ukubat
29.03.2007, 13:24
Açlık kıvrandırsa kök yeriz
Susuzluk bezdirse taşların suyunu içeriz
Milletine ve can feda Naiplerine ümitsizliği ve yeisi haram etmişti. Elde tek bir silah ve bedende tek bir kol kalmayıncaya kadar herkes düşmanla çarpışacaktı ve Kafkasya mutlaka kurtulacaktı. Görülmemiş bir harp aşk ve gayreti içinde çalkalanan bu halk, Allah tarafından gönderildiğine itikat ettiği Şamilin elbiselerini ibadet vecdiyle öpüyor, bastığı topraklara yüzlerini gözlerini sürü yordu. Mürşit ve hatip Şamil, vatan dağlarını sönmez bir ihtilal aşkıyla şahlandırırken, asker ve serdar Şamil Çar ordusunun yoluna dikilen Ahulgoh kalesini yanaşılmaz bir kartal yuvası haline getirmişti. General Grabe ordusunun ilk hedefini teşkil eden bu kale eski ve yeni Ahulgoh isimli iki sarp ve yalçın tepeden mürekkepti. Burada Ahulgohtan sarp ve yalçın bir kartal yuvası daha vardı. Ahulgohun tepesinden bakan bu yalçın dağ yavrusunun adı Surhay Kuledir.
Dağıstan'ın doğu ve şimal mıntıkalarına karşı harekete geçmek emrini alan General Grabenin istila yoluna dikilen bu iki korkunç kale bir çift ecel kanadı gibi bulutları tosluyordu. 30 bin kişilik kuvvetli ve muntazam bir orduya kumanda eden bu General, omuzlarına yüklendiği vazifenin ağılığını hissettikçe takviye üzerine takviye almağa başladı.
Tam mevcutlu dört tabur piyade ve birçok süvari takviye kıtalarından başka Şamile düşman olan ve Rus Çarına satılmış bulunan Mahutili Ahmet han ismindeki vatan haini de üç bin kişilik kabilesi ile çar İstila Ordusunun hain saflarına gönüllü katılmıştı. 1839 senesi ilkbaharında bu takviyeli müfreze müthiş bir cehennem makinesi gibi ölüm ve ateş kusarak güzel cesur insanların vatanına yürüdü.
Şamilin kumandası altında on bin kadar Çeçen ve Lezgi muharibi vardı. Bir taraftan da bütün Dağıstan kabileleri, şefin davetine canla başla icabet ediyor ve insan ayağı basmamış sarp ve sapa dağların başından aşarak muhariplere iltihak ediyorlardı. Şamil, ortalığı kasıp kavurarak ilerleyen düşman ordusunun yaklaşmasını beklemektense, bu barbar istila selini uzaklarda göğüslemeyi daha muvafık görüyordu. Mahofhacı, Surhay Ali bey gibi namdar naiplerini bu cüretkarane kararını tatbike memur etti ve üç bin kişilik bir akıncı süvari müfrezesini bu tecrübeli ve kahraman kumandanların emrine vererek yola çıkardı.
Fedai müfreze, bir yıldırım yürüyüşüyle düşmanı Miskit istikametinde yakaladı ve çok cüretkarane bir akın yaparak ağır kayıplara uğrattı. Yürüyüş kolu halinde ve çok gafil avlanan düşman, açılıp yayılmağa vakit bulamamış, akıncı müfrezesi bu şaşkınlıktan istifade ederek düşman yürüyüş kolunun içine yalın kılıç dalmıştı. General Grabe ordusunun öncüleri kendilerini toplamağa çalışırken bu itila ordusunun kuvayi külliyesi daha ağır ve ani bir hücuma maruz kalmış, neye uğradığını anlayamamıştı. Beş bin Kafkas atlısı kanatlanmış, yırtıcı bir kartal sürüsü olmuştu. bu müfrezenin başında bizzat Şamil bulunuyor du
1839 yılı Mayısının 30'uncu günü Erguvani köyü civarında başlayan bu muharebe, çok geçmeden göğüs göğüse ve çok kanlı bir boğuşma halini almış, iki tarafta da silah sesleri kesilerek kılıç şakırtıları başlamış ve yırtıcı mahlukların seslerini andıran korkunç homurdanmalar dünyayı tutmuştu.
Ali bey komutasında Daha uzaklara giderek Miskit istikametinde düşmanın ansızın kanatlarına çullanan üç bin kişilik akıncı müfrezesi iki düşman ordusunu kuvvetli mengenesi arasına düşmüş ve çarpışa çarpışa ormanlara çekilmiş ve kıskıvrak bir muhasara çemberinin içine kapanmıştı. Kundakçılıkta eşi bulunmayan Rus Kafkas istilacıları bu ormanlara çepeçevre müthiş bir ateş verdikten sonra ağır obüs ve muhasara toplarıyla ateş yağdırmağa başladılar. Miskitte tam mevcutlu bir Çar Kolordusuyla haftalarca boy ölçmek cüretini gösteren bu üç bin kişilik fedai müfreze eriye eriye birkaç yüz kişi kalmış, fakat içlerinden bir tek kişi bile amana düşmek ve teslim olmak küçüklüğüne tenezzül etmemişti. Alil bir insan kadar terbiyeli, hassas ve cesur olan atları haftalarca beyaz köpükler içinde kalarak kırk bin azılı düşmana saldırmış ve hepsi de birer birer ölmüşlerdi. Bu güzel atların eşsiz süvarileri de sevgili hayvanlarıyla yan yana vatan toprakları üzerine serilmişlerdi.
Kana susamış bir ölüm ve zulüm mahşerinin ortasında tek başına kalan Şeyh Şamilin cesur naibi Ali bey, elinde kalan birkaç yüz atlı ile ümitsiz bir çıkış hareketi, yaparak ormandan kuş uçurmayan muhasara çemberinin üzerine dolu dizgin atıldı ve bu demir çemberin bir tarafından sıyrılıp çıktı.
Bu mucize kabilinden kurtuluştan sonra naip Ali bey baktı ki, dağ düşman askeri kesilmişti. Şamile iltihak etmek mümkün olamayacağına iyiden iyiye aklı kesince, müfrezeyi karış karış bildiği sarp dağ yollarına vurarak kendini Surhay Kuleye atmağa muvaffak oldu.
Erguvani köyü civarında General Grabe ordusunun kuvayı külliyesiyle çarpışmakta olan Şeyh Şamil, vatan topraklarını karış karış müdafaa ederek çok muntazam, hesaplı bir ricat yapıyor ve düşman yığınlarını harp ede ede Ahulgoh kalesine doğru çekiyordu. Tam on beş gün geceli gündüzlü devam eden kanlı muharebelerden sonra üç bin kişilik seçme akıncı müfrezesini Miskit felaketinde kurban veren ve kendi kumandasındaki kuvvetin de iki bin kişisini kaybeden Şamil Haziranın on ikinci günü elinde kalan üç bin muhariple Ahulgoh kalesine kapandı.
Ardı arası kesilmez saflar halinde ve gözleri kızmış yırtıcı mahluklar gibi ilerleyen tam kırk düşman taburu Ahulgoh'un bakir eteklerine yanaşınca, vatan dağları, iffetine el uzatılmış asil bir kadın titizliğiyle titredi ve dualı kalelerin burçlarını hep birden Tanrıya kaldırdı.
Susuzluk bezdirse taşların suyunu içeriz
Milletine ve can feda Naiplerine ümitsizliği ve yeisi haram etmişti. Elde tek bir silah ve bedende tek bir kol kalmayıncaya kadar herkes düşmanla çarpışacaktı ve Kafkasya mutlaka kurtulacaktı. Görülmemiş bir harp aşk ve gayreti içinde çalkalanan bu halk, Allah tarafından gönderildiğine itikat ettiği Şamilin elbiselerini ibadet vecdiyle öpüyor, bastığı topraklara yüzlerini gözlerini sürü yordu. Mürşit ve hatip Şamil, vatan dağlarını sönmez bir ihtilal aşkıyla şahlandırırken, asker ve serdar Şamil Çar ordusunun yoluna dikilen Ahulgoh kalesini yanaşılmaz bir kartal yuvası haline getirmişti. General Grabe ordusunun ilk hedefini teşkil eden bu kale eski ve yeni Ahulgoh isimli iki sarp ve yalçın tepeden mürekkepti. Burada Ahulgohtan sarp ve yalçın bir kartal yuvası daha vardı. Ahulgohun tepesinden bakan bu yalçın dağ yavrusunun adı Surhay Kuledir.
Dağıstan'ın doğu ve şimal mıntıkalarına karşı harekete geçmek emrini alan General Grabenin istila yoluna dikilen bu iki korkunç kale bir çift ecel kanadı gibi bulutları tosluyordu. 30 bin kişilik kuvvetli ve muntazam bir orduya kumanda eden bu General, omuzlarına yüklendiği vazifenin ağılığını hissettikçe takviye üzerine takviye almağa başladı.
Tam mevcutlu dört tabur piyade ve birçok süvari takviye kıtalarından başka Şamile düşman olan ve Rus Çarına satılmış bulunan Mahutili Ahmet han ismindeki vatan haini de üç bin kişilik kabilesi ile çar İstila Ordusunun hain saflarına gönüllü katılmıştı. 1839 senesi ilkbaharında bu takviyeli müfreze müthiş bir cehennem makinesi gibi ölüm ve ateş kusarak güzel cesur insanların vatanına yürüdü.
Şamilin kumandası altında on bin kadar Çeçen ve Lezgi muharibi vardı. Bir taraftan da bütün Dağıstan kabileleri, şefin davetine canla başla icabet ediyor ve insan ayağı basmamış sarp ve sapa dağların başından aşarak muhariplere iltihak ediyorlardı. Şamil, ortalığı kasıp kavurarak ilerleyen düşman ordusunun yaklaşmasını beklemektense, bu barbar istila selini uzaklarda göğüslemeyi daha muvafık görüyordu. Mahofhacı, Surhay Ali bey gibi namdar naiplerini bu cüretkarane kararını tatbike memur etti ve üç bin kişilik bir akıncı süvari müfrezesini bu tecrübeli ve kahraman kumandanların emrine vererek yola çıkardı.
Fedai müfreze, bir yıldırım yürüyüşüyle düşmanı Miskit istikametinde yakaladı ve çok cüretkarane bir akın yaparak ağır kayıplara uğrattı. Yürüyüş kolu halinde ve çok gafil avlanan düşman, açılıp yayılmağa vakit bulamamış, akıncı müfrezesi bu şaşkınlıktan istifade ederek düşman yürüyüş kolunun içine yalın kılıç dalmıştı. General Grabe ordusunun öncüleri kendilerini toplamağa çalışırken bu itila ordusunun kuvayi külliyesi daha ağır ve ani bir hücuma maruz kalmış, neye uğradığını anlayamamıştı. Beş bin Kafkas atlısı kanatlanmış, yırtıcı bir kartal sürüsü olmuştu. bu müfrezenin başında bizzat Şamil bulunuyor du
1839 yılı Mayısının 30'uncu günü Erguvani köyü civarında başlayan bu muharebe, çok geçmeden göğüs göğüse ve çok kanlı bir boğuşma halini almış, iki tarafta da silah sesleri kesilerek kılıç şakırtıları başlamış ve yırtıcı mahlukların seslerini andıran korkunç homurdanmalar dünyayı tutmuştu.
Ali bey komutasında Daha uzaklara giderek Miskit istikametinde düşmanın ansızın kanatlarına çullanan üç bin kişilik akıncı müfrezesi iki düşman ordusunu kuvvetli mengenesi arasına düşmüş ve çarpışa çarpışa ormanlara çekilmiş ve kıskıvrak bir muhasara çemberinin içine kapanmıştı. Kundakçılıkta eşi bulunmayan Rus Kafkas istilacıları bu ormanlara çepeçevre müthiş bir ateş verdikten sonra ağır obüs ve muhasara toplarıyla ateş yağdırmağa başladılar. Miskitte tam mevcutlu bir Çar Kolordusuyla haftalarca boy ölçmek cüretini gösteren bu üç bin kişilik fedai müfreze eriye eriye birkaç yüz kişi kalmış, fakat içlerinden bir tek kişi bile amana düşmek ve teslim olmak küçüklüğüne tenezzül etmemişti. Alil bir insan kadar terbiyeli, hassas ve cesur olan atları haftalarca beyaz köpükler içinde kalarak kırk bin azılı düşmana saldırmış ve hepsi de birer birer ölmüşlerdi. Bu güzel atların eşsiz süvarileri de sevgili hayvanlarıyla yan yana vatan toprakları üzerine serilmişlerdi.
Kana susamış bir ölüm ve zulüm mahşerinin ortasında tek başına kalan Şeyh Şamilin cesur naibi Ali bey, elinde kalan birkaç yüz atlı ile ümitsiz bir çıkış hareketi, yaparak ormandan kuş uçurmayan muhasara çemberinin üzerine dolu dizgin atıldı ve bu demir çemberin bir tarafından sıyrılıp çıktı.
Bu mucize kabilinden kurtuluştan sonra naip Ali bey baktı ki, dağ düşman askeri kesilmişti. Şamile iltihak etmek mümkün olamayacağına iyiden iyiye aklı kesince, müfrezeyi karış karış bildiği sarp dağ yollarına vurarak kendini Surhay Kuleye atmağa muvaffak oldu.
Erguvani köyü civarında General Grabe ordusunun kuvayı külliyesiyle çarpışmakta olan Şeyh Şamil, vatan topraklarını karış karış müdafaa ederek çok muntazam, hesaplı bir ricat yapıyor ve düşman yığınlarını harp ede ede Ahulgoh kalesine doğru çekiyordu. Tam on beş gün geceli gündüzlü devam eden kanlı muharebelerden sonra üç bin kişilik seçme akıncı müfrezesini Miskit felaketinde kurban veren ve kendi kumandasındaki kuvvetin de iki bin kişisini kaybeden Şamil Haziranın on ikinci günü elinde kalan üç bin muhariple Ahulgoh kalesine kapandı.
Ardı arası kesilmez saflar halinde ve gözleri kızmış yırtıcı mahluklar gibi ilerleyen tam kırk düşman taburu Ahulgoh'un bakir eteklerine yanaşınca, vatan dağları, iffetine el uzatılmış asil bir kadın titizliğiyle titredi ve dualı kalelerin burçlarını hep birden Tanrıya kaldırdı.