PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Cübbeli Hoca röportaj...



İHVAN
08.05.2009, 14:54
Ahmet Mahmut Ünlü'nün Vakit Röportajı


--------------------------------------------------------------------------------

GİRİŞ: En çok konuşulan Hoca... Bütün internet sitelerinde en çok tıklanan hoca, kasetleri yok satıyor.Dostlarım arasında da sohbetlerini gün sayar gibi takip edenler var.Doğrusu bende merak ediyorum.Kim bu Cübbeli Ahmet hoca? Günlerden bir gün kapısına dayanıyoruz. ''Hocam biz geldik, tanrı misafiriyiz!'' Beykoz'da ki ünlü villasının kapısı bize açılıyor ve konuk oluyoruz.Yanımda haber müdürümüz Nazif Karaman.Keyifli bir sohbet oluyor, sohbetin nasıl bittiğini anlamıyoruz.Beni ne Hocanın ayaklarını denize soktuğu, ne de jet skiye nasıl bindiği ilgilendiriyor.Ben, ''Cübbeli Ahmet Hoca nasıl bir çocukluk yaşadı, bu fidan bu günkü ağaç haline nasıl geldi'', onu anlamak istiyorum.Düşünün 12 yaşında müftülükten izin ile selatin camilerinde vaazlara başlayan, altında son model mersedes'i ve şöförü ile cami cami gezenbir çocuk ama hoca! Onu değerlendirirken gerçekçi olmak lazım.Eğer bu günün şarlatan medyası, gücünü Hoca'da magazin malzemesi aramak yerine, onu anlamaya harcasaydıi önce 12 yaşında bir çocuğa resmi yazı ile vaaz izni veren müftüyü ve sonrada onu dinlemek için camiyi dolduran binlerce insanı sanık sandalyesine oturtacaktı.Cübbeli Ahmet Hoca kendisinde eksiklik ve yüksekliklerin farkında bir insan.''Ben insanım'' diyor söyleşinin bir yerinde ''hata yapabilirim''..Villasından ayrılırken, bu toplumun en açık sözlü insanıyla konuştuğumuzu düşünüyorum.Bizimkisi onun çocukluğuna kısa bir yolculuk.Keşke herkes Cübbeli Hoca kadar samimi olabilse, çözüm o zaman başlayacak.... FATİH UĞURLU





Fatih Uğurlu:
Türkiye'de hayatı en çok merak edilen insanlardan birisiniz. Attığınız her adım izleniyor. Bu yönüylede medyanın ilgi odağısınız. Ayrıca Anadolu'nun neredeyse tüm köyünde kasabasında,binlerce evinde ve Avrupa'da Türklerin yoğun olduğu şehirlerde kasetleriniz seyrediliyor;dinleniliyor. Biz bugün sizin çocukluk günlerinize uzanıp,Cübbeli Ahmet Hoca, nasıl cübbeli oldu onu öğrenelim istiyorum.

CÜBBELİ A. H:
Aslımız Buharalı.

Fatih Uğurlu:
İlmin merkezi bir belde.

CÜBBELİ A. H:
Evet, dedelerimin içinde dersiamlar var. oradan Giresun'un Görele kazasına gelip yerleşmişler.
Dedemiz Hacı Tahir Efendi, oğlu Ali Osman Hoca'da ilim adamı. Benim babam yetim büyümüş, babası 7-8 yaşlarında iken ölmüş.Oradan İstanbul'a göç etmişler. Üvey babası ve annesiyle Fatih Draman'a yerleşmişler.
O zaman daha Mahmud Efendi Hazretleri yok Fatih'te. Bu bahsettiklerim 1950 öncesi. Efendi Hazretleri'nin gelişi 1952.

Fatih Uğurlu:
İsmail Ağa Camii...

CÜBBELİ A. H:
İsmail Camii o zamanlar yıkık vaziyette, berduşların yatıp kalktıkları bir yer. Ali Efendi Hazretleri var, İsmet Garibullah Tekkesi'nde. Babam da hocalara ve ilme merak sarıyor. Dedeleri hoca, ilim erbabı. Babamada genetik olarak geçmiş. Babam da o zaman Emin Saraç Hoca ile tanışıyor, Ezher'e gitmek istiyor, ama maddi imkansızlık yüzünden bu isteğini gerçekleştiremiyor. Ayaklı kütüphane Gümülcineli Mustafa Efendi var o zaman Emin Saraç Hoca'nın da hocası, ondan ders okuyor. Bütün hocaları tanıyor.
Ali Haydar Efendi Hazretlerini bir kaç kere ziyaret ediyor. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Çarşamba'da kalıyor bir dönem, onu ziyaret ediyor. Yani ilmi olan herkesin kapısını çalıyor babam, bütün meyli ilme ve alimlere. Abdülhay Efendi, o zaman Beşiktaş'ta Yahya Efendi Dergahı'nda şeyh. Ondan ders alıyor.
Camileri dolaşıyor, ezanları o okuyor. O devirde Sarıyer'de Nuri Efendi var, Mehmet Zahid Kotku Hazretleri'nin şeyhleri Aziz Efendi, Hasip Efendi'yi ziyaret ediyor, hayır dualarını alıyor, sohbetlerine katılıyor.

Fatih Uğurlu:
O zaman şöyle diyebilirmiyiz, armut dibine düşer. Böyle babadan, böyle oğul... Doğumunuz?

CÜBBELİ A. H:
Ben 1965 yılında dünyaya gelmişim. Babam da caminin altında bir dükkan kiralamış, orada tel-çivi imalatı yapıyor.
Bu arada İsmail Ağa Camii onarılıyor, tamamen halkın yardımları ile. Mahmud Efendi de o zaman Ali Haydar Efendi'ye bağlı olarak vazife yapıyor. Sonra şeyhinin ölümü üzerine 30 yaşlarında Mahmud Efendi Hazretleri görevi devralmış. Bizim doğduğumuz nikahı Mahmud Efendi kıyıyor. Mübareğin bereketi var.

CÜBBELİ AHMED OLMANIN HİKAYESİ

Fatih Uğurlu:
Sizin isminizin Mahmud olması babanızın O'na olan sevgisinin bir tezahürü mü?

CÜBBELİ A. H:
Benim adım Ahmed Mahmud. Etkilenme olabilir. 1965 yılı 27 şubatında ben doğmuşum. Beni esas mayalandıran dedemdir. Çünkü benim kendimi anladığım zamanda artık babam ticarete fazla dalmıştı, bizimle ilgilenemiyordu. Geceleri bile geç gelirdi eve.Dedem annemin babasıdır. O devamlı olarak bizimle kalıyordu. Dedemde bir cezbe hali vardı. Samsun'lu Kadiri şeyhlerinden dersli idi.
Küçük Cemal Efendi'nin devamlı vaazlarını, sohbetlerini dinlermiş dedem. Sirkecide saatçilik yapıyor. Ozaman rahmetli Adnan Menderes cuma'dan çıktıktan sonra zaman zaman yanına uğrarmış. Babam da O'nu İsmail Ağa Camiin'de Mahmud Efendi ile tanıştırmış. O'da öyle bağlanmış ki, beş vakit nerede ise camide. O'nu herkes tanırdı. Mihraba dayanmış, tefekkür halinde olurdu hep. Dedem sürekli camide olduğu için İsmail Ağa bizim mekanımız olmuştu. Ben 3-4 yaşlarındaydım.

Fatih Uğurlu:
İlk okula kaç yaşında başladınız?

CÜBBELİ A. H:
7 yaşında.

Fatih Uğurlu:
1972'de filan mı?

CÜBBELİ A. H:
Evet 1972'de.1970'lerde filan ben İsmail Ağa'da idim. Herkes beni camide kucağında dolaştırır, severdi.

Fatih Uğurlu:
Yani caminin maskotu gibi sevimli bir çocuk.

CÜBBELİ A. H:
Aynen öyle. O zaman Fahri Efendi vardı şimdide sağ. O üstada çok hizmet ediyordu, terzilikde yapıyordu. Ben onun terzi dükkanında elif-ba okumaya başladım. İlk başlayışım öyledir. O bize bisküvi, şeker filan alır, teşvik ederdi. Orada 3 tane Ahmed oğlu Ahmed, bir ihsan Efendi vardı, Onun oğlu Ahmed ve ben. Biz üçümüz arkadaşız, hocamız "Ahmed" deyice birbirimize karışıyoruz. Ben de o zaman cübbe giyiyorum, taa o zamandan içimde bir heves vardı. Fahri Efendi de terzi, bana göre cübbe dikiyor. Fahri Efendi bir gün beni onlardan ayırmak için "bundan sonra senin adın cübbeli Ahmed olsun" dedi ve bu isim tuttu. Adımın Cübbeli Ahmed olarak çıkışı böyle oldu. Ben küçüğüm ama, camiden hiç çıkmadığım için her yere Mahmud Efendi Hazretleri ile gidiyorum, beni oğlu zannediyorlar.
O günlerde cemaatin içinde bir yerim oldu. Büyükler beni seviyorlar, her yere götürüyorlar. Demek ki şımarıklık yapmıyorum, halimi tavrımı beğeniyorlar, dolayısıyla belli bir ağılığım oluştu. Ve hep 60-70 yaşında insanlarla büyüdük. Çocukluğumuzu bu noktada yaşamadık.İlk okula başladım ama ben okul dışında yine hep camideyim.
Bu arada Fahri Efendi'den Kur'an, talim okuduk, sonra Kadir Temir Hoca var, hala Kumrulu Mescid de müezzinlik yapıyor. O'ndan maharic-i huruf 8 sayfaya kadar hafızlık yaptım. O ara okul bana sıkıntı vermeye başladı. Bir yıl kadar Fatih kolej'ine gittim, orada takdir aldım. Okul dönemi benim boşluk yıllarım oldu. Üstad bana "Ahmed, sen ilme ayrıl, bu okulları dışarıdan da bitirirsin" dedi. Mübareğin bu sözü üzerine orta birden ayrıldım ve İsmail Ağa'daki tedrisim başladı.
12 yaşında arapçaya başladım. Kur'an'dan bir 8 sayfa ezberlemiştim. Efendi Hazretleri, "Sen önce arapça öğren sonra hafızlığı 6 ayda yaparsın, kolaylaşır" demişti. Aynen dedikleri gerçekleşti. Hüseyin Kocaman diye bir hocadan emsile, bina,maksud arapça ders aldım. Sonra Efendi Hazretleri'nin oğlu vardı,Ahmed Ustaosmanoğlu ondanda ders aldım. Hadisleri ezberletti. O sırada şehit olan Molla Hızır Efendi vardı, Hızır Molla Muradoğlu. Üstadımızın damadı. Ondanda Fıkıh dersleri aldım, bayağı yoğun şekilde devam ettik.
Hasbi Efendi vardı, üstadımızın bacanağı, İsmail Ağa Camii'ninde müezziniydi. Fatih Camiinde de bazen vaaz verirdi. Ondan da hitabet dersi aldım. Hitabet vaaz üslubu çok önemli. Bana çok şey kattı. Onunla vaazlara gidiyoruz değişik camilere. Bana "haydi benden önce çık, sen biraz konuş" diyor, beni kürsüye alıştırmaya çalışıyor. Düşününon iki yaşında vaaz veriyorum. Bu insana bir ciddiyet ve ağırlık veriyor.
Üstadımızın küçük oğlu Abdullah Hoca, Şakir Hoca ekip olarak emr-i bilmaruf'a çıkıyoruz. Trakya'yı köy köy dolaşıyoruz. Bir minibüs adam köylere gidiyoruz. Acıdır bazı camiler kapalı, hiç açılmamış. Gidiyoruz camii açıyoruz. Oradaki insanlara tebliğ yapıyoruz. Orada içimizden biri imam oluyor,camide namaz kılıyoruz. Hocalarımız bana "Haydi bakalım çık kürsüye bir ayet, bir hadis oku" diyorlar. İnsanın tanıdığı karşısında konuşması çok zordur, heyecanlanırsınız. Tanıdığınız karşısına 5 dakika konuşan, tanımadığı insanlara 50 dakika konuşur. Ben sosyal bir vakıayım. O zaman böyle bir çocuk yok, ben kendimi geliştirmeye başladım. O günlerde bir başka ilginç gelişme de şu oldu. Fatih Müftüsü'nden ramazanda bir ay boyunca camilerde vaaz etmek üzere izin aldı babam.

Fatih Uğurlu:
Yazı ile mi izin...

CÜBBELİ A. H:
Ben o zaman Edirnekapı Mihramah, Gül camiİ, Kasımpaşa ve Selatin camilerinde vaaza başladım, teravih öncesi. Tabii, orada milletin ilgisini çeken şey, bir çocuk konuşuyor. İlim Yayma Cemiyeti'nin başkanı vardı, Hakim Abdülkavi Beşer, O ve İlim Yayma'nın ileri gelenleri filan vaazlarıma geliyorlar. Bursa'dan, başka şehirlerden gelmeye başladılar. "Yahu bir çocuk konuşuyormuş, acaba ne konuşuyor, nasıl konuşuyor?" onu merak edip geliyorlar.
O zaman normal olarak teravihde dolmayan cami benim vaazımla tıklım tıklım doluyor. Millet çocuğu merak ediyor. Yıl:1978, o dönem artık babamında çok zengin zamanı. Altıma 78 model mercedes almış. Şoförde vermiş ve o araba ile ben vaaza gidiyorum camilere. O güne kadar elinde makbuz yardım toplayan bir hoca imajı var, ama ben altımda son model bir araba ile, şoförümle vaaza gidiyorum. İstanbul'un merkezinde böyle bir etki yaptık. O zaman şeker hastalığına yakalamamıştım, böyle zayıf değildim, 90 kilo idim. Yani şişmanca bir çocuk cübbeli ve sarıklı olarak olarak camiye gidiyorum. Bu arada ben kendimde ilmi açıdan eksiklik hissettim.
Şöyle baktım ki itibarım çok, herkes "hocam, hocam" diye hürmet ediyor. Hitabetim var, hitabetle işi götürüyorum, ama bunun uzun soluklu bir yol olmadığını anladım, yetersizliğimi hissettim.
Ben kendi başıma bir ayete mana veremiyorum. Bir konuda fetva çıkaramıyorum. Sadece kişilerle bu iş olmayacak anladım. Konuyu üstadıma açtım. "Ben seni okturum" dedi. "üstadım sen çok yoğunsun, bu galiba mümkün olmayacak" dedim. Cemaatte beni şımartmaya başlamıştı. "Hoca, hoca" diye itibar gösteriyorlar, baktım noksan kalacağım, ne yapacağım diye düşünmeye başladım. Hurşit Efendi vadı, Allah rahmet eylesin, üstadımızın değerli bir talebesi idi ve manevi terbiyemde çok emeği vardı.

Fatih Uğurlu:
Ufukta Rize görünüyor galiba?

CÜBBELİ A. H.:
Hurşit Efendi Rize'den geldi ve orada bir medrese olduğunu çok iyi talebe yetiştirdiklerini söyledi. O arada o medresenin hocası Resul Hoca, üstadımızı ziyarete geldi. Ben, doğudan, batıdan gelen bütün şeyhlerle, alimlerle müzakere yaparım, onlara bilmediğim bir şeyleri sorarım. Pratiğine bakarım, sorulara nasıl cevap veriyor,hazır cevap mıdır,yoksa tutuk mudur, bunlara bakarım gönlümce. Ben bu hocadan ne kadar istifade ederim onu düşünürüm. Buda benim huyum.
İsmail Ağa merkez olduğu için bir Ramazan'da 50 hoca gelir. Sadece türkiyeden değil, Mekke'den Medine'den yurtdışından da hocalaar geliyorlar. Tabii üstadın yanında olmanın çok büyük avantajı var. Ve Rize'ye gidip, orada medresede okumaya, eksiğimi tamamlamaya karar veriyorum. O güne kadarda hiç evimden ayrılmamışım, kendi başıma sokağa çıkmamışım. Camiden eve, evden camiye. Böyle bir hayatım var. Konuyu üstada açtım, "Bilmem ki dedi, orada köy hayatı sana zor gelmezmi?" "Hocam dedim, zahmetsiz rahmet olmaz, bu sıkıntılara katlanmaya hazırım" diyerek izn aldık. Anneme de "köye tatile gidiyorum" diyerek izin aldım. O da biraz şüphelendi. "Tatil için bu kadar valiz çanta çok fazla değil mi?" dedi. Babam beni özgür bıraktı. "oğlum, dedi arapça istiyorsan arapça, okul stiyorsan okul.Nasıl istiyorsan öyle yap"dedi. Bu bakımdan babama minnettarım.
Ben de arapça öğrenmek üzere Rize'nin bir köyüne gitmeyi orada 1.5 yıl çalışmayı göze aldım. Düşünün köyde telefon bile yok. Tam bir mahrumiyet bölgesi. 12 km. yukarıda dağdayız, merkezde değiliz. İlim için sefilliğe katlanmak lazumdı ve bizde katlandık. Orada yirmi ay kaldım. Bir defa İstanbul'a geldim. üstad bir ibare okuttu. Hoşuna gitti,"Güzel ve doğru yoldasın " dedi. Bir haftalığına gelmiştim. "Yarın git "dedi, burada bir hafta kalırsan, buraya alışır, arayı soğutursun" ve beni hemen geri gönderdi. Çünki İsmail Ağa o zaman şenlikli, üstad buraya meylederim diye tatilimi kısa kestirdi. O zaman babam zenginlemişti. Türkiye'nin demirinin çok büyük kısmını dışarıdan ithal ediyordu. Yıl 1978. Ankara'da beni emniyet müdürleri filan karşılıyor, itibarlıyız. Beni karşılayıp uçaktan uçağa bindiriyorlar. Para var ama biz ilme heves ettik, medrese , tekke, gönlüm bunları istiyor, bunlardan lezzet alıyorum.

İCAZET TÖRENİ
80 Yılının ağustos ayında Rize'de icazet merasimim yapılacak, üstadı davet ettim.''Bu güne kadar kimseye gitmedim, sana gelirsem kırılırlar.'' dedi.Üç otobüs İstanbul'dan kalktı Ahmet Vanlı Hoca, İhsan Efendiler daha birçok hoca katıldı icazet merasimime.Neredeyse Karadeniz bölgesi ayağa kalktı.50.000 kişi katıldı icazet merasimime.12 km köy yolu araba dolu.Belediye başkanı çıkamadı.Bir bereket oldu.Üstadımızın bereketi.Bana müjdesi vardı; ''senin cemaatin çok olacak'' demişti işin başında!. ''Sen medrese okur da dışarının diplomasına meyletmezsen, söz veriyorum her gittiğin yerde vaaz edeceksin.Cemaatin bol olacak! Ama şart, diplomaya meyletme.Çünkü diploma için çalışırsan ilim eksik kalır.'' Bizde o lafı tuttuk.Hala onun bereketini görüyorum.Dönerken de Hemşin'in köylerinden eski Osmanlı eserlerinden pek çok kitap aldım.Çok zengin bir kütüphane ile döndüm İstanbul'a.Köy köy gezdik o kitaplar için.Bir otobüsün altı sırf benim kitaplarım ile dolmuştu.İlmi bir seviye kazandım.Çok büyük bir alim değilde düze çıktım.Bir kitabı açtığın zaman anlayacaksın, mesele kitapları ezberlemek değil.

Fatih Uğurlu:
Hocam, Türkiye'de teknolojiyi en iyi ve yaygın olarak taikp eden iki kişiden birisiniz.Şevki Yılmaz bir, Cübbeli Ahmed Hoca iki.Bu ikilinin neredeyse her evde kaseti vardı.Şimdi internet var, teknoloji ortak bir alan haline geldi, herkes eşitlendi onu kullanmada.Ama dün oyle değildi.

CÜBBELİ A. H.:
Kasetlerimi önce ben çoğaltmıyordum.Millet yapıyordu bu işi, bizde teşvik ediyorduk tabii.Sonra bandrol çıkınca bende yapmaya başladım.2002 yılında hapisten çıktım.

Fatih Uğurlu:
Cezaevine neden girdiniz?

CÜBBELİ A. H.:
Bu deprem konusundaki vaaz dolayısı ile girdim.Tabi o işin evveli var.Külliyyede onbinlerce insan dolup taşıyor.''Bu adam tehlikeli'' deyip bizi fişlediler.''Bu adamın önünü kesmek lazım'' dediler.28 Şubat'ta zelzele konuşmamla akıllarınca bu fırsatı yakaladılar.
Zelzele ile ilgili kasetimizi halk Ramazan çadırı gibi genele açık yerlerde topluca dinlemeye başlayınca birden etki alanımız arttı.Sanki biz, depreme, ölenlere sevinmiş gibi gösterdiler.Halbuki depremden sonra ilk gıyabi cenaze namazını biz kıldık mescitte.Zelzelede ölen Müslüman şehit olur biz ne kadar yakınımızı kaybettik.Yardımlar topladık belediyelere teslim ettik.Çadırlara yardım götürdük gücümüz nisbetinde.Ama bizi öyle gösterdiler ki derin güçler, sanki çocukların ölümüne bile sevinmişiz.

Fatih Uğurlu:
Cübbeli Ahmet Hoca TV diye bir de siteniz var internette.

CÜBBELİ A. H.:
Dünyanın her yerinden bizi merak edenlere ulaşmak için o siteyi kurduk.Bizim hakkımızda yalan, yanlış fitne olabilecek şeylerin doğrusunu ilk elden o sitede biz yayınlıyoruz.Televizyonlar bizi çıkarmıyor.Bir iki kanal çağırdı.Onlarda da maddi istismar farkettim.Kendimiz görüntülü imkan olarak bunu kurduk.

Fatih Uğurlu:
Lalegül Fm'de her hafta sohbetleriniz devam ediyor.

CÜBBELİ A. H.:
Evet arkadaşlar o radyoyu kurdular.Camiden naklen sohbetlerimizi yayınlıyorlar.

Fatih Uğurlu:
Temelinize başka kimler harç koydu?

CÜBBELİ A. H.:
Rize'den geldikten sonra Mustafa Kılıç Hocaefendi vardı.Şimdi 80 yaşlarında hafızlığımı onda tamamladım.Kefevi İmamı diye geçer.Çok büyük kurradır.Tabi Mahmut Efendi Hazretleri herşeyimiz.Ondan da ders okumuşluğumuz var.Usul-u Fıkıh okuttu.Mektubat ve tasavvuf kitaplarını hep ondan okudum.
Sonra göz damarları kurudu mubareğin.Mercekle bile okuyamaz oldu.8-10 sene bana o görevi verdi, dedi ki: ''Sen benim gözlüğüm olacaksın'' Her gün iki-üç yerde vaaz vardı.Yanında gezdirirdi beni.Arapça ibareyi bana okutturuyordu.Onda nefsaniyet hiç yoktur.Derdi, mesele anlaşılsın!...

Fatih Uğurlu:
İki sorum olacak, biri ilimle uğraşacak olanlara ne tavsiye edersiniz, iki, geçmişe baktığınızda şu hatayı yapmasaydım dediğiniz oldu mu?

CÜBBELİ A. H.:
Şüphesiz olmuştur.Ama biz çocukluğumuzdan beri devamlı kontrol altında yetiştirildik.Bize yanlış yapma, günah işleme payı bırakılmadı hayatta.Devamlı gözler üzerinizde oluyor.
Başkalarına yakıştırılan işler bana yakıştırılmadı.Ben kendimi sürekli 60-70 yaşında bir hoca gibi tutmak zorunda kaldım.
8-10 sene de İsmailağa'da talebe okuttuk.Şu anda bunların hepsi hocadır, talebe okutuyorlar.Küçük başladığımın çok avantajını gördüm; ilim, hayatımızın her alanını dolduruyordu.
Kul olarak şüphesiz günah işlemişizdir ve ona pişmanlık duyuyoruz.Başka pişmanlık duyduğum şeyler var mı? İyi ki arapça okutmuşum, iyi ki hafız olmuşum iyi ki hocalık yapıp ilme merak sarmışım, hiç birisinden pişman değilim.
30 senelik vaaz hayatım var.Ama mesela deprem konusunda konuşurken ''bunu medya çarpıtır mı?'' diye aklıma geldi doğrusu.Keşke yer ismi vermese idim.Bu gibi muhasebeler yapıyorum zaman zaman.

Fatih Uğurlu:
Çocukluğunuzda oynadığınız bir oyun hatırlıyormusunuz?

CÜBBELİ A. H.:
Kibrit kutusundan cami yapar, kibritleride cemaat yapardım, kendi kendime oynardım.Çocukluğumuzun hamurunda bile cami cemaati vardı.

Fatih Uğurlu: Hapishane süresinde neler yaşadınız?

CÜBBELİ A. H.:
Çok stres yaşadım, sağlık problemlerim oldu.By pass geçirdim, beyin damarım tıkandı.Bana bayağı bir eziyet yaptılar.Hastanede doktorsuz ve ilaçsız bıraktılar, çıkınca bütün damarlarım patladı.Fıkıh yorucu bir ilimdir, biz süre fıkıh okuyamadım, tasavvuf ve menkıbelere döndüm.Kendi kendimi tedavi ettim.Beni ilim rahatlatıyor.Bütün dünyayı gezerimi kabir ziyaretleri yaparım, büyük camileri, türbeleri gezerim.

Fatih Uğurlu:
Hocam, Türkiye'de metekareye iki mehdi düşüyor.Herkes gizli açık kendini mehdi ilan ediyor.Ne diyorsunuz bu konuda?

CÜBBELİ A. H.:
Bu konuda yayınlamak üzere olduğum iki kasetim var, yakında çıkacak.Bazı şahıslar mehdi olduklarını ilan ediyorlar, hadisleri çarpıtıyorlar.Mehdi var, gelecek.Ama Türkiye'de şu anda mehdinin vasıflarını taşıyan kimse yoktur.En mühim mesele de yüzyılın başında gelecektir.O da uymuyor. Hicri 1430, çeyreği geçti.

MİRAC
08.05.2009, 15:43
Allah ve resulu razı olsun
bunun bazı yerlerini kasette anlatmış dinlemiştim
aynı merak ve hisle yine okudum çok güzel bir hayat
paylaştığınız için ayrıca tşk

SiNa
08.05.2009, 16:33
:-046

Mollakasım
08.05.2009, 17:53
Allah razı olsun. benim için çok önemli bilgilerdi..bu muhavere nerde yayınlandı?

İHVAN
10.05.2009, 11:35
الله ve resulu razı olsun
bunun bazı yerlerini kasette anlatmış dinlemiştim
aynı merak ve hisle yine okudum çok güzel bir hayat
paylaştığınız için ayrıca tşk


rica ederim.:-055
her okuyuşta-dinleyişte bize aynı şevki ve hissi veren Mevlaya hamdolsun...:-055

:-046
amin cümlemizden kardeşim...
:-055


الله razı olsun. benim için çok önemli bilgilerdi..bu muhavere nerde yayınlandı?
amin cümlemizden İnşAllah hocam...:-055
arşivimde buldum bu konuyu
yanılmıyosam eğer,vakit gazetesinde fatih uğurlu tarafından yayımlamdı bu muhavere.:-055