PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Müslümanların zihni parçalanmaları



Bilal-i Habeş
28.07.2009, 09:21
Sevdiğim bir dostumun kurmuş olduğu bir gruba [adı bende saklı] üye oldum. Bu gruptan gelen iletilere hep dikkatle baktım, okudum. Kimi zaman hayıflandım, kimi zaman üzüldüm, kimi zaman sevindim. Hayıfım ve üzüntüm arttı, bir ara ayrıldım, sonra sevgili dostuma tekrar söyledim gruba dahil oldum. İlkinde Konya Selçuk Üniversitesi, İlâhiyat Fakültesinde Dr. Bir bayanın savundukları ve onun aşırılıklarından oluşan tartışmalardı. İslâm'ın özüne ve ruhuna doğru olan kırılmanın bir saldırıya dönüşmesi sonucu gelinen son durumları gösteriyordu. Bu, başlı başına bir sorun. Giderek büyüyor.
İkincisi, Üstat Mehmet Şevket Eygi'nin Milli Gazete'de 24 Temmuz 2009 tarihli "İslâm'ı Tehdit Eden Büyük Tehlike: Fazlurrahmancılık" başlıklı yazısı bu grupta biri tarafından kışkırtıcı bir üslup ile yayımlandı. Hemen ardından, ismen bildiğimiz tanıdığımız, yazı da yazan kimi dostlarımızın karşı yazılarıydı. Yazanları ismen biliyor ve tanıyoruz. Üstad Şevket Eygi'ye saldırıları fikri bir temele dayanmadan hakaret ve iftira dolu suçlamaları. Bunlardan kalemini ve ismini bildiğim bir dostun Şevket Eygi'yi "fosil", Müslümanların önünde bir "perde" ve bir "engel" olarak görüp suçlaması tahkir etmesiydi. Buna çok üzüldüm. Hayatını İslâm düşüncesine adamış, dünyalık bir şeyin peşinden koşmamış olan bir büyüğümüze, hiç de hak etmediği bir üslup ile saldırılması ve kullanılan kavramların hangi boyutta olduğuydu. Epey zamandır yazı yazan, ürün veren bir tanıdığım ve bildiğim bu kalem sahiplerinin böyle bir zihni parçalanmanın yansıması olan ifadeler kullanıyor olmasıydı. İnsan, babası mevkiinde olan bir büyüğüne "fosil" der mi? Bu, bir Müslüman'ın üslubu mudur? Bu üslup aslında çok de yeni değil, ama maalesef aramızda geziniyor.
Tabii vicdanımız ve sorumluğumuz elvermedi. Bir yazı ile üzüntümüzü dile getirdik, karşılık verdik. Bununla yetinilmedi, gene yeni yeni eline kalem alan, kimi dergilerde de görünen bir genç Üstat Şevket Eygi'yi bu yazılarla "rant devşirici" olarak niteledi. Bu, üzüntümü daha da büyüttü. Şevket Bey, hayatını yazıya ve düşünceye adamış önemli bir şahsiyet. Gazeteden telif ücreti bile almıyor. Önemli bir kütüphaneye sahip ender bir kültür insanı ve öncüsü. Bu değerli kütüphanesini de ileride vakfedecek, bunu biliyorum. Peki, Şevket Bey'den ne isteniyor? Düşünceleri beğenilmeyebilir, eleştirilebilir, kabul görmeyebilir. Fakat bu suçlama ve haksızlıkları hak ediyor mu? Hatta Üstat Şevket Beyi okumamak ile de suçluyorlar. Buna güldüm. Üzülerek ve acıyarak. Bu gençlere sorsanız hayatınızda kaç kitap okudunuz hanenizde kaç yüz kitap var. Bin demiyorum. Oysa Şevket Bey'in 30. bini aşkın çok seçkin kitaplardan oluşan bir kütüphanesi var.
Burada bir başka tuzak var. Öncülerini küçük düşürmek bu genç kuşağa ne kazandırır? Bunlar belli bir niyet üzre yapılıyor. Biz, bu gelişmelerden sonra, söz konusu gruptan ayrıldık. Üzüntülerimizi de dile getirdik.
Üstat Necip Fazıl'ın yazı ve düşünce hayatımızı yeniden hayata geçirmesinden beri onun kişiliği etrafında oluşturulan dedikodular, suçlamalardı. Üstat hayatta iken kimse böyle bir şeye tevessül edemedi. Vefatından sonra giderek gemi azıya alındı. Daha yeni, bir televizyon kanalında, bizim sınırlarımızda değil de "Meksika sınırında" gezme absürdlüğünü seçen kimi gençlerin Üstadın bilmem kaçıncı sınıf bir şair olduğu tezinin ileri sürmesiydi. Bunlar yeni değil ki. Daha önce, üstadın sağcılığı, postalcılığı, askerler tarafından seviliyor olmasının gerekçeleri, emir kipiyle şiir yazıyor oluşu, retorik oluşu vs. vs dile getirildi. Amaç, Üstadın yeniden okunmasının engellenmesi. Yeni kuşakların onu tanımaması. Benzer durum Üstad Sezai Bey için de geçerli. Hayatta olduğundan, şu ana kadar, henüz doğrudan bir saldırıya geçilmiş değil. Ama dedikodular Türkiye'yi baştan başa sarmış. Büyük bir düşünce insanı olan Üstad, kendisini ziyarete gidenleri sanki tekme tokat dövüyormuş iftirası yayılıyor. Oysa her gün onlarca genç Üstadı ziyaret eder, Üstad anlatır, konuşur. Yetmişin üzerinde eser vermiş, konuşarak, anlatarak eser vermeye devam ediyor. Ziyaretine gidenler ağzı açık dönüyorlar, hem de mahcup olarak. "Üstad hiç de öyle değilmiş!" diyorlar
Bir zamanlar Ankara'da türeyen bir grup, İstanbul'daki bir başka grup ile Diriliş, Edebiyat, Mavera geleneği ve izleğinde yer alan düşünce ve sanat öncülerimizi gözden düşürmek için "ağabeyler saltanatını yıkmaya" kendilerini adamışlardı. Bu Donkişotların büyük bölümü, hatta öncülük edenler darmadağın olup gittiler. Ne var ki, bunlar düşünce geleneğimiz etrafında toplanan kimi gençleri kopardılar, alıp götürdüler. Heba ettiler.
Bu arkadaşlar, bu genç kuşak dünü görmüyor, anı değerlendirmiyor, bir gelecek kurmuyor. Düşünce hayatına ne katacağım demiyor, önündekileri karalayarak gözden düşürmeye, onları okutmamaya gayret gösteriyor. Şevket Bey'in büyük çabalarla oluşturduğu Bedir Yayınevinden kültür hayatımıza kazandırılmış klâsik eserlerimizle olan varlığı bile yeterli. Geçmiş zamanda çıkardığı gazeteler, yetiştirdiği gazeteciler, kültür hayatına getirdiği önemli hamleler onu var ve kalıcı kılmaya yeterlidir. Ehli sünnet geleneğine sıkı bağlı bir önder. Üstelik kimi yazılarında sık vurguladığı öne çıkardığı hadisi şerifler ile hatırlatmalarda bulunması az önemli bir şey midir? Tekrarların bir vurgu halinde olması bir hayırdır. Hele bu kuşak için. Biz önümüzde bulunan, önde gelen aziz büyüklerimizi birbirine çarpıştırmadan, vuruşturmadan kabul etmek durumundayız. Bugün onları fosil olarak görenler yarın bu sözü söyleyenleri daha aşağılayıcı bir kavram ile sıfatlarlar, nitelerler. Müslümanlar önce zihinlerini toplamalılar, sağlıklı düşünmeliler.
Ali Haydar Haksal

İLAHİ_ASK
28.07.2009, 10:28
:-046:-034

SiNa
28.07.2009, 11:54
Daha yeni, bir televizyon kanalında, bizim sınırlarımızda değil de "Meksika sınırında" gezme absürdlüğünü seçen kimi gençlerin Üstadın bilmem kaçıncı sınıf bir şair olduğu tezinin ileri sürmesiydi

meksika sınırı adlı program hakikaten bir garabet...saatlerce dinleyin aklınızda hiç bir şey kalmaz ,galiba kendileride nelerden bahsettiklerinin farkında değil,uçmuşlar..