PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : seferberlik...



ukubat
29.03.2007, 13:25
Kahraman Ahılgoh ve Surhay kule aylarca süren korkunç indifalardan sonra sönmüş iki yanardağ gibi sesini ve nefesini kaybetmişti. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük Gerilla savaşçısı Şeyh Şamil, artık Çeçenistan da idi. Çeçenistan, Şamili bağrına basmıştı.
Bütün Çeçenistan Şamilin arkasında safa durmuş onu başbuğ tanımıştı. Şeyh Şamil, bütün Kafkasya'ya bedel bir harp ve zafer ganimeti olarak ve kendisinin isim gününde Kafkasya'daki Rus istila ordularının en kıymetli bir armağanı gibi bekleyen Çar Birinci Nikola yine büyük bir hayal sükutuna uğramıştı. Ahılgoh ve Surhay'ı taş ve ceset yığını halinde ele geçiren General Grabe, düş kırıklığı yaşıyordu.
Çeçenistan ormanlarını, Çar ordularına müthiş bir mezar ve General Grabe'ye de içinden çıkılmaz bir zindan haline getirmeğe çalışan Şamilin başına büyük bir mükafat konmuştu. Şamil bu mükafat işini değerlendirerek gözü kızgın Çar Generaline şöyle cevap veriyordu:
- "Fani başıma biçtiğin pahadan şahsıma verdiğin kıymet ve ehemmiyetten dolayı ne kadar iftihar etsem azdır. Fakat yazık ki buna mukabil ben senin başına değil, Çarının taçlı kellesine bile tek bir kapik (metelik) vericilerden değilim."

Kafkas muharebelerinde pek büyük şöhret kazanmış Çar Generalleri arasında cesaretliye seçilmiş ve bir Çeçen güllesiyle sağ bacağını kaybetmiş olan General Klug Fon Klugenav'ın Şamile bir daha müracaat etmesi ve Çar namına hudutsuz vaatlerde bulunması, kararlaştırılmış ise de Generalin bu teşebbüsü de, 1838 senesinde Şamil'in ağır bir hakaretiyle neticelenen ilk teşebbüsü gibi, sonuçsuz kalmıştı kalmıştı. Şamille beraber Çeçenistan bir hamlede fıkır fıkır kaynayan korkunç bir ihtilal kazanı halini almıştı. Her tarafta Şamilin harp ve cihada davet eden sözleri işitiliyor, başbuğun beyannameleri camilerde, mescitlerde ve avullarda mukaddes birer hadis ve ayet gibi ruhları heyecana sürüklüyordu.

Halk arasında, Şamilin Ahılgoh muhasarasını yararak ve yarları bir kuş gibi aşarak kurtulması Şeyhin büyük bir kerameti gibi karşılanıyor ve kadın erkek herkes bir ağızdan:
-"Tanrı Şamili darda bırakmaz . Ahılgoh Cebrail melaikeyi indirdi. Onu bize meleğinin kantlarında gönderdi" diyorlardı. Şamil, harp ve ihtilal aşklarını sarsılmaz bir iman haline getirdiği cihanın bu en muharip mahluklarını, Çar ordularının karşısında Kafkasya'nın bir intikam kuvveti olarak çıkarabilmek için büyük ölçüde bir teşkilata girişmişti. Şamil, her şeyden evvel silah meselesini esaslı surette halletmiş, İran ve Türkiye'den kaçakçılar vasıtasıyla silah ve cephane tedarikine devam etmekle beraber "Derbend" şehrinin civarında bulunan "Kubaçi" isimli sarp bir dağ köyünü de ordusunun mühimmat fabrikası haline getirmişti.

Pek eski zamanlardan beri silahçılığı ile meşhur olan bu köyden, Hazret'i İsa'nın doğumundan altı asır sonra Kafkasya'ya seferler yapan Sasani Hükümdarı "Nurşivan'"a ait tarihlerde "Zırhgeran" adı ile bahsedilmekte ve Arap tarihlerinde de bu Avul hakkında şöyle denilmektedir: "Zırgeran" köyü halkı silah, zırh, miğfer, kılıç, harbi, yay, bıçak, kana ve muhtelif pirinç, gümüş ve altın ziynet eşyası imalinde son derece mahir ve ince sanatkarlardır. Bu ustaların erkeklerinden başka kadınları, kızları ve hizmetçileri de aynı işle meşguldür. Hiç kimsenin tarlası ve bahçesi yoktur." Bu köyün ustaları meşhur Türk cihangiri Timurleng'in Kafkasya'dan geçtiği sıralarda kendisine gayet sanatkarane silahlar ve zırhlar yapmışlar ve büyük harp dahisinin büyük takdirlerini kazanmışlardı.

1840 tarihinden itibaren Şeyh Şamil'in ordusuna silah ve mühimmat yetiştirmeğe başlayan Kubaçi ustaları, gayet mükemmel ve hassas tüfekler, tabancalar, kılı yaran kılıçlar, kamalar ve pek ince çelik halkalardan örülmüş ve dünyanın hiçbir yerinde emsalinin imali mümkün olmayacak derecede hafif ve mukavemetli zırh gömlekler yapmakla şöhretlerini bütün cihana yaymışlardı. Şamilin kurduğu yeni devletin maliye işleri de ordusu gibi mükemmel tanzim edilmiş gayet ilmi ve adilane sistemlere istinat ettirilmişti. Dağıstan ve Çeçenistan'ın taşı toprağı, eti ve kanı, havası ve suyu büyük ve mukaddes harp gayretine hasredilmiş ve Kafkasya korkunç bir yanardağ halinde Rus Çarının karşısına dikilmişti. Büyük bir millet rehberi ve nadir bir harp serdarı olduğu kadar Kafkasya'ya Allah tarafından gönderildiğine inanılacak kadar ilahi bir din adamı olan Şeyh Şamil, birer tembel yatağına dönen ve halkın iliğini emen tarikatlere ve tekkelere karşı da amansız icraata girişmekte asla tereddüt etmemiştir.

"Din hademesi" unvanı altında halkı teshir eden ve haraca bağlayan tarikat şeyhlerine, sarıklı takımına, hocalara ve dervişlere akan hesapsız paraları Şamil bir hamlede harp gayretlerini destekleyen umumi hazineye çevirtmiş, camilere, tekkelere, zaviyelere, türbelere, ziyaretlere verilen hayrat paralarını silahlı vatan müdafaasına hasrettirmişti. Eli silah tutan herkes milli orduya koşuyor; hacılar, hocalar ve sayısı pek çoğalmış olan dervişler de akın akın askerlik hizmetine sevk ediliyordu. Bunlardan askerlik hizmetine yanaşmak istemeyenler ve harp gayretini sarsacaklarından korkulan derviş takımı derhal sürülüyor savaş alanından uzaklaştırılıyordu. Her şey ve herkes harp içinde. Bütün millet canıyla ve malıyla ve olanca mevcudiyetiyle kendini başbuğun gösterdiği mukaddes hizmete vakfetmiş, hatta muharebelerde ölenlerin birikmiş servetlerinin de harp sermayesine katılması kararlaşmıştı.