyen bir kişi nefsini benliğini yok etmek için bir devre geçirir. Buna çile çekme diyoruz.
Öyle bir zaman geliyor ki, artık benliğinde bulduğu Allah(cc), çevresine bakınca yine Allah(cc) oluyor. Yani Allah(cc), o dervişin varlığında tecelli ediyor, görülüyor. Böyle insanlara, insanı kamil diyoruz.
Tasavvufta bu mertebeye, fenafillah adı verilir.(Allah(cc)ın birliğinde yok olma). Bu devreye ermiş büyük tasavvuflarımız, Enel Hak (Ben Allah(cc)ım.) dedikleri için, devrin kaba softaları (zaitleri) tarafından cezalandırılmışlardır. Hallac-ı Mansur idam edilmiş, büyük mutasavvuf şair Nesiminin derisi yüzülerek tuz basmak suretiyle öldürülmüştür...
Kainat ve dünya yaratılışından önce, tek bir varlık mevcuttu. Bu varlık, (Allah Teala) vucut-ı mutlaktır. Vucut-ı mutlak olan Allah(cc), aynı zamanda cemal-ı mutlaktır. Yani hüsn-i mutlaktır, eşsiz bir güzelliğe sahiptir. Yeryüzünde iyilik, güzellik, varlık zıtları ile bilinir. (Kötülük, çirkinlik, yokluk) gibi.Güzellik gizli kalmaz. Bunu kabul eden Allah Kur'an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: (-Ben gizli hazineydim, bilinmek ve görünmek istedim. Bunun için mevcut yaratıkların tümünü yarattım.)
Vucut-ı mutlağın karşısında, ademi mutlak vardır. Yani, tek olan yokluk güzelliğini seyretmek isteyen Allah(cc), Ademi mutlağa bakar (ademi mutlakta tecelli eder. Yani görülür.) Bunun üzerine Allah(cc), kün (ol) buyuruyor, kün emri ile her şey oluyor. Yeryüzünde gördüğümüz herşey, Allah(cc)ın bir parçası, izi olup, aynada görünen hayaller gibidir. Allah(cc)dan kopan bu nurlar,yine Allah(cc)a dönecektir. Kainatta bulunan yaratıkların hiç birisi, gerçek varlığa sahip değildir. Ancak vucut-ı mutlak olan Allah(cc)a göre vardır..
Bezmi elest (Elest meclisi)
Allah(cc) yaratmış olduğu canlılara (Ruhlara), kendi eşsizliğini, bütünlüğünü kabul ettirmek istemiştir. Onları bir meclise (Bezm-i Eleste) toplamıştır. Orada ruhlara (Elestu birabbiküm ), ben rabbiniz değilmiyim diye sormuş. Bütün ruhlar; (Kalu Bela) evet sen bizim rabbimizsin, diye cevap vermişlerdir.
Yaratılmış olan ruhlar, eski varlıklarına, yani Vucud-ı Mutlaka dönüp birleşmek istemişlerdir. Vahdet-i Vucut olan Allah(cc)ın varlığına dönmek, O varlık içinde erimek kolay değildir. Çünkü dünya nimetleri, dünya varlıkları bizi bundan alıyor.
Öyle ise, Allah(cc)a ulaşmamıza mani olan kendi benliğimizdir. İnsan benliğinden ne kadar sıyrılmaya muvaffak olursa , boşalan yeri Allah(cc) dolacaktır. Tamamen benliğinden kurtulduğu an da , onun benliğini Allah(cc) tecelli edecektir, görünecektir..
Bize Allah(cc)a götürecek tek yol, ilahi aşktır. İlahi aşk, insanı yücelten, insanın benliğini temizleyen tek yoldur. İlahi aşka kavuşmak için, insanlar (islam mistikleri) bazı yollar bulmuşlardır. Bu yolların başlıcaları, tekkelerdir. Tekkeye gelen bir insan, henüz dünyadan elini, eteğini çekmemiş, Allah(cc)ın varlığından habersiz bir kişidir. Tekkede bazı mertebelerden geçerek olgunlaşacak ve ilahi aşka kavuşacaktır.
Henüz tekkeye gelmiş kişiler,delalet (kötüyol) içinde bulunurlar, gerçeği göremezler. Zamanla Allah(cc) yolunda çalışmaya başlarlar. Eziyetlere göğüs gerer ve salih olurlar. Salih olan bir kişi, tekkenin şeyhinden (pirinden) izin alarak, Hırka-i Tecridi giyerler.Hırka-i Tecrid, salihlerin dünya nimetlerinden ellerini çektiğini bildiren basit, kaba kumaştan yapılmış bir giyecektir. Hırka-i Tecridi giyen bir kişi nefsini benliğini yok etmek için bir devre geçirir. Buna çile çekme diyoruz.
Öyle bir zaman geliyor ki, artık benliğinde bulduğu Allah(cc), çevresine bakınca yine Allah(cc) oluyor. Yani Allah(cc), o dervişin varlığında tecelli ediyor, görülüyor. Böyle insanlara, insanı kamil diyoruz.
Tasavvufta bu mertebeye, fenafillah adı verilir.(Allah(cc)ın birliğinde yok olma). Bu devreye ermiş büyük tasavvuflarımız, Enel Hak (Ben Allah(cc)ım.) dedikleri için, devrin kaba softaları (zaitleri) tarafından cezalandırılmışlardır. Hallac-ı Mansur idam edilmiş, büyük mutasavvuf şair Nesiminin derisi yüzülerek tuz basmak suretiyle öldürülmüştür...