PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Allah Azze ve Celle,nin Nuzulü



Ehli_Hadis
04.08.2009, 02:42
Nitekim Sahihayn’da ve başka eserlerde Nebî s a.v’in şöyle buyurduğu sabit olmuştur:

( يَنْزِلُ رَبُّنَا I كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ اْلآخِرُ يَقُولُ مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُحتى يطلع الفجر. )
“Rabbimiz her gece, gecenin son üçte birinde dünya semasına iner ve şöyle buyurur:
‘Bana dua edene icabet ederim, benden isteyene veririm, benden bağışlanmayı dileyeni bağışlarım’ bu, fecir doğana kadar böyle devam eder.” Buhârî, (7494) ve Müslim, (758).

﴿ اَلنُّزُولُ (أي نُزُول الْحَقِّ تَعَالَى) فِي كُلِّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا ﴾

“Yüce Allah’ın, her gece dünya semasına inmesi”

Bu hadis, bir çok yollardan rivayet edilmiştir:
1.Ebu Hureyre,Hz. Peygamber (s.a.v)’den
Tirmizî (ö. 279/892) der ki: “Bu konuda şu yollardan da hadis gelmiştir:
2.Hz. Ali
3.Ebu Saîd el-Hudrî
4.Rifâa el-Cühenî
5.Cübeyr b. Mut’im
6.Abdullah ibn Mes’ud
7.Ebu’d-Derdâ’
8.Osman ibnu’l-Âs
(Aynî) “Umdetu’l-Kârî”de der ki: “(Derim ki Bu konuda ayrıca şu yollardan da hadis gelmiştir:
9.Câbir b. Abdullah
10.Ubâde ibnu’s-Sâmit
11.Ukbe b. Âmir
12.Amr b. Abese
13.Ebu’l-Hattâb
14.Hz. Ebu Bekr
15.Enes b. Mâlik
16.Ebu Musa el-Eş’arî
17.Muâz b. Cebel
18.Ebu Sa’lebe el-Huşenî
19.Hz. Aişe
20.Abdullah ibn Abbâs
21.Nevvâs b. Sem’ân
22.Ümmü Seleme
23.Abdulhumeyd b. Yezîd ibn Seleme’ nin atası”
Daha sonra da bunların rivayet ettikleri hadisleri ve Ebu’l-Hattâb’a varıncaya kadar bu hadisleri tahric eden kimseleri de nakletmiştir. Bu konuda daha geniş bilgi için Aynî (ö. 855/1451)’nin bu kitabına bakabilirsiniz.

Ayrıca Ebu’ş-Şeyh İbn Hayyân (ö. 369/979)’ın “Kitâbu’s-Sünne” adlı kitabında Ebu Zür’a’nın şöyle söylediği nakledilmiştir:


“Allah’ın, her gece dünya semasına inmesi ile ilgili Resulullah (s.a.v)’den gelen hadisler, mütevatirdir. Bu hadisleri, Resulullah (s.a.v)’in sahabilerinden bir çoğu rivayet etmiştir. Bize göre, bu hadisler, sıhhatli ve kuvvetli bir durumdadır.”


Sehavî (ö. 902/1496)’nin “Fethu’l-muğîs”inde geçtiği üzere; bazıları, bu hadisi mütevatir hadisler içerisinde saymıştır.



(İbn Abdilhâdî) “Sârimu’l-münekkî”de aynen şöyle der: “(Yüce Allah’ın, her gece dünya semasına) inmesi ile ilgili Resulullah (s.a.v)’den gelen hadis, mütevatirdir.

Osman ibn Saîd ed-Dârimî dedi ki: ‘Bu hadis, Cehmiyye fırkasını en çok kızdıran bir hadistir.’
Ebu Ömer ibn Abdilberr’de dedi ki: ‘Bu hadis, nakil yönünden sağlam ve senedi sahih bir hadistir. Hadisçiler, bu hadisin sıhhatli oluşu hususunda ihtilafa düşmemişlerdir.’”

Buhârî, Tevhid 35, Teheccüd 14, Da’vât 13; Müslim, Salatu’l-müsâfirîn 168 (758); Tirmizî, Da’vât 80 (3493); Ebu Dâvud, Salât 311 (1315)

Cehmiyye: İslam aleminde ilk ortaya çıkan fırkalardan biridir. Muattıla ve Cebriye-i Hâlisa adlarıyla da anılır. Bazılarınca zındıklardan sayılmışlardır. Kurucusu, Cehm b. Safvân’dır.

Cehmiyye, Allah’ı tenzih maksadıyla nasları ifade ettiği manaları aşacak derecede tevile gitmesi, dini konularda tek başına yeterli olmayan aklı nassa tercih etmesi ve dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.v) döneminden itibaren akaid sahasında devam eden saflık ve berraklığı bozması, özellikle de Sünnete bağlı selef alimleri arasında şiddetli tepkilere yol açmış, hatta İslam fırkaları dışında sayılmasına sebep olmuştur.


Sahih Müslimde Gelen Nuzül Hadisleri :



) باب الترغيب في الدعاء والذكر في آخر الليل والإجابة فيه




Gecenin Sonunda Zikir ve Duaya Teşvik ve O Zamandaki İcabet Babı

حدثنا يحيى بن يحيى. قال: قرأت على مالك عن ابن شهاب، عن أبي عبدالله الأغر. وعن أبي سلمة بن عبدالرحمن عن أبي هريرة؛ أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال:
"ينزل ربنا تبارك وتعالى كل ليلة إلى السماء الدنيا. حين يبقى ثلث الليل الآخر. فيقول: من يدعوني فأستجيب له! ومن يسألني فأعطيه! ومن يستغفرني فأغفر له!".


1-Bize, Yafaya b. Yafaya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, İb-ni Şihâb'dan duyduğum, onun da Ebû Abdillâh El-Egarr ile Ebû Seleme-te'bni Abdirrahmân'dan, onların da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet ettikleri şu hadîsi okudum: Resûlüllah (Sallallohü Aleyhi ve Selle m) şöyle buyurmuşlar :

«Rabb'ımız Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri her gece, gecenin son üçte biri kaldığında alt semâya nüzul eder de: Hani bana duâ eden, onun duasını kabul edeyim! Hani benden istek isteyen, istediğini vereyim! Hani benden mağfiret dileyen, onu mağfiret edeyim! buyurur.»

وحدثنا قتيبة بن سعيد. حدثنا يعقوب (وهو ابن عبدالرحمن القاري) عن سهيل بن أبي صالح، عن أبيه، عن أبي هريرة، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال:
"ينزل الله إلى السماء الدنيا كل ليلة. حين يمضي ثلث الليل الأول. فيقول: أنا الملك. أنا الملك. من ذا الذي يدعوني فأستجيب له! من ذا الذي يسألني فأعطيه! من ذا الذي يستغفرني فأغفر له! فلا يزال كذلك حتى يضيء الفجر".


2-Bize, Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ya'kûb -ki İbni Abdirrahmân-ı Kaarî'dir- Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki, şöyle buyurmuşlar:

«Allah her gece, gecenin ilk üçte biri geçtiğinde alt semâya nüzul eder de; Melik ancak ben'im! Melik ancak benim... Var mı bana duâ eden, onun duasını kabul eyleyeyim! Var mı benden isteyen; istediğini vereyim; Var mı benden mağfiret dileyen, onu affedeyim! buyurur. Ve (bu hâl) tâ tanyeri ağı-rıncaya kadar böylece devam eder.»

حدثنا إسحاق بن منصور. أخبرنا أبو المغيرة. حدثنا الأوزاعي. حدثنا يحيى. حدثنا أبو سلمة بن عبدالرحمن عن أبي هريرة. قال:
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم "إذا مضى شطر الليل، أو ثلثاه، ينزل الله تبارك وتعالى إلى السماء الدنيا. فيقول: هل من سائل يعطي! هل من داع يستجاب له! هل من مستغفر يغفر له! حتى ينفجر الصبح


3-Bize, îshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'I-Mugîre haber verdi. (Dedi ki) Bize, Evzâî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Selemete'bnü Abdirahmân, Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Gecenin yarısı yahut üçte ikisi geçtiği zaman Allah Tebâreke ve Teâlâ alt semâya nüzul eder de: Var mı isteyen? kendisine verilecek! Duâ eden var mı? duası kabul edilecek! İstiğfarda bulunan var mı? kendisine mağ-firet olunacakdır! buyurur. (Bu) tâ sabah aydınlayıncaya kadar (böyle de*vam eder.)» buyurdular.

حدثني حجاج بن الشاعر. حدثنا محاضر أبو المورع. حدثنا سعد بن سعيد. قال:
أخبرني ابن مرجانة. قال: سمعت أبا هريرة يقول: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم "ينزل الله في السماء الدنيا لشطر الليل، أو لثلث الليل الآخر، فيقول: من يدعوني فأستجيب له! أو يسألني فأعطيه! ثم يقول: من يقرض غير عديم ولا ظلوم!".
(قال مسلم) ابن مرجانة هو سعيد بن عبدالله. ومرجانة أمه.

4-Bana, Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû'l -Müverri' Muhâdır rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Sa'd b. Saîd ri*vayet etti. Dedi kî: Bana, İbnî Mercâne haber verdi. Dedi ki : Ebû Hüreyre'yi şunu söylerken işittim: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Allah gece yarısı yahut gecenin son üçte birinde alt semâya nüzul ederek : Bana kim duâ eder ki, ona icabet edeyim yahut benden kim bir şey diler ki, ona vereyim; buyurur. Sonra yoksul ve zâlim olmayan (Allah)'a kim ödünç verecek! der.» buyurdular.

Müslim der ki: İbni Mercâne, Saîd b. Abdîllâh'dir. Mercâne, Saîd'in annesidîr.

Bize, Hârûn b. Saîd el-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İbni Vehb rivayet etti. Dedi ki: Bana, Süleyman b. Bilâl, Sa'd b. Saîd'den bu isnâdla haber verdi; şunu da ziyâde etti: «Sonra Allah Tebâreke ve Teâlâ iki yedini yayarak yoksul ve zâlim olmayana kim ödünç verecek; der.»

حدثنا عثمان وأبو بكر ابنا أبي شيبة وإسحاق بن إبراهيم الحنظلي (واللفظ لابني أبي شيبة) (قال إسحاق: أخبرنا. وقال الآخران: حدثنا جرير) عن منصور، عن أبي إسحاق، عن الأغر أبي مسلم. يرويه عن أبي سعيد وأبي هريرة. قالا:
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم "إن الله يمهل. حتى إذا ذهب ثلث الليل نزل إلى السماء الدنيا. فيقول: هل من مستغفر! هل من تائب! هل من سائل! هل من داع! حتى ينفجر الفجر".

5-Bize, Ebû Şeybe'nin iki oğlu Osman ve Ebû Bekr ile İs-hâk b. İbrahim El - Hanzalî rivayet ettiler. Lâfız Ebû Şeybe oğullarının-dır. İshâk (bize haber verdi.) tâbirini kullandı, ötekiler: Bize, Cerîr, Man-sûr'dan, o da Ebû Ishâk'dan, o da Ebû Müslim-i Egarr'daiı, o da Ebû Saîd ile Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti; dediler. Ebû Saîd ile Ebû Hü-reyre şöyle demişler: Resûlüliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)



«Şüphesiz ki Allah mühlet verir. Tâ ki gecenin ilk üçte biri gittiği vakit alt semâya nüzul buyurarak : Var mı istiğfar eden! Var mı tevbe eyleyen! Var mı isteyen! Var mı duada bulunan! der. (Bu) tâ fecir aydın*layın caya kadar (böyle devam eder.)» buyurdular.

Osman ibn Saîd ed-Dârimî dedi ki: ‘Bu hadis, Cehmiyye fırkasını en çok kızdıran bir hadistir.’

Mu'tezile 'den İbrâhîm b. Salih ile hadîs ulemâ*sından İshâk b. Râhuye arasında bu husûsda münâkaşa geçtiği rivayet olunur. Bu münâkaşayı İshâk b. Râhuye şöyle anlat-mışdır:

«Emîr Abdullah b. Tâhir'in meclisi beni şu bid'atçı yâni İbrâim b. Salih ile bir araya getirdi. Emîr, Allah'ın nüzulüne dâir malûmat istedi. Ben de buna dâir haberleri kendisine sayıp döktüm. Bunun üzerine İbrahim: Ben bir semâdan bir semâya inen Allah'a küfrediyorum! dedi.İbrahim: Ben cevaben: İshâk b. Râhuye: Ben de dilediğini yapan Allah'a îmân ediyorum! dedim. Neticede emîr Abdullah benim sözümü kabul; İbrahim inkini reddetti.»

Aynî, İshâk'ın bu sözünü aynen Fudayl b. Iyâd 'dan aldığını söylüyor. Fudayl b. İyâd: «Cehmîler 'den biri: Ben, aşağı inen ve yukarı çıkan Allah'a inanmıyorum; derse, Ben de: Ben dilediğini yapan Allah'a îmân ediyorum; cevâbını veririm.» dermiş.

Bunu îbni Hibbân'ın babası «Kitâbu's-Sünne» adlı eserinde nakletmiş ve yine ayni eserde Ebû Zür'a 'nın. şunları söylediğini bildirmişdir:

«Bu hadîsler, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den tevâtüren sa*bit olmuşdur. (Allah, her gece alt semâya nüzul eder.) Bunu, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabından birçokları rivayet etmişlerdir. Böyle hadisler bizce sahih ve kavidirler. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah Teâlâ'nın nüzul buyurduğunu söylemiş; fakat bunun nasıl olduğunu anlatmamışdır. Binâenaleyh biz de (Allah alt semâya iner; de*riz; fakat nasıl indiğinden bahsetmeyiz.) >

Ebû Muhammed b. Ahmed El-Müzenî nin: «Al*lah'ın indiğini bildiren hadîs Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den sa-hîh yollarla sabit olmuş, Kur'ân-i Kerîm'de de bunu tasdik eden şu âyet nazil olmuşdur:

Rabbim ve melekler de saff saff olarak geldikleri vakit ,..Sûre-i fecr, âyet: 22 » dediğini Beyhakî «Kitâbu'I-Esmâ» sında rivayet etmişdir.

Cumhûr-u ulemâ bu husûsda en aşikâr ve salim olan yolu tutarak müteşâbih âyet ve hadîsleri olduğu gibi kabul etmiş; onlara îmân ile Allah Teâlâ'yı mahlûkatına benzemekden, ona keyfiyyet ve isbâtından tenzih eylemişlerdir.

Zührî, Evzâî, İbnü'l-Mubârek, Mekhûl, Süf-yân-ı Sevrî, Süfyân b, Uyeyne, Leys b. Sa'd, Hammâd b. Seleme ile imamlardan Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel hazerâtının kavilleri de budur.

İmam Ebu Hanife, Allah Teâlâ'nın alt semâya nasıl indiği sorul*muş, Ebu Hanife: «Keyfiyyetsiz olarak inmişdir.» cevâbını vermişdir.

Hattâbî diyor ki: «Bu hadîs, sıfat hadîslerindendir. Se1ef'in bu husûsdaki mezhebi Allah'ın sıfatlarına îmân etmek, o sıfatları zahirî mânâları üzerine bırakmak ve Allah Teâlâ'dan keyfiyeti nefyetmekdir...»

Burada münker bir rivayete dikkat çekmek gerekir:

Bunu Nesai, Amelu’l-Yevme ve’l-Leyle’de (482) İbrahim b. Yakub – Ömer b. Hafs b. Gıyas – Babası – el-A’meş – Ebu İshak – Ebu Muslim el-Egar – Ebu Hureyre ve Ebu Said radıyallahu anhuma isnadıyla rivayet etmişlerdir. Bu rivayetteki lafza göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


إن الله عز و جل يمهل حتى يمضي شطر الليل الأول ثم يامر مناديا ينادي يقول هل من داع يستجاب له هل ( من ) مستغفر يغفر له هل من سائل يعطى
“Muhakkak ki Allah gecenin ilk yarısı geçinceye kadar mühlet verir. Sonra bir münadiye şöyle demesini emreder: “Dua eden yok mu? İcabet edeyim, bağışlanma dileyen yok mu? Bağışlayayım. İsteyen yok mu? Vereyim.”

Hadisin isnadının sahihayn ricalinden oluşmasından dolayı, zahiri sahih gibi görünse de, zayıflık vardır. İbn Hacer Takrib’de Ömer b. Hafs b. Gıyas hakkında: “Bazen yanılırdı” demiştir. Hafs b. Gıyas hakkında da: “Güvenilir, fakih. Lakin ömrünün sonlarında hafızası zayıfladı” demiştir. Et-Tehzib’de de Hafs hakkında: “Çok karıştırmaya başlamıştır. Bunlardan biri de el-Ameş’ten rivayetidir.” Der.

Nitekim Ebu Muslim el-Egar’dan bu hadisi rivayet eden diğer raviler:

إن الله عز وجل يمهل ، حتى إذا ذهب ثلث الليل الأول ؛ نزل إلى السماء الدنيا
“Muhakkak ki Allah gecenin ilk üçte biri geçinceye kadar mühlet verir. Dünya semasına iner…” lafzıyla rivayet etmişlerdir. Bu ravilerin hiçbiri: “Bir münadiye..emreder” kısmını zikretmemişlerdir. Anlaşıldığına göre Hafs b. Gıyas bunu yazısından değil, ezberinden rivayet etmiş ve hata etmiştir.

Bazı cehmi ve muattıla deccalleri bu münker rivayeti, isnadında bulunan Hafs b. Gıyas’ın bunu yazısından rivayet ettiğini iddia ederek sahih göstermeye çalışmaktadırlar. Bu iddialarını da Hafız Mizzi ve İbn Hacer’e dayandırmaları düpedüz bir yalandır.


A)- Şu’be b. el-Haccac – Ebu ishak - el-Egar’dan: Tayalisi (2232, 2385) Ebu Avane (2/288) Beyhaki el-Esma ve’s-Sıfat (450) Müslim (2/176) İbn Huzeyme Tevhid (83) Ahmed (3/34)
B)- Mansur b. Mutemir – Ebu ishak – el-Egar yoluyla: Müslim, Ebu Avane ve İbn Huzeyme (84)
C)- Fudayl b. Gazvan el-Kufi – el-Egar yoluyla; Ebu Avane rivayet etti
D)-Ebu Avane el-Vaddah b. Abdillah el-Yeşkuri yoluyla: Ahmed (2/383, 3/43)
E)- Mamer b. Raşid yoluyla: Ahmed (3/94) Abdurrazzak (11/293)
F)-İsrail b. Yunus yoluyla: İbn Huzeyme rivayet etmiştir.
Bu altı rivayet yolunun ravileri güvenilir sağlam ravilerdir. Hafıza problemi olan Hafs b. Gıyas, kendisinden güvenilir olan bütün bu ravilere muhalif bir rivayette bulunmuştur. Ayrıca bu hadis Ebu Hureyre radıyallahu anh’den başka yollarla da rivayet edilmiştir. Hiçbirinde Hafs b. Gıyas’ın lafzı geçmemiştir.

ottomankids
04.08.2009, 03:37
Dikkat çok önemli!!

Nüzul:Allâh hakkında “dünya semasına iner” ifadesiyle, Allâh’ın bir yerde bulunduğu veya yükseklerde olduğu anlaşılır ki, Allâh’ın mekânı olduğu inancı vurgulanmaktadır. Böyle bir inanç Allâh-u Teâlâ'yı yarattıklarına muhtaç olduğunu, yaratmış olduğu melekler, insanlar, cinler gibi varlıklara benzetmek olur. Çünkü meleklerin mekânı göklerdir, cinlerin ve insanların mekânı yerlerdir. Bu varlıklar Allâh’ın yaratmış olduğu mekânlar arasında, Allâh’ın dilediği kadar hareket etmektedirler. Allâh-u Teâlâ, yarattıklarına benzemez.

Nüzulun, bizzat Allâh’ın, zatıyla yukarıdan aşağıya indiği anlamına geldiği kabul edilemez. Çünkü Allâh cisim değildir, mekân ve yönden münezzehtir. Ayrıca bizzat, Allâh’ın zatıyla dünyanın semasına indiğini kabul etmek akla da ters gelir. Söz konusu olan nüzul hadisi, meleklerin inmeleri manasında veya Allâh’ın rahmetinin inmesi manasında anlaşılmalıdır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzul, hâşâ Allâh’ın bizzat kendisi dünyanın semasına indiği anlamına geldiği kabul edilecek olursa o zaman hâşâ “Allâh’ın inmekten başka bir şey yapmadığı” inancını ortaya çıkarır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzulün, gecenin son üçte bir bölümden itibaren sabaha kadar olduğu geçmektedir. Gece ve gündüz vaktinin dünyanın her ülkesinde bir olmadığı herkes tarafından malumdur. Bu hadis ise dünyanın her bölgesi için geçerlidir. Yeryüzünün bir tarafı gündüz iken diğer tarafı da gece olur. Bu itibarla gece ve gündüzler nispidir. Dünyanın bir ucunda gündüz ise diğer ucunda da gecedir. Yani 24 saat bazında (tüm vakitlerde) yeryüzünün gece ve gündüz hali olmadığını bilmek lazım. Durum böyle olunca Allâh, fiili olarak Arş üzerindedir diyenlere ne demeli..!? Çünkü bu gruba göre Allâh, gecenin bir bölümünde dünya gökyüzüne iner. Yukarıda izah edildiği gibi, gecenin o vaktine tevafuk etmeyen hiç bir yeryüzü yoktur. Gecenin tayin edilen o vakti her an ve her zaman yeryüzünün bir tarafına isabet eder. Dolayısıyla hem Arş üzerinde hem de yerin gökyüzünde bulunmak, iki zıttın bir arada bulunması demektir. Bu safsatalığı da akli selim sahibi kimseler asla


-8-

kabuletmezler.

Diğer taraftan bu çarpık inancı çürüten bir başka delilimiz ise, Arş’ın göklerden çok daha büyük olduğunu belirten, sıhhatinde şek ve şüphe olmayan kuvvetli hadis-i şeriflerin olmasıdır. Peygamberefendimiz bu büyüklük orantılarını anlatırken gökler, kürsünün yanında çölde bir halka gibi, Kürsü de Arş’ın yanında aynı şekildedir (yani çölde bir halka kadardır). Her göğün bir altındaki göğe karşı olan büyüklüğü de sabittir. Göklerin, birinci gökten yedinci göğe kadar müthiş orantılarla büyüyerek yükseldiğine göre yukarıdan aşağıya inecek kişi büyüklükten küçüklüğe, şekilden şekle ve hacimden hacme, durmadan bir halden diğer hale değişip duran bir cisim değil midir?

Hadis hafızı El-Irâkî, hadis-i şeriflerin hangi şekilde en doğru bir biçimde tefsir edileceği hususunda şöyle demiştir: “Hadisi en güzel açıklayan hadisledir.” Bu nüzul hadisinde geçen nüzul’den, meleklerin indiği bir başka hadisten anlaşılır. Allâh’ın emriyle bir melek iner. Bundan anlaşıyor ki, bu konuda değişik ama sahih açıklamalar var ama bu açıklamaların hiç birinde Allâh, bizzat kendisi iner diye kabul olunmamıştır.

-İmam Ahmed B. Hanbel Müsned’inde, İmam Kurtubi Tefsirinde, Hafız İbni Hacer Askalani “Fethul Beri” adlı kitabında ve Hafız İbni Cevzi, Zad el-Mesir adlı tefsirinde şöyle dediler: “İmam Nese’i Ebu Hureyre’den naklettiğine göre Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Gecenin üçte birini geçtiğinde Allâh, birine (bir meleğe) şöyle nida etmesini emreder:.........”. Öyle ki, bir başka hadis-i şerifte de “Yunzilu Rabbuna ...” diye geçmektedir, yani “Rabbimiz indirir..” diye geçmektedir. Veyahut rahmeti iner ( İmam Al-İz B. Abdusselem, İmam Dehlen) manasındadır.

ehlisünnettalibi
04.08.2009, 09:14
Bu nuzûl bir tasavvufî kaynaktan okuduğuma göre yanlış hatırlamıyorsam tecellîdir.
Tasavvuf islâmiyyetin bir parçasıdır.
Onsuz Ayet ve hAdislerin şerhleri ve tefsirleri tam olarak yapılabilir mi?

Ehli_Hadis
04.08.2009, 13:50
-İmam Ahmed B. Hanbel Müsned’inde, İmam Kurtubi Tefsirinde, Hafız İbni Hacer Askalani “Fethul Beri” adlı kitabında ve Hafız İbni Cevzi, Zad el-Mesir adlı tefsirinde şöyle dediler: “İmam Nese’i Ebu Hureyre’den naklettiğine göre Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Gecenin üçte birini geçtiğinde Allâh, birine (bir meleğe) şöyle nida etmesini emreder:.........”. Öyle ki, bir başka hadis-i şerifte de “Yunzilu Rabbuna ...” diye geçmektedir, yani “Rabbimiz indirir..” diye geçmektedir. Veyahut rahmeti iner ( İmam Al-İz B. Abdusselem, İmam Dehlen) manasındadır. (Bu rivayet Münkerdir)




Burada münker bir rivayete dikkat çekmek gerekir

Bunu Nesai, Amelu’l-Yevme ve’l-Leyle’de (482) İbrahim b. Yakub – Ömer b. Hafs b. Gıyas – Babası – el-A’meş – Ebu İshak – Ebu Muslim el-Egar – Ebu Hureyre ve Ebu Said radıyallahu anhuma isnadıyla rivayet etmişlerdir. Bu rivayetteki lafza göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
إن الله عز و جل يمهل حتى يمضي شطر الليل الأول ثم يامر مناديا ينادي يقول هل من داع يستجاب له هل ( من ) مستغفر يغفر له هل من سائل يعطى
“Muhakkak ki Allah gecenin ilk yarısı geçinceye kadar mühlet verir. Sonra bir münadiye şöyle demesini emreder: “Dua eden yok mu? İcabet edeyim, bağışlanma dileyen yok mu? Bağışlayayım. İsteyen yok mu? Vereyim.”

Hadisin isnadının sahihayn ricalinden oluşmasından dolayı, zahiri sahih gibi görünse de, zayıflık vardır. İbn Hacer Takrib’de Ömer b. Hafs b. Gıyas hakkında: “Bazen yanılırdı” demiştir. Hafs b. Gıyas hakkında da: “Güvenilir, fakih. Lakin ömrünün sonlarında hafızası zayıfladı” demiştir. Et-Tehzib’de de Hafs hakkında: “Çok karıştırmaya başlamıştır. Bunlardan biri de el-Ameş’ten rivayetidir.” Der.

Nitekim Ebu Muslim el-Egar’dan bu hadisi rivayet eden diğer raviler:

إن الله عز وجل يمهل ، حتى إذا ذهب ثلث الليل الأول ؛ نزل إلى السماء الدنيا
“Muhakkak ki Allah gecenin ilk üçte biri geçinceye kadar mühlet verir. Dünya semasına iner…” lafzıyla rivayet etmişlerdir. Bu ravilerin hiçbiri: “Bir münadiye..emreder” kısmını zikretmemişlerdir. Anlaşıldığına göre Hafs b. Gıyas bunu yazısından değil, ezberinden rivayet etmiş ve hata etmiştir.

Bazı cehmi ve muattıla deccalleri bu münker rivayeti, isnadında bulunan Hafs b. Gıyas’ın bunu yazısından rivayet ettiğini iddia ederek sahih göstermeye çalışmaktadırlar. Bu iddialarını da Hafız Mizzi ve İbn Hacer’e dayandırmaları düpedüz bir yalandır.


A)- Şu’be b. el-Haccac – Ebu ishak - el-Egar’dan: Tayalisi (2232, 2385) Ebu Avane (2/288) Beyhaki el-Esma ve’s-Sıfat (450) Müslim (2/176) İbn Huzeyme Tevhid (83) Ahmed (3/34)
B)- Mansur b. Mutemir – Ebu ishak – el-Egar yoluyla: Müslim, Ebu Avane ve İbn Huzeyme (84)
C)- Fudayl b. Gazvan el-Kufi – el-Egar yoluyla; Ebu Avane rivayet etti
D)-Ebu Avane el-Vaddah b. Abdillah el-Yeşkuri yoluyla: Ahmed (2/383, 3/43)
E)- Mamer b. Raşid yoluyla: Ahmed (3/94) Abdurrazzak (11/293)
F)-İsrail b. Yunus yoluyla: İbn Huzeyme rivayet etmiştir.
Bu altı rivayet yolunun ravileri güvenilir sağlam ravilerdir. Hafıza problemi olan Hafs b. Gıyas, kendisinden güvenilir olan bütün bu ravilere muhalif bir rivayette bulunmuştur. Ayrıca bu hadis Ebu Hureyre radıyallahu anh’den başka yollarla da rivayet edilmiştir. Hiçbirinde Hafs b. Gıyas’ın lafzı geçmemiştir.

Ehli_Hadis
04.08.2009, 18:48
(1)-Ebu Hüreyre (r.a) rivayet ettiğine göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur.

Kıyamet günü olacağında Rabbimiz kullara iner .

(*)-Bunu Tirmizi (II/61) İbn Huzeyme (vr.250/2) Hakim (I/418) de bir başka yoldan Ebu Hureyre,den gelen bir hadis olarak rivayet etmiş ve sahih olduğunu belirtmiştir.

(2)-İbn Mes,ud,un rivayet ettiği hadise göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu.

Allah öncekileri de sonrakileri de vadesi belli bir gün için kırk yıl süre bir arada bulunduracak .Gözleri semaya dikilmiş nihai ve ayırt edici hükmün verilmesini bekleyecekler.

Yüce Allah buluttan gölgeler içerisinde Arştan Kürsi,ye inecek….Hadis devam ediyor uzunca…..

(*)-Zehebi el-Uluvda .138 de hasendir demiştir.Hadisin senedi dediği gibi hatta daha yüksek bir mertebededir..Hadisi aralarında Abdullah b.Ahmed,in de bulunduğu tahric eden bir topluluktan gelen bir yolla muhtasar olarak zikretmiş bulunmaktadır.Daha sonra da bu hadisi bundan daha eksiksiz bir şekilde bütünüyle İbn Mes,ud,a kadar muttasıl senedi ile de rivayet etmiştir.Hadisi bütünüyle Abdullah b.Ahmed es-Sünne (s.177) de rivayet etmiştir.Müellif de el-Arba,in adlı eserinde(186/a) bu sahih bir hadistir demektedir.

3-İbn Abbas,tan Kıyamet kopmadan az önce bir münadi şöyle seslenecektir.

İşte kıyamet size geliyor –bu sesi hayatta olanlar da ölüler de işitir-Sonra Allah dünya semasına iner.

(*)-Hadisi İbnu-l-Mübarek rivayet etmiştir ravileri sikadır.Bu hadisi musannıf İbnü-l-Mübarek,in Süleyman et-Teymi,den onun Ebü Narda,dan onun İbn Abbas,tan diye naklettiği bir rivayet olarak kaydetmiştir.Bu Müslim,in şartına uygun sahih bir sendir.(el-Uluvv li-l-Aliyyi-l-Azim (155/94)

(4)-Ubeyd b.Umeyr,in hadisi.Dedi ki : Aziz ve Celil olan Rabbimiz gece yarısında dünya semasına inerek şöyle buyuruyor.Benden dileği olan var mı.Ona vereyim Benden mağfiret diyelen varmı Günahını bağışlayayım Nihayet fecir vakti gelince Aziz ve Celil olan Rab yükselir.

(*)-Bu Ahmed,in oğlu Abdullah kendi tasnifi olan er-Reddu ale,l-Cehmiyye adlı eserinde rivayet etmektedir.Ayrcıva Hafız Zehebi bunu el-Uluvv li-l-Aliyyi-l-Azim,de rivayet etmektedir (156/99)

(5)-İmam Şafi-i (150-204)

Şeyhül-İslam Ebu,l-Hasen el-Hikari ile Hafız Ebu Muhammed el-Makdisi,Ebu Sevr Şuayb,a kadar ulaşan senetleriyle,her ikisi de hadisin büyük destekçisi İmam Muhammed b.İdris eş-Şafi,i rahımullah,dan şöyle dediğini rivayet etmektedir.

Benim izlediğim ve Süfyan,Malik ve buna benzer gördüğüm kimselerin izledikleri sünnete dair söylenecek söz Allah,tan başka hiçbir ilah olmadığına Muhammed,in Allah,ın Rasülü olduğuna şahadeti Allah,ın seması ve Arşı üzerinde bulunduğuna,yaratıklarına dilediği şekilde yakınlaşıp dünya semasına nasıl dilerse öylece ineceğine dair ikrarda bulunup kabul etmektir.deyip itikada dair diğer hususları zikretmiştir (el-Uluvv li,l-Aliyyi-l-Azim (202/196)

(6)-Horasan Alimi İshak b.Ruhuye (166/238)

İbrahim b.Ebi Talib dedi ki : Ben Ahmed b.Said er-Ribati,yi şöyle derken dinledim : Ben İbn Tahir,in meclisinde hazır bulundum.İshak da bulundu.Ona nüzül hadisi hakkında o hadis sahih midir diye soruldu.O evet dedi.

Komutanlardan birisi ona :

Nasıl iner diye sordu :

İshak : Sen bunu kabul etki sana nüzülü niteleyeyim.

Adam : Ben onu yukarda kabul ediyorum.

Bu sefer İshak şu cevabı verdi : Allah : Melekler saf saf dizilmiş beklerken Rabbin geldiği vakit buyurmaktadır.

Bu sefer İbn Tahir Ey Ebü Yakub bu kıyamet gününde olacaktır deyince.

İshak : Kıyamet günü gelecek olanı bugün gelmekten alıkoyan nedir cevabını verdi.

(*)-Bu sahih bir senettir.er-Bibati de Buhari,nin hocalarından sika birisi olup 246 yılında vefat etmiştir.Bu rivayeti es-Sabüni Akidetü,s-Selef (1/113,el-Mecmua,atul-l-Muniriyye de rivayet etmiştir.

Mollakasım
04.08.2009, 19:17
Ehli sünnet mensuplarının bu tür hadisi şeriflerin ne rivayeti nede dirayeti noktasında bir sıkıntıları olmaz.. Ayrıca cehmiyyeyi kızdıranın hadisin kendisi değil belki o hadisi zahiri manasıyla alıp Allaha inmek çıkmak yakıştırmalardır.. diye düşünüyorum

Şimdi Allah eğer gecenin son üçte biri olduğunda mesafe katetmek kabilinden bir nüzul etse malumunuz gecenin üçte biri dünyanın bir yerinde her an mevcuttur.. şu halde Allah dünyanın dönmesi gibi her daim dünya semasında dönmüş olmak gerekir ki bunada nüzul denmez haşa sümme haşa..

Şu halde bu tür hadisi şerifler karşısında iki yol var:

bir: tevil etmeden ve keyfiyetini düşünmeden aynını tekrar etmek..

iki: hadisi idrake yaklaştırmak ve sözü abesiyetten kurtaarmak için tevil etmek.

Tevil: Allah dünya semasına nüzul eder yani yani rahmetini artırır bir nevi kullarına yaklaşır..

tembih: Bir alt semaya iner sözü batıl bir tefsirdir.

Ehli_Hadis
04.08.2009, 20:25
Senin Mantığına Göre Ozaman Peygamber s a v batıl bir Tesbitte bulunmuş ..Çünkü Dünya semasına Allah ın nüzül ettiğini Söyleyen bizzat kendisi........

Mollakasım
04.08.2009, 23:07
Senin Mantığına Göre Ozaman Peygamber s a v batıl bir Tesbitte bulunmuş ..Çünkü Dünya semasına Allah ın nüzül ettiğini Söyleyen bizzat kendisi........

İşte senin gibi idraki kıt zayıf akıllılar yoldan çıkmasın için Ulema-i İslam hadisi tevil ettiler (öz manasını açıkladılar) ve dediler ki bu nüzulden Rasulullahın muradı: Allah rahmetini artırmıştır. yoksa Allah ile mahluku arasında ne infirak ne de ittisal var.

Nurun Ala Nur
05.08.2009, 00:31
:-046
İşte senin gibi idraki kıt zayıf akıllılar yoldan çıkmasın için Ulema-i İslam hadisi tevil ettiler (öz manasını açıkladılar) ve dediler ki bu nüzulden Rasulullahın muradı: Allah rahmetini artırmıştır. yoksa Allah ile mahluku arasında ne infirak ne de ittisal var.

ottomankids
05.08.2009, 03:23
Mollakasım bu hadıs ehli nickli şahis vehhabi itikadı taşımaktadır.Allah tealayı tenzih etmekten aciz olan bu fitnecinin siteden atılmasını talep ediyorum.Eğer bu yapılmassa bozuk itikadını buradakılere yayacaktır.Bu ve bunun gibiler vehhabilerin parayla tuttuğu satılık şer.......dir.Bunlar müteşabih ayetleri ve hadisleri zahirine göre yorumlayıp sapıklığa düşerler.Hem saptırırlar hem saparlar .Ümmetin en tehlikeli düşmanı bu munafıklardır.Allah bunların şerrinden korusun

bedr
06.08.2009, 14:32
Gureba dergisinden alınmıştır.

Buhari'inin sahihi ve şerhi Fethu'l Bari İbni Hacer 'den alıntılar;Nüzül meselesine dikkat!


İstivâ müteşâbihtir, mânâsı Allah’a tafvid edilir.[4] Ehl-i Sünnet yed sıfatının uzuv olmadığında ittifak etmişlerdir.[5] Allah’ın saht’i ve hayâ etmesi; “Allah’ın haktan hayâ etmemesi hakkın söylenmesi konusunda hayâ etmekle emretmez” demektir.[6] Allah zâtıyla arştadır, itikâdı yanlıştır.[7]



“Yedi grup insanı Allah gölgesinde gölgelendirir” hadisindeki gölge; Allah’a o makâmın yüceliğini ifade için nisbet edilmiştir.[8] Hacer’in Allah’ın yemîni olması, asla Allah’a uvuz nisbeti mânâsında değildir.[9] “Allah’ın sûreti vardır, bizim sûretimize benzemez” demek, yanlıştır.[10] Dıhk (gülme) beşer için kullanılan mânâda değildir ve bu mânânın Allah’a nisbeti de câiz değildir.[11]



İmam Buhârî gülmenin ‘rahmet’ mânâsında olduğunu söylemiştir. ‘Rızasıdır’ şeklinde mânâlandırıl-ması daha doğru olsa gerektir.[12]



İbnü’l Cevzî’nin haberî sıfatlardaki mezhebi tafviddir. Selefin çoğu bu tür sıfatları te’vilden kaçınmışlar, nasıl vârid oldular ise öylece kabul etmişlerdir. Vârid olduğu çerçevede kabul edilmesi Allah’ın sıfatlarının mahlûkâtın sıfatlarına benzemediğinin itikâd edilmesi sûretiyle olur. Yine Allah noksanlıklardan tenzih edilerek bu sıfatlardan muradın ne olduğunun bilinmediği ifade edilir.[13]



Mânânın Allah’ın ilmine havale edilmesi evla olan metoddur.[14]



Aceb sıfatının mânâsı Allah’ın rızasıdır.[15]



Allah’ın kitabında yazmasının mânâsı kaleme levhe yazmasını emretmesidir.[16]



Allah’ın dostluğu Allah’ın kuluna yardımı mânâsındadır.[17]



Arş’a istivâ, Allah’ın arşa istikrar etmesi mânâsında değildir.[18]



Allah hareket, intikal, hülûl, mahlûkâtın içine girmek gibi şeylerden münezzehtir.[19]



Ğadab sıfatının mânâsı Allah’ın o şahsı cezalandırmayı irade etmesidir.[20]



Vech sıfatından kasıt Allah’ın zâtıdır, kendisidir.[21]



Sıfatların mânâlandırılmasında evlâ olan tavır; yorum ve te’vilden uzak durmak ve Allah’ın noksanlıklardan yüce olduğu itikâdı üzere olmaktır.[22]



Aceb sıfatı ve haberî sıfatların luğavi mânâlarından Allah’ın âzâ-ları olduğu neticesine gidilemez.[23] Çünkü Allah mahlûkâta benzemekten münezzehtir ve Allah’ın benzeri yoktur [24]



Allah’a isim nisbet edilirken dikkat edilmesi gerekir. İki şart gözetildiği takdirde Kur’an’da olmayan isimler Allah’a nisbet edilebilir. İsim Allah’a noksanlık nisbeti içermemelidir. Ve Kur’an da bu ismlendirmeye asıl bir mânâ bulunmalıdır. Bu iki şart çerçevesinde Allah’a Kur’an’la sâbit olmayan bir isim nisbet edilebilir.[25]



“Allah ona bakmaz”dan murad Allah ona rahmet etmez mânâsıdır.



Kulun Allah’a yakınlaşmasının mânâsı değerinin Allah katında yükselmesidir.[26]



Allah’ın sevinmesi rızası mânâsına gelir.[27]



Allahın nüzûlü muhâldir. Hareket; yücelikten süfliyâta inmek mânâsına gelir. Allah ise bundan münezzehtir. Nüzûlden murad olan rahmet meleğinin inmesi de olabilir. Mânânın Allah’ın ilmine tafvid edilmesi de uygundur.. [28]



Allah’ın kullarına muhabbeti onlar için hayrı istemesidir.[29]



Allah’ın isimlerinin tevkîfiliği Kitab ya da Sünnet’te vârid olan isimlerden başka Allah’ın fiillerinden isimler türetmenin câiz olmaması demektir.



Ğazâlî ve Kâdî Ebu Bekir; isimler tevkîfidir sıfatlar değil, görüşündedirler.



İmam Razi isimlerin tevkîfiliği ashabımızın mezhebidir, görüşündedir.[30]



Muhabbetullah: Allah’ın emretmesi ve emrettiği şeye karşılık kulunu mükâfatlandırmasıdır[31].



Allah’ın razı olmamasının mânâsı: kullarını fiillerine karşılık ödüllendirmemesidir.[32]



Allah’a ğadab sıfatı nisbet edilmesi câizdir. Mânâsı kendisine isyan edenlerde görülen sıkıntı ve azabdır.[33]



“Allahu yestehziu bihim”, onların başına istihzâ etmeleri sebebiyle bela geleceğini ifade etmektedir.[34]



Allah’a ityan gelme sıfatının nisbet edilmesi ile ilgili çok sayıda görüş vardır: Allah’ı görmeleri kasdedilmiştir denildiği gibi; gelme Allah’ın fiillerindendir, te’vil etmeden iman etmek ve noksanlıktan Allah’ı tenzih etmek gerekir diyenler de vardır.[35]



Yekşifu an sâk, şiddet mânâsın-dadır [36].



Tevhid, teşbih ve ta’tilden uzak olmaktır.[37]



Allah cisimlikle vasfolunmaz.[38] Yahudilerden tecsim inancında olan birisi ‘kendisinden başka ilah olmayan Allah göktedir’ dese bu sözüyle iman etmiş olmaz.



Âmmeden birisi aynı sözü söylese (tecsimin mânâsını bilmeyecek derecede bilgisizse) İslam’a girişi sahih olur. Cariye hadisindeki durum da bu çerçevededir..[39]



Allah’ın yemîni cismiyyet mânâsında değildir.[40]



Allah’ın yakınlığı mesafe yakınlığı mânâsında değildir.[41]



Ğıretullah’ın mânâsı Allah’ın o fiilden razı olmamasıdır.[42]



Allah’ın mahlûkâta hülûlu câiz değildir.[43]



‘Allah’ın kulunu zikri’ ,onlara sevap vermesi ve rahmet etmesidir .[44]



Vech’in mânâsı kullarda görüp bildiğimiz uzuv değildir. Fiili sıfatlardan da değildir.[45]



Ayn sıfatı uzuv isbatı mânâsında değildir..[46]



Allah haberî sıfatların beşer için lâzımlarından münezzehtir. Allah ezelîdir, cisim ise mahlûktur ve cisim Allah’a nisbet edilmez [47]



İsba’ sıfatı Allah’ın sıfatlarından bir sıfattır. Uzuv değildir.[48]



Yed sıfatı uzuv değildir.[49]



Allah’a şahs denmez. Bunda icmâ vardır.



İbn Fûrek bunun üç sebebi oldugunu söyler. Birincisi bu lafız Kur’an ve Sünnet’le sâbit değildir. İkincisi icmâyla bu sıfatın nisbetinin câiz olmadığının sabit olmasıdır. Üçüncüsü bu lafzın parçalardan oluşan bir cisim mânâsına gelmesidir.[50].



Vech zât mânâsındadır..[51]



Allah’ın semâda oluşu sözünün zâhiri murad değildir. Zira Allah bir mekana girmek ve hülûl etmekten münezzeh olduğundan bu sözden zâhiri (ilk akla gelen mânâsı) kasdedilmemiştir, deriz..[52]



Sadakanın Allah’a yükselmesinin mânâsı; sadakanın ve salih amellerin kabul edilmesidir.[53]



Allah’ın kadîm oluşu mahlûkâta hülûluna mânidir[54].



Allah’a sûret nisbet edenler mücessimedir.[55]



Ulemânın coğunluğu sâk sıfatıyla alakalı konuşmaktan kaçınmışlardır. İbn Abbas sâk’ın izhârından, olayın azamet ve şiddetinin kastedildiğini söylemiştir.[56].



Cennette Allah’ın dârı (evi)nin mânâsı, evliyâsına verecegi evdir.[57]



Vechden murad zâttır [58]



Allah’ın kelâmı ezelî sıfatıdır.[59]



Allah’ın kelâmı harfler ve seslerle değildir.[60]



Allah’a savt (ses) sıfatının nisbeti (bu babtaki hadisler sübut bulursa) câiz olabilir, iman etmek gerekir. Akabinde mânânın Allah’ın ilmine tafvidi ya da uygun te’vil yapılır.[61]



Hanbeliler Allah’ın harf ve sesle konuştuğunu söylediler.[62]



İbn Hazm’ın nüzûl sıfatını te’vili, Allah bu fiili dünya semâsında yapar yaratır şeklindedir. Evlâ olan ise teslim etmektir.[63]



[4] قال الحافظ في المقدمة ص 136 : قـــوله " استوى على العرش " هو من المتشابه الذي يفوض علمه إلى الله تعالى ، ووقع تفسيره في الأصل .اهـ







[5] - قال الحافظ في المقدمة ص 208 : قوله : (أطولهن يدًا) أي: أسمحهن، ووقــع ذكر اليد في القرآن والحديث مضافًا إلى الله تعالى، واتفق أهل السنة والجماعة على أنه ليس المراد باليد الجارحة التي هي من صفات المحدثات ، وأثبتوا ما جاء من ذلك وآمنوا به ؛ فمنهم من وقف ولم يتأول، ومنهم من حمل كل لفظ منهــا على المعنى الــذي ظهر له، وهكذا عملوا في جميع ما جاء من أمثال ذلك.اهـ



[6] قال الحافظ ابن حجر 1 / 157 : " قوله " فاستحيا الله منه " أي رحمه ولم يعاقبه .



قوله : " فأعرض الله عنه " أي سخط عليه ، وهو محمول على من ذهب معرضا لا لعذر ، هذا إن كان مسلما ، ويحتمل أن يكون منافقا ، واطلع النبي صلى الله عليه وسلم على أمره ، كما يحتمل أن يكون قوله صلى الله عليه وسلم : فأعرض الله عنه " إخبارا أو ادعاء .



قال الحافظ في الفتح 1 / 229 : قوله: "إن الله لا يستحيي من الحق" أي لا يأمر بالحياء في الحق.



[7] - قال الحافظ ابن حجر 1/508: "وفيه الرد على من زعم أنه على العرش بذاته "[أي:حديث : إن ربه بينه وبين القبلة]



[8] – قال الحافظ 2 / 144 : في قوله : " سبعة يظلهم الله في ظله " قال عياض: " إضافة الظل إلى الله إضافة ملك ، وكذا قال ، وكان حقه أن يقول : إضافة تشريف ليحصل امتياز هذا على غيره ، وقيل : المراد بظله : كرامته وحمايته كما يقال : فلان في ظل الملك .



[9] – قال الحافظ 3 / 463 : وقال المهلب : حديث عمر هذا يرد على من قال : إن الحجر يمين الله في الأرض يصافح بها عباده ، ومعاذ الله أن يكون لله جارحة .



[10] – قال الحافظ 5 / 183 على حديث رقم ( 2559 ): "وقد قال المازري: غلط ابن قتيبة فأجرى هذا الحديث على ظاهره، وقال: صورة لا كالصورة، انتهى.



وقد أخرج البخاري في الأدب المفرد، وأحمد من طريق ابن عجلان، عن سعيد، عن أبي هريرة مرفوعا: "لا تقولوا: قبح الله وجهك، ووجه من أشبه وجهك؛ فإن الله خلق آدم على صورته" وهو ظاهر في عود الضمير على المقول له ذلك ...".



[11] – قال الحافظ 6 / 40 على حديث رقم ( 2826) قوله : " يضحك الله إلى رجلين " قال الخطابي : الضحك الذي يعتري البشر عندما يستخفهم الفرح أو الطرب غير جائز على الله تعالى ، وإنما هذه مثل ضرب لهذا الصنيع الذي يحل محل الإعجاب عند البشر فإذا رأوه أضحكهم ، ومعناه الإخبار عن رضا الله بفعل أحدهما وقبوله للآخر ومجازاتهما على صنيعهما بالجنة مع اختلاف حاليهما …



[12] – قال الحافظ 6 / 40 على حديث رقم ( 2826) قوله وقد تأول البخاري الضحك في موضع آخر على معنى الرحمة ، وهو قريب ، وتأويله على معنى الرضا أقرب ، فإن الضحك يدل على الرضا والقبول …



[13] – قال الحافظ 6 / 40 على حديث رقم ( 2826): قال: " وقال ابن الجوزي: أكثر السلف يمتنعون من تأويل مثل هذا ويمرونه كما جاء، وينبغي أن يراعى في مثل هذا الإمرار اعتقاد أنه لا تشبه صفات الله صفات الخلق، ومعنى الإمرار عدم العلم بالمراد منه مع اعتقاد التنزيه.



[14] قال الحافظ– (13 / 383): "والصواب الإمساك عن أمثال هذه المباحث والتفويض إلى الله في جميعها، والاكتفاء بالإيمان بكل ما أوجب الله في كتابه أو على لسان نبيه إثباته له أو تنزيهه عنه على الإجمال، وبالله التوفيق".



[15] - قال الحافظ 6 / 145 على حديث رقم ( 3010) "وقد تقدم توجيه العجب في حق الله في أوائل الجهاد، وأن معناه الرضا، ونحو ذلك".



[16] – قال الحافظ 6 / 291 على حديث رقم ( 3194) قوله: ( كتب في كتابه ) أي أمر القلم أن يكتب في اللوح المحفوظ ... إلخ ".



[17] – قال الحافظ 7 / 23 على حديث رقم ( 3658) قال :" ... أما خلة الله للعبد فبمعنى نصره له ومعاونته .... إلخ



[18] – قال الحافظ 7 / 124 على حديث رقم ( 3803) قال : " وليس العرش بموضع استقرار الله.. ".



- قال الحافظ في المقدمة ص 136 : قـــوله " استوى على العرش " هو من المتشابه الذي يفوض علمه إلى الله تعالى ، ووقع تفسيره في الأصل .اهـ



[19] – قال الحافظ 7 / 156 على حديث رقم ( 3803) قال: " ومع ذلك فمعتقد سلف الأئمة وعلماء السنة من الخلف أن الله منزه عن الحركة والتحول والحلول ليس كمثله شيء ... " .



[20] – قال الحافظ 7 / 145 على حديث رقم ( 3827) قال: " والمراد بغضب الله إرادة إيصال العقاب ... ".



[21] – قال الحافظ 8 /505 :والمراد بالوجه الذات، والعرب تعبر بالأشرف عن الجملة..".



[22] – قال الحافظ 8 /551 قال: "والأولى في هذه الأشياء الكف عن التأويل مع اعتقاد التنزيه".



[23] قال الحافظ 8 / 632-633: قال: "قال الخطابي": إطلاق العجب على الله محال، ومعناه الرضا؛ فكأنه قال: إن ذلك الصنيع حل من الرضا عند الله حلول العجب عندكم، قال: وقد يكون المراد بالعجب هنا أن الله يعجب ملائكته من صنيعهما لندور ما وقع منهما في العادة،



[24]– قال الحافظ 8 / 664: قال: " لا يظن أن الله ذو أعضاء وجوارح لما في ذلك من مشابهة المخلوقين تعالى الله عن ذلك، ليس كمثله شيء ".



[25] – قال الحافظ (10 / 207) على حديث رقم 5742



" قوله " أنت الشافي " يؤخذ منه جواز تسمية الله بما ليس في القرآن بشرطين : أحدهما: ألا يكون في ذلك ما يوهم نقصًا ، والثاني: أن يكون له أصل في القرآن . وهذا من ذاك ، فإن في القرآن " وإذا مرضت فهو يشفين " .



[26] – قال الحافظ (10 / 258) على حديث رقم 5788



"قوله: (لا ينظر الله) أي لا يرحمه؛ فالنظر إذا أضيف إلى الله كان مجازًا، وإذا أضيف إلى المخلوق كان كناية، ويحتمل أن يكون المراد لا ينظر الله إليه نظر رحمة



[27] قال الحافظ: (11 / 106) ".. وإطلاق الفرح في حق الله مجاز عن رضاه".



[28] قال الحافظ (11 / 129): "وقال الكرماني: ...النزول محال على الله؛ لأن حقيقة الحركة من جهة العلو إلى السفل، وقد دلت البراهين القاطعة على تنزيهه عن ذلك، فليتـأول ذلك بأن المراد نزول ملك الرحمة ونحوه، أو يفوض مع اعتقاد التنزيه....".



[29] – (11 / 208) قال الحافظ: "وقوله: "حبيتان إلى الرحمن" تثنية حبيبة وهي المحبوبة، والمراد أن قائلها محبوب لله، ومحبة الله للعبد إرادة إيصال الخير له والتكريم ...".



[30] – (11 / 223) قال الحافظ: "واختلف في الأسماء الحسنى هل هي توقيفية بمعنى أنه لا يجوز لأحد أن يشتق من الأفعال الثابتة لله أسماء إلا إذا ورد نص إما في الكتاب أو السنة؟ فقال الفخر: المشهور عن أصحابنا أنها توقيفية. وقالت المعتزلة والكرامية: إذا دل العقل على أن معنى اللفظ ثابت في حق الله جاز إطلاقه على الله. وقال القاضي أبو بكر والغزالي: الأسماء توقيفية دون الصفات، قال : وهذا هو المختار ...."



[31] – (11 / 227) قال الحافظ: "ومعنى محبته له أنه أمر به وأثاب عليه ...".



(11 / 358) قال: "قال العلماء: محبة الله لعبده إرادته الخير له وهدايته إليه وإنعامه عليه، وكراهته له على الضد من ذلك".



وذلك في كلامه على كتاب الرقاق ، باب 41 ( من أحب لقاء الله أحب الله لقاءه).



[32] (11 / 404) قال الحافظ : "ومعنى قوله: (لا يرضى) أي لا يشكره لهم، ولا يثيبهم عليه، فعلى هذا فهي صفة فعل، وقيل: معنى الرضا أنه لا يرضاه دينا مشروعا لهم، وقيل: الرضا صفة وراء الإرادة، وقيل: الإرادة تطلق بإزاء شيئين: إرادة تقدير، وإرادة رضا، والثانية أخص من الأولى، والله أعلم، وقيل: الرضا من الله إرادة الخير، كما أن السخط إرادة الشر..."



[33] – (11 / 441) قال الحافظ: "وفيه جواز إطلاق الغضب على الله، والمراد به ما يظهر من انتقامه ممن عصاه، وما يشاهده أهل الموقف من الأهوال التي لم يكن مثالها ولا يكون، كذا قرره النووي، وقال غيره: المراد بالغضب لازمه، وهو إرادة إيصال السوء للبعض..".



[34] – (11 / 444) قال الحافظ: "وقوله: (الله يستهزئ بهم) أي ينزل بهم جزاء سخريتهم واستهزائهم.."



[35] – (11 / 450) قال الحافظ : "وأما نسبة الإتيان إلى الله تعالى فقيل: هو عبارة عن رؤيتهم إياه؛ لأن العادة أن كل من غاب عن غيره لا يمكنه رؤيته إلا بالمجيء إليه، فعبر عن الرؤية بالإتيان مجازا، وقيل الإتيان فعل من أفعال الله تعالى يجب الإيمان به مع تنزيهه سبحانه وتعالى عن سمات الحدوث . وقيل: فيه حذف، وتقديره: يأتيهم بعض ملائكة الله، ورجحه عياض، قال: ولعل هذا الملك جاءهم في صورة أنكروها لما رأوا فيها من سمة الحدوث الظاهرة على الملك؛ لأنه مخلوق".



[36] (11 / 450) قــال الحافظ : "وعبر عن الصفة بالصورة....بقوله: يكشف عن ساق: أي عن شدة...".



(11 / 451) قال الحافظ : "ومعنى كشف الساق زوال الخوف والهول...".



[37] (13 / 344) قال الحافظ : "وأما أهل السنة، ففسروا التوحيد بنفي التشبيه والتعطيل. قال الجنيد فيما حكاه أبوالقاسم القشيري: (والتوحيد إفراد القديم من المحدث..)". وذلك في كلامه على مقدمة كتاب التوحيد .







[38] – (13 / 345) قال الحافظ : "وقال ابن بطال: تضمنت ترجمة الباب أن الله ليس بجسم، لأن الجسم مركب من أشياء مؤلفة....".



[39] – (13 / 359) قال الحافظ : "ولو قال من ينسب إلى التجسيم من اليهود: لا إله إلا الذي في السماء لم يكن مؤمنا كذلك، إلا إن كان عاميًا لا يفقه معنى التجسيم فيكتفى منه بذلك، كما في قصة الجارية التي سألها النبي صلى الله عليه وسلم: "أنت مؤمنة؟" قالت: نعم، قال: "فأين الله؟" قالت: في السماء، فقال: "أعتقها فإنها مؤمنة" ، وهو حديث صحيح أخرجه مسلم.... ".



[40] (13 / 368) قال الحافظ: "وفي الحديث إثبات اليمين صفة لله تعالى من صفات ذاته وليست جارحة، خلافًا للمجسمة.انتهى ملخصا ".



[41] – (13 / 374-375) قال الحافظ: "وليس المراد قرب المسافة؛ لأنه منزه عن الحلول كما لا يخفى، ومناسبة الغائب ظاهرة من أجل النهي عن رفع الصوت...".



[42] - (13/ 384 – 385) قال الحافظ: "وقيل: غيرة الله كراهة إتيان الفواحش؛ أي عدم رضاه بها لا التقدير، وقيل: الغضب لازم الغيرة، ولازم الغضب إرادة إيصال العقوبة".



[43] – (13 / 385) قال الحافظ: "والله منزه عن الحلول في المواضع؛ لأن الحلول عرض يفنى وهو حادث، والحادث لا يليق بالله..." .



[44] – (13 / 386) قال الحافظ: "قوله: فإن ذكرني في نفسه ذكرته في نفسي، أي إن ذكرني بالتنزيه والتقديس سرًا ذكرته بالثواب والرحمة سرًا، وقال ابن أبي جمرة: يحتمل أن يكون مثل قوله تعالى: "فاذكروني أذكركم" ومعناه: اذكروني بالتعظيم أذكركم بالإنعام".



[45] – (13/388 - 389) قال الحافظ: "وليس بجارحة ولا كالوجوه التي نشاهدها من المخلوقين.... ولو كانت صفة من صفات الفعل لشملها الهلاك كما شمل غيرها من الصفات وهو محال" .



[46] – (13/390) قال الحافظ: " قال ابن المنير: وجه الاستدلال على إثبات العين لله تعالى ... وهو على سبيل التمثيل والتقريب للفهم، لا على معنى إثبات الجارحة".



[47] (13/390) قال الحافظ: "قال ابن بطال: احتجت المجسمة بهذا الحديث، وقالوا في قوله: (وأشار بيده إلى عينه) دلالة على أن عينه كسائر الأعين، وتعقب باستحالة الجسمية عليه؛ لأن الجسم حادث وهو قديم؛ فدل على أن المراد نفي النقص عنه"



[48] (13/39

Ehli_Hadis
06.08.2009, 15:23
“ … İbn Abbas r.a şöyle dedi : “ resulullah şöyle dedi, falan ise şöyle dedi “ demenizden dolayı cezalandırılmaktan veya yere batırılmaktan korkmuyor musunuz. “(Darimi (1/437)

hizmetçi
11.08.2009, 11:58
selamun aleykum ...Ehli_Hadis....ravilere iftira atarak ,yorum ,zan ,gizleme, saptırma ,yalan söyliyerek hadisleri zayıflatım müslümanların delilini çürütüp sonrada müşriklikle suçlamak

Allahın ayetlerini yorumlayarak kafirler için inen ayetleri müslümanlara uygulayanlar

ALLAH tan korkmuyolarmı resulullahın sözlerini çürütmeye çalışarak resulullahtan korkmuyolarmı

raviler hakkında yapılan yorumlar. isteyen hadisi istediği yere çekiyor .KORKMADAN


“Bazen yanılırdı” ...( o hadiste yanıldığını nerden biliniyo)


“Güvenilir, fakih. Lakin ömrünün sonlarında hafızası
zayıfladı”......( unutmadığı hadislerden olabilir )


"hakında söz söylenmiş ".....(söz söylenmiş olması doğru
hadis söylemesine engelmi)

"o raviyi tanımıyom".....başkası tanıyor olabilir



ELBANİ SAHİH BİR HADİSİ ÇÜRÜTME TAKDİĞİ

Elbânî, ;Râvî Mâlik ed-Dâr’ın ...zabt... ve ...adaleti ....maruf ....değil­dir; o meçhul bir râvîdir.diyor

BAKALIM ÖYLEMİ


İbn Sa’d, onu şöyle tanıtmaktadır: “Mâlik ed-Dâr, Ömer b. el-Hattab’ın azatlısıdır. Hımyer kabilesinden ve Cüblanlıdır. Ebû Bekir ve Ömer’den hadis rivâyet etmiştir. Kendisinden de Ebû Salih es-Semman rivâyette bulunmuş­tur. O maruf idi”.[6] (http://www.ihvanforum.org/newthread.php?do=newthread&f=49#_ftn6)İmâm Buhârî, Tarihi Ke­bir’inde onu zikrettiği halde aleyhine bir şey dememiştir.


İbn Hacer ise bunlara ilaveten şu bilgileri vermekte­dir: “Mâlik ed-Dâr diye bilinen zat, Mâlik b. Iyad’dır ve (asr-ı saadet’e) yetişmiştir. Muaz ve Ebû Ubeyde’den rivâyet­leri vardır. Kendisinden iki oğlu; Avn ve Abdullah rivâyette bulunmuştur. Buhârî, Târîh’inde[7] (http://www.ihvanforum.org/newthread.php?do=newthread&f=49#_ftn7)

İbn Sa’d onu Medineli tabiilerin ilk taba­kası içinde zikretmiştir.

Hz. Ömer(Radıyallahu Anh) ve Hz. Osman (Radıyallahu Anh) onu mali iş­lerde görevlendirmiş ve bu yüzden de ona Mâlik ed-Dâr adı verilmiştir.

Ali İbnu’l-Medini’den rivâyet edildiğine göre o, Hz. Ömer’in haznedarı idi”.[8] (http://www.ihvanforum.org/newthread.php?do=newthread&f=49#_ftn8)
Ebû Ya’la el-Halili el-Kazvînî de, Mâlik ed-Dâr’ın sika oluşunda ittifak edilen kadim bir tabii olduğunu ve tabii­nin ondan övgüyle bahsettiklerini ifâde etmektedir.


Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) gibi, rivâyet konusunda tesebbüt ve ihtiyat sa­hibi bir zatın, resmi veya özel mali işlerde onu istihdam et­mesi, râvî Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaletinin bir göster­gesi sayılmalıdır. Bu tesbit bizi Elbânî’nin, Mâlik ed-Dâr hakkında İbn Hacer’in verdiği bi­yografik bilgiyi görmediği veya görmezlik­ten geldiği kana­atine götürmektedir. Bu detaylı bilgiden sonra, Elbânî’nin Mâlik ed-Dâr hakkında Münzirî (ö.656/1258) ile Hey­semî’den (ö.807/1404) naklettiği, “onu tanımıyorum” sözü­nün artık bir kıymet ifâde etmediği de anlaşılmakta­dır.


SİVRİLİKLERİ İLE TANINAN TARAF OLAN ELBANİNİN ARTIK HADİSLERİNİN TAHRİÇLERİNEDE GÜVENİLMEZ OLDU ÇÜNKÜ BU HADİSTE YAPTIKLARI GÜVENİRLİĞİNİ YİTİRMESİNE DELİL OLMUŞTUR


[6] (http://www.ihvanforum.org/newthread.php?do=newthread&f=49#_ftnref6) İbn Sa’d, Tabakat, V, 12

[7] (http://www.ihvanforum.org/newthread.php?do=newthread&f=49#_ftnref7) Bkz. Buhârî, et-Tarihu’l-kebir, VII, 304-305

[8] (http://www.ihvanforum.org/newthread.php?do=newthread&f=49#_ftnref8) İbn Hacer, İsabe, Iıı, 484