PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : EHL-İ SÜNNET VEL CEMÂ'AT



ARAL
14.04.2009, 20:24
Soru: Ehl-i sünnet vel cemâ'at ne demektir?
Cevâb: Hadîs-i Şerîfte, (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72'si Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshâbımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu. Bu fırkaya, Ehl-i sünnet vel cemâ'at, kısaca (Ehl-i sünnet) denir. Ben ehl-i sünnet i'tikâdındayım demek, Peygamber efendimiz ve Eshâbı nasıl îmân etmiş ise, nasıl inanmış ise ben de öyle inandım demektir.
O hâlde, Cehennemden kurtulmak için her müslümanın ilk önce Ehl-i sünnet i'tikâdını öğrenmesi, daha sonra da dînimizin emir ve yasaklarına riâyet etmesi lâzımdır.
Soru: Ehl-i sünnet olmak için lâzım olan i'tikâd bilgileri nelerdir?
Cevap: Ehl-i sünnet olmak için lâzım olan i'tikâdlardan ba'zıları şunlardır:
Kur'ân-ı kerîmin Allahü teâlânın kelâmı olup, mahlûk [yaratık] olmadığına inanmak. Eshâb-ı kirâmın tamamını sevmek, hiçbirini kötülememek.
Cennetten Allahü teâlânın görüleceğine inanmak. Ehl-i kıble'yi tekfîr etmemek, ya'nî namaz kılan müslümana işlediği günâhlardan dolayı kâfir dememek. İbâdet îmândan parça değildir. Günâh işliyen mü'mine kâfir denmez. Îmân artıp eksilmez.
Mi'râc rûh ve bedenle birlikte olmuştur. Tasavvufu inkâr etmemek.
Peygamberlerin mu'cîze ve evliyânın kerâmet göstermeleri haktır. Bugün için dört hak mezhebden birine uymak, mezhepsiz olmamak.
Dört büyük halifenin, halîfe olduğuna ve üstünlüklerinin halîfelik sırasına göre olduğuna inanmak. Kabir ziyâreti, peygamber ve evliyâdan yardım istemek câizdir.
Okunan Kur'ân-ı kerîmin ve verilen sadakanın sevâbını ölülere göndermenin câiz olduğuna, bu sevâbların ve duâların ölülere ulaştığına, azâblarının azalmasına sebep olacağına inanmak.
Kabir suâli haktır. Kabir azâbı rûh ve bedene olacaktır. Sırât köprüsü vardır. Şefâ'ate, hesâba ve mîzâna inanmak.
Ba'zı bid'atler
Soru: Bid'at ne demektir?
Cevap: Dinde yapılan her değişiklik ve reform bid'attır. Bid'at, sonradan yapılan şey demektir. Peygamber efendimizin ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, onlardan sonra, dinde meydana çıkarılan, ibâdet olarak yapılmağa başlanan şeylerdir. Meselâ müezzinin sadece kâmet getirmesi gerekirken bunun dışında üç ihlâs okuması, tesbih çektirmesi bid'attir.
Peygamberimiz buyurdu ki: (Bid'at sâhibi olanlara, hurmet eden, dirilerini ve ölülerini öven, bunları büyük bilen, islâmı yıkmaya, dünyadan kaldırmaya yardım etmiş olur.)
Soru: Günümüzde yaygın olarak yapılan bid'atler nelerdir?
Cevap: Günümüzdeki bid'atlerden ba'zıları şunlardır:
1. Namazlardan sonra hemen âyet-el-kürsî okumak lâzım iken, önce Salâten tüncinâ ve başka duâ okumak bid'attır.
2. Cenâze olduğunu bildirmek için, minârelerde salât okunması bid'attır.
3. Eli göğse koyarak, selâmlaşmak bid'attir.
4. (Zekeriyyâ sofrası) denilen adak bid'attır.
5. Câmide her namazdan sonra müsâfeha etmek bid'attır. Bayramlarda, câmilerde müsâfeha ederek bayramlaşmak ve namazlardan sonra, âdet etmeden, ara sıra müsâfeha câizdir.
6. İbâdetleri teyp, radyo ve hoparlörle yapmak bid'attır. Televizyondaki imâma uymak câiz olmadığı gibi, bu seslerle ibâdet yapmak da sahîh, geçerli olmaz.
7. Kur'ân-ı kerîmi şarkı söyler gibi okumak bid'attır. Mûsikîye uyarak tecvîdi bozmak bid'at ve dinlemesi de büyük günâhtır. Kur'ân-ı kerîmi, tekbîrleri ve ilâhîleri çalgı ile, ney çalarak okumak, bunun için tehlikeli bid'attır. Kur'ân-ı kerîmi güzel ses ile, tecvîd ile okumalıdır. Tegannî ile, kelimeleri değiştirip nağmeye, mûsikîye uydurarak okumak harâmdır.
8. Dînî türk mûsikîsi veya tasavvuf müziği bid'attir.
9. Kur'ân-ı kerîmi ücret ile, para ile okumak, bâtıl ve bid'attır.
10. Cenâzede yüksek sesle tekbîr, tehlîl, ilâhîler okumak bid'attır.
11. Mezâr taşına âyet-i kerîme, mubârek isimler, şiir, Fâtiha kelimesini yazmak bid'attır.
12. Ölü evinden yemek, helva dağıtılması bid'attır. Birinci, üçüncü, yedinci, kırkıncı, elliikinci ve elliüçüncü gibi günlerde helva, çörek gibi şeyler yapmak ve kabir başında yemek dağıtmak bid'attır.
13. Evliyâ kabirlerinde mum yakmak, çabut başlamak bid'attır.

Küfür nedir?
Soru: Küfür nedir?
Cevap: Dinde bilinmesi ve inanılması zarûrî olan şeyleri ve dînin kesin hükümlerinden birini inkâr etmek, kabûl etmemektir.
Soru: İnsanı küfre, îmânsızlığa düşüren şeyler nelerdir?
Cevap: Dînimizde hürmet edilmesi, saygı gösterilmesi gereken şeylere hürmetsizlik eden, saygısızlık yapan; kötülenmesi, beğenilmemesi gereken şeylere hürmet eden, beğenen dinden çıkar. İnsan bir sözle [kelime-i şehâdet ile] müslüman olur. Bir müslüman da, küfre düşüren bir söz söyleyince kâfir olur.
Her müslümanın dinde bilinmesi zarûrî olan şeyleri bilmesi lâzımdır. Küfür olan şeyin çok kimse tarafından kullanılması bunu küfür alâmeti olmaktan çıkarmaz. Çünkü bu bilinmesi zarûrî olan bilgilerden olduğu için bilmemek özür değildir. Bu sebeple her müslümanın küfre düşürücü söz ve hareketleri çok iyi bilmesi gerekir. İnanmamayı gösteren her söz ve her iş, şaka olarak da söylense küfür olur. Birkaç misâl:
İnsanlara mahsûs sıfatları Allah için kullanmak küfür olur. Allahü teâlâya, san'atçı demek; Allah unuttu; kaderime küstüm; Allah bizi düğündüğü için göz, kulak vermiş; Allah kuşlara kanat vermeyi ihmâl etmemiş; İlâhi şuur, ilâhî düşünce demek; Allah bana kulum demesin; anladıysam arab olayım; bugünkü Kur'ân noksan demek. Bu işte ilâhi şuuru görüyoruz demek küfürdür. Bunun gibi, Allahü teâlâ için, düşünerek yarattı demek küfürdür. İslâm düşüncesi demek de böyledir. Çünkü, düşünmek insanlara mahsûs şeydir. Dinsizlere şerefli kâfir demek; çalgı âleti ile ibâdet etmek veya ilâhi söylemek; O, cimrilerin Allahı demek. Ağza def-i hâcet lafzı ile sövmek...
Peygamberleri küçültücü şey söylemek, meselâ ilk insan vahşî idi demek. Çünkü ilk insan Hz. Âdem peygamberdi.
Melekleri küçültücü şey söylemek. Meselâ, senin bakışın bana Azrâil gibi geliyor veya çocuk iyi yetişmezse zebâni olur yâhut bu ibâdetin sevâbını melek yazamaz demek.
Âhırette olacak şeylerle alay etmek. Meselâ ben Cenneti istemem, Cehenneme gitmek isterim demek. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına ya'nî Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açık bildirilmiş ve islâm âlimlerinin kitapları ile her tarafa yayılmış, inanılması zarûrî olan din bilgilerinden birine inanmamak veya önem vermemek. Meselâ ben cinleri göremediğim için inanmam demek veya kesin harâm olduğu bilinen birşeyi yiyip içerken besmele çekmek.
Küfür sözler
Özürlü kimseler için, îmâlât hatâsı demek; birisini kötülemek gâyesiyle Allahlık Ali Bey demek; namaz kılmam ama, kalbim temiz demek; kendisine Hans, Corc gibi gayrı müslim ismi ile çağırılmasını istemek; mümin için Nuh der, peygamber demez demek; harâm kazanç ile sevâb için kurban kesmek; ecelin hoyrat eli demek.
Harâm iş yapana, ne güzel yaptın demek. Şarap içene, ne güzel içiyor demek.
Bir kimse falcıya gitse, falcı; senin başına şu işler gelecek dese, o da buna inansa, kâfir olur. Çünkü gaybı, ileride olacak şeyleri ancak ve ancak, Cenâb-ı Hak bilir. Bir de sevgili kulları kendilerine bildirildiği kadar bilir.
Müslümana kâfir demek, kâfirlerin âyinlerini beğenmek, Allah baba demek, Allah gökte demek hep küfürdür.
Hocayı kötülemek için hocayla etme pazar, sonunda fetvâya bozar gibi sözlerin çoğu küfürdür, îmânının gitmesine, dinden çıkmasına sebep olur. Bunun için ağzımızdan çıkan söze dikkat etmemiz lâzımdır. Rastgele söz söylememelidir.
Yaratmak kelimesi
Soru: Allahtan başkası için yarattı denir mi?
Cevap: Günümüzde oldukça yaygın bir şekilde kullanılan bir kelime var. Yaratmak.
Bu kelimeyi Allahü teâlâdan başkası için kullanmak da küfürdür. Çünkü yaratmak, yoktan var etmek demektir. Bu da sâdece Cenâb-ı Hakka mahsûstur. Bu kelimeyi mecâzî anlamda kullanmak da câiz değildir.
Gayrı müslime benzemek
Soru: Gayrı müslimlerin yaptıklarını beğenmek küfür müdür?
Cevap: Gayrı müslimlerin ibâdet olarak yaptıklarını, beğenmek, değer vermek de insanı dinden çıkartır.
Gayrı müslimlerin yaptıkları şeyler iki çeşittir:
Birincisi dinleri ile ilgisi olmayıp âdet olarak yaptıkları şeyler. Meselâ, ceket, pantalon giymeleri gibi âdet olarak yaptıkları şeylerdir.
İkincisi, dinlerinin gereği olarak yaptıkları şeyler. Meselâ boyunlarına haç takmaları, bellerine zünnar başlamaları, bu kısma girer.
Küfür olan, dinden çıkmaya sebep olan şeyler zamanla âdet haline gelse, bir kimse, bunun küfür olduğunu bilmeden kullansa yine dinden çıkar.

SiNa
24.04.2009, 23:56
:-046

ottomankids
04.05.2009, 10:56
Pratik Akâid Dersleri” adlı kitapta geçen Kur’ân’a, Sünnet’e ve İcma’a aykırı sözler:





بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله


Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:


﴾وَتَعَاوَنوُا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلا تَعَاوَنوُا عَلَى الإثْم ِ وَالْعُدْوَانْ﴿
“Hayırlı amellerde birbirlerinize yardım ediniz, kötülük ve haramlarda birbirlerinize yardım etmeyiniz.”(El-Mâideh/2)

Bu ayetten yola çıkarak sizlere bu yazıyı göndermeyi uygun gördük. Ehl-i Sünnet vel Cemaat’ı savunuyorum diye iddia edip de Ehl-i Sünnet vel Cemaat’e aykırı görüşler ileri sürüp, hükümler veren kimseye karşı susmak kesinlikle caiz değildir. İmam Ebu Ali Ed-Dakkak’in dediği gibi “haksızlık karşısında susan dilsiz bir şeytan olur.” Siz, bu gazetenin yetkilileri olarak dilsiz bir şeytan olmak istemeziniz. Bu büyük vebal altında da kalmak istemezsiniz. Bu büyük vebal ile ahirete gitmek kolay mıdır? Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Din nasihattir.” Bu hadis-i şerife dayanarak bu yazıyı iyice ve anlayarak okumanızı ve Müslümanların bilinçlenmesi için gazetenizde yayımlamanızı tavsiye ediyorum.

Bu kitabın yazarlarının kullanmış oldukları metotları şöyle sıralayabiliriz:
1-Ayetlerden kendilerine göre yorum çıkarmaktadırlar. Onların görüşlerine uymayan yorumları da reddediyorlar.
2-Kendilerinin görüşlerine uymayan hadisleri sahih değil, zayıf veya uydurmadır diyerek reddederler.
3-Yine, kendi görüşlerini çürüten bir âlim varsa, bu kişi için de hemen Ehl-i Sünnet’ten değildir diyerek o alime iftira atarlar.

İlk önce kitabın 24/25 sayfasında İbni Teymiyye için “Şeyh’ul İslam” ve öğrencisi İbnu’l Kayyim ile birlikte yine ikisi için “Yol gösterici âlimler” diye geçmektedir.

Cevap: İbni Teymiyye hakkında konuşmaya kalkarsak onlarca belki de yüzlerce sayfalık koca bir dosya yazı hazırlamamız gerekir. Çünkü onun hakkında bilinen o kadar çok sapıklıklar vardır ki, Hafız Muhaddis İmam Iraki şöyle dedi: “İbni Teymiyye, İcma’a 63 meselede muhalif olmuştur. Bazıları akâidlerde bazıları da füru’lardadır.”

Sapmış olduğu meselelerden bazıları şöyledir:
1- Allâh ile beraber ezeli (başlangıçsız) olan bazı yaratıkların olduğunu iddia etmesi. ( El-Feteva ve Mihacu-s Sünne en-Nebeviyye)
2- Allâh’ın zatına bağlı yaratılmış sıfatların var olduğunu iddia etmesi. (Muvafaka Sarih el-Makul ve Mihacu-s Sünne en-Nebeviyye)
3- Allâh’ın cismaniyete sahip olduğunu, cisim olduğunu iddia etmesi.
(Şerh Hadisi-n Nuzul ve Muvafaka Sarih el-Makul)
4- Allâh’ın, bir yerden bir yere göç ve hareket ettiğini iddia etmesi. ( Muvafaka Sarih el-Makul ve Mihacu-s Sünne en-Nebeviyye)
5- Allâh’a mekân ve yön nispet etmesi. (Er-Risale et-Tedmuriyye ve Beyan Telbis el-Cehmiyye)
6- Allâh’ın oturduğunu iddia etmesi. ( El-Fetval Hamidiyye ve Mecmu’ Feteva İbni Teymiyye)
7- Peygamber efendimizin kabrini ziyaret etmek için yolculuğa çıkmanın haram olduğunu iddia etmesi. ( Mecmu’ Feteva İbni Teymiyye ve er-Red alal Ehna’i)
Parantez içinde yazılı olan isimler İbni Teymiyye’nin ortaya attığı görüşlerin yazılı olduğu kitaplarıdır.

İbnul Kayyim’in yazmış olduğu “El-Kaside En-nuniyye” adlı kitabı kendisinin sapık olduğuna yeterli bir delildir. İbnul Kayyim, yazmış olduğu bu risalesinde Ehli Sünnet’i çok açık bir şekilde eleştiriyor, kınıyor ve kötülüyor. Bu kitapta ve “Bedâ’iu'l Fevâid” adlı kitabında İbni Teymiyye’nin bütün görüşlerini savunmaktadır. İbnul Kayyim’in aleyhine büyük zatlardan olan hadis Hafızı Muhaddis İmam Takiyuddin Es-Subki “Es-Seyfus Sakil” adlı bir kitap yazmıştır.



Sayfa 35: Allâh hakkında “Kâinatın dışında bulunan” ifadesi geçmektedir.
Cevap: Bu konuda bilinmesi gereken ilk şey “Allâh-u Teâlâ’nın hiçbir şeye benzemediğidir.” Allâh-uTeâlâ şöyle buyuruyor:
لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَْئٌ

(Eş-Şurâ / 11)
Manası: “Allâh, hiçbir şeye benzemez.”
“Allâh-u Teâlâ bütün yön ve mekânlardan münezzehtir” diyen âlimler bu ayeti delil almışlardır. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifte mealen şöyle buyurmaktadır: “Allâh (ezelde) vardı O'ndan başka hiçbir şey yoktu.” Bu hadisten de anlaşılıyor ki, hiçbir şey yokken; ne Arş ne sema ne yer ne mekân ne de başka bir şey yok iken Allâh vardı. Başka bir ifadeyle ”Allâh, kendisinden başka hiç bir şey yok iken vardı.” Bu demektir ki; ezelde (başlangıçsızlıkta) Allâh’tan başka hiç bir şey yoktu. Ne zaman, ne de mekân, ne insan ne de melek, ne hayvan ne de cin, ne gök ne de yeryüzü, ne kâinatın dışı ne de içi var idi.

-Üçüncü Halife Ali radiyallâh-u anhu şöyle diyor: “Mekân yok iken Allâh vardı, şimdi de ezelde olduğu gibi mekânsız olarak vardır.”

-İmam Müfessir Er-Razi, Tefsirinde şöyle diyor: “Allâh-u Teâlâ’nın mekân, yön ve barınmaktan münezzeh olduğuna icmâ edilmiştir.”

-Büyük İmâm Âbdul-Kâhir b. Tahir et-Temîmî el-Bağdâdî “El-Farku Beynel-Firak“ (Fırkalar Arasındaki Farklar) adlı kitabında şöyle demiştir: “Onlar (âlimler), O’nu (Allâh’ı) mekânın kuşatmadığına ve O’na zamanın cereyân etmediğine dâir icmâ etmişlerdir.“


-Büyük Hanefi âlimlerden İmam Murteza ez-Zebidi “İthaf es-Sâdeti'l Muttekîn” adlı kitabında diyor ki: “Allâh-u Teâlâ, bir halden bir hale değişmekten veyahut bir yerden bir yere geçmekten münezzehtir. Bu âlemin içinde veya dışında bulunmaktan da münezzehtir. Bir şeyle yapışık veya bir şeyden ayrık olmaktan da münezzehtir.”

-Yine büyük Hanefi âlimlerden İmam Allame Muhaddis Ebul Mehâsin el-Kavukci “El-İtimad Fi'l İtikad” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh, yönlerden ve cisim olmaktan münezzehtir. O’nun hakkında; sağı, solu, arkası, önü vardır, Arş’ın üstünde, altında, sağında, solunda bulunmaktadır, Âlemin içinde veya dışındadır demek caiz değildir. O’nun yerini O’ndan başka kimse bilemez de denmez. Ve her kim “Bilmiyorum Allâh gökte midir, yerde midir? der ise küfre düşer. Çünkü bu iki yerden birini Allâh’a mekân olarak nispet etmiş olur.”

Sayfa 41’de diyorlar ki; “Le ilâhe illallâh deyip bununla Allâh’ın vechini (yüzünü) arzulayan kimseye, Allâh cehennemi haram kılmıştır.”

Cevap: Burada “vecih” kelimesinin anlaşılması noktasında, parantez() içerisinde “yüz” kelimesi ile izah etmek Allâh’ı insanların, cinlerin, meleklerin ve hayvanların organlarından olan “yüz”e benzetmek olur ki, bu inanç da Allâh’ı cisimleştirmek demektir. Bu söz Kur’an’ı yalanlamaktadır.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:



لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَْيئٌ

(Eş-Şurâ/11)
Manası: “Allâh hiçbir şeye benzemez.”


-İmam Ebu Cafer Et-Tahavi, “El-Akide et-Tahaviyye” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh-u Teâlâ, sınırlardan (ölçülü olmaktan), kenarlardan, büyük ve küçük organlardan münezzehtir.”

Ve diyor ki: “Her kim Allâh’ı, insanların sıfatlarından her hangi bir sıfatıyla vasferderse küfre düşer.”

Kur’ân’da ve hadislerde Allâh hakkında, “Allâh’ın vechi” kelimesinin manası “Allâh’ın rızası”, bazı yerlerde de “Allâh’ın kıblesi” şeklinde açıklanılır. “Organ” manasıyla kesinlikle hiçbir âlim açıklamamıştır.
-İmam Buhari, Sahih’inde bir ayette geçen “Vech” kelimesini “Hükümranlık” diye açıklamıştır. Bahiskonusu olan ayette geçen “Vech” kelimesinin “Allâh için yapılan amel” anlamına geldiği de denilmiştir.

-İmam Beyhaki’nin rivayet ettiğine göre Mücahit, “Vechullâh” diye geçen ayet hakkında “Allâh’ın kıblesi demektir” demiştir.


Sayfa 44’de diyorlar ki; Ancak Allâh’ın sıfatlarının keyfiyetlerine ve hakikatlerine gelince, bunları Allâh’tan başka kimse bilemez. Nitekim İmam Malik’e “Allâh, Arş’a istiva etti” (Taha Suresi 20/5) ayetinde geçen ‘İstiva’ nın keyfiyeti hakkında soru sorulduğunda; “İstiva; bilinmektir ve keyfiyeti ise meçhuldür. Ona İman etmek farz, soru sormak ise Bid’at’tır” şeklinde cevap vermiştir. İmam Malik’in istivanın keyfiyeti ve manasıyla ilgili cevabı, bütün sıfatlar için kaide olmaya elverişlidir.

Cevap: İlk önce keyfiyetin ne olduğunu bilmemiz gerekir. Keyfiyet; şekil, şemal, surat, cisim ve organ anlamındadır. Bunlar yaratılmışların sıfatlarındandır. Yukarıda belirttiğimiz gibi Allâh-u Teâlâ, bu tür sıfatlardan münezzehtir.


-İmam Malik’in sözüne gelince, İmam Malik’in verdiği iddia edilen cevabı yukarıdaki gibi değildir. “Keyfiyeti ise meçhuldür” şeklinde İmam Malik’e isnat edilen bu rivayet sahih değildir. Doğrusu ise İmam Beyhaki'nin sahih bir isnat ile rivayet ettiği şu rivayettir: “İmam Malik’e bir adam “Allâh, Arş’a nasıl istiva etmiştir?” diye sormuştur. İmam Malik de adama “Allâh’ın istivası malumdur, yani sabittir (Kur'an'da geçtiği ve bir benzetme içermediği malumdur). Keyfiyet ise imkânsızdır ve ona iman edilmesi farzdır. Bunun hakkında "Nasıl" diye soru sormak bid’at’tır” diye cevap vermiştir. Buradaki fark nedir? Sahih olmayan rivayette geçen “meçhuldür” kelimesinin anlamı ise; “Allâh’ın keyfiyeti var ama biz bilemeyiz” şeklindedir. Sahih olan rivayette geçen “ imkânsızdır”, yani Allâh keyfiyetten münezzehtir. Bu kişiler, sahih olmayan bu rivayeti savunuyorlar. Çünkü bu söz onların itikadını savunan bir sözdür. Çünkü onlar Allâh’ın cisim olduğunu iddia etmektedirler.



Sayfa 46’da diyorlar ki; Allâh Teâlâ’nın bazı sıfatları:


*İSTİVA: “Rahman Arş’a istiva etti.” (Taha20/15)

Cevap: İbni Teymiyye ve Vahhabiler, “istiva”’yı “Allâh, Arş’a oturdu” diye açıkça söylüyorlar.

Ehli Sünnet vel Cemaat’tan hiçbir âlim “istiva” kelimesini “oturmak” anlamında açıklamamıştır.
Bu kelimeye; İstila etti (Abdullâh İbnu'l Mübarek, ez-Zeccâc), hükmetti (Kuşeyri), tasarruf eder (Maturidi), korumak (Beyhâki) gibi Allâh’a yakışan anlamlar vermişlerdir.




*İKİ EL: (Mealen: Allâh İblis'e dedi ki; ”Ey İblis! İki elimle yarattığıma (insana) secde etmekten seni alıkoyan nedir? (Sad 38/75)

Cevap: Bellidir ki, burada Allâh’a organ nispet etmeye çalışılıyor. Bu da yukarıda ayet mealinde açıklandığı gibi (Eş-Şurâ /11) “Allâh hiçbir şeye benzemez” mealindeki ayeti kerimeye ters düşmektedir, Doğru anlamlı tefsir Allâh’ın sıfatlarından olan İradesi ve Dilemesine uygun olarak yaratması şeklindedir. Ehli Sünnet Vel Cemaat’tan hiçbir müfessir bunu organ mahiyetinde açıklamamıştır. Bazıları “Vasıtasız Âdem’i yarattı” (yani babasız ve anasız) (Beyzavi) derken bazıları da “itinayla yarattı” (Eş-Şeybi) şeklinde tefsir etmişlerdir.

-İmam Ebu Cafer Et-Tahavi “El-Akide Et-Tahaviyye” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh-u Teâlâ, sınırlardan, kenarlardan, büyük ve küçük organlardan münezzehtir.”

*VECH: “Ancak Rabbinin celal ve ikram sahibi vechi (yüzü) bakî kalacaktır.”(Rahman–55/27)

Cevap: Bu ayette geçen “Vech” kelimesin yüz ile açıklanması çok büyük bir hatadır. Bu da onların itikadının tecsim (Allâh’ın cisim olduğunu) ve teşbih (Allâh’ı yaratıklara benzetme) üzerine kurulmuş olduğu açıktır.
-İmam Buhari, Sahih’inde bir ayette geçen “Vech” kelimesini “Hükümranlık” diye açıklamıştır. Bahiskonusu olan ayette geçen “Vech” kelimesinin “Allâh için yapılan amel” anlamına geldiği de denilmiştir.

-İmam Beyhaki’nin rivayet ettiğine göre Mücahit, “Vechullâh” diye geçen ayet hakkında “Allâh’ın kıblesi demektir” demiştir.

*ULUVV: “Gökte olanın, sizi batırıvermeyeceğinden eminimsiniz?” (Mülk/16)
Cevap: Burada da Allâh’ın göklerde olduğunu söylemeleri açıktır. Hâlbuki müfessirlerin bir kısmı “Gökte olanın”, yani “meleklerin” olduğunu, bazıları da “Uluvv” dan maksat “Şanı yüksek” olduğunu söylemişlerdir.” Hiçbir Ehl-i Sünnet Vel Cemaat âlimi Allâh’ın bizzat göklerde olduğunu söylemiş değildir. İmam Kurtubi ve İmam Razi, Tefsirlerinde ve Hafız Irâkî “El-Emâli” adlı kitabında “GÖKTE OLAN” dan maksat “Melekler” olduğunu söylemiştir.

Dağıtılan ve söz konusu olan kitapta geçen bu ifadeden, Allâh-u Teâlâ’nın göklerde bulunduğu anlaşılıyor ki, bu da Yahudi ve Hıristiyanların inancına eştir. Ayette geçen “gökte olanın” doğru manası, “Allâh’ın melekleri” dir.





*NÜZUL: Rasulullâh şöyle buyurmuştur; Rabbimiz Tebereke ve Teâlâ her gecenin son üçte birlik bölümü kaldığı zaman dünya göğüne iner ve şöyle der: Yok mu bana dua eden? Duasını kabul edeyim. Yok mu benden bir şey isteyen? İstediğini ona vereyim. Yok mu benden bağışlanma dileyen onu bağışlayayım? ve sayfa 62’de 8- Allâh Subhanehu’nun dünya göğüne indiği vakit.....



Cevap: Nüzul: Allâh hakkında “dünya semasına iner” ifadesiyle, Allâh’ın bir yerde bulunduğu veya yükseklerde olduğu anlaşılır ki, Allâh’ın mekânı olduğu inancı vurgulanmaktadır. Böyle bir inanç Allâh-u Teâlâ'yı yarattıklarına muhtaç olduğunu, yaratmış olduğu melekler, insanlar, cinler gibi varlıklara benzetmek olur. Çünkü meleklerin mekânı göklerdir, cinlerin ve insanların mekânı yerlerdir. Bu varlıklar Allâh’ın yaratmış olduğu mekânlar arasında, Allâh’ın dilediği kadar hareket etmektedirler. Allâh-u Teala, yarattıklarına benzemez.

Nüzulun, bizzat Allâh’ın, zatıyla yukarıdan aşağıya indiği anlamına geldiği kabul edilemez. Çünkü Allâh cisim değildir, mekân ve yönden münezzehtir. Ayrıca bizzat, Allâh’ın zatıyla dünyanın semasına indiğini kabul etmek akla da ters gelir. Söz konusu olan nüzul hadisi, meleklerin inmeleri manasında veya Allâh’ın rahmetinin inmesi manasında anlaşılmalıdır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzul, hâşâ Allâh’ın bizzat kendisi dünyanın semasına indiği anlamına geldiği kabul edilecek olursa o zaman hâşâ “Allâh’ın inmekten başka bir şey yapmadığı” inancını ortaya çıkarır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzulün, gecenin son üçte bir bölümden itibaren sabaha kadar olduğu geçmektedir. Gece ve gündüz vaktinin dünyanın her ülkesinde bir olmadığı herkes tarafından malumdur. Bu hadis ise dünyanın her bölgesi için geçerlidir. Yeryüzünün bir tarafı gündüz iken diğer tarafı da gece olur. Bu itibarla gece ve gündüzler nispidir. Dünyanın bir ucunda gündüz ise diğer ucunda da gecedir. Yani 24 saat bazında (tüm vakitlerde) yeryüzünün gece ve gündüz hali olmadığını bilmek lazım. Durum böyle olunca Allâh, fiili olarak Arş üzerindedir diyenlere ne demeli..!? Çünkü bu gruba göre Allâh, gecenin bir bölümünde dünyanın gökyüzüne iner. Yukarıda izah edildiği gibi, gecenin o vaktine tevafuk etmeyen hiç bir yeryüzü yoktur. Gecenin tayin edilen o vakti her an ve her zaman yeryüzünün bir tarafına isabet eder. Dolayısıyla hem Arş üzerinde hem de yerin gökyüzünde bulunmak, iki zıttın bir arada bulunması demektir. Bu safsatalığı da akli selim sahibi kimseler asla kabul etmezler.

Diğer taraftan bu çarpık inancı çürüten bir başka delilimiz ise, Arş’ın göklerden çok daha büyük olduğunu belirten, sıhhatinde şek ve şüphe olmayan kuvvetli hadis-i şeriflerin olmasıdır. Peygamber efendimiz bu büyüklük orantılarını anlatırken gökler, kürsünün yanında çölde bir halka gibi, Kürsü de Arş’ın yanında aynı şekildedir (yani çölde bir halka kadardır). Her göğün bir altındaki göğe karşı olan büyüklüğü de sabittir. Göklerin, birinci gökten yedinci göğe kadar müthiş orantılarla büyük olduklarına göre yukarıdan aşağıya inecek bir kimse büyüklükten küçüklüğe, şekilden şekle ve hacimden hacme, durmadan bir halden diğer hale değişip duran bir cisim değil midir?

Hadis hafızı El-Irâkî, hadis-i şeriflerin hangi şekilde en doğru bir biçimde tefsir edileceği hususunda şöyle demiştir: “Hadisin en güzel açıklanması hadisledir.” Bu nüzul hadisinde geçen nüzul’den, meleklerin indiği bir başka hadisten anlaşılır. Allâh’ın emriyle bir melek iner. Bundan anlaşıyor ki, bu konuda değişik ama sahih açıklamalar var ama bu açıklamaların hiç birinde Allâh, bizzat kendisi iner diye kabul olunmamıştır.

-İmam Ahmed b. Hanbel Müsned’inde, İmam Kurtubi Tefsirinde, Hafız İbni Hacer Askalani “Fethul Beri” adlı kitabında ve Hafız İbnul Cevzi, “Zad el-Mesir” adlı tefsirinde şöyle dediler: “İmam Nesâ’i Ebu Hureyre’den naklettiğine göre Peygamber efendimiz şöyle mealen buyurdu: “Gecenin üçte biri geçtiğinde Allâh, birine (bir meleğe) şöyle nida etmesini emreder:.........”. Öyle ki, bir başka hadis-i şerifte de “Yunzilu Rabbuna ...” diye geçmektedir, yani “Rabbimiz indirir..” diye geçmektedir. Veyahut rahmeti iner ( İmam El-İz b. Adusselem, İmam Dehlân) manasındadır.




Peygamberler


Sayfa 78’de şöyle diyor: Rasûl, Allah’ın ( peygamber olarak) seçtiği, kendisine bir şeriat vehyettiği, kendi mesajını iletmesi için İNANMAYAN kavme gönderdiği erkek insandır.

Cevap: Dinimizde sabittir ki; Âdem alayhisselamın kavmi, yani çocuklarının hepsi mü’min idi. Âdem’den sonra gelen Şis Peygamber’in kavmi de mü’min idi. Ondan sonra gelen İdris Peygamber’in kavmi de mü’min idi. Şirk ve küfür Nuh Peygamberden sonra başlamıştır.
-İmam Buhari, Sahih’inde rivayet ettiğine göre İbni Abbas radiyallâhu anh “ El-Bakarah” Sûresinin 313. ayetini açıklarken şöyle dedi: “Bütün insanlar tek bir ümmet idi, hepsi İslam üzerindeydiler. Şirk ise Nuh Peygamberden sonra otaya çıkmıştır.”



Sayfa 97’de şöyle diyor: “Arz ve hesaptan maksat, kulun Allah-u Teâlâ’nın KARŞISINA çıkartılması….”

Cevap: “Karşısına” demek Allâh’a mekân (yer) isnat etmektir. Bu da yukarıda belirttiğimiz gibi İslam inancına terstir. Çünkü Allâh mekândan münezzehtir. Karşı karşıya olan hem mekânda olur, hem de cisim olur. Allâh ise ikisinden de münezzehtir. Eş-Şurâ suresinin 11. ayeti buna delildir.

Sayfa 117’de şöyle geçiyor: ”1- Tevbe etmesini istemenin vucubu, yani eğer tevbesi kabul edilen kimselerden ise tekrar İslama dönmesi ve irtidadından vazgeçmesi için davet edilmesi. Bunun süresi de üç gündür. Eğer tevbe edip, istidadan dönerse onun tevbesi kabul edilir.”

Cevap: “Eğer tevbesi kabul edilen kimselerden ise” niye tövbesi kabul olunmayan mı var?
Ondan sonra “Bunun süresi de üç gündür. Eğer tevbe edip, istidadan dönerse onun tevbesi kabul edilir.” Yani üç gün sonra Kelime-i Şehadeti getirirse ondan kabul olunmaz mı? Akaid kitaplarda bildirilen hüküm şöyledir: “Riddeye düşen kimse Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olur.”?







Muskalar


Sayfa 136’da şöyle diyor: “İslam’ın ortadan kaldırdığı ancak insanların astıkları Temaim (nazarlık ve hamayıl) türleri...”

Cevap: İslâm’ın ortadan kaldırdığı “Temaim”, şu andaki insanların kullanmış oldukları ve içinde Kur’an’dan ayetler bulunan himayeler veya muskalar değildir. 135. sayfada geçen hadis-i şerifte geçen Temaim, cahiliye döneminde müşriklerin boyunlarına asmış oldukları boncuklardır. Aynı şekilde bu hadiste geçen “Rukya” yine müşriklerin cahiliye döneminde söylemiş oldukları sözler olup bu sözlerde kendilerince ilah olarak kabul etmiş oldukları putun adını zikrediyorlardı.

İçinde Kur’an-ı Kerim’den ayetler olan himayeler ve Kur’an-ı Kerim’den ayetler veya Peygamber efendimizin öğretmiş olduğu duaları “rukya” niyetiyle okunursa haram değildir.

İmam Nesâ’i ve İmam Tirmizi Amr b. Şuayb’ın, dedesinden şöyle işittiğini rivayet ettiler: “Peygamber efendimiz korku halindeyken, uyumadan önce bize okumamız için bu duayı öğretti: ‘Euzu bikelimâtillâhit tâmmeh min ğadabihi ve 'ikabihi ve min şerri ibadihi ve min hemezâttiş-şeyatini ve en yehdurûn.’ Abdullâh b. Amr da, ergenlik çağına girmiş olan çocuklarına bu duayı öğretiyordu. Ergenlik çağına girmemiş olanlar için de duayı yazıp boyunlarına asardı.”

İmam Ahmed’in oğlu Abdullâh “Mesâil İmam Ahmed” adlı kitabında şöyle diyor: “Babamın, sara veya sıtma hastalığına yakalananlara koruma ayetlerini yazdığını gördüm. Suya okuyup hastalara içirip başına dökerdi. Babam, Peygamber efendimizin Sakal-ı Şerifini alıp öptüğünü ve gözlerine sürdüğünü gördüm. Ayrıca suya batırıp şifa için içtiğini gördüm.”

İmam Ahmed’in olayında çok önemli olaylar olduğunu görüyoruz:
1-Hastalara şifa niyetiyle ayetler yazdı.
2-Hastalar için suya okuyup içirirdi.
3-Peygamber efendimizin Sakal-ı Şerifini öpüp gözlerine sürdü.
4-Peygamber efendimizin Sakal-ı Şerifini suya batırıp içti.

Demek ki, muska niyetiyle ayetleri yazmak, hastalara okumak, suya okuyup hastalara içirmek, teberrük niyetiyle Sakal-ı Şerifi öpmek, gözlere sürmek ve hatta suya batırıp içmek caizdir, sakıncası yoktur.

Bu hadis teberrük, muska ve rukya'ye tamamen haram diyenlerin iddialarını tamamen çürütmektedir.

Bu rivayeti Hanbeli İmam Şemseddin b. Muflih “El-Âdâp eş-Şer'iyyeh” adlı kitabında daha geniş bir şekilde İmam Mervezi’den nakletmiştir.




Teberrük



Sayfa 139’da şöyle diyor: “Birtakım mekânlarla, bazı kimselerin eserini taşıyan şeylerle, taşlarla, ağaçlarla, diri ya da ölü olsun şahıslarla teberrük (bereket ummak) caiz değildir.

-İmam Buhari ve İmam Müslim’in Enes’ten rivayet ettiklerine göre Peygamber efendimiz Veda Haccı’nda saçını kestirdikten sonra Ebu Talha’ya verip insanlara dağıt demiştir.

-İmam Ahmed, “Müsned”inde rivayet ettiğine göre Peygamber efendimiz tırnaklarını kesip kendisi bizzat insanlara dağıtmıştır.
Peygamber efendimiz, saçını ve tırnaklarını niçin dağıtmıştır acaba! Bildiğimiz kadarıyla saç ve tırnak yenilmez.

-İmam Beyhaki’nin sahih bir isnatla Malik Ed-Dar’dan rivayet ettiğine göre ikinci Halife Ömer bin Hattab zamanında kıtlık ve açlık oldu. Sahabelerden biri ( Bilal b. Haris el-Muzeni) Peygamber efendimizin kabrine teberrük amacıyla giderek şöyle demiştir. “Ey Allâh’ın Resulü Allâh’a dua et ümmetine yağmur yağdırsın, çünkü helak olmuş durumdalar.” Sonra bu adam Peygamberimizi rüyasında görmüş ve Peygamberimiz O’na şöyle demiştir: “Ömer’e selam söyle ve Allâh’ın onlara yağmur yağdıracağını haber ver.” Adam Ömer’e gider ve olanları anlatır. Olayda anlatılan sahabe Peygamberimizin kabrine selam için değil teberrük maksadıyla gitmiştir. Efendimiz Ömer ve bu olayı duyan hiçbir sahabe buna itiraz etmemiş ve bu yaptığın şirktir dememiştir.

-İmam Beyhaki “Delâil en-Nübüvve” ve İmam Hâkim “El-Müstedrak” adlı kitaplarında rivayet ettiklerine göre, Yermük savaşında Sahabe Halit b. Velid takkesini kaybetmiştir. Bunun üzerine “Arayınız” dedi. Aradılar ama bulamadılar. Tekrar “Arayınız” dedi. En sonunda buldular. Sonra Hz. Halit şöyle dedi: “Peygamber efendimiz umrede saçını kestirdi. İnsanlar Peygamberimizin saçından alabilmek için yarıştılar. Onlardan önce Peygamberimizin ön saçlarından birkaç tane aldım ve bu takkemde sakladım. Bunlarla (bu mübarek saçların bulunduğu takkemle) katıldığım her savaşı kazandım.” Hafız İbni Hacer el-Heysemi bu hadis hakkında şöyle dedi: “Bu hadisi İmam Tabarani ve İmam Ebu Ye’la rivayet etmişlerdir.”

-İmam Müslim’in “Sahih”inde rivayet ettiğine göre Ebu Bekir’in kızı Esma, bir cübbe göstererek şöyle dedi: “Bu, Peygamber efendimizin cübbesidir. Aişe’nin yanındaydı. Aişe vefat ettiğinde onu ben aldım. Peygamber efendimiz onu giyerdi. Biz de hastalar için yıkayıp içirirdik.”




Teberrük İçin Büyüklerin Kabirlerini Ziyaret Etmek



Sayfa 153’te şöyle diyor: “Teberrük kastıyla ve onlardan isteyip yalvarmak için kabir ziyaretine gelince bu, haram olan şirk bir ziyarettir.”

Cevap: Bir Peygamber veya velinin kabrinin ziyaretinden dolayı Allâh’tan ziyaret eden için bereket, hayır ve fayda sağlamasını dilemek caizdir. Peygamberler vefat ettikten sonra Allâh-u Teâlâ onları diriltir. Kendilerini ziyaret edenleri hissederler ve o kişiler için Allâh’a dua ederler. İmam Bayhaki’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber aleyhisselam mealen şöyle buyurmuştur: “Peygamberler kabirlerinde diridirler, canlıdırlar, namaz kılarlar” Bunu destekleyen Bezzar’ın rivayetindeki hadiste de Peygamber aleyhisselam mealen, “Hayatta olmam sizin için hayırlıdır. Ölümüm de sizin için hayırlıdır. Öldüğümde amelleriniz bana gösterilir. Hayır gördüğümde hamd, şer gördüğümde de sizin için istiğfar ederim.” buyurmuştur.



-Sahabe Bilal b. Haris el-Muzeni, Peygamber efendimizin kabrine teberrük amacıyla giderek şöyle demiştir. “Ey Allâh’ın Resulü! Allâh’a dua et ümmetine yağmur yağdırsın, çünkü helak olmuş durumdalar.” Bu adam Peygamberimizi rüyasında görmüş ve Peygamberimiz O’na şöyle demiştir. “Ömer’e selam söyle ve Allâh’ın onlara yağmur yağdıracağını haber ver.” Adam Ömer’e gider ve olanları anlatır. Ömer ağlamaya başlar. Olayda anlatılan sahabe Peygamberimizin kabrine selam için değil teberrük maksadıyla gitmiştir. Efendimiz Ömer ve bu olayı duyan hiçbir sahabe buna itiraz etmemiş ve bu yaptığın şirktir dememiştir. (İmam Beyhaki)


İmam Müslim’in rivayet ettiğine göre Mûsâ aleyhisselam Mirac gecesinde Peygamber efendimizle Beytul Makdis’te ve altıncı semada bir araya geldi. Peygamberimiz yedinci semavatın üstündeki bir mekândan inerken Mûsâ aleyhisselam O’na sordu “Ümmetine ne farz kılındı?” Peygamberimiz de “Bize elli vakit namaz farz kılındı” diye cevapladı. Mûsâ Peygamber “Dön ve Rabbine hafifletilmesi için dua et” dedi. “Ben İsrail kavmini denedim, onlara Allâh-u Teâlâ iki vakit farz kılmıştı onlar ise yerine getirmediler.” Peygamberimiz Rabbine dua ettiği yere geri döndü ve defalarca hafifletilmesi için dua etti. Her seferinde Mûsâ aleyhisselam O’na “dön ve hafifletilmesi için dua et dedi.” Bu durum elli vakit namaz sevabına eşit olan beş vakit namaza düşürülünceye kadar devam etti. Hiçbir akıllı kimse Mûsâ aleyhisselamın bu ümmete sağladığı yarar ve faydadan şüphe etmez. Mûsâ aleyhisselam ise Mirac hadisesinden bin yıldan daha fazla süre önce vefat etmiştir. Bu amelle Mûsâ aleyhisselam kendi vefatından binlerce yıl sonra Peygamber efendimizin ümmetine fayda sağlamıştır.


Hafız İbni Asâkir “Tarihu Dimaşk” adlı kitabında şöyle rivayet ediyor: ”Hz. Ebu Bekir’in zamanında Bilal Habeşi Şam’a yerleşti. Daha sonra Hz. Ömer’in zamanında Peygamber efendimizi rüyasında gördü. Peygamber efendimi ona şöyle dedi: “Nedir bu soğukluk ya Bilal. Seni özledik.” Bilal sabahleyin uyandığında hemen Medine’ye doğru yola çıktı. Medine’ye vardığında hemen Peygamber efendimizin kabrine gitti. Yüzünü kabrin toprağına sürmeye başladı. O kadar ağladı ki, yüzüne yakın olan toprak çamur oldu. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Bilal’ın geldiğini duyunca hemen ona gelip ondan ezan okumasını istediler. Bilal ezana başladığında Kelime-i Şehadet’in birinci kısmına varınca Medine halkı onu dinlemeye başladı. Tekrarlayınca herkes evinden, iş yerinden dışarı çıktı. Kelime-i Şehadet’in ikinci kısmına gelince herkes camiye doğru yürümeye başladı. Tekrarlayınca da herkes onun gibi ağlamaya başladı.”
Burada Hz. Bilal, Şam’dan Medine’ye sırf Peygamber efendimizi ziyaret etmek için gitmiştir.

İmam Şafii şöyle diyordu: “Ben, Ebu Hanife ile teberrük ediyorum. Ve hep kabrine geliyorum. Şayet bir derdim olsaydı iki rekât namaz kılar, onun kabrine gider ve orada dua ederdim. Muhakkak ki, uzun sürmeden duam kabul olurdu.”

Bu halde sayfa 153’te geçen görüşe göre yukarda adı geçen bu zatlar haram olan şirke düşmüş olurlar!!


Kabir Başında Dua Etmek




Sayfa 154’te şöyle geçiyor: “Bazı kimselerin yaptıkları, kabirlerin yanı başinda kendileri için DUA ETMELERİ yahut Kur’an okumaları, kabirlerin yanında namaz kılmaları ve benzeri işlere gelince; bütün bunlar HARAM kılınmış bid’atlerdendir.”

Cevap: İlk önce aynı sayfanın başinda şöyle diyor: “Kabir ziyareti iki sebep dolayısıyla MEŞRU’DUR :
2- Ölülere selam vermek, onlar için mağfiret dilemek ve DUA ETMEK.
Dikkat ediniz aynı sayfada hem meşru hem de haram diyor.


Kabrin başında Kur’an-ı Kerim’i okumak meselesine gelince de:
-İmam Beyhaki’nin “Şuabul İman” adlı kitabında ve İmam Tabarin’nin İbni Ömer’den rivayet ettiklerine göre Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Sizlerden biri öldügünde onu geciktirmeyip hemen mezara koyunuz ve onun başinın tarafında “El-Bakarh” Sûresi’nin başı ve ayaklarının tarafında “El-Bakarah” Sûresi’nin sonunu okunsun.”


-İmam Nese’i’nin rivayet ettiğine göre Hz. Ali şöyle diyor: “ Her kim mezarlığa girdiğinde “El-İhlâs” Sûresini 11 defa okuyup sevabını ölülere hibe ederse, ölüler kadar sevap alır.”
-İmam Ahmed el-Mâverzi, İmam Ahmed B. Hanbel’in şöyle dediğini işittim diyor: “Mezarlığa girdiniz zaman, “El-Fatihah”, “En-Nâs”, “El-Falak” ve “El-İhlâs” Sûrelerini okuyup sevabını mezarlıkta bulunan ölülere okuyunuz. Çünkü sevap onlara ulaşir.”


-İmam Murtaza Zebidi “Şerh İhya Ulumuddin” adlı kitabında diyor ki: “İmam Suyuti ‘Şerhus Sudur’ adlı kitabında şöyle dedi: “Kabrin başinda Kur’an-ı Kerim’i okumanın caiz olduğunu bizim âlimler ve başkaları kesinleştirdiler.”


-İmam Nevevi “Şerh El-Muhezzep” adlı kitabında şöyle diyor: “Kabir ziyaretine giden kimseye, kabrin başinda Kur’an’dan bir şeyi okumasının ve ölülere dua etmesinin müstehap olduğunu İmam Şafii söylemiş ve âlimler de buna ittifak etmişlerdir.”


Yine sayfada şöyle geçiyor: “Ne olursa olsun kabirleri ziyaret etmek için yolculuğa çikmak şer’an caiz değildir. Şüphesiz ki, bu bir haramdır.”

Cevap: İlk önce göstermiş oldukları hadis sahihtir. İmam Buhari rivayet etmiştir. Ancak bu hadise yapmış oldukları yorum yanlıştır. Ehli Selef olsun, Ehli Halef olsun bu hadisi hiç biri bu şekilde anlamış değildir. Hiçbiri Peygamber efendimizi ziyaret etmek için yola çikmanin haram olduğunu söylemiş değildir. Bu hadisten anlaşilan hüküm şöyledir: “Bu üç camii dışındaki camilerin namaz konusunda bir özelligi yoktur. Bundan dolayı bu üç camiin dışında namaz kılmak için yola çikmanin gereği yoktur. Çünkü Mescid-i Haram’daki namazın sevabı yüz bine, Peygamber efendimizin Mescid’inde bine Mesicid-i Aksa’da ise beş yüze katlanır.


Bu hadisten, Peygamber efendimizin kabrini ziyaret niyetiyle yola çikmanın haram olduğunu sadece ve sadece İbni Teymiyye ve yandaşları anlamışlardır.

-İmam İbni Hacer El-Heytemi “El-Cevher El-Münazzam Fi Ziyaretil Kabiri-ş Şerifi-n Nebevil Mükerram” adlı kitabında şöyle diyor: “Bana: ‘Sen nasıl Peygamber efendimizi ziyaret etmenin icma’ ile caiz olduğunu söyleyebildin ve İbni Teymiyye bunu inkâr etmiş ve hatta haram olduğunu iddia etmiş ve o, bu ziyaret esnasında namaz kısaltılmaz dedi’ dersen, derim ki: ‘İbni Teymiyye kimdir ki, onun sözlerine bakılsın ve dini konularda onun görüşleri alınsın. O, El-İz B. Abdusselam gibi birçok âlim eleştirdiği, görüşlerinin batıl ve fikirlerinin kötü olduğunu söyleyerek hakkında şöyle söylemiştir: “Allâh, onu saptırdı, rezillik gömleğini giydirdi ve büyük iftira ve yalanlarından dolayı kötü bir sonuca ve mahrumiyete ulaştı.”


-İmam Takiyyuddin El-Husani “Defu Şübehi Men Şebbehe ve Temerrad” adlı kitabında şöyle diyor: “İbni Teymiyye’nin eleştirildiği konulardan biri, Peygamber efendimizi ziyaret etmenin âlimlerin icma’ı ile haram olduğunu iddia etmesidir. Bu sözdeki büyük iftiraya bak. İcma ile diyor. Bu “İcma” sözü nerede geçiyor. Bu sapıktan sakındıran Sahabelerden, Tabilerden veya Müslümanların imamlarından bir delil istiyoruz. Tabi söylenen bu batıl sözü ondan başka hiç kimse söylemedi. Bilakis meşhur olan ve meşhur olamayan kitaplarda ve müslümanların davranışlarından bu ziyaretin caiz ve en önemli sünnetlerden biri olduğu anlaşilır. Hatta bu Resullerin sünneti ve muvahhidlerin ittifakıyladır. Bunu ancak kalbinde münafıkların hastalığı varsa veya Yahudilerin ve din düşmanların yandaşi olan kötü niyetli insanlar söyler.”


Ehli Selef olsun Ehli Halef olsun, Peygamber efendimizi ziyaret etmenin caiz olduğunu ve o niyetle yola çikmanin caiz ve sevaplı bir amel olduğunu söylemişlerdir.


-İmam Tabarani’nin rivayet ettiği ve Hafız İbni Seken’in sahih olduğunu söylemiş olduğu hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Her kim bana ziyaret ederse -bana ziyaret etmekten başka niyeti yoksa- ona şefaatçi olmamı hak etmiştir.”


-İmam Ebu Davut Et-Tayalısı ‘Müsned’inde Hz. Ömer’den rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Bana ziyaret etme niyetinden başka bir niyeti olmadan beni ziyaret edene şefaatçi veya şahit olurum.”



TEVESSÜL



Sayfa 161’de şöyle geçiyor: Birtakım insanlar, zatları ve yüzleri suyu hürmetine tevessülün caiz olduğunu söylerler........

Cevap: Göstermiş oldukları ayetlerdeki kınamalar gerçekten Allâh’tan başkasına ibadet niyetiyle yaklaşan kimseler hakkındadır. Bir Peygambere veya bir evliyaya tevessül eden kimse onlara ibadet niyetiyle yapmaz. Sadece onlarla, Allâh nezdinde büyük makam sahibi oldukları için tevessül ediyor. Onlarla teberrük edildiğinde faydayı ve zararı yaratıyorlar diye inanılmaz. Sadece onların yüzü suyu hürmetine Allâh’tan istenilir. Peygamber efendimiz bunu bizzat sahabelerine ögretmistir.

Onlara, kendileri sayfa 165’te zikretmiş oldukları hadis ile cevap veririz. Bu hadis hakkında uydurma olduğunu iddia ettiler ama bu hadisi İmam Hâkîm Hz. Ömer rivayet edip ve senedi sahih olduğunu “El-Müstedrak” adlı kitabında açıklamıştır. Aynı hadisi İmam Beyhâki de rivayet etmiştir.


-İmam Subki “Şifau-s Sakam” adlı kitabında şöyle diyor: “Diyorum ki; Peygamber efendimiz, yaratılmadan önce, yaratıldıktan sonra, hayattayken, öldükten sonra berzah hayatındayken ve hesap sahasındayken onunla tevessül etmek caizdir.


-Hz. Ömer’in, Peygamber efendimizin amcası olan Abbas ile tevessül etmesinin olayına gelince, muhaddisler bunun hakkında salih kişilerle tevessül etmenin caiz olduğunu bildirmek için Hz. Ömer böyle yaptı demişlerdir. Çünkü Hâkim’in rivayetinde Hz. Ömer şöyle dedi: “Ey İnsanlar! Peygamber efendimiz amcasına, bir çocugun babasına göstermiş olduğu saygı ve hürmeti gösteriyor. Bundan dolayı siz de Peygamber efendimize tabi olunuz ve onu (Abbas’ı) Allâh’a vesile olarak tevessül ediniz.” Buradan da anlaşilıyor ki, Hz. Ömer’in Abbas’la tevessül etmesi Peygamber efendimizin vefat etmesiyle ilgili değildir. Hafız İbni Hacer Askalani ” Fethil Beri” adlı kitabında bu olayı zikrettikten sonra şöyle dedi:“Abbas’ın olayından alınan hüküm; Hayr ehli, Salih kişiler ve Ehli Beyt ile tevessül etmek müstahaptır.”


Sayfa 164’te geçen gözleri görmeyen kişinin olayına gelince de, bu hadis Peygamber efendimizin orada hazır olmazsa dahi, onunla tevessül etmenin caiz olduğuna dair çok büyük bir delildir. Tabi ki anlayana. Dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. Bu adam Peygamber efendimizden dua istedi ama Peygamber efendimiz ona dua değil tevessülü ögretti ve bu hadisi nakleden Osman B. Huneyf şöyle dedi:“Allâh’ın adına yemin ediyorum ki, oradan ayrılmadan ve uzun sürmeden o adam gözleri açık bir şekilde içeri girdi.” Bundan anlaşiyor ki:
1-Peygamber efendimiz, gözleri görmeyen adama tevessül duasını ögretti. Ona dua etmedi. Bu kitapta “ sadece kişinin duasıyla tevessül edilir” dedikleri yanlıştır.

2-İçeri girdi derken, yani orada değildi. Peygamberimizin hazır olmadığı bir yerde tevessülü yaptı. O zaman bu kitapta “hayatta ve hazır olmayanla tevessül edilmez” dedikleri yanlıştır.


3-Bu hadisi İmam Tabarani “El- Mu’cem El-Kebir ve El-Mu’cem Es-Sağir” adlı kitaplarında rivayet edip sahih olduğunu söylemiştir

-İmam Tabaranı’nin İbni Abbas’tan rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: ”Muhakkak ki, Allâh’ın hafaza (koruma melekleri) dışında öyle melekleri vardır ki, yeryüzünde dolaşirlar, ağaçtan düşen yaprakları yazarlar, şu halde sizden birinizin açık arazide başina bir sıkıntı gelirse ’Allâh’ın kulları yardım edin’ diye seslensin. Başka bir rivayette ‘Yetişin ey Allâh’ın kulları’


-İmam Buhari’nin Abdullâh B. Ömer’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde güneş başlara çok yakın olacaktır. Bazı kişilerin teri kulağının yarısına kadar olur. Hâl böyle iken bazılar ‘Âdem’e sonra Mûsâ’ya sonra da Muhammed’e istiğase edeceklerdir.’ Enes’in rivayetinde istiğase yerine “onlardan şefaat dileyeceklerdir” diye geçiyor. Bu iki rivayette sahihtir.



Bid’at



Sayfa 195, 197 ve 198’de şöyle geçiyor: Bid’atçıların amelleri reddedip geri çevrilir.


Cevap: Burada bid’atlar arasında ayrıt etmeden bütün bid’atları reddetmiştir. Hâlbuki bu konuda bilinmesi gereken açıklama şöyledir:

Bid’at iki kısma ayrılır:
1- İyi olan bid’at. (Bid’at-ı Hasene)
2- Kötü olan bid’at. (Bid’at-ı Seyyi'e)


Bid’atin iki kısma ayrılması, bu kitapta sayfa 196’da geçen İmam Müslim’in rivayet ettiği hadisten alınır. Ancak her zaman ki gibi bu kitabı yazan zihniyetler hadisin tamamını yazmamışlardır.


-İmam Müslim’in Abdullâh B. Cerir El-Beceli’den rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: “Her kim İslam dininde iyi bir amel çikarirsa onun sevabı olur. Hem de ona uyanların sevabı- onlardan hiçbirisinin sevabından bir şey eksiltilmeksizin- alır. Ve her kim İslam dininde iyi olmayan bir şey çikarirsa, onun günahı olur. Hem de ona uyarların günahı-onlardan hiçbirisinin günahı bir şey eksiltilmeksizin- olur.” Bu hadis, sayfa 195’te geçen hadisin gerçek anlamını ortaya çikarir. Bundan dolayı “Her bid’at delalettir ve delalet cehennemdedir” diye geçen eksik yazılan hadislerin anlamı ve dine muhalif olan her bid’at böyledir.


-İmam Buhari ve İmam Müslim’in rivayet ettiklerine göre Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Her kim bizim dinimizde ‘ondan olmayan’ bir şey ortaya çikarirsa reddedilir.” Bu hadiste geçen ‘Ondan olmayan’ sözünden ona uymayan, yani dinimize muhalif olan demektir.


-İmam Beyhaki “Menkibuş Şafii” adlı kitabında rivayet ettiğine göre İmam Şafii şöyle dedi: “Sonradan çikartilanlar iki kısımdır:
1-Kur’an’a, Sünnet’e, Sahabelerin eserlerine veya icmâ’a muhalif olanlar kötü bid’ttir.
2-Kur’an’a, Sünnet’e, Sahabelerin eserlerine veya icmâ’a muhalif olmayan da kötü değil iyi olan bid’ttir.”


-İmam İbni Abidin “Redul Muhtar Alad Duril Muhtar” adlı kitabında şöyle diyor:“Bid’at; vacip, mendup, mekruh ve mübah ta olabilir.”


-İmam Nevevi “Tehzibu Esmâ’ ves Sifat” adlı kitabında şöyle diyor: “İmamlığı hakkında icmâ edilen İmam Abdulaziz B. Abdusseelm ”El-Kavid“ adlı kitabında şöyle diyor: “Bid’at beş kısma ayrılır: Farz, haram, mendup, mekruh ve mübah.”


Açıklamayı ve ayırımı yapan âlimlerin hepsi El-Hadid Suresi’nin 27. ayetine ve yukarıda zikrettiğimiz hadislere göre açıklamışlardır.

El-Hadid Suresi’nin 27. ayetin anlamı şöyledir: “Ruhbanlığa gelince; onu kendileri icat ettiler. Biz onu üzerlerine farz kılmadık ancak Allâh rızasını aramak için böyle bir şey ortaya koydular.”


Bu ayette dikkat edilmesi gereken hususlar vardır:
1- Ruhbanlığın gerçek mahiyetinde İsâ’ya tabi olan Müslümanlar
çikarttılar.
2- Allâh rızasını aramak için çikarttilar.
3- Allâh bu amelden dolayı övmüstür.

Sayfa 198’da şöyle diyor: “Kimi bid’atlar ise şirke götüren araçlardır. Kabirler üzerinde bina yapmak, kabirlerin yanı başinda namaz kılıp, dua etmek gibi. Kimisi de masiyettir: Zühd sayarak evlenmemek….”

Bu konulara hiçbir delil yazmamışlar. Neden?!!! Çünkü hiç bir delilleri yoktur. Kabir üzerinde bina yapmanın şirke götüren bir amel olduğu hiçbir yerde geçmemektedir. “Haramdır” diye geçen bazı kitaplarda da “genel mezarlıkta olursa veyahut kibirlenme niyetiyle yapılırsa” şeklinde açıklamalar yapılmıştır.
“Zühd sayarak evlenmemek haramdır” diyorlar. Bunu neye dayanarak söylemişleridir?!!!




Sahabeler



Sayfa 215’te şöyle geçiyor: ”Ehl-i Sünnet, ashabın tamamını veli edinirler.”


Cevap: Bütün sahabelerin, Peygamber efendimizin hadislerin nakletme konusunda güvenilir kişiler oldukları muhaddislerin kitaplarında açıkça geçmiştir. Çünkü Peygamber efendimizin adına hiçbiri yalan söylemez. Ancak “Bütün sahabeler evliyadır” şeklinde bir açıklama yapan Ehl-i Sünnet âlimi de yoktur. Çünkü sabit olan rivayetlerde sahabelerden içki içen, zina yapan, hırsızlık yapan da olmuştur.

-İmam Buhari “Sahih” inde rivayet ettiğine göre sahabelerden biri içkiyi çok içtiğinden dolayı diğer sahabeler ona lanet etmişlerdir. Peygamber efendimiz onlara “ona lanet etmeyiniz” demiştir.


-İmam Ahmet’in “El-Müsned” ve İmam İbnu Hibben’nin “Sahih İbni Hiben” adlı kitaplarında rivayet ettiklerine göre kendini fakir olduğunu gösteren sahabelerden biri öldügünde, cebinde iki dinar bulundu. Peygamber efendimiz bunun üzerine dinarları kastederek “cehennemden iki parça olacaktır” buyurmuşlardır.


-İmam Buhari “Sahih”inde sahabelerden biri bir kişinin yanında çalisirken, onun hanımıyla zina yapan olayı rivayet etmiştir.


-İmam Buhari “Sahih”inde, İmam Müslim “Sahih”inde ve başkalarının rivayet ettiklerine göre Peygamber efendimiz, iki kabrin yanından geçerken dedi ki: “Bu iki kabirde yatan kişiler büyük azap görüyorlar…”


O zamanda yaşamış olan sahabeler olup ta kabrinde büyük azap gören, zina yapan, içki içen, yalan söyleyen veya hırsızlık yapan kimse nasıl evliya olabilir ki!



Allâh-u Teâlâ, Hakk’ı Hak bilip Hakk’a boyun eğen, batılı da batıl bilip ondan kaçınanlardan eylesin. Âmin… Vesselam…

ottomankids
04.05.2009, 10:56
Bid’at




Sayfa 195, 197 ve 198’de şöyle geçiyor: Bid’atçıların amelleri reddedip geri çevrilir.


Cevap: Burada bid’atlar arasında ayrıt etmeden bütün bid’atları reddetmiştir. Hâlbuki bu konuda bilinmesi gereken açıklama şöyledir:

Bid’at iki kısma ayrılır:
1- İyi olan bid’at. (Bid’at-ı Hasene)
2- Kötü olan bid’at. (Bid’at-ı Seyyi'e)


Bid’atin iki kısma ayrılması, bu kitapta sayfa 196’da geçen İmam Müslim’in rivayet ettiği hadisten alınır. Ancak her zaman ki gibi bu kitabı yazan zihniyetler hadisin tamamını yazmamışlardır.


-İmam Müslim’in Abdullâh B. Cerir El-Beceli’den rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: “Her kim İslam dininde iyi bir amel çikarirsa onun sevabı olur. Hem de ona uyanların sevabı- onlardan hiçbirisinin sevabından bir şey eksiltilmeksizin- alır. Ve her kim İslam dininde iyi olmayan bir şey çikarirsa, onun günahı olur. Hem de ona uyarların günahı-onlardan hiçbirisinin günahı bir şey eksiltilmeksizin- olur.” Bu hadis, sayfa 195’te geçen hadisin gerçek anlamını ortaya çikarir. Bundan dolayı “Her bid’at delalettir ve delalet cehennemdedir” diye geçen eksik yazılan hadislerin anlamı ve dine muhalif olan her bid’at böyledir.


-İmam Buhari ve İmam Müslim’in rivayet ettiklerine göre Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Her kim bizim dinimizde ‘ondan olmayan’ bir şey ortaya çikarirsa reddedilir.” Bu hadiste geçen ‘Ondan olmayan’ sözünden ona uymayan, yani dinimize muhalif olan demektir.


-İmam Beyhaki “Menkibuş Şafii” adlı kitabında rivayet ettiğine göre İmam Şafii şöyle dedi: “Sonradan çikartilanlar iki kısımdır:
1-Kur’an’a, Sünnet’e, Sahabelerin eserlerine veya icmâ’a muhalif olanlar kötü bid’ttir.
2-Kur’an’a, Sünnet’e, Sahabelerin eserlerine veya icmâ’a muhalif olmayan da kötü değil iyi olan bid’ttir.”


-İmam İbni Abidin “Redul Muhtar Alad Duril Muhtar” adlı kitabında şöyle diyor:“Bid’at; vacip, mendup, mekruh ve mübah ta olabilir.”


-İmam Nevevi “Tehzibu Esmâ’ ves Sifat” adlı kitabında şöyle diyor: “İmamlığı hakkında icmâ edilen İmam Abdulaziz B. Abdusseelm ”El-Kavid“ adlı kitabında şöyle diyor: “Bid’at beş kısma ayrılır: Farz, haram, mendup, mekruh ve mübah.”


Açıklamayı ve ayırımı yapan âlimlerin hepsi El-Hadid Suresi’nin 27. ayetine ve yukarıda zikrettiğimiz hadislere göre açıklamışlardır.

El-Hadid Suresi’nin 27. ayetin anlamı şöyledir: “Ruhbanlığa gelince; onu kendileri icat ettiler. Biz onu üzerlerine farz kılmadık ancak Allâh rızasını aramak için böyle bir şey ortaya koydular.”


Bu ayette dikkat edilmesi gereken hususlar vardır:
1- Ruhbanlığın gerçek mahiyetinde İsâ’ya tabi olan Müslümanlar
çikarttılar.
2- Allâh rızasını aramak için çikarttilar.
3- Allâh bu amelden dolayı övmüstür.

Sayfa 198’da şöyle diyor: “Kimi bid’atlar ise şirke götüren araçlardır. Kabirler üzerinde bina yapmak, kabirlerin yanı başinda namaz kılıp, dua etmek gibi. Kimisi de masiyettir: Zühd sayarak evlenmemek….”

Bu konulara hiçbir delil yazmamışlar. Neden?!!! Çünkü hiç bir delilleri yoktur. Kabir üzerinde bina yapmanın şirke götüren bir amel olduğu hiçbir yerde geçmemektedir. “Haramdır” diye geçen bazı kitaplarda da “genel mezarlıkta olursa veyahut kibirlenme niyetiyle yapılırsa” şeklinde açıklamalar yapılmıştır.
“Zühd sayarak evlenmemek haramdır” diyorlar. Bunu neye dayanarak söylemişleridir?!!!