PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mahmud Efendi Hz'nin Kerameti



Mollakasım
26.04.2009, 11:20
Az olsun çok olsun açık olsun gizli olsun harikalar (keramet) اللهın veli kullarına ikramı ihsanıdır. Mektubat, İmam Rabbani

Harikalar veli kulların الله nezdinde keremli/kerametli olduklarının delilidir. Sonra harikanın kendisine keramet denilir olmuştur.

Velinin kerameti tabi olduğu Peygamberin mucizesidir aynı zamanda çünkü veli ancak O peygambere tabi olduşunun dünyalık bir karşılığı olarak olarak o nimete mazhar olmuştur. Mektubat

Peygamberin mucize göstermesi peygamberliğini isbat sadedinde vaciptir ancak velinin velayetini isbat için keramet izhar etmesi gerekmez. Zaten böyle bir derdi de yoktur. Mektubat

Kerametin çokluğu acaipliği velayetin yüksekliğine O velinin diğer velilerden daha makbul ve اللهa daha yakın olduğuna delalet etmez. Aksine çok olurki velayet daha yüksek, keramet daha azdır. Ashabı Kiram gibi.. Mektubat

-------------

Yukardaki bilgileri hatırımızda tuttuğumuz halde Asrın İmamı Şeyhimiz ve Üstadımız Mahmud efendi Hazretlerinin kerametlerinden kesin bildiklerimizi burda paylaşalım. Malumunuz ne de olsa kerametleri işitmek sevgi ve hayranlığa sebep oluyor ve bu muhabbet bu hayranlık bize dünya ahiret sermaye olacak اللهın izniyle.

Filanca Albayrak abi anlattı, Rüyamda gördüm efendi hazretleri bana diyor beni hastaneye götür." Rüya sandım ve bekedim, ertesi gün aynı rüyayı görünce hemen yanına vardım ve bana aynı rüyamdaki gibi : Beni Hastaneye götür" dedi.

Fakir bu kıssayı S. abiden oda bizzat adı geçen abiden dinlemiş ve hastaneye beraber gitmişlerdir.

S. abimiz ilave ediyor; Ve o gün gittiğimizde meğer kalp damarlarından üç tanesi kalbe bağlandığı dip yerden sanki kemirlmiş gibi kopma derecesine varmış azıcık bir yerinden tutunuyorlar..Hey gidi.. bizde sanıyorki ona hizmet ediyor ona bakıyoruz.. Kendine de o bakıyor. Halbuki biz hep yanındaydık.. neden bize demedi ona dedi.. demekki her işin bir adamı var.."

SiNa
26.04.2009, 11:22
Kendisini daha önce hiç görmediğim halde rüyamda gördüm...Halkın kötülüklerine karşı önümde durmuş asasıyla onları kovuyor, beni koruyordu..Çok kısa bir süre sonra önemli bir hoca gelecekmiş dendi,bende sohbete katıldım ...Beni koruyan o kişi şimdi karşımdaydı..Bu da benim hayatımdaki önemli kerameti,Mevla O'ndan razı olsun ,sağlıklı uzun bir ömür versin...

Vahdet_1
29.04.2009, 14:37
es selamun aleyküm ben de gecen gün sohbet fahretin hocamızın anlattığı bir rüyayı sizinle paylaşmak istiyorum birisi rüyasında kıyamet kopmuş efendi hz sıratı geçmiş ama sadece kendisi varmış bunun üzerine adam efendi hz sormuş neden yanlızsınız ? senin ihvanlar nerede hiç kimseyi göremiyorüm demiş oda cübbesini kaldırmış ve şöyle demiş işte hepsi burada onlar korkmasınlar diye buraya sakladım demiş. bende bunu duyunca çok etkilendim ve sizlerle paylaştım

Hakkani
30.04.2009, 21:53
Bende bir tane anlatmak istiyorum:

Fatihte hocalık yapan bir arkadaşım Mehmetten dinledim, kayınbabası olan karateci şampiyon Yılmaz Aydın şöyle anlatmış:

" Bir defasında İsmailağaya Mahmud Efendiyi ziyarete geldim ve musafaha ederken aklımdan bir muziplik geçti elini kuvvetli sıkmak istedim.. ve ellerimiz kavuştuğu o anda elimi öyle bir sıktı ki bağırmamak için kendimi zor tuttum.. Hazretin eli sanki demirden bir mengene olmuştu.."

Mollakasım
12.05.2009, 12:28
Tanıştığımız yaşı ilerlemiş bir amcamız umreye giitiğini anlatıyordu:

"Umre de tavaf yapıyordum, Efendi hazretleriymiş.. onu gördüm ama o kadar nurlu, bir yüzü, vakarlı bir duruşu vardıki.. birden beni bir heycan kapladı ve ona sarılma isteği doğdu içimde gittim elini öptüm dua istedim, buyurduki ''Babana iyi bak'' tamam efendi hazretleri dedim ama ayrıldıktan sonra düşündüm. Efendi hazretleri benim yaşlı ve muhtaç bir babam olduğunu nerden biliyordu! annen ve babana neden demedi? çünkü annem vefat etmişti
hayretler içinde efendi hazretlerine bağlandım" diyor. Allah razı olsun

Mollakasım
12.05.2009, 13:25
Bundan sekiz ya da dokuz sene evvel bir Kadir gecesi akşamı idi. Bu değerli ve çok mübarek geceyi en iyi nerede geçirebiliriz derken yolumuz Çarşamba'da Yavuz Selim Camii'ne düştü. Sorduk ve öğrendik ki, Efendi Hazretleri'nin bu gece Yavuz Selim Camii'nde vaazı var. Gönül bahçemizde nice güzel güller açacağını hissederek Yavuz Selim Camii'nin içine girdik. Aman yârabbi! Bir kalabalık, bir izdiham, muhteşem bir tablo! Biz de arkadaşlarla bir kenara büzülüp oturduk. Daha sohbet başlamadan bizleri derin bir huzur ve feyiz dalgası sarmıştı. Derken bir dalgalanma oldu. Bu dalgalanmadan Efendi Hazretleri'nin geldiği anlaşılıyordu. Onun gelişi ile heyecan ve mutluluk kat kat artmıştı. Vaaz edeceği kürsünün önüne geldiğinde, sanki kürsü dile gelmiş onu davet ediyordu. Çok güzel bir mânevî hava ve rahmet iklimi yaşanıyordu. Efendi Hazretleri, Yavuz Selim Camii'nin kürsüsüne, Yavuz Selim Han'ın heybet ve vakarı ile yürüdü. Bir merdiven dayatılmıştı, Efendi Hazretleri kürsüye çıkıyordu. Orada bulunan binlerce insan, ondan bir an olsun gözlerini ayırmıyordu. Her türlü zulüm, haksızlık ve zorbalıkla kirlenen dünyada gerçek bir Peygamber varisini görmek ne büyük bir nimetti. Artık beklenen an gelmiş, mübarek zat sohbetine o tatlı ve sevecen ses tonuyla başlamıştı. Hamd ve besmeleden ve ardından âyetleri ve hadisleri okuduktan sonra şöyle buyurdu:

–Ey cemaat–i müslimin! Şu an aramızda Allah'ın dostları bulunmaktadır. Belki biz onların kim olduğunu bilemeyiz; ama şunu biliniz ki, ya sağınız da, ya solunuzda Allah'ın dostları var ve bu sohbette hâzır ve nâzırdırlar. Lâkin Mevlâ'mız onları bizlerden gizliyor."

Ne müthiş sözlerdi bunlar, mübarek bir gecede, mübarek bir topluluk içerisindeydik.

O da neydi! Efendi Hazretleri bunları anlatırken, kürsünün önünde bir hareketlenme oldu. Kürsüye çıkmak için kullanılan merdiven, kürsüye yeniden dayandı. O da ne! Bir adam merdivenlerden çıkmaya başlamaz mı? Bu durum karşısında Efendi Hazretleri de sohbetini kesmişti. Herkes hayret ve şaşkınlık içinde idi. Bizler bu şaşkınlık içerisindeyken takım elbiseli, kravatlı olan bu adam konuşmaya başladı:

–Ey muhterem cemaat! Beni bir iki dakika dinleyin. Ben eski adalet bakanıyım. Az önce Efendi Hazretleri aramızda Allah'ın gizlediği dostları var dedi. Ben sizlere bir olayı anlatacağım ve sonra da sizden dua isteyeceğim."

Tabiî bizler, Efendi Hazretleri'nin sohbetinin kesilmiş olmasından pek de memnun değildik; fakat olan olmuştu. İçimizden "tamam bir an önce anlatacağını anlat, sana dua da ederiz. Yeter ki, fazla uzatma; bir an evvel anlat. Bizi Efendi Hazretleri'nin sohbeti ile baş başa bırak." diyorduk. Tabiî nereden bile bilirdik ki, bize çok enteresan bir olayı anlatacak, dinledikçe duygu seline kapılacağız.

Başladı anlatmaya:

–Ben falan tarihte Efendi Hazretleri ile bir umre yolculuğuna çıkmıştım. Allah nasip etti, çok güzel bir umreyi değerli Hocaefendi'nin sayesinde gerçekleştirdik ve dönüş zamanı geldi çattı. İstanbul Yeşilköy havaalanına indiğimizde sabahın erken saatleri idi. Uçaktan iner inmez Efendi Hazretleri'ne bir teklifte bulunmak geldi içimden:

–Efendi Hazretleri bu sabah kahvaltıyı bizim evde yapalım, bir yorgunluk kahvesinden sonra sizi mekânınıza bırakalım." dedim. Sağ olsun Efendi Hazretleri beni kırmadı ve teklifimi kabul etti. Birlikte bizim eve doğru yola çıktık. Birlikte benim yazlık evime doğru yol almaya başladık. Bir yandan yol alırken, bir yandan da, aklıma evimin bahçesinde bulunan ve son derece saldırgan köpeğim geliyordu. Zira bu köpek sıradan bir köpek değildi. Özel eğitim almış, yabancı insana tahammülü olmayan bir köpekti. Yabancıyı gördü mü hemen saldırıyordu. Yabancıyı görmese bile kokusundan tanıyordu. Sonuç olarak; iri kıyım yapısı ile son derece saldırgan bir hayvan bizi bekliyordu. Bunları düşünerek yol alırken, Efendi Hazretleri'ni rahatsız edecek diye endişeleniyordum.

"Efendi Hazretleri'ni rahatsız eder mi? Huysuzluğu ve havlaması ile." Ben bu düşüncelerle meşgul olurken, Efendi Hazretleri'ne bu konudan hiç bahsetmedim."

Bu düşünceler içinde eve geldik. Kapıyı açtılar, içeri girdik. Her an bir hareket bekliyordum; ama yazlığın içine girene kadar beklediğim hareket olmadı.

Eve gelmiş, kahvaltımızı yapmıştık. Efendi Hazretleri kahvaltıdan sonra işrak namazını kıldı. Namazdan kalkar kalkmaz birden bana döndü:

–Senin şu köpeği merak ettim, haydi bir görelim." dedi. Efendi Hazretleri'nin bu talebi beni son derece şaşırtmıştı. Çünkü ben ona köpeğimden bahsetmemiştim. Ben telaşlı bir vaziyette:

–Aman Efendi Hazretleri, o sizi rahatsız eder.

–Yok, yok, hiçbir şey olmaz. Haydi, görelim şunu.

Israrı karşısında fazla bir şey diyemedim. "Peki, buyrun bahçeye çıkalım." diyerek Efendi Hazretleri ile birlikte bahçeye çıktık. Kulübeye doğru ilerlerken, tedirginliğimi üzerimden atamamıştım. Her an kulübeden sıçramasını bekliyordum. Efendi Hazretleri'ne, dikkatli olmasını köpeğin her an kulübeden çıkabileceğini söyledim. Ha havladı, havlayacak derken, kulübenin önüne gelmiştik.

Ben şaşkındım; çünkü normalde şimdiye kadar çoktan bizi fark edip ortaya çıkması lâzımdı. Ama o da ne! Köpek, kulübesinde sessizce duruyordu. Birden başını dışarı çıkardı. Efendi Hazretleri'ne bakmaya başladı, tepeden tırnağa kadar bir güzel süzdü. Daha sonra başını ön iki ayağının arasına indirerek, yerde sürüne sürüne bize doğru geldi. Ben dehşetle olayı izliyordum. Şaşkın ve heyecanlı idim zira ortada çok garip bir hâdise vardı.


Köpeğim Efendi Hazretleri'nin önüne kadar geldi. Efendi Hazretleri'ne sevgiyle baktığını inanın hissetim ve köpeğim başını yana yatırdı. Efendi'ye bakarken artık vallahi ağlıyordu, gözlerinden süzülen yaşları bir görmeli idiniz. Efendi Hazretleri köpeğime tebessüm edip başıyla selâm verdi. Bu ne muazzam bir manzara idi! Tüylerim diken diken olmuştu. Ben köpeğimin bir zarar vermesinden korkarken, o, Efendi'nin önünde saygıyla eğilmiş, ağlıyordu.

Mahmut Efendi bana:

–Hadi gidelim.

Deyince sanki bir rüyadan uyanmıştım. Son derece hırçın ve saldırgan olan köpeğimin bu kadar sessiz ve sakin olması beni şaşırtmıştı. Ayrılırken köpeği elimle dürttüm. Dürtmemle bu sefer bana havlaması bir oldu. Sanki benim düşüncelerimi anlamış ve "Sen ne yapmaya çalışıyorsun?!" der gibiydi.

Eve dönerken Efendi Hazretleri bana şöyle diyordu:

–Eee, gördün mü? Köpek sahibini mahcup etmemek için, benim gibi bir…'ne havlamadı."

Aman Allah'ım! bu ne büyük bir tevazu idi.

Bunları anlatan zat, anlatmasını bitirmiş, yüzünü cemaatten kürsüde olan Efendi Hazretleri'ne cevirdi ve yüksek bir ses tonuyla âdeta haykırdı:

–Efendi Hazretleri! Efendi Hazretleri! Sizlerin kıymetini, değerini hayvanlar bile anladı da bizler anlayamadık.

Bu hâdiseyi anlatan zat merdivenlerden inerken biz dâhil bütün cemaat hüngür hüngür ağlıyorduk.

***

İşte gerçek bir Allah dostu… Mevlâ şefaatine hepimizi nail eylesin. Ben bire bir yaşadığım bu olayı sizlerle paylaşmaktan gerçekten onur duydum. Biliyorsunuz; Peygamberimiz'in de hayvanlar ile konuşmuşluğu ve hâdiseleri vardır.

Bir ceylanın avlandıktan sonra Peygamberimiz'den, serbest kalıp yavrularını emzirmek için avcıya aracı olmasını istemesi gibi… Zaten dağlar, taşlar, hayvanlar hep Mevlâ'yı zikrederler. İşte onlar zikrettikleri yüce yaratıcının sevgili kullarını da tanırlar ve hürmet ederler. Tıpkı Bişr–i Hafi Hazretleri'ne yaptıkları gibi…

Biliyorsunuz Bişr–i Hafı Hazretleri hep çıplak ayakla hayatını sürdürmüştür. Onun bulunduğu yerde kediler, köpekler sokakları, yolları pisletmezlerdi. Ona hürmet ederlerdi. Şimdi zaman ne kadar ilerlerse ilerlesin, Allah'ın velileri hep vardır ve olacaktır. Bu hâdise de ona delildir. Yüce Mevlâ'mız gördüklerimizden, duyduklarımızdan ibret alarak dinine bağlı kullardan eylesin bizleri.

alıntı (http://www.istikamet.eu/showthread.php?t=1357)

------

Arkadaşlar bu kardeşiniz o gün o sohbetteydi çok şükür hem Efendi hazretlerinin nurlu sohbetini hemde İ. Müftüoğlunun o kıssasını bizzzat dinledim.

Mollakasım
12.05.2009, 13:32
İLK GENÇLİK YILLARMDA UÇ YAŞANTIMDAN DOLAYI MÜSLÜMANLARDAN BAZILARININ BANA BEDDUA ETTİĞİ DÖNEMLERDE,SAMİMİ BİR MÜSLÜMAN OLMA ÇABASINDA OLAN BİR ARKADAŞLA FATİHTE BULUNUYORDUK.

YANIMIZDAN EFENDİ H.ZLERİ GEÇİYORDU ŞUANKİ SEVGİLİ ŞEYHİMİ İLK KEZ O AN GÖRMÜŞTÜM, ARKADAŞIM YANIMIZDAN GEÇERKEN BANA KENDİN İÇİN DUA ETMESİNİ RİCA ET DEDİ, BENDE BİR ANDA DÜŞÜNMEDEN ARKADAŞIN DEDİĞİNİ YANIMIZDAN GEÇERKEN SÖYLEDİM, DUA İSTEDİM. TABİKİ KILIK KIYAFETİM PEK UYGUN DEĞİLDİ, EFENDİ H.ZLERİ DURDU KISA BİR SÜRE BİRŞEY SÖYLEDİ FAKAT O AN BİRDEN HEYBETİNDEN VE NEDENSE HALİMDEN UTANDIM HEYECADAN NE SÖYLEDİĞİNİ ANLAMADIM

VE BİR ZAMAN SONRA ONUN MÜRİDİ OLMA ŞEREFİNE ERDİM SADECE BİR GÖRÜŞLE KALP HASTALIĞIMIN DERMANI OLDU KENDİSİNİ BİR DAHA GÖRMEK NASİP OLMADI,ALLAH DOSTLARININ BİR BAKIŞI YETİYOR

HALEN İSTANBULA HER GİDİŞİMDE FATİHE UĞRAR VE EFENDİ H.ZLERİNİN DOLAŞTIĞI MEKANLARIN ETRAFINDA GEZİNİR GELİRİM.


Vefa kardeşimden alıntı (http://www.istikamet.eu/showthread.php?t=1357)

Mollakasım
12.05.2009, 14:04
İsmailağada bir sohbetindeydim mübareğin sohet bitti sorular soruluyordu o sıra birilerinin kayıp olan bir yakını varmış Efendi Hazretlerine sordular, 'onu aramayın' dedi. Sonra yakınları üzgün vaziyette tekrar sordu, mübarekte "o vefat ettti yakında haberini alırsınız" dedihttp://www.nurahasret.com/images/bubble7.gifhttp://www.nurahasret.com/images/bubble9.gif


Faran kardeşimden alıntı

Mollakasım
12.05.2009, 16:18
'Gençler ben bekarım Gencim, ne olacak demesinler. Bir İslama uyan gencimiz sebebiyle kainat ayakta durur. Rabbimizin Emirlerini yerine getirmemektense, Vallahi ölüm Bizim için Daha hayırlıdır.

Dinini muhafaza edebilmek için ailesiyle uğraşan gençlerimiz var. Bizler onların hürmetine yaşıyoruz.

Medine-i Münevvere de bize buyruldu Ki: Çok Tövbe Edin. Gıybet yapılmasın. Kur'an çok Okunsun. Nafilelere önem Verilsin. Emri Bil Maruf Yapılsın. Aranızda buğz olmasın. Hanım kızlarımız çarşaflarına riayet etsinler."

Sabredin, Cennette örtünmek Yok. Kafirlere benzemeyin. Hud Suresi 113. Ayette Mevla ne buyuruyor: Sakın onlara meyletmeyin. Heybetiniz giderde, size ateş yapışır." Kafirler neden onlara benzemenizi istiyorlar? Korkuyorlar da ondan, çünkü heybetli görünüyorsunuz.

Ya Rabbi kullarına bir takım tembihlerde Bulundum.
Dua Ediyorum, Onlara Tembihlerimi Tutmalarını nasib eyle. Ya Rabbi Sana Emanet! Ya Rabbi Sana Emanet! '

Mahmut Ustaosmanoğlu Hazretleri K.S.


Aral kardeşimden alıntı

Mollakasım
12.05.2009, 16:23
Esselamu aleykum ihvanı din. Sanırım 2000 yılı veya 2001 Denizlide idim. Bilenleriniz vardır Denizli vekili İBRAHİYM efendi var bir gün evinde misafir idik yemek vakti idi beraber yemek yiyorduk efendim EFENDİ hazretlerimizden bize biraz bahsedermisiniz dedim, mubarek bana sordu acı severmisin? evet efendim diye cevap verdim. Kalktı acı biber getirdiler, buyurdularki EFENDİ hazretlerimizde acıyı sever. Hamd olsun dedim. Acı ile ilgili hadis i şerif okudu EFENDİ hazretlerimizden duymuş ve bize aktardı HER ACI BİR DEVADIR HER ACI BİR ŞİFADIR manasındaki hadisi şerifi bize aktardı ALLAHcc razı olsum. Sordum: Efendim, EFENDİ hazretlerimiz denizliyi ziyaret ettilermi hiç? İBRAHİYM efendi şunu anlattı EFENDİ hazretlerimiz bir gün karadeniz ziyaretinden dönerler iken Denizliyede uğramışlar vekil İBRAHİYM efendinin evinde yemeklerini yedikden sonra EFENDİ hazretlerimiz buyurmuşki İBRAHİYM efendi biz biraz istiraad edelim sen bize 20 dakika sonra seslen İBRAHİYM efendi EFENDİ HAZRETLERİMİZİN emri gereği 20 dakika sonra seslenmek için EFENDİ hazretlerimizin istirahat buyurdukları yere gidiyorlar bakıyorki EFENDİ hazretlerimiz uyuyorlar ve kıyamıyor seslenmeye rahatsız etmemek için geri çıkıyor EFENDİ hazretlerimiz10 dakika sonra uyanıyor İBRAHİYM efendiye buyuruyorki bize neden seslenmedin? mubarekde cevaben "EFENDİM uyandırmaya kıyamadım" EFENDİ hazretlerimizde buyururlarki

"İBRAHİYM EFENDİ BİZ UYURSAK NE OLUR BU MİLLETİN HALİ !?"

Bunları niye anlatıyorum değerli kardeşlerim EFENDİ HAZRETLERİMİZİN kıymetini anlayalım diye.. bu fakirede dua edin vesselam...


faran10 kardeşimden alıntı (http://www.istikamet.eu/showthread.php?p=95317#post95317)

manav
12.05.2009, 23:06
selamün aleyküm kardeşler Allaha sayısız şükürler olsun geçtiğimiz pazar günü efendi hazretleri kütahyadaydı nurundan istifade edebilmek için çocuklarıda götürdük çocuklarımdan biri dediki yüzü çok parlıyordu göremedim o an ben koptum zaten

selmi
13.05.2009, 14:47
:-046Allahüekberr..çok etkilendim kardeş

ahiret--yolcusu
26.09.2009, 12:23
:-020 Rabbim yolundan ayırmasın inş

Elhamdülillah Rabbimin büyük bi lütfu bizeki böyle bir zatı tanımayı nasip etti

ashabulyemin
26.09.2009, 20:25
Bir Bardak Sütte Tefekkür - Mahmut Efendi Hz.
Bir adam İmam-ı Rabbani Hazretlerine kendisini şikayet ediyor:''Kuran-ı kerim'den her manayı anlayamıyorum'' diyor.İmam-ı Rabbani Hazretleri o zaman buyuruyor ki:''Anlayamayınca ben acizim, bilmiyorum deyiniz.''

Ben yetmiş yaklaşıyorum (90 lı yıllar), daha anlamadığım şeyler var.Kuran-ı kerimin başına senelerce otur kalk, otur kalk şimdi anlamaya başladım.Efendimiz bir hurma dikti hemen oldu.Mevla Teala dilerse hepimizi böyle yapar ama bize teenni (acele etmemeyi) öğretiyor.
İnsan, Allah'ın kapısını tek başına kendisi çalsa olmuyor.Bir mürşid bulup onun vasıtasıyla Mevla'ya vasıl olmak lazım.

AYETİ CELİLEMİZ

Şimdi okuyacağımız ayeti kerimeyi Ali Haydar (kuddise sirrahu) Efendi Hazretleri bize 40 sene boyunca sık sık okudu fakat biz ancak lugat manasını anlayabiliyorduk.Demek batıni manasını anlamak için daha çok seneler lazımdı.

''Gerçekten süt veren hayvanlarda da size bir ibret vardır.Size onların karnındaki işkembe pisliği ile kan arasından halis bir süt içiriyoruz ki, içenlerin boğazından afiyetle geçer.''

Ayette geçen (Ve inne leküm) ''Muhakkak sizin için vardır'' diyoruz.''Vardır'' kelimesi nereden çıktı? (küm) lafzının başında bulunan (lam) harfi cerdir.Her harfi cerrin de mutlaka alakalı olduğu (bağlı bulunduğu) bir fiil vardır ki, buna müteallak denir.
İşte bu müteallak, (kane, hasale, sebete, istegarra, vega'a, vecede) umumi fiillerden olup mahfuz ise car ve mecrura ''zarfı müstekar'' ismi verilir.Bu kelimedeki (lam) harfi cerinin müteallakı da gizli olan (kane) fiilidir ki, ''vardır'' manası ondan çıkar.

Bunları Allah için bilmek büyük şeydir.Gurur için bilmenin ise hiçbir faidesi yoktur.Şeytanda neler biliyordu.
Ya Rabbi! Bizi, senin rızan için ilim taleb edenlerden eyle.Amin!.

Düşünmek lazım.Kim düşünür? İnsan.Kim düşünmez? Değirmen harkı!..İnsan bir bardak süt içeceği zaman da ''bunu kim, nerede yarattı'' diye düşünür.İnsanın boğazını değirmen harkı gibi olmaktan ayıranda işte bu tefekkürdür.
Peygamber Efendimiz (Sallahu Aleyhi ve Sellem) hira dağındaki mağarada ibadet ederken Cebrail (aleyhisselam) kendi suretinde olduğu gibi ona göründü.Peygamber (Sallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz büyük bir dehşete kapıldı.
Cibril-i Emin kendisine:''Oku!'' dedi.Efendimiz (Sallahu Aleyhi ve Sellem) :''Ben okuyucu değilim'' buyurdu. Bunun üzerine Cibril-i Emin onu sıktı ve tekrar ''Oku!'' dedi.Bu olay üç defa tekerrür etti.
Tabiinden birisi, buradan, gerektiğinde Hocanın talebesine biraz sertçe muamele edebileceği manasını çıkartmıştır.Tabii aşırıya kaçmamak şartı ile.
Bu zamanda dayağın yerini yalvarmak almalıdır.Amma talebe içinden hocasına:
Hoştur bana senden gelen
Ya goncagül yahut diken
Yahut hil'at yahut kefen
Lütfunda hoş kahrında hoş

Musa (aleyhisselam) ile hızır (aleyhisselam) arasında geçen kıssada geminin tahtasının koparılması güzeldi, çocuğun ölmesi güzeldi.Fakat ulülazim bir peygamber bile buna sabretmeye dayanamadı.Sabretmek kolay değil.

Ayeti kerimedeki (en'am) kelimesi, (nea'm ) kelimesinin cemisidir ki sağmal hayvan olan deve, koyun, keçi ve ineklere denir.

İslami ilimlere çalışmaya başlayan yavaş yavaş bunlara alışır.Mevla onu mahrum etmez.Birbirinizin ilim tahsiline sebep olun.Bir kişi ilme kanca gibi takıldımı devam eder.''Kim sebat ederse, biter'' ibaresinin gereğince devam ederse muhakkak bir şey hasıl olur.

Allah-u Teala, insanlara sağmal ineğin karnından çıkan sütü içirir ki, o süt, kan ile hayvanın karnındaki fena şeylerin arasından geldiği halde ne kanın renginden, ne de fena şeylerin kokusundan bir eser görülmez.Berrak halis ve içenlere hazımı gayet kolay, boğazdan geçmesinde de asla güçlük olmaz.Halbuki bu hayvanların yedikleri ot, yonca, yulaf vs.. idi.

Tefsiri Hazin'de ve Medarik'te beyan olunduğu vechile hayvanat, yemini yiyip karnında hazmedince üç kısım olur.Binaenaleyh midenin altında yediklerinin tortusu, onun üstünde sütün maddesi ve onun üstünde kan maddesi bulunur.Bundan sonra tortu kazurata ve süt süte mahsus olan damarlar memeye ve kan ciğer vasıtasıyla sair damarlara sevk olunduğu İbn-i Abbas Hazretlerinden mevridir.

Fahreddinüi Razi, hükemadan başka tarifler nakletmiştir.Netice de hayvanın yemiş olduğu yemin midede hazmından sonra bir taksimat muhakkaktır.Ancak o taksimat gerek İbn-i Abbs hazretleri'nin dediği, gerek hukemanın dediği gibi olsun.Her ne suretle olursa olsun sütün kanla mide de kalan tortu halis ve safi olarak ayrılmasında yaratıcı olan Allah'ın kudretine çok deliller vardır.Çünkü süt ve kanla geride kalan tortunun maddesi yem olduğunda şüphe yoltur.Bunların arasından, isanlara faydalı olan sütün saf ve tertemiz olarak nasıl çıktığını beşer idrak etmekten acizdir.

Bakın!..Cenab-ı Hak posa ile kan arasından süt çıkarıyor.Aralarında Allah'In kudretinden perde var ve biri diğerine karışmıyor.
İşte Mevla Teala buyuruyor ki:Ben size posa ile kan arasından halis süt çıkarıyorum.Sizde posa gibi nefis ile kan gibi şeytan arasından halis ibadet çıkarın.

http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=30811 (http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=30811)

ashabulyemin
26.09.2009, 20:29
Efendi Hz.nin Çocukluğundaki Bi Düşüncesi...
Efendi hz miz her yaşında ahlak abidesi ve gönlümüzün nadide ciceği kücük yaşlarda iken arkadaslarıyla bahcelerine girer onlara meyveler ikram ederdi.Bir gün valideciği efendi babamıza bahcedeki meyve ve salatalıklara bastıkları için kızar.( e haklıdırda on onbes tane cocuk....)aradan zaman gecer ve efendinin annesi ne görsün mahmud ve arkadasları bahcenin tam ortasında lakin kenarlarda hic bir fide hiçbir sebze ezilmemiş ..cağırır gönlümüzün sultanını -oğlum mahmud nasıl gecti arkadasların bahcenin orasına efendi babamız buyururki-BAHCENİN HİÇ BİR YERİNE BASMADIK ANNE,BEN ARKADASLARIMI SIRTIMDA GÖTÜRDÜM BAHCENİN ORTASINA.....işte incelik abidesi bir yandan annesinin ve bir yandan arkadaslarının kalbini kırmamak için kendi sırtında on dan fazla dostu taşıyan BİR DOST..........

http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=2854 (http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=2854)

Hakkani
15.01.2011, 01:23
Gerçek Kerametleri:

_Şu zamanda Şeriatı Tarikatı adeta diriltmesi,
_Kuran ilimlerini ihya etmesi, bunun için bine varan medrese-evler açması/açtırması
_Sünneti Rasulullahı canlandırması, zahir batın nice sünetlere kendi hayatıyla hayat kazandırması
_Avrupa modası, diploma, makam, kariyer, prestij, para, kadın.. gibi putları ayakları altına alması
_Allahın heybet ve azametinden başka hiçbir otoriteye boyun eğmemesi, ne baskılar ne ihtilal hiçbir şeyden korkmadan çekinmeden Hak yoluna hizmet etmesi..

80 ihtilali olmuş, sarık cüppe sakal çarşafla sokakta yürümek adeta darbecilere meydan okumakla eşdeğer.. Talebelerinden ileri gelenler, hocalar, toplu bir şekilde huzura çıkıyorlar ve maruzatlarını arzediyorlar. Darbe ortamında ortalıkta fazlaca görülmelerinin tehlikeli olabileceği, fütursuz zulümlerin işlendiği, hapse düşecek ihvanı müdafa etmek, hak hukuk aramanın imkansız olacağı.. şeklindeki görüşlerini arzediyorlar ve bir müddet sohbet/vaazlar, emru bil maruf seferleri ve hatmi hacegan zikrinin ertelenmesinin tedbire münasip olacağını ifade ediyorlar..

O ictimaya şahit olanlardan bir hocanın ifadesiyle: Biz bekledik ki Efendi Hazretleri bunun üzerine en az altı ay bir sene vazifelere tatil verir.. Ancak o şöyle buyurdu:

Bu kadar zulmetler neyle kalkacak ? Arkadaşlar vazifelere öncekinden daha ciddi olarak sarılacağız, daha fazla çalışacağız.. Ancak bu suretle bu zulüm karanlıkları kalkar felah buluruz.."

Hiç beklemediğimiz bu cevap karşısında hepimiz şaşırdık ve Onun yüksek cesaretine metanetine hayran kaldık."

islamingulu
15.01.2011, 08:39
ALLAH cc herkesden razı olsun güzel paylaşımlar. Bir tanede ben anlatmak isterim müsadenizle.

Yıllar önce tarikat tersi almak için hocalarım ile görüştüm ve istihareye yat rüyanı yorumlatırız ismail ağa camiddeki hocalarımıza dediler.

bende tarif edildiği gibi istihareye yattım. Elhamdülillah ilk akşamında bir resim çerçevesi içinde nur yüzlü birisini gördüm ve hocama bunu anlattım. ... Daha sonra hocamın telefonda bir baktım ki rüyamda gördüğüm zat. Hocam dedim ki bu zat. Mahmut efendi hazretleri dedi. Bende hocam rüyamda gördüğüm zat buydu dedim .

Çok etkilenmiştim.

mürted
08.05.2011, 16:21
ALLAH cc herkesden razı olsun güzel paylaşımlar. Bir tanede ben anlatmak isterim müsadenizle.

Yıllar önce tarikat tersi almak için hocalarım ile görüştüm ve istihareye yat rüyanı yorumlatırız ismail ağa camiddeki hocalarımıza dediler.

bende tarif edildiği gibi istihareye yattım. Elhamdülillah ilk akşamında bir resim çerçevesi içinde nur yüzlü birisini gördüm ve hocama bunu anlattım. ... Daha sonra hocamın telefonda bir baktım ki rüyamda gördüğüm zat. Hocam dedim ki bu zat. Mahmut efendi hazretleri dedi. Bende hocam rüyamda gördüğüm zat buydu dedim .

Çok etkilenmiştim.

selam...

iNZiVa
08.05.2011, 16:41
nickinizden belli cok tahsil görmüssünüz, tahsilli adam

okcular
14.06.2011, 14:13
1992 senesinde ilk defa bir arkadaş vesilesi ile İsmailağa camisine geldim. Cübbeli hocamızı yetiştiren zatı görmek istiyordum. Kendilerinin cenazeye iştirak ettiklerini, ikindi namazına teşrif edeceklerini söylediler. Bizde arkadaşımla çarşamba da namaz saatine kadar dolaştık. Sarıklılar, Çarşaflılar, Talebeler vs acayip bir manevi atmosfere girdim. İkindiye az kaldı şadırvanda abdes alıyorduk. Yanımda ki arkadaş birden beni dürterek "Efendi geldi koş elini öp" diye arkamı gösterdi.

O heycanla abdestide, arkadaşın sözünün devamınıda beklemeden yerimden fırladım yanlız karşıdan 4-5 adet piri fani zat geliyordu birden koşarken dona kaldım. " Bunlardan hangisi efendi.. kimin elini öpeyim" diye aklım karıştı. İşte o an içlerinden biri gözümde öyle bir heybete büründü ki artık diğerlerini göremez oldum. Yapıştım öptüm elini... Kendilerine kenara cekilip yol verdim. Benim arkamdan insanlar sırayla elini öptüler. olduğum yere bakakalmıştım. hani insan çölde susuz kalırda suya kavuşurya .. öyle birşey..

Aradan nerdeyse 20 sene geçti. O anın hazzı lezzetini kaybettim ama Nasıl sahabe efendilerimiz Efendimiz S.A.V ilk gördüğünde gönül dairelerinde ne yaşadılarsa bizede kenarından ucundan koklattılar... bununla avunuyorum işte..

Sonradan öğrendiğim kadarıyla efendi hz nin yanında ki zatlar Kemal efendi , Hasan efendi, Mustafa efendi ve Rahmetli zevandikli mehmet efendiymiş. Yüce mevlam hepsinin himmet ve şefaatlerini bize nasip eylesin amin

Saygılar..

okcular
14.06.2011, 15:06
...

okcular
16.06.2011, 11:50
Sizinle paylaşacağım mevzu yu bizzat Efendi Hz nin Rize vekili Resul bölükbaşı hocamızın anlatımından aktarıyorum.


Yıl 1980 li yıllar anarşi ve terör zirvede .. Sağ Sol kavgalarından İsmail ağa camii de nasibini alır. Geceleri bir kaç el silah atılır .. Molotof saldırısı yapılır Camiye .. O zamanki ihvan endişelidir. Efendi Hz başına bir şey gelecek diye korkulur. Gece ve gündüz pompalı tüfeklerle çarşambada nöbet tutulmaya başlanır ihvan arasında.. Bu gergin zamanda bile efendi Hz irşada devam eder. Talebe ve vekillerle devamlı ilgilenir. Hatme ve Pazar sohbetleri ihvanların evinde gizlice devam eder.

İşte o askeri ihtilalin olmasına ramak kaldığı zamanda Bir jandarma mensubu General İsmail ağaya takılmaya başlar. Efendi Hz ne olağan üstü hürmet ve alaka gösterir. Hatta cami etrafına güvenlik için asker bile diktirir. İhvan ve hocalarımız bu garip durumdan hem tedirgin hem de memnundurlar. Öyle bir zamanda yüksek rütbeli bir paşanın alakası hiçte yabana atılır gibi değildir. Rize’den İstanbul a gelen Resul hocamızda olaya tam vakıf olur. Üniforması ve yaverleriyle İsmail ağada dolaşan bu zatla tanışır. Münasip bir zamanda efendi Hz ne bu subayın durumunu sorar Efendi Hazretleri;" O bizi buldu hace resul işimizi görüyor belki hidayet nasip olur" der. Bu konuşmanın güvencesiyle Resul Hoca rahatlar. Rize ye dönerken Ankara’ya uğrar. Milli selametten Erbakan hocayla buluşur. Ülkedeki karışıklık ve gidişatı değerlendirirler. Söz bir ara Efendi hazretlerine ve bu yeni generale gelir. Resul hoca bu subayın efendiye olan hürmet ve hizmetini sevinerek anlatır. Erbakan Hoca Generalin mevki ve künyesini ister. Resul Hoca bildiklerini anlatır. Erbakan’ın yüzü değişir. Efendinin yanından o askeri hemen uzaklaştırın der ve konuyu kapatır. Resul hoca bu ani tepkiye karşı biraz da sitemle sen efendiden daha mı iyi bileceksin diye kalbinden geçirerek Rize’nin yolunu tutar.

Aradan üç dört ay geçmeden Resul Hocamıza İstanbul dan Telefon gelir . Arayan Efendi hazretlerimizdir. Hoş beş kelam ederler. Efendi hazretlerimiz esas mevzu ya girer “Hace Resul bu bize hizmet eden subay vefat etmiş, vasiyetinde cenaze namazını kıldırmamız için temennide bulunmuş nasıl hareket edelim” diye istişarede bulunmuş. Resul hoca Erbakan’ın da anlattıklarını katarak bunun uygun olmayacağını hususunda istişare vermiş. Efendi Hz biraz düşündükten sonra “Hace resul üzerimizde hakkı var emri bil mağ ruf niyetiyle gidelim” demiş. Efendi Hz ve Resul hoca sözleşme üzerine Ankara da buluşurlar. Cenazenin kılınacağı Camiye gelirler. Resul Hocanın korktuğu başına gelmiştir. Avlu da en az bin tane subay vardır. İkindi namazı kılındıktan sonra Efendi Hz sarığıyla cübbesiyle avluya geçer. Resul hoca o anı anlatırken gülerek. “ Bir tarafta Efendi Hz hiç istifini bozmadan elinde tespihiyle musallanın başına geçti… Diğer tarafta gözler çakmak gibi açılmış yüzlerce pırpırlı, yıldızlı pür dikkat sanki bir uzaylı görmüş gibi bakan gözler” velhasıl cenazeyi efendi kıldırır. Bu sefer Resul Hocanın korktuğu ikinci hadise başına gelir. Diyanetin görevli hocası değil de Efendi Hz konuşma yapacaktır. Yüksek bir yere çıkarırlar. Efendi mikrofon uzatan görevliyi uyarır. (biliyorsunuz evvelde Efendi Hz mikrofona konuşmazdı) Mikrofonu uzaktan tutarlar. Tam 20 dakika Ölüm, kabir, sırattan bahseder. Helallik alır.

Resul Hocamız o andaki Efendinin gözünü kapatarak vakarlı konuşmasını asla unutmam diyor. Cenaze merasimi biter. Biraz homurdanma olsa da tatsızlık çıkmaz. O Tarihlerde bu kadar askeri bir araya toplayıp vaaz etmek tam bir keramettir. Resul hoca Hava alanına kadar Efendiye eşlik eder. Yalnız Efendi Hz nin yüzünde farklı bir üzüntü ve mahcubiyet hisseder. Uzaktan gelmenin yorgunluğuna verir. Kendiside kara yoluyla Rize ye döner.

Bir hafta sonra İstanbul dan Rize ye acil bir telefon gelir. Arayan Ahmet Vanlıoğludur. Resul Hoca ya Efendinin Ankara dan geldiğinden beri kimseyle konuşmadığını, vakit namazları dışında odasına kapandığını iletir. Ahmet hoca en son Ankara da siz beraberdiniz deyip Resul hocayı durumun vahametinden dolayı İstanbul’a çağırır. Resul hoca İsmail ağa ya geldiğinde şaşkınlığı artar. Ağlayanlar, sızlanalar, dua edenler herkes dertlidir. Hocalar bir araya gelip durumu değerlendirirler. Vanlı oğlu Hocamız. En son siz beraberdiniz deyip resul hocadan efendi Hz ile görüşmesini ister.

Resul hoca kapıyı çalıp aralar. Efendi hazretlerimizi Diz çökmüş Rabıta üzere bulur. Eğilip ayağını öperek kulağına ;”Efendu hazretleru ne oldi da odaniza cekildunuz rahatsizmisinuz” der. Efendi hz hafif doğrulur. el işareti ile kulağını ağzına getirmesini ister ve sessizce buyurur. “Hace resul biz o cenazeye katılmakla kusur işledik. Efendimiz s.a.v ve tüm meşayih bana sitem ettiler. Şimdi Tarikat dersime ağırlık vererek kendimi affettirmeye çalışıyorum beni şuan serbest bırakınız” Der ve tekrar Rabıtaya geçer. Resul hoca odana çıkıp bekleşen hocalarla konuşur. Bunun manevi bir hal olduğunu söyleyip kendilerini yatıştırır. Kısa zamanda efendinin tekrar eski haline döneceğinin tesellisini verir.

Resul Hocamızın anlattığı pek kimsenin bilmediği bu kıssanın sonunda kendilerinin iki ders çıkardığını söyledi. Birincisi Efendi hz olaylara ne kadar iyi niyet-hüsnü zan ile yaklaştığı ve meşayihin üzerindeki tasarrufu.. İkincisi Rahmetli Erbakan’ın siyasi noktada ki basiret ve bilgisi.

Saygılar….

Hakkani
16.06.2011, 15:27
Peki sayın kardeş şu halde erbakan neden o üstün siyasi dehasını kullanıp türkiyeyi düze çıkaramadı partisini yerin dibine batırdı ?

Olayın dehayla ilgisi yok erbakan o adamın künyesini soruşturdu istihabarattan olduğu filan haberini almıştır..

Burdan asıl çıkarılacak hüküm: Bir şeyh bir siyasiye bağlı hareket etmez

iki: Efendi hazretleri ricali gayb ile hemhaldir ona asla itiraz edilmez...

Hem sitem cenazenin kıldırılışında.. ne güzel o kadar dinsiz askere vaaz etmiş bundan büyük iş olurmu ?

Rasul hoca asıl şu dersi almalıydı: Efendi hazretlerinin dine hizmet etmedeki cesaretinin binde biri onda bende yok.. efendi hazretleri kürsüye çıkınca korktuğu başına gelmiş.. korkacak ne var !? Sırtını ALlaha yaslayan Allahın adamı işte bak kimseden korkamadan aslan yuvasına bile dalabiliyor..

Çok güzel bir kıssa ben bu kıssayla efendi hazretlerini daha iyi tanıdım gözümde bir başka büyüdü.. rasul hocayıda biraz cebiin buldum.. Allah affetsin

okcular
16.06.2011, 16:41
Sayın hakkani ben hocadan duyduğumu aktardım. neden bu kadar tepki gösterdiniz anlayamadım.?

Resul hoca nın tedirginliği gayet normal. İsmailağada Dışarıda trafik işleri iceride de efendiye yol açma organizasyon işlerini fisebilillah yapan diyarbakırlı mehmet abimiz var. Yeniyseniz bilmem ama eskilerden iseniz tanırsınız. Kendisi bize şunu aktardı. 1980 li yılarda arkada hatme yapıyorduk. dışardan tanımadığınmız birisi geldi efendi hz etrafında dolanıp duruyor. Tam hatme sırasında adam efendinin gırtlağına sarıldı.. zor bela ayırdık. O gün bu gündür hep tetikte bekler korkarım derdi. Resul hocamızında temkinliği ve tedirginliğini bu bab' tan algılayıp bu gözlükle bakarsanız olay çözülür. Ama Resul hoca veyahut rahmetli erbakana başka bir takıntınız varsa bilemem.

Bir de tarih 2011 değil. 1980 anarşi zamanı ... Efendi hazretlerimizin yakalı cübbe giydiği zamanlar. dikkatinizi çekerim....

saygılar..

okcular
16.06.2011, 17:10
EFENDİ HZ DEN BİR KISSA DAHA

Cemaatımızın eski ihvanlarından Osman Oruç Abimizden aktarıyorum..

1980 ihtilal sonrası İsmal ağada pazar sohbetinde toplasan elli kişi ya var ya yokuz. Efendi hz mektubattan ders veriyor. Bir ara efendi hz sohbeti kesip bizi fırcaladı.." Bakın Arkadaşlar derslerinizde çok eksiklik görüyorum aman dikkat belalar gözüküyor." Efendi Hazretlerimiz. bu uyarıları her pazar iki ay devam etti. Bir pazar sabahı " Kardeşlerim derslerde çook eksiklik var. Sıcacık seccadelerde şu işi beceremiyoruz. bakın doğudan büyüük bir sıkıntı zuhur edecek dikkatli olun" der..

Osman abimiz ve diğer İhvanlar bir türlü buna mana veremezler. Gelecek hafta pazar günü ; " Derslerini yapan mürid cepheyi bekleyen asker gibidir. Siz bu işi beceremediniz" der ...

Osman abimizin anlatımına göre o son hafta Apocular (yani PKK) İlk eylemini köy baskınını gercekleştirir. gerisi malum.

Saygılar...

okcular
05.07.2011, 11:51
Bilirsiniz Çarşamba ve İsmailağa civarındaki sokaklar dardır. Bir araba yada bir tezgah yanlış dursa trafik muhakkak tıkanır. Cemaatten bir ağabeyimiz İsmail ağa camisinin ana yola bakan kapısının karşısına bir şeyler satmak için ara ara tezgah kurar. Bir zaman sonra tezgah sabitleşir. Yolu da tek şeride düşürür. Artık Otobüs ve insanlar geçerken münakaşanın merkezi olur. İlk önce ihvan ağabeylerimiz müdahale eder. Adam Rızkıma mani olmayın diyerek hepsini bastırır. ( Ofluya anlatamazsınız )

Rahmetli Hasbi efendi ve Diyarbakırlı Mehmet hoca da bu zata ayet ile hadis ile bunun yanlış olduğunu güzel bir dille her gün ikaz ederler. Ama nafile…

Cemaatte herkes hoca değil tabii iş kavgaya gitmeye başlar. İşte yine böyle münakaşa olduğu bir zamanda biri arabasıyla geçerken durur ve bağırır. “ siz niye münakaşa ediyorsunuz ki sizin o Mahmut bu tezgahtan pirim alıyordur.” Der ve basar gider… Bu söz hasbi efendiye çok dokunur.

Durumu en sonunda Efendi hazretlerimize acar. Söylenenleri iletir. Efendi hz çok üzülür “demek dışarıdaki insanlara hala kendimizi tanıtamadık” der. Namaz sonunda efendi tezgahın yanına gelir. Selam vererek halini hatırını sorar. Sadede gelir “bak hemşerum dışardan insanlar senin satacağın şu üç beş parça mal için beni prim almakla itham ediyorlar. Gel bu kapıya laf söyletmeyelum. Allah cc rızkımıza kefildir” der. Bizim oflu uyanık “Efendi Hz leru şu sakalım ve şalvarum sebebiyle iş yapamayarum. Sen iş için söz verirsen hemen kaldıracağum.” der. (anlayın efendi söz vermese Oflu bir kere inat etmiş kaldırmayacak)…

Efendi Hazretlerimiz başını öne eğip biraz düşünür.gülümseyerek “Ben söz veriyorum Allah cc sana ummadığın yerden rızıklar gönderecek yeter ki söz dinle” der ve selamlaşıp ayrılırlar. Bir daha bizim Oflu piyasada gözükmez. Rahmetli Hasbi hoca gülümseyerek etrafındakilere “Yahu o kadar adamız yine işi efendi bitiriyor” der.

Aradan bir yıl geçmeden Oflu İsmailağaya gelir yine tezgah açtığı yere arabanın bagajından bir şeyler indirmeye başlar. Hasbi efendi Ofluyu görünce suratı değişir “Hayrola yinemi tezgah açacaksın” der.. Oflu bu susar mı “Hayır hasbi efendu bu sefer yanildun gömlek üzerine dördüncü mağazamu actum efendiye hediye getirdum. Ha bu jeepide yeni aldum” der ve ismailağadan içeri girer.

Hasbi efendi yanında ki bana bu hadiseyi anlatan Mehmet ağabeyimize dönerek.”Görüyor musun Efendinin işlerine akıl sır ermiyor” …

Saygılar..

Hakkani
05.07.2011, 23:14
Allah razı olsun değerli Okçular kardeşim.. Anlattığınız kıssalar kalplerimize şifa yüzlerimize sürürdur.. Benim için herşeyden çok önemli bu bilgiler..

okcular
06.07.2011, 11:21
Efendi hz bir kerametide cübbeli hocamızın ağzından..

Yıl 1976 Efendi hazretlerimiz hacca gitmeye niyet etmiştir. Cübbeli hocamız ( tabi yaşı o zamanlar 11- 12 arası) Hemen babası Yusuf amcaya durumu acar. “Efendinin bütün masraflarını karşılayalım bende beraber gideyim” der. O tarihlerde pek varlıklı adam yoktur cemaatimizde… Allah razı olsun Yusuf amcamız her zaman olduğu gibi her şeyi üzerine alır…

Yolculuk kara yoluyla olacaktır. Efendi güney doğu , Şam ve Irak da meşayih kabirlerini ziyaret ederek hacca gitmeye niyetlenmiştir.. Yolculuk başlar. Cübbeli hocamız yol boyunca efendi hazretlerimize mektubat ve hatim okur. Aynı zamanda hizmetini görür. Şam a gelindiğinde bir ara Efendi hazretlerimiz Cübbeli hocamıza dönerek “Evladım Ahmet mukaddes yerlere gidiyoruz. Edebe riayet et. Bir de Harem-i şerifte garip şeyler görürsen takılma onlara sen ibadetine devam et” der. Ne kadar meraklı ve sabırsız olsa da Ahmet hocamız bunun sebebini sormaz. Peki Efendi Hz diyerek vazifesine devam eder.

Nihayetinde Mekke ye ulaşılır. Cübbeli hocamız yaşı ne kadar genç olsa da ibadet ve vazifede Efendiye yetişemez. Kaldıkları dairede bile görüşemez olurlar. Terviye günleri yaklaşmıştır. Kabe-i muazzamda kalabalık artar. Cübbeli hocamız hizmetten vakit buldukça tek başına tavafa girer. Bir öğle namazı sonrası tavaf esnasında garip bir hadise olur. Rüknü Yemani tarafında bir ihtiyar (kaba tabiriyle) kıçını Kabe ye sürterek deli gibi şarkı söylemekte… Cübbeli hocamızın her şaft da bu zat gözüne ilişir. Artık dayanamaz. Tavafı bitirip namazı kılar kılmaz kalabalıkları yararak bu ihtiyara ulaşır. Cübbeli hocamızın kendi tabiriyle bu adamın yaptığı büyük bir edepsizliktir, terbiyesizliktir. Haddini bildirmek gereklidir.

İhtiyarın entarisine yapışır. Arapça bildiği Kâbe ye edebe riayet konusunda ne kadar Ayet, Hadis, Rivayet, Kıssa varsa hepsini döker. “biz Türkiye de ayağımızı bile kıble tarafına uzatmazken bu ne terbiyesizlik” diyerek serzenişte bulunur. İhtiyar yine umursamaz bildiğini okur. Çocukta olsa cübbeli hocanız dayanamaz. İki eliyle entariye asılır. “Yahu niye söz dinlemiyorsun be adam” der. İhtiyar bir anda durur. Elini Cübbeli hocamızın omzuna atar ve konuşur; “Bak evlat aferin kendini güzel yetiştirmişsin fakat iş söz dinlemekse Sana şeyhin Şam da istirahatayken garip bir şey görsen takılma dedi sende peki dedin.! Şimdi söz dinlemeyen senmisin yoksa benmiyim.? Beni kendi halime bırak .. Üstadına da benden selam söyle” der ve yine kendi dünyasına geri döner….

Cübbeli hocamız ellerlini çeker. Resmen şoka girmiştir. Yine kendi tabiriyle afallar vaziyette kaldıkları dairenin yolunu tutar. Binanın girişinde Efendi hazretlerimizi görür. Araplarla ayaküstü sohbet etmektedir. Bütün mahcubiyetiyle efendiye usulce yaklaşır. “Efendi hz Kâbe de bir zat size selam söyledi” der. Efendi hazretlerimiz yüzünü ağır bir şekilde hocamıza döner. Şöyle gözünün içine bakarak manalı hafif bir tebessümle “Ve aleykümselâm” diyerek gelen misafirlerle tekrar ilgilenir.

Hocamız bize bu mevzuları anlatırken bir ağabeyimiz söz alarak. “Hocam o zat kimdi” diye sordu. Cübbeli hocam gülerek “Vallahi o yaşadıklarımdan sonra efendiye sormaya cesaret edemedim. Sonradan çok aradımsa da bulamadım ihtiyarı”. Dedi ve ekledi “Siz siz olun terviye günlerine dikkat ediniz. Kırklar, yediler, kutuplar buluşuyor o günlerde. Benim gibi heyecanla atlamayın her şeye ha”….

Saygılar…

Abdullah bin Revâha
06.07.2011, 13:33
Çok güzel bilgiler..Allah (c.c) razı olsun..

okcular
12.07.2011, 14:16
O SENMİYDİN YA….

Bu anlatacağım hadiseyi de şu an Veli efendinin hizmetini gören Selahattin ağabeyimizin ağzından aktarıyorum.

Yıl 1995 .. Güneydoğuda terör zirvededir. O zamanlarda bir kardeşimiz Tunceli de kırsal alanda karakol nöbeti tutmaktadır. Gece 0:3 sularında karakola baskın olur. Ortalık cehenneme döner. Bu kardeşimizle beraber bir nöbet arkadaşı da karakola ve çevreye hâkim bir tepede pusu atmışlardır. Karşı ateşe geçerler. Çatışma bir saati geçer. Teröristler bu tepedeki yoğun MG3 baskısı sebebiyle bir türlü karakola istedikleri gibi sızamaz. Makineli tüfeği kullanan kardeşimiz mermi şeridinin bittiğini görür. Yanındaki arkadaşına dönerek ; “Arkadaş hemen karakola in cephanemiz bitmek üzere bir de namlu çok ısındı tutukluk yapıyor. Yedek namluda getir bu makineli bir susarsa karakolu kaybederiz” der. O çatışma esnasında diğer asker düşe kalka yuvarlanarak karakola iner. Fakat bir daha tepeye çıkamaz. Ayağından vurulmuştur. Teröristlerde artık karakolun etrafındaki mevzilerden çok bu tepeye baskıyı arttırırlar.. Makineliyi bir türlü susturamamışlardır.

Tepedeki MG3 tutukluk yapar. Silahın başımdaki arkadaşımız kurma kolunu çekip bıraktığında şoka girer… Silah namlu yada mekanizma sebebiyle değil, mermi bittiği için susmuştur. O gürültü ve toz duman içerisinde aşağı karakola inen arkadaşını gözler . Giden gelen yoktur. Asker kardeşimiz ne yapacağını bilemez. Ter pas içinde ağzından şu kelimeler dökülür.” Ya Rabbi ne olur yardım et”

İşte o esnada arkadan bir el tetiğe uzanır. “ Evlat devam et” Asker arkasına bakar. Sarıklı cübbeli piri fani bir zat vardır. İçinden “ne oluyor bu da kim” diye geçirirken O zat;” Evlat bırak şimdi sağa sola bakmayı bas tetiğe bas… bas…” MG3 (Karayılan) çayır çayır kurşun sıkmaktadır. Tan yeri ağarmaya başlar. Sabah oluyordur. Karakola sızıp baskın yapamayacağını anlayan teröristler zayiat vererek geri çekilirler.

Gürültüden kulağı sağırlaşan tepedeki arkadaş o barut ve ter pisliği içinde etrafına bakınır. Ortalık dağ gibi mermi kovanı dolmuştur. Silahın namlusu sıcaktan kıpkırmızı olmuştur. Şaşkınlığı üzerinden atınca aklına arkasında ki zat gelir . Sağa sola bakınır ama kimseyi göremez. Bu arada omzunda büyük bir acı hisseder. MG3 ün dipçiği o kadar çok geri tepmiştir ki omuz kemiği yerinden çıkmıştır. Yukarı çıkan üst rütbeli subaylar askerin anlından öperler. “Aferin yiğidim iyi çarpıştın. Bravo sana vs” Hemen diğer yaralılar ile birlikte helikopterle Ankara GATA ya sevk edilirler.

Tedaviler bittikten sonra revirde askerler bir araya gelir. Herkes heyecanla yaşadıklarını anlatmaya başlar. Ayağından vurulan sekerek bizimkinin yanına gelir. “Yahu arkadaş ne öyle başına önüne eğmiş susuyorsun. Esas haber sende… ben bir daha yukarı çıkamadım sen ne yaptın? Mermiyi nerden buldun anlat” Silahın başındaki kardeşimiz olanı biteni diğer erlerle paylaşır. Herkesin ağzı açık kalır. Karşı ranzadan biri seslenir “Bu anlattıklarını üst rütbelilere raporda bildirdin mi?” Evet o yaşlı ihtiyar dışında her şeyi ilettim. İnanmayacaklarını bildiğim için girmedin o mevzu ya ama sizlerle paylaştım ister inanın ister inanmayın”. Bir asker söz alır “ Sen bana o zatı biraz tarif etsene” Bizim ki gördüğü o yaşlı zatı aklında kaldığınca tarif eder.

Yaralı askerlerden biri atılır.” Ben senin tarif ettiğin o ufak tefek zatı sanki tanıyorum. Şivesi Lazca dediğine göre Fatih çarşambada bir Şeyh var Kendisine Mahmut Efendi diyorlar. Ben senin yerinde olsam bu çatışmadan sonra hepimiz bir iki gün kafa izni alırız . sen git o zatı ziyaret et. Belki tut durusun.” der. Bizim asker kardeşimizin kafasına yatar bu . Hastaneden çıkınca 10 günlük evci izni alır. Hemen ayağından vurulan diğer asker ile birlikte İstanbul’a gelirler . Çarşambada ismailağa camiini bulurlar. İçeride öğle namazına beklemeye başlarlar. Cami içerisinde bir anda herkes ayağa kalkar. En önde efendi hazretlerimiz mihraba doğru yürümektedir. Sol tarafa selam verir. ( büyük ihtimal hasbi efendiye) Asker bir anda irkilir. Bu ses yabancı gelmemektedir. Kalabalıktan bir türlü yüz yüze gelemez. Neyse namaz kılınır. Dua bittikten sonra Efendi hz cemaate döner. İşte o an asker kardeşimizin iç âleminde şimşekler çakar. Bu kendisine çatışmada yardım eden zattır. Yanındaki arkadaşına işte o der

Etrafındaki görüşmelerin bitmesini münasebetiyle Yavaşça yanaşırlar. Sırayla elini öperler, dua alırlar. O sırada MG3 kullanan arkadaş dayanamaz söz alır.” Efendim beni hatırladınız mı hani Tunceli de çatışma, tepe vs” Efendi hazretlerimiz başını askere doğru çevirir ve “O SENMİYDİN YA” der….

Saygılar..