Hakkani
16.02.2009, 10:03
Arkadaşlar Gugıl gruplarının birinden aldığım İslamoğlunun Cüppeliye cevabı yazısına karşı yazdıklarımı ve mukabil itirazlara verdiğim cevaplarımı görüş ve takdirlerinize sunuyorum (mesajlar aşağıdan yukarıya)
(6)
Saygı kelimesini müteaddiden telaffuz etmenize karşın uslübünüz içinde bazı gerçek hocalardan onu esirgemeniz zamanımızın en derin hastalığı söylem eylem çelişkisine sanırım bir küçük örnek.. Bu can sıkıcı girişten sonra yazınız içinde kabulü mümkünsüz bir iki iddanın cevabı ile içinde bulunduğunuzu farkettiğim fikri çelişkiyi haber vermek istiyorum:
Ehli Sünnet adıyla sistemleştirilmiş İslamın doğru itikad maddeleri içinde Rasulullahın onaylamayacağı bazıları bulunabilir dediniz, bu sizin kişisel veya mezhepsel görüşünüzdür. Ehli sünnet inanç maddeleri Rasulullah ve ashabının söz fiil bakış ve görüşlerinden süzümlenerek alınmış ve muhafaza edilmek üzre sonraki alimlerce kitaba kaydedilmiştir. Asrı saadet çağına zamanca daha yakın ve Ashabın, tabiinin fikir itikad ve hissiyatına muttali selefi salihinin bu tesbitleri elbette onlardan asırlar sonra gelen ve ilimce faziletçe çok dûn olanlarınkinden daha isabetli olmak gerekir.
İkincisi, müdafası gereken Ehli Sünnet değil ed-din dediniz: Şimdi size sorarlar bu savunduğunuz ed-din'in itikad maddeleri nedir ? ve bu maddeleri tesbitte hangi kriterleri kullandınız ? eğer kriterleriniz Rasululllah ve Ashabın titkadını teşhis ve tesbitse şu halde ehli sünnet itikadını tesbit eden kendiniz olma iddasındasınız demektir, kıymeti yok, biz Selefi Salihinin tesbitlerinde sebat etmeyi yeğleriz, yukarda açıkladığım sebepten ötürü.. Yok bundan başka kriterleriniz varsa ne bize ne diğer müslümanlara zaten gerekmez.
Gelelim Mustafa islamoğlu, Hayrettin Karaman, Yaşar Nuri, Zekeriya Beyaz, Süleyman Ateş, gibi kalem ve fikir erbabının aynı potada değerlendirilmesi meslesine.. Evet bunların aynı satırda yanyana ifade edileceği müşterek hususlar mevcuttur:
Birincisi ve en önemlisi: Sizin tabirinizle ed-dini veya Rasulullahın isimlendirmesiyle 'Ehli Sünnet'i tesbit etmede bu şahıslar kadim Müçtehit Alimlerin referansını kabul etmezler ve kendilerini onların içtihatlarından bağımsız düşünmeye ve fikir beyan etmeye layık görürler.
Ancak Cüppeli Ahmet hocaefendinin böyle bir vaziyeti yoktur, müçtehitlik taslamamış belki Selefi Salihinin islam ve iman adına serdettikleri görüşleri, itikadi tesbitleri teşyii ve tavdih etmiş, muhaliflerine karşı Onları müdafaa etmiştir. Bu durumda onun savunması kendi nefisine değil İslamın kadim öğretisine bakar. Bizi ve umum müminleri onun ve benzeri Ehli Sünnet müdafilerinin arkasında durmaya sevkedende budur.
Televizyon meselesini burda konuya dahil etmek ve meşhur olma hevesi var gibi sözler etmeyi işin dedikodusu en hafif tabirle su-i zan olarak görüyorum. Haram demişse bazen -afedersiniz- keraneye bazende meyhaneye ayna olan kanal-izasyon-ları kastetmiş ve oki her televizyon buna vabestedir ve sakınmak çoğu kere müşkildir, haklı bir genelleme yapmıştır.
Mukabil selam ve saygılarımla, Muhammed Hakkani
---------------------
(5)
Karşı itiraz
Şimdi şöyle izah edeyim:
Elmalılı, Yaşar Nuri, FiZilal meal ve tefsirlerini ve fazlasını yanyana koyup karşılaştırmalı okuma yapalı tam 11 sene olmuş...
Yaşar Nuri üstü çizilecek adam değildir.Elmalılı da değildir.Seyyid Kutub da.
Ama ben Yaşar Nuri'yi ve üslubunu ve mantık silsilelerini hiç sevmem mesela.Konuşmalarının içinde çok cesur ve doğru yerler de vardır bazı bazı ama ısınamadım...
Problem şu ki ısınma parametrelerimi oluştururken ne adına "ehli sünnet vel cemaat" denilen akım ne şia denilen kesim ne mutezile denen fırka ne o ne bu ne şu yönlendirici ve belirleyici olmuştur.
Kur'an, Allah'ın Ed Din ve Kur'an'ın bütünüyle maksad ettiği fotoğraf, İslam, bu fotoğrafın en kıymetli ve ideal tatbikatçısı ve öğreticisi olarak gördüğüm Hazreti Muhammed'in tavsiyeleri belirleyici olmuştur.
Buraya kadar yazdıklarımdan maksadım şudur: Sizin satırlarınızda da rastladığım bir şey var:
Değerlendirilebilecek eleştirilerinizi tam da İslam adına yaptığınızı düşünüp hakkınızda hüsn-ü zan edecekken bir bakıyorum ki Ehl-i Sünnet savunmasına geçiliyor. İşte esas mesele bu.
Şahsınızı hedef almıyorum ve almam da. İşimiz fikriyatladır. Ama Osmanlı'dan bu yana gerek sosyal alışkanlıkları gerek kafirlerin engellemeleri neticesinde bu kadar az okuyan çok dinleyen bir profile giren toplumun,
Ehl-i Sünnet sandığı, öyleymiş gibi anlatılarak kandırıldığı akımı Ed Din'in özü ve sözü zannederek Ed Din'i sahiplenir gibi sahiplenmeye çalışmasının doğal ceremelerini çekiyoruz. Böyle değil.
Nasıl Şia dediğiniz kesimin Hazreti Ali'nin dahi tasvib etmeyeceği fikriyatları varsa Ehl-i Sünnet Vel Cemaat dediğiniz kesimin de Hazreti Muhammed'in altına asla imza atmadığı ve atmayacağı fikirleri, beyanları, tutumları mevcud.
İsteyen istediğini Ehl-i Sünnet düşmanlığıyla tanımlasın.İsteyen de istediğini Şii düşmanlığıyla. İşin içeriğini Allah biliyor...
Kimin nerede maddi-manevi ne menfaatleri var kim hangi menfaatleri için Kur'an Esasları'nı az bir bedele değişiyor, çarpıtıyor, gizliyor, ekliyor, Allah bunları hakkıyla biliyor.
Ben Mustafa İslamoğlu'nun avukatı değilim. Ama Yaşar Nuri'yi okudum ve dinledim, dinliyorum da. Cübbeli Ahmet'i okudum ve dinledim, okuyorum ve dinliyorum.
Konu üçü etrafında olduğu için belirtiyorum ki üçünün de tüm titrlerini biliyorum.
Ve açıkça söylemeliyim ki Mustafa İslamoğlu'na yapılan en sinsi saldırı ve emeklerini baltalama girişimi, onu Zekeriya Beyaz ile, Yaşar Nuri ile, Cübbeli Ahmet ile aynı cümlede telaffuz etmekle yapılıyor.
Benim kanaat-i acizanem budur. Kimseyi bağlamaz, kimsenin adına değildir.
"Yok canım Mustafa İslamoğlu da kim ki ne farkı var ne ayrıcalığı var da aynı cümlede bile kullanılmayacakmış" demek de mümkündür.
İşte bu denilemesin diye senelerdir hem Cübbeli'yi hem Yaşar Nuri'yi hem Beyaz'ı hem Sait Kotku'yu hem Esad Çoşan'ı hem Hayrettin Karaman'ı hem Hayri Kırbaşoğlu'nu hem İslamoğlu'nu takib ettiğimi ifade edip özellikle Cüppeli ve Yaşar Nuri ve Beyaz diyorum ya...
İşte bu denilsin diye Cüppeli Ahmet gündem olmak için adını vererek İslamoğlu'nun dinlenilmemesini falan tavsiye ediyor ya.. "Televizyon haramdır" diyen adam internette tv kurup fetva verecek ve insanlar bu tutarsızlığı görmeksizin ve gülmeksizin kaale alacaklar sanan mı var?
Kaale alacak kesim zaten alıyor ve uyguluyordur. Fetva denilen bu yorumun Türkiye'nin en fazla takib edilen İslami haber sitesinde yayımlanmasının arkasındaki istifhamları kim cevaplayacak?
Kaale alınmayacağını kendisi de biliyor ama maksadı tavzih etmeye çabaladım. Bana göree bir yerde Ed Dergah'ını bir yerdeyse Ed Din'ini önemseyen birisi var.. Çok girift ve riskli bir konudur, izahı da haddi aşabilecek mahiyettedir ama karınca kararınca...
Umarım haddini aşmakla itham ettiğimiz kimselerin durumuna düşmemişizdir...
Saygılarımla... fatih tezcan
(4)
Hakkaninin Cevabı:
Üstad konu sadece o kitabı eleştirmek değilki.. İslamoğlunun tarzı bu maalesef. eskilerin üzerine basarak onları ezmeye çalışarak yükselmek.. Bende diyorumki maadem müslümanların birliğinden dirliğinden dem vururyor tevhidi-islam edebiyatı yapıyorsun, bunu genel tavrında bir dustur gibi yansıtmalısınki samimiyetine inanalım..
O alimler musannifler muharrirler ölmüş gitmişler, amlelleriyle başbaşa kalmışlar. bugün yaşayan onların bize bıraktığı ehli sünnet inancıdır ve sağlam fıkıhları, klasik eserleridir. Ama islamoğlu gibi yaşar nuri gibileri ne yapıyor: O selefi salihine itimadı güveni kırıp yerine kendi geçmeye çalışıyor.. ama bilemiyorki sen o ulu kametlere bu kadar kolay atar tutarsan yarında senin takipçin sana misliyle mukabele eder.. sen onu yıktın senide yarın bunlar yıkar, noldu sonuç: sahada ayakta adam kalmadı, halk sefillerin cahillerin eline kaldı..
işte İslamoğlu bundan ötürü bir daha ve bir daha düşünmek ve kitaplarını toplatın bu uslübünü yeniden düzenlemek durumundadır.
_________________________
(3)
Karşı Cevap:
13 Şubat 2009 Cuma 22:53 tarihinde Fatih Tezcan:
Yapınız eleştirilerinizi tamam ama arkadaşım, lütfen bilginizi, vizyonunuzu ve perspektifinizi geniş tutmaksızın "alim eleştirisi" yapmayınız...
Şuraya Buhari'nin İmam-ı Azam Ebu Hanefi için söylediklerini yazarlarsa...Bir de üstüne Hanbeli'nin söylediklerini eklerlerse...Hatta kalkıp bu sefer de Ebu Hanife'nin "hum racul nahnu racul" unu izah ederlerse apışıp kalırsınız...
Alim olmak ve bunun hakkını vermek egemenlerin "burada dur" dediği dergahlardan baba parasıyla üfürmeye benzemez...Rica ediyoruz...
İnsanları -kasıtlı veya kasıtsız- yanlışlarla yönlendirmeyiniz...Alsınlar, okusunlar ve kitabın kapağını kapatırken kendilerine sorsunlar: Bu kitab bana ne verdi ve benden ne götürdü diye...
Eksisi artısından fazlaysa zaten o kitap bu kadar sevilmez...
Saygılarımla...Fatih Tezcan.
(2)
Muhammed Hakkaninin aşağıdaki habere yorumu:
İslamoğlu müslümanların birliğinden söz eder.. işin edebiyat tarafı mükemmel. ancak İman kitabını okuyun göreceksiniz eski alimlere veryansın etmiş, zannedersiniz o kelam alimleri islama en büyük ihaneti yapmışlar.. işte bu tür karalayıcı tahkir edici tezyif edici sinsi tavrı bence de nefret edilmeye sebep oldu ve artık bu tür birleştirici edebiyatları bana samimiyet hissettirmiyor
___________________________________-
(1)
İslamoğlu'ndan Cübbeli Hoca'ya cevapMustafa İslamoğlu kendisi için "sohbetlerinde bulunmayın sakıncalı" fetvasını veren Cübbeli Ahmet Hoca'ya verdiği cevapları Haber7'ye yolladı...
Ersin Çelik'in haberi
Cübbeli Ahmet Hoca'nın kendi cemaatine "kesinlikle dinlemeyin, kitaplarını okumayın" fetvasını verdiği Mustafa İslamoğlu, hakkındaki iddialara kendi internet üzerinden verdiği cevapları Haber7.com'a gönderdi. Tarafsız habercilik adına Mustafa İslamoğlu'nun cevabını yayınlıyoruz... İslamoğlu, Cübbeli Ahmet Hoca için, "İyi insanların bazen dilleri kendilerine ihanet ederler." diyor.
Kurduğu internet televizyonunda Mustafa İslamoğlu için "dinlenemez" Nihat Hatipoğlu ve Ömer Döngeloğlu içinse "dinlenebilir" yorumunu yapan Cübbeli Ahmet Hoca'ya, "Ehlisünnet ve cemaatin dışında görüşler serdetmektedir. Kesinlikle dinlemeyin" dediği Mustafa İslamoğlu'ndan cevap geldi. Haber7.com'da dün yayınlanan, "Cübbeli Hoca'dan akredite hoca listesi" (http://www.haber7.com/haber/20090210/Cubbeli-Hocadan-akredite-hoca-listesi.php) başlıklı haberimizden sonra Mustafa İslamoğlu, Cübbeli Ahmet Hoca'nın iddialarına internet üzerinden verdiği cevapları gönderdi.
Mezhepçiliğe, hizipçiliğe karşı olduğu için yıllardan beri hakkında kampanyalara düzenlendiğini, iftiralar atıldığını söyleyen İslamoğlu'nun sözleri şöyle: "Benden Müslümanların birliğini bölen, parçalayan, ayrıcı bir tavır ve saldırı görmeyeceksiniz. Karnımdaki bıçağın sapında kardeşimin elini görsem yine de dönüp, ona onun imanına laf etmeyeceğim. Biz bu yakışır. Biz bize yakışını yapalım. Herkes de kendine yakışanı yapsın. Unutmayalım ki dostu sevindirenler Allah'ı da sevindirirler. Düşmanı sevindirenlerse Allah'ı üzerler. Rabbimiz üzenlerin başına geçmişte ne geldiyse gelecekte de o gelir. Allah'ın hakkını nasıl öderiz."
Kendisi için "dinlenemez" fetvasını veren Cübbeli Ahmet Hoca ile bir tanışıklığı olmadığını fakat aldığı din eğitimini çok iyi bildiğini belirten İslamoğlu, Cübbeli Ahmet'in iftiralarla kendi geçmişine ihanet ettiğini söyledi. İslamoğlu Cübbeli Ahmet için şunları söyledi: "Cübbeli Ahmet Hoca ile hiçbir tanışmışlığımız olmadı. Nasip değilmiş. Kendilerini tanımam. Fakat geriden iyi bilirim. Zira o bir Müslüman ve tasavvuf terbiyesi almış bir insan. Nefis tezkiyesi ve ruh tasfiyesinden geçmiş olması lazım. İyi insanların bazen dilleri kendilerine ihanet ederler. Ahmet Hoca'nın dili bize karşı kampanya düzenlerken, tadlil ve tekfir ederken, iftira ve bühtan atarken, Allahu a'lem kendisine ihanet ediyor. Dediğim gibi, yoksa kendisi iyi bir insan olsa gerektir."
Mustafa İslamoğlu, mezhepleri yok sayarak imamları küçümsediği ve Şia'nın görüşlerini ehlibeyt'e mal ettiği, kadınlarla tersten ilişkiye girilmesine cevaz verdiği, Sahabeye yakışmayacak ifadeler çirkin açıklamalarda bulunduğu, adetli kadının oruç tutup namaz kılabileceğini söylediği ve Ehlisünnet dışı fetvalar verdiği iddialarına da cevap veriyor.
İslamoğlu'nun hakkındaki iddialar üzerine verdiği cevaplar şöyle:
Geçtiğimiz aylarda sohbetlerini internet ortamında "www.cubbeliahmethoca.tv (http://www.cubbeliahmethoca.tv)" adresinden videolu olarak yayınlamaya başlayan Ahmet Mahmut Ünlü, kendisine gelen soruları da kamera önünde cevaplıyor. Yeşil duvarlı ve Türk bayrağı bulunan bir odada düşüncelerini açıklayan Cübbeli Ahmet Hoca, Mustafa İslamoğlu için "Bilinçli olarak Ehlibeyt'e iftira atıyor" yorumunu yaptı. "Zekeriya Beyaz, dinlenilmez güvenilmez sohbetlerinde bulunmayın" diyen Cübbeli Ahmet Hoca, ilahiyat profesörü Nihat Hatipoğlu ve Kanal 7 ekranlarından tanınan Ömer Döngeloğlu için ise "dinlenmelerinde sakınca yoktur" fetvasını verdi.
"İSLAMOĞLU, ÇOK ZARARLI TEHLİKELİ"
Mustafa İslamoğlu için, "Bu şahıs ehlisünnet ve cemaatin dışında görüşler serdetmektedir." şeklinde görüş bildiren Cübbeli Ahmet Hoca, İsmailağa Cemaati'nin yayın organı olan Arifan Dergisi'nde de İslamoğlu için reddiyeler yayınlayacağını da söyledi. Ahmet Mahmut Ünlü, Mustafa İslamoğlu hakkındaki görüşünü şu cümlelerle dile getirdi; "Bu şahıs ehlisünnet ve cemaatin dışında görüşler serdetmektedir. Bu hususta Arifan dergisinde önümüzdeki aydan itibaren reddiyeler yapacağım. Hangi kitabından ne demiş, ne yapmış ehlisünnete muhalif… Bunları tek tek reddedeceğiz. (…) Dolayısıyla bu kişinin sohbetleri dinlenilemez bize soruyorsanız kitapları da okunmaz. Çok zararlı, tehlikeli, yanlış bilgiler karmaşa açıklamaktadır. Yani 'Şia'ınn görüşü budur' dese anlayacağın. 'Ehlibeytin görüşü budur' diyerek Şia'nın pis bir görüşünü ehlibeyte mal ederek büyük iftiralara mal edecek şekilde, görüşler vermektedir. Sohbetleri dinlenemez."
Haberin devamı için tıklayınız... (http://www.haber7.com/haber/20090210/Cubbeli-Hocadan-akredite-hoca-listesi.php)
MEZHEPLERİ YOK SAYIP İMAMLARINI KÜÇÜMSEDİ Mİ?
Mezhepleri tahfif, tahkir ve tezyif etmem. Etmeyi de uygun bulmam. Çünkü mezhepler ve onların imamları bu ümmetin yıldızlarıdır. O mezhepler o mektepler olmasaydı milyonlarca Mü'min nasıl ibadet edeceğini bilmez nasıl davranacağını bilmezdi. Fıkıh hukuktur. Fıkıhsızlık hukuksuzluktur. İmam Şafi'ye, İmam Ahmet Bin Hambel'e, İmam-ı Azam Ebu Hanefi'ye, İmam Malik'e, İmam Cafer'e, İmam Zeyd'e, İmam İbni Hazm'a ve daha burada isimlerini sayamadığım imamlar haklarını helal etsinler. Diğer imamlara nasıl küçümseyici bakarım? Ben bu kadar edepsiz miyim? Hiç benim ağzımdan bunlar için tahkir cümlesi duyduğunuz oldu mu? Aranızda 10 senedir 15 senedir derslerimi devam eden onlarca kardeşimi görüyorum. Bir tek kelime sarf ettim mi? Böyle bir edepsizlik caiz midir? Doğru olur mu? Biz kıymet bilmezsek bizimde kıymetimizi bilmezler. Kaldı ki bu imamlar bizim semasızın yıldızlarıdır ve bu imamların mektepleri yani mezhepler bu ümmetin gerçekten yollarıdır.
Mezhepler bu ümmetin yollarıdır Ana cadde üzerindeki şeritlerdir. Kimisi o şeritten gider kimi bu şeritten… Fakat benim yaptığım bir tek şey oldu o da kendimi bir mezheple tanımlamadım. Kendimi Müslüman olarak tanımlamakla iktifa ettim. Niye çünkü, Rabbim bizi Müslümanlar olarak tanımladı. Ben Müslümanların kendilerini mezhepleriyle tanımlamak yerine Müslüman olarak tanımlamalarını Rabbimizin bir arzusu olduğunu Kuran'dan yola çıkarak bildim ve inandım. Onun için de kendimi mezhebimle tanımlamadım yoksa bende Hanefi mezhebindenim. Ama taklit etmem tahdit ederim, delillere uyarım. Çünkü bana böyle emrediliyor. Mezhebi imamı da emrediyor işin galibi. Ve dahası İmamı Azam Ebu Hanefi hakkında ilk yazdığım eserlerden biri "İmamlar ve sultanlar" isimli İmamı Azam'ın hayatını ele alan bir eserdir. Dolayısıyla mezhepleri ve onların mübarek imamlarını, tahfif, tahkir ve tezyif etmek hiç birimize yakışmaz. Yakışık kalmaz bizlere böyle düşüklük yakışmaz.
Buna rağmen bunları söylediğimi iddia eden iftira etmiş olur. Ben sadece "Allah'tan korkmasını" söylerim. "Ahiret var" derim. Ne kadar cesur olduğunu söylerim. Ne kadar cesursun derim böyle söyleyene. "Sizinle huzuru ilahiye çıkmayacak mıyız?"derim. Çıkarsak ne olacak orada dolayısıyla ölüm zor hesap zor. Hesabını veremeyeceğimiz şeyleri söylemeyelim
"SAHABAYE KARŞI ÇİRKİN İFADELER KULLANMADIM"
Yazmayan, söylemeyen, gizli kapaklı hiç kimsenin önüne çıkmayan biri değilim. Aksine kırkı aşkın eseri olan, binlerce makale veren, onlarca yıldır gazetelerde köşe yazmış, bugün yüz binlere televizyondan uzanan, 15 yıldır da derslerle herkesin huzurunda olan bir kişiyim. Allah'ın bir kulu, Kuran'ın bir talebesiyim. Dolayısıyla benim ağzımdan sahabeye dahil yakışmayacak ifadeler söylediğimi duyan bu ifadelerimi getirirse huzurlarında yakışmayan ifadeden dolayı sahabenin ruhundan özür dileyeceğim huzurunuzda da tövbe istiğfar edeceğim. Bir daha öyle bir hata işlemeyeceğim. Eğer sahabeye hakaret ettiysem kötü söylemişsem. Ama yapmamışsam bunu söyleyenlerin yakasına yapışacağım. Ne kadar cesaretliler. Hak ve hukuk bu kadar mı kayboldu?
KADINLARLA TERSTEN İLİŞKİYİ ONAYLIYOR MU?
Bu meselede bana sorulan soru aynen sitemde de var. Verdiğim cevap da aynen site de var. Oradan nasıl bu çıkıyor Allah aşkına insafa çağırıyorum. Vicdana davet ediyorum. Ben orada bu konuda İslam tarihinde iki ayrı görüş olduğunu fakat ehlisünnetin bu konuda ki fetvası ayeti kerim ye uygun olan fetvasıdır. "Kadınlarınız tarlanızdır. Ona nasıl yaklaşırsınız."ayeti kerimesinde ehlisünnetin görüşünün ehli beytin görüşüne göre dosdoğru görüş olduğunu çünkü harfin tarla olduğunu tarlanın da çocuk elde edilen yani ürün elde edilen yer olduğunu diğer görüşün doğru olmadığını orada izah ettim. Kaldı ki burada soru sahibi bu ihtilaftan dolayı karşı tarafta olanları tahkir etmiş, küfretmiş, tahfif etmiş hatta tekfir etmiş. Ben orada tahkir, tahfif, tezyif edilmesinin yanlış olduğunu söyledim. Bu meselede gelen soruyu da verdiğim cevabı da orada tuttum. Fakat bu mesele de bu fakire yapılan iftiradır. Allah'ta görüyor, ümmet de görüyor insanlar da görüyor. Bunu yapanlara nasıl yaptıklarını içlerine nasıl sindiğini sormak istiyorum. Hakikaten kardeşinize bunu nasıl reva görüyorsunuz. Nasıl bu kadar yapıyorsunuz. Ölmeyecek misiniz? Allah'ın huzuruna çıkmayacak mısınız? Hesap sorulmayacak mı? Birbirimizden hakkımızı almayacak mıyız?
"ORUÇ TUTABİLİR, NAMAZ KILAMAZ" DEDİM
Namaz kılacağına dahil hiçbir fetva vermediğim gibi aksine namaz kılamaz diye kaç kere söyledim. Bu konuda dalga dalga iftira yayanları bir kez daha uyarıyorum. Allah'tan korkun. İnsan eti zehirlidir yemeyin. Oruç tutacağını da açıklıkla söyledim. Daha doğrusu oruç tutabileceğini ve bu konuda delil olarak Kur'an yeterlidir. Çünkü namaz için abdest gerekli oruç için abdest şart değil. Zaten hadiste de namaz kılmayana kaza gerekmez özel halde oruç tutmayana ise kaza gerekir. Dolayısıyla namaz ile orucun arasını ayırmak lazım. Ama kendini iyi hissediyorsa tutabilir, iyi hissetmiyorsa tutamaz. Onun için oruç meselesini namaz meselesinden ayırmışımdır. Oruç tutabilir istiyorsa. Bunu da Bakara Süresinin 175.ayetini delil göstererek hayızlının durumunu Kuran eza olarak almıştır."Sana hayızdan soruyorlar de ki o bir ezadır." 'Eza' kelimesi hastalığın bir küçüğü olarak geçiyor lügatlerde. Dolayısıyla hastanın oruca bahsine dâhil Kuran'da ayet var mı? Var. 185. ayetinde "Eğer ramazan da hasta iseniz ya da yolcu iseniz diğer günlerde gününe gün tutarsın. Dolayısıyla hastanın hükmüdür" dedim oruçta. "Ama namazdan muaf kılınmıştır" dedim. "Erkekler bir kere şehit olur kadınlar her ay şehit olur. Onları o hallerinde namazdaymış gibi görüyor" dedim. Bunu söyledim. Ne olur bana söylediğimi yakıştırın. Deyin ki "oruç istiyorsa tutabilir dedi" diyin. Bu iftira olmaz bu hakikattir. Ama namaz da kılar derseniz iftira olur. Ben böyle bir şey söylemedim.
ŞİA'YI ŞİRİN GÖSTERMEK Mİ İSTİYOR?
Ehli Beyt veya Şia ya sevimli göstermekte ne demek. Nefret ettirmekle ben çok mu sevinecek birileri? Yani Şia'dan ne kadar nefret ederseniz takvanız o kadar artar diye bir şey var mı? Ben böyle bir şeye inanmıyorum. Ehl-i Beyt mektebin inde bu ümmetin bir parçası olduğuna inanıyorum. Bu ümmetin vahdetine inanıyorum. Ümmetimizin bir tek ümmet olduğuna inanıyorum. Bu vahdeti sağlayamadan bizim başarının rüyasını göremeyeceğimize inanıyorum. Mezhep savaşlarıyla bu ümmetin harcadığı değerlerin tarih boyunca başımıza bela olduğuna inanıyorum. Onun için mezhep ihtilafına mezhep holiganlığına mezhep savaşına hayır diyorum. Dolayısıyla Ehlisünnetiyle Şia'sıyla bu ümmetin İslam ümmeti olduğunu kıblesinin Rabbi'nin Peygamberinin ve Kitabının bir olduğunu ihtilafınsa teferruatında olduğunu düşünüyorum bende böyle düşünüyorum. Bunu böyle bilirsiniz. Bunu böyle söyleseniz iftira olmaz. Ama bundan öte bir şey iftira olur.
EHLÜSÜNNET DIŞI FETVALAR MI VERİYOR?
Ehlisünnet dışı fetva ifadesini ben anlayamadım. Ehlisünnet içi fetva ehlisünnet dışı fetva nasıl oluyor. Mesela İmam Taberi ehlisünnet midir? Ehli biat midir? Ehli Şia mıdır? Nedir? Ehlisünnetin büyük imamlarından biridir. Fakat "ayak yıkamayı sünnet ayağı mesh etmeyi farz" olarak yazmış tefsirinde. Şimdi ne diyeceğiz, İmam Taberi'ye? Kısaca böyle.
HABER 7
(6)
Saygı kelimesini müteaddiden telaffuz etmenize karşın uslübünüz içinde bazı gerçek hocalardan onu esirgemeniz zamanımızın en derin hastalığı söylem eylem çelişkisine sanırım bir küçük örnek.. Bu can sıkıcı girişten sonra yazınız içinde kabulü mümkünsüz bir iki iddanın cevabı ile içinde bulunduğunuzu farkettiğim fikri çelişkiyi haber vermek istiyorum:
Ehli Sünnet adıyla sistemleştirilmiş İslamın doğru itikad maddeleri içinde Rasulullahın onaylamayacağı bazıları bulunabilir dediniz, bu sizin kişisel veya mezhepsel görüşünüzdür. Ehli sünnet inanç maddeleri Rasulullah ve ashabının söz fiil bakış ve görüşlerinden süzümlenerek alınmış ve muhafaza edilmek üzre sonraki alimlerce kitaba kaydedilmiştir. Asrı saadet çağına zamanca daha yakın ve Ashabın, tabiinin fikir itikad ve hissiyatına muttali selefi salihinin bu tesbitleri elbette onlardan asırlar sonra gelen ve ilimce faziletçe çok dûn olanlarınkinden daha isabetli olmak gerekir.
İkincisi, müdafası gereken Ehli Sünnet değil ed-din dediniz: Şimdi size sorarlar bu savunduğunuz ed-din'in itikad maddeleri nedir ? ve bu maddeleri tesbitte hangi kriterleri kullandınız ? eğer kriterleriniz Rasululllah ve Ashabın titkadını teşhis ve tesbitse şu halde ehli sünnet itikadını tesbit eden kendiniz olma iddasındasınız demektir, kıymeti yok, biz Selefi Salihinin tesbitlerinde sebat etmeyi yeğleriz, yukarda açıkladığım sebepten ötürü.. Yok bundan başka kriterleriniz varsa ne bize ne diğer müslümanlara zaten gerekmez.
Gelelim Mustafa islamoğlu, Hayrettin Karaman, Yaşar Nuri, Zekeriya Beyaz, Süleyman Ateş, gibi kalem ve fikir erbabının aynı potada değerlendirilmesi meslesine.. Evet bunların aynı satırda yanyana ifade edileceği müşterek hususlar mevcuttur:
Birincisi ve en önemlisi: Sizin tabirinizle ed-dini veya Rasulullahın isimlendirmesiyle 'Ehli Sünnet'i tesbit etmede bu şahıslar kadim Müçtehit Alimlerin referansını kabul etmezler ve kendilerini onların içtihatlarından bağımsız düşünmeye ve fikir beyan etmeye layık görürler.
Ancak Cüppeli Ahmet hocaefendinin böyle bir vaziyeti yoktur, müçtehitlik taslamamış belki Selefi Salihinin islam ve iman adına serdettikleri görüşleri, itikadi tesbitleri teşyii ve tavdih etmiş, muhaliflerine karşı Onları müdafaa etmiştir. Bu durumda onun savunması kendi nefisine değil İslamın kadim öğretisine bakar. Bizi ve umum müminleri onun ve benzeri Ehli Sünnet müdafilerinin arkasında durmaya sevkedende budur.
Televizyon meselesini burda konuya dahil etmek ve meşhur olma hevesi var gibi sözler etmeyi işin dedikodusu en hafif tabirle su-i zan olarak görüyorum. Haram demişse bazen -afedersiniz- keraneye bazende meyhaneye ayna olan kanal-izasyon-ları kastetmiş ve oki her televizyon buna vabestedir ve sakınmak çoğu kere müşkildir, haklı bir genelleme yapmıştır.
Mukabil selam ve saygılarımla, Muhammed Hakkani
---------------------
(5)
Karşı itiraz
Şimdi şöyle izah edeyim:
Elmalılı, Yaşar Nuri, FiZilal meal ve tefsirlerini ve fazlasını yanyana koyup karşılaştırmalı okuma yapalı tam 11 sene olmuş...
Yaşar Nuri üstü çizilecek adam değildir.Elmalılı da değildir.Seyyid Kutub da.
Ama ben Yaşar Nuri'yi ve üslubunu ve mantık silsilelerini hiç sevmem mesela.Konuşmalarının içinde çok cesur ve doğru yerler de vardır bazı bazı ama ısınamadım...
Problem şu ki ısınma parametrelerimi oluştururken ne adına "ehli sünnet vel cemaat" denilen akım ne şia denilen kesim ne mutezile denen fırka ne o ne bu ne şu yönlendirici ve belirleyici olmuştur.
Kur'an, Allah'ın Ed Din ve Kur'an'ın bütünüyle maksad ettiği fotoğraf, İslam, bu fotoğrafın en kıymetli ve ideal tatbikatçısı ve öğreticisi olarak gördüğüm Hazreti Muhammed'in tavsiyeleri belirleyici olmuştur.
Buraya kadar yazdıklarımdan maksadım şudur: Sizin satırlarınızda da rastladığım bir şey var:
Değerlendirilebilecek eleştirilerinizi tam da İslam adına yaptığınızı düşünüp hakkınızda hüsn-ü zan edecekken bir bakıyorum ki Ehl-i Sünnet savunmasına geçiliyor. İşte esas mesele bu.
Şahsınızı hedef almıyorum ve almam da. İşimiz fikriyatladır. Ama Osmanlı'dan bu yana gerek sosyal alışkanlıkları gerek kafirlerin engellemeleri neticesinde bu kadar az okuyan çok dinleyen bir profile giren toplumun,
Ehl-i Sünnet sandığı, öyleymiş gibi anlatılarak kandırıldığı akımı Ed Din'in özü ve sözü zannederek Ed Din'i sahiplenir gibi sahiplenmeye çalışmasının doğal ceremelerini çekiyoruz. Böyle değil.
Nasıl Şia dediğiniz kesimin Hazreti Ali'nin dahi tasvib etmeyeceği fikriyatları varsa Ehl-i Sünnet Vel Cemaat dediğiniz kesimin de Hazreti Muhammed'in altına asla imza atmadığı ve atmayacağı fikirleri, beyanları, tutumları mevcud.
İsteyen istediğini Ehl-i Sünnet düşmanlığıyla tanımlasın.İsteyen de istediğini Şii düşmanlığıyla. İşin içeriğini Allah biliyor...
Kimin nerede maddi-manevi ne menfaatleri var kim hangi menfaatleri için Kur'an Esasları'nı az bir bedele değişiyor, çarpıtıyor, gizliyor, ekliyor, Allah bunları hakkıyla biliyor.
Ben Mustafa İslamoğlu'nun avukatı değilim. Ama Yaşar Nuri'yi okudum ve dinledim, dinliyorum da. Cübbeli Ahmet'i okudum ve dinledim, okuyorum ve dinliyorum.
Konu üçü etrafında olduğu için belirtiyorum ki üçünün de tüm titrlerini biliyorum.
Ve açıkça söylemeliyim ki Mustafa İslamoğlu'na yapılan en sinsi saldırı ve emeklerini baltalama girişimi, onu Zekeriya Beyaz ile, Yaşar Nuri ile, Cübbeli Ahmet ile aynı cümlede telaffuz etmekle yapılıyor.
Benim kanaat-i acizanem budur. Kimseyi bağlamaz, kimsenin adına değildir.
"Yok canım Mustafa İslamoğlu da kim ki ne farkı var ne ayrıcalığı var da aynı cümlede bile kullanılmayacakmış" demek de mümkündür.
İşte bu denilemesin diye senelerdir hem Cübbeli'yi hem Yaşar Nuri'yi hem Beyaz'ı hem Sait Kotku'yu hem Esad Çoşan'ı hem Hayrettin Karaman'ı hem Hayri Kırbaşoğlu'nu hem İslamoğlu'nu takib ettiğimi ifade edip özellikle Cüppeli ve Yaşar Nuri ve Beyaz diyorum ya...
İşte bu denilsin diye Cüppeli Ahmet gündem olmak için adını vererek İslamoğlu'nun dinlenilmemesini falan tavsiye ediyor ya.. "Televizyon haramdır" diyen adam internette tv kurup fetva verecek ve insanlar bu tutarsızlığı görmeksizin ve gülmeksizin kaale alacaklar sanan mı var?
Kaale alacak kesim zaten alıyor ve uyguluyordur. Fetva denilen bu yorumun Türkiye'nin en fazla takib edilen İslami haber sitesinde yayımlanmasının arkasındaki istifhamları kim cevaplayacak?
Kaale alınmayacağını kendisi de biliyor ama maksadı tavzih etmeye çabaladım. Bana göree bir yerde Ed Dergah'ını bir yerdeyse Ed Din'ini önemseyen birisi var.. Çok girift ve riskli bir konudur, izahı da haddi aşabilecek mahiyettedir ama karınca kararınca...
Umarım haddini aşmakla itham ettiğimiz kimselerin durumuna düşmemişizdir...
Saygılarımla... fatih tezcan
(4)
Hakkaninin Cevabı:
Üstad konu sadece o kitabı eleştirmek değilki.. İslamoğlunun tarzı bu maalesef. eskilerin üzerine basarak onları ezmeye çalışarak yükselmek.. Bende diyorumki maadem müslümanların birliğinden dirliğinden dem vururyor tevhidi-islam edebiyatı yapıyorsun, bunu genel tavrında bir dustur gibi yansıtmalısınki samimiyetine inanalım..
O alimler musannifler muharrirler ölmüş gitmişler, amlelleriyle başbaşa kalmışlar. bugün yaşayan onların bize bıraktığı ehli sünnet inancıdır ve sağlam fıkıhları, klasik eserleridir. Ama islamoğlu gibi yaşar nuri gibileri ne yapıyor: O selefi salihine itimadı güveni kırıp yerine kendi geçmeye çalışıyor.. ama bilemiyorki sen o ulu kametlere bu kadar kolay atar tutarsan yarında senin takipçin sana misliyle mukabele eder.. sen onu yıktın senide yarın bunlar yıkar, noldu sonuç: sahada ayakta adam kalmadı, halk sefillerin cahillerin eline kaldı..
işte İslamoğlu bundan ötürü bir daha ve bir daha düşünmek ve kitaplarını toplatın bu uslübünü yeniden düzenlemek durumundadır.
_________________________
(3)
Karşı Cevap:
13 Şubat 2009 Cuma 22:53 tarihinde Fatih Tezcan:
Yapınız eleştirilerinizi tamam ama arkadaşım, lütfen bilginizi, vizyonunuzu ve perspektifinizi geniş tutmaksızın "alim eleştirisi" yapmayınız...
Şuraya Buhari'nin İmam-ı Azam Ebu Hanefi için söylediklerini yazarlarsa...Bir de üstüne Hanbeli'nin söylediklerini eklerlerse...Hatta kalkıp bu sefer de Ebu Hanife'nin "hum racul nahnu racul" unu izah ederlerse apışıp kalırsınız...
Alim olmak ve bunun hakkını vermek egemenlerin "burada dur" dediği dergahlardan baba parasıyla üfürmeye benzemez...Rica ediyoruz...
İnsanları -kasıtlı veya kasıtsız- yanlışlarla yönlendirmeyiniz...Alsınlar, okusunlar ve kitabın kapağını kapatırken kendilerine sorsunlar: Bu kitab bana ne verdi ve benden ne götürdü diye...
Eksisi artısından fazlaysa zaten o kitap bu kadar sevilmez...
Saygılarımla...Fatih Tezcan.
(2)
Muhammed Hakkaninin aşağıdaki habere yorumu:
İslamoğlu müslümanların birliğinden söz eder.. işin edebiyat tarafı mükemmel. ancak İman kitabını okuyun göreceksiniz eski alimlere veryansın etmiş, zannedersiniz o kelam alimleri islama en büyük ihaneti yapmışlar.. işte bu tür karalayıcı tahkir edici tezyif edici sinsi tavrı bence de nefret edilmeye sebep oldu ve artık bu tür birleştirici edebiyatları bana samimiyet hissettirmiyor
___________________________________-
(1)
İslamoğlu'ndan Cübbeli Hoca'ya cevapMustafa İslamoğlu kendisi için "sohbetlerinde bulunmayın sakıncalı" fetvasını veren Cübbeli Ahmet Hoca'ya verdiği cevapları Haber7'ye yolladı...
Ersin Çelik'in haberi
Cübbeli Ahmet Hoca'nın kendi cemaatine "kesinlikle dinlemeyin, kitaplarını okumayın" fetvasını verdiği Mustafa İslamoğlu, hakkındaki iddialara kendi internet üzerinden verdiği cevapları Haber7.com'a gönderdi. Tarafsız habercilik adına Mustafa İslamoğlu'nun cevabını yayınlıyoruz... İslamoğlu, Cübbeli Ahmet Hoca için, "İyi insanların bazen dilleri kendilerine ihanet ederler." diyor.
Kurduğu internet televizyonunda Mustafa İslamoğlu için "dinlenemez" Nihat Hatipoğlu ve Ömer Döngeloğlu içinse "dinlenebilir" yorumunu yapan Cübbeli Ahmet Hoca'ya, "Ehlisünnet ve cemaatin dışında görüşler serdetmektedir. Kesinlikle dinlemeyin" dediği Mustafa İslamoğlu'ndan cevap geldi. Haber7.com'da dün yayınlanan, "Cübbeli Hoca'dan akredite hoca listesi" (http://www.haber7.com/haber/20090210/Cubbeli-Hocadan-akredite-hoca-listesi.php) başlıklı haberimizden sonra Mustafa İslamoğlu, Cübbeli Ahmet Hoca'nın iddialarına internet üzerinden verdiği cevapları gönderdi.
Mezhepçiliğe, hizipçiliğe karşı olduğu için yıllardan beri hakkında kampanyalara düzenlendiğini, iftiralar atıldığını söyleyen İslamoğlu'nun sözleri şöyle: "Benden Müslümanların birliğini bölen, parçalayan, ayrıcı bir tavır ve saldırı görmeyeceksiniz. Karnımdaki bıçağın sapında kardeşimin elini görsem yine de dönüp, ona onun imanına laf etmeyeceğim. Biz bu yakışır. Biz bize yakışını yapalım. Herkes de kendine yakışanı yapsın. Unutmayalım ki dostu sevindirenler Allah'ı da sevindirirler. Düşmanı sevindirenlerse Allah'ı üzerler. Rabbimiz üzenlerin başına geçmişte ne geldiyse gelecekte de o gelir. Allah'ın hakkını nasıl öderiz."
Kendisi için "dinlenemez" fetvasını veren Cübbeli Ahmet Hoca ile bir tanışıklığı olmadığını fakat aldığı din eğitimini çok iyi bildiğini belirten İslamoğlu, Cübbeli Ahmet'in iftiralarla kendi geçmişine ihanet ettiğini söyledi. İslamoğlu Cübbeli Ahmet için şunları söyledi: "Cübbeli Ahmet Hoca ile hiçbir tanışmışlığımız olmadı. Nasip değilmiş. Kendilerini tanımam. Fakat geriden iyi bilirim. Zira o bir Müslüman ve tasavvuf terbiyesi almış bir insan. Nefis tezkiyesi ve ruh tasfiyesinden geçmiş olması lazım. İyi insanların bazen dilleri kendilerine ihanet ederler. Ahmet Hoca'nın dili bize karşı kampanya düzenlerken, tadlil ve tekfir ederken, iftira ve bühtan atarken, Allahu a'lem kendisine ihanet ediyor. Dediğim gibi, yoksa kendisi iyi bir insan olsa gerektir."
Mustafa İslamoğlu, mezhepleri yok sayarak imamları küçümsediği ve Şia'nın görüşlerini ehlibeyt'e mal ettiği, kadınlarla tersten ilişkiye girilmesine cevaz verdiği, Sahabeye yakışmayacak ifadeler çirkin açıklamalarda bulunduğu, adetli kadının oruç tutup namaz kılabileceğini söylediği ve Ehlisünnet dışı fetvalar verdiği iddialarına da cevap veriyor.
İslamoğlu'nun hakkındaki iddialar üzerine verdiği cevaplar şöyle:
Geçtiğimiz aylarda sohbetlerini internet ortamında "www.cubbeliahmethoca.tv (http://www.cubbeliahmethoca.tv)" adresinden videolu olarak yayınlamaya başlayan Ahmet Mahmut Ünlü, kendisine gelen soruları da kamera önünde cevaplıyor. Yeşil duvarlı ve Türk bayrağı bulunan bir odada düşüncelerini açıklayan Cübbeli Ahmet Hoca, Mustafa İslamoğlu için "Bilinçli olarak Ehlibeyt'e iftira atıyor" yorumunu yaptı. "Zekeriya Beyaz, dinlenilmez güvenilmez sohbetlerinde bulunmayın" diyen Cübbeli Ahmet Hoca, ilahiyat profesörü Nihat Hatipoğlu ve Kanal 7 ekranlarından tanınan Ömer Döngeloğlu için ise "dinlenmelerinde sakınca yoktur" fetvasını verdi.
"İSLAMOĞLU, ÇOK ZARARLI TEHLİKELİ"
Mustafa İslamoğlu için, "Bu şahıs ehlisünnet ve cemaatin dışında görüşler serdetmektedir." şeklinde görüş bildiren Cübbeli Ahmet Hoca, İsmailağa Cemaati'nin yayın organı olan Arifan Dergisi'nde de İslamoğlu için reddiyeler yayınlayacağını da söyledi. Ahmet Mahmut Ünlü, Mustafa İslamoğlu hakkındaki görüşünü şu cümlelerle dile getirdi; "Bu şahıs ehlisünnet ve cemaatin dışında görüşler serdetmektedir. Bu hususta Arifan dergisinde önümüzdeki aydan itibaren reddiyeler yapacağım. Hangi kitabından ne demiş, ne yapmış ehlisünnete muhalif… Bunları tek tek reddedeceğiz. (…) Dolayısıyla bu kişinin sohbetleri dinlenilemez bize soruyorsanız kitapları da okunmaz. Çok zararlı, tehlikeli, yanlış bilgiler karmaşa açıklamaktadır. Yani 'Şia'ınn görüşü budur' dese anlayacağın. 'Ehlibeytin görüşü budur' diyerek Şia'nın pis bir görüşünü ehlibeyte mal ederek büyük iftiralara mal edecek şekilde, görüşler vermektedir. Sohbetleri dinlenemez."
Haberin devamı için tıklayınız... (http://www.haber7.com/haber/20090210/Cubbeli-Hocadan-akredite-hoca-listesi.php)
MEZHEPLERİ YOK SAYIP İMAMLARINI KÜÇÜMSEDİ Mİ?
Mezhepleri tahfif, tahkir ve tezyif etmem. Etmeyi de uygun bulmam. Çünkü mezhepler ve onların imamları bu ümmetin yıldızlarıdır. O mezhepler o mektepler olmasaydı milyonlarca Mü'min nasıl ibadet edeceğini bilmez nasıl davranacağını bilmezdi. Fıkıh hukuktur. Fıkıhsızlık hukuksuzluktur. İmam Şafi'ye, İmam Ahmet Bin Hambel'e, İmam-ı Azam Ebu Hanefi'ye, İmam Malik'e, İmam Cafer'e, İmam Zeyd'e, İmam İbni Hazm'a ve daha burada isimlerini sayamadığım imamlar haklarını helal etsinler. Diğer imamlara nasıl küçümseyici bakarım? Ben bu kadar edepsiz miyim? Hiç benim ağzımdan bunlar için tahkir cümlesi duyduğunuz oldu mu? Aranızda 10 senedir 15 senedir derslerimi devam eden onlarca kardeşimi görüyorum. Bir tek kelime sarf ettim mi? Böyle bir edepsizlik caiz midir? Doğru olur mu? Biz kıymet bilmezsek bizimde kıymetimizi bilmezler. Kaldı ki bu imamlar bizim semasızın yıldızlarıdır ve bu imamların mektepleri yani mezhepler bu ümmetin gerçekten yollarıdır.
Mezhepler bu ümmetin yollarıdır Ana cadde üzerindeki şeritlerdir. Kimisi o şeritten gider kimi bu şeritten… Fakat benim yaptığım bir tek şey oldu o da kendimi bir mezheple tanımlamadım. Kendimi Müslüman olarak tanımlamakla iktifa ettim. Niye çünkü, Rabbim bizi Müslümanlar olarak tanımladı. Ben Müslümanların kendilerini mezhepleriyle tanımlamak yerine Müslüman olarak tanımlamalarını Rabbimizin bir arzusu olduğunu Kuran'dan yola çıkarak bildim ve inandım. Onun için de kendimi mezhebimle tanımlamadım yoksa bende Hanefi mezhebindenim. Ama taklit etmem tahdit ederim, delillere uyarım. Çünkü bana böyle emrediliyor. Mezhebi imamı da emrediyor işin galibi. Ve dahası İmamı Azam Ebu Hanefi hakkında ilk yazdığım eserlerden biri "İmamlar ve sultanlar" isimli İmamı Azam'ın hayatını ele alan bir eserdir. Dolayısıyla mezhepleri ve onların mübarek imamlarını, tahfif, tahkir ve tezyif etmek hiç birimize yakışmaz. Yakışık kalmaz bizlere böyle düşüklük yakışmaz.
Buna rağmen bunları söylediğimi iddia eden iftira etmiş olur. Ben sadece "Allah'tan korkmasını" söylerim. "Ahiret var" derim. Ne kadar cesur olduğunu söylerim. Ne kadar cesursun derim böyle söyleyene. "Sizinle huzuru ilahiye çıkmayacak mıyız?"derim. Çıkarsak ne olacak orada dolayısıyla ölüm zor hesap zor. Hesabını veremeyeceğimiz şeyleri söylemeyelim
"SAHABAYE KARŞI ÇİRKİN İFADELER KULLANMADIM"
Yazmayan, söylemeyen, gizli kapaklı hiç kimsenin önüne çıkmayan biri değilim. Aksine kırkı aşkın eseri olan, binlerce makale veren, onlarca yıldır gazetelerde köşe yazmış, bugün yüz binlere televizyondan uzanan, 15 yıldır da derslerle herkesin huzurunda olan bir kişiyim. Allah'ın bir kulu, Kuran'ın bir talebesiyim. Dolayısıyla benim ağzımdan sahabeye dahil yakışmayacak ifadeler söylediğimi duyan bu ifadelerimi getirirse huzurlarında yakışmayan ifadeden dolayı sahabenin ruhundan özür dileyeceğim huzurunuzda da tövbe istiğfar edeceğim. Bir daha öyle bir hata işlemeyeceğim. Eğer sahabeye hakaret ettiysem kötü söylemişsem. Ama yapmamışsam bunu söyleyenlerin yakasına yapışacağım. Ne kadar cesaretliler. Hak ve hukuk bu kadar mı kayboldu?
KADINLARLA TERSTEN İLİŞKİYİ ONAYLIYOR MU?
Bu meselede bana sorulan soru aynen sitemde de var. Verdiğim cevap da aynen site de var. Oradan nasıl bu çıkıyor Allah aşkına insafa çağırıyorum. Vicdana davet ediyorum. Ben orada bu konuda İslam tarihinde iki ayrı görüş olduğunu fakat ehlisünnetin bu konuda ki fetvası ayeti kerim ye uygun olan fetvasıdır. "Kadınlarınız tarlanızdır. Ona nasıl yaklaşırsınız."ayeti kerimesinde ehlisünnetin görüşünün ehli beytin görüşüne göre dosdoğru görüş olduğunu çünkü harfin tarla olduğunu tarlanın da çocuk elde edilen yani ürün elde edilen yer olduğunu diğer görüşün doğru olmadığını orada izah ettim. Kaldı ki burada soru sahibi bu ihtilaftan dolayı karşı tarafta olanları tahkir etmiş, küfretmiş, tahfif etmiş hatta tekfir etmiş. Ben orada tahkir, tahfif, tezyif edilmesinin yanlış olduğunu söyledim. Bu meselede gelen soruyu da verdiğim cevabı da orada tuttum. Fakat bu mesele de bu fakire yapılan iftiradır. Allah'ta görüyor, ümmet de görüyor insanlar da görüyor. Bunu yapanlara nasıl yaptıklarını içlerine nasıl sindiğini sormak istiyorum. Hakikaten kardeşinize bunu nasıl reva görüyorsunuz. Nasıl bu kadar yapıyorsunuz. Ölmeyecek misiniz? Allah'ın huzuruna çıkmayacak mısınız? Hesap sorulmayacak mı? Birbirimizden hakkımızı almayacak mıyız?
"ORUÇ TUTABİLİR, NAMAZ KILAMAZ" DEDİM
Namaz kılacağına dahil hiçbir fetva vermediğim gibi aksine namaz kılamaz diye kaç kere söyledim. Bu konuda dalga dalga iftira yayanları bir kez daha uyarıyorum. Allah'tan korkun. İnsan eti zehirlidir yemeyin. Oruç tutacağını da açıklıkla söyledim. Daha doğrusu oruç tutabileceğini ve bu konuda delil olarak Kur'an yeterlidir. Çünkü namaz için abdest gerekli oruç için abdest şart değil. Zaten hadiste de namaz kılmayana kaza gerekmez özel halde oruç tutmayana ise kaza gerekir. Dolayısıyla namaz ile orucun arasını ayırmak lazım. Ama kendini iyi hissediyorsa tutabilir, iyi hissetmiyorsa tutamaz. Onun için oruç meselesini namaz meselesinden ayırmışımdır. Oruç tutabilir istiyorsa. Bunu da Bakara Süresinin 175.ayetini delil göstererek hayızlının durumunu Kuran eza olarak almıştır."Sana hayızdan soruyorlar de ki o bir ezadır." 'Eza' kelimesi hastalığın bir küçüğü olarak geçiyor lügatlerde. Dolayısıyla hastanın oruca bahsine dâhil Kuran'da ayet var mı? Var. 185. ayetinde "Eğer ramazan da hasta iseniz ya da yolcu iseniz diğer günlerde gününe gün tutarsın. Dolayısıyla hastanın hükmüdür" dedim oruçta. "Ama namazdan muaf kılınmıştır" dedim. "Erkekler bir kere şehit olur kadınlar her ay şehit olur. Onları o hallerinde namazdaymış gibi görüyor" dedim. Bunu söyledim. Ne olur bana söylediğimi yakıştırın. Deyin ki "oruç istiyorsa tutabilir dedi" diyin. Bu iftira olmaz bu hakikattir. Ama namaz da kılar derseniz iftira olur. Ben böyle bir şey söylemedim.
ŞİA'YI ŞİRİN GÖSTERMEK Mİ İSTİYOR?
Ehli Beyt veya Şia ya sevimli göstermekte ne demek. Nefret ettirmekle ben çok mu sevinecek birileri? Yani Şia'dan ne kadar nefret ederseniz takvanız o kadar artar diye bir şey var mı? Ben böyle bir şeye inanmıyorum. Ehl-i Beyt mektebin inde bu ümmetin bir parçası olduğuna inanıyorum. Bu ümmetin vahdetine inanıyorum. Ümmetimizin bir tek ümmet olduğuna inanıyorum. Bu vahdeti sağlayamadan bizim başarının rüyasını göremeyeceğimize inanıyorum. Mezhep savaşlarıyla bu ümmetin harcadığı değerlerin tarih boyunca başımıza bela olduğuna inanıyorum. Onun için mezhep ihtilafına mezhep holiganlığına mezhep savaşına hayır diyorum. Dolayısıyla Ehlisünnetiyle Şia'sıyla bu ümmetin İslam ümmeti olduğunu kıblesinin Rabbi'nin Peygamberinin ve Kitabının bir olduğunu ihtilafınsa teferruatında olduğunu düşünüyorum bende böyle düşünüyorum. Bunu böyle bilirsiniz. Bunu böyle söyleseniz iftira olmaz. Ama bundan öte bir şey iftira olur.
EHLÜSÜNNET DIŞI FETVALAR MI VERİYOR?
Ehlisünnet dışı fetva ifadesini ben anlayamadım. Ehlisünnet içi fetva ehlisünnet dışı fetva nasıl oluyor. Mesela İmam Taberi ehlisünnet midir? Ehli biat midir? Ehli Şia mıdır? Nedir? Ehlisünnetin büyük imamlarından biridir. Fakat "ayak yıkamayı sünnet ayağı mesh etmeyi farz" olarak yazmış tefsirinde. Şimdi ne diyeceğiz, İmam Taberi'ye? Kısaca böyle.
HABER 7