Orijinalini görmek için tıklayınız : İslamda Takıyye Varmıdır, Caizmidir ?
Evet Arkadaşlar görüşlerinizi bekliyorum.. Hani bilirsiniz bazı siyasetçilerimiz hiçte hoşumuza gitmeytecek sözler sarfederler sonra açıklama gelir şu an savaş hali var yalan siyaseten caizdir.. veya bir din büyüğü benzer sözler sarfeder ve yine benzer açıklamalarla durum aklanır..
Bütün bu uygulamalarla beraber islamda takiyye yoktur beyanatlarını duyarız.. peki yukarda verilen örnekler takiyye değilmidir, yoksa bu açıklama da takiyye icabıdır ?
takiyye nedir ne değildir ?
Takiyye içindeki gerçek niyetini sözünü gizleyip dışından muhatabın huyuna suyuna gidecek hal tavır ve beyanatlar içinde olmaktır ,..
Bu konu hakkında misal yorum paylaşım ve sorusu olanları bekliyorum ..
BİZİ ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR (S.A.V.) MESELA F.G. TAKİYYE YAPIYOR. ÖRNEK COK VEREBİLİRİM. AMA ARAŞTIRAN GÖREBİLİR.
Takıyye
Takıyye’nin Önemi
İslâm, bütün hayatı kuşatan bir dindir. O yalnızca kalplerdeki bir iman, bir ahlâk ya da bir kültür değildir. O hayatı bütün yönleriyle kurmak, ilâhí bir düzen meydana getirmek, Islam toplumu oluşturmak istemektedir. İslâm'a teslim olmuş müslümanlar bir bina gibi birbirine kenetlenerek Tevhid Kelimesinin gereğini toplu olarak yerine getirmek zorundadırlar. Bunun sağlanabilmesi için müslümanların sürekli çaba göstermeleri gerekir. Ancak Islâmın hakimiyetini istemeyen müşrikler ve tağutlar, müslümanlarla mücadele edeceklerdir. Müslümanlardan bazıları bu mücadelede düşmanın eline esir düşebilir, eziyet görebilir, işkenceye uğrayabilir, bazı hakları tehdit altına girebilir. Bu gibi durumlarda o mü’min, kendinin ve bağlı olduğu müslüman toplumun aleyhine olabilecek şeyleri söylememeli, sır vermemeli. Böyle bir durumda kendini gizlemenin, hatta imanı açığa vurmamanın adı ‘takıyye’dir. Böylesine bir ‘takıyye’ takva’nın gereklerindendir. ‘Takıyye’ de takva gibi kişinin kendini ve bağlı olduğu müslüman toplumu elem ve zarar verecek şeylerden koruyup sakınması demektir. Öyleyse ‘takıyye’ Kur’an’ın izin verdiği bir korunma, bir sakınmadır.
Peygamberimizin Mekke hayatında müşriklerin işkencelerine uğrayan bazı sahebelere ‘takıyye’ izni verildiğini biliyoruz. Bunun en canlı örneği, müşrikler tarafından gözünün önünde babası ve annesi öldürülen Ammar ibnu Yasir’dir. Yapılan işkencelere dayanamayan Ammar (ra), müşriklerin istediği sözleri söyler ve ölümden kurtulur. Sonra ağlayarak Peygamberimize gelerek, O’nun hakkında kötü konuştuğunu ve onların ilâhlarını övdüğünü söyler. Peygamberimiz ona şöyle sorar: “Peki o anda kalbinde ne hissettin?” O da “imanla dopdolu olduğunu” söyleyince, Peygamberimiz, aynı durumla karşılaştığı zaman yine öyle yapmasını tavsiye etmiştir. (Hayatü’s Sahabe, 1/245; Elmalılı, 5/263) Şu âyet bu durumu desteklemektedir: “Kim imanından sonra Allah’a (karşı) küfre sapıp ta, -kalbi imanla tatmin olduğu halde baskı altında zorlanan hariç-küfre göğsünü açarsa, işte onların üstünde Allah’tan bir gazap vardır ve büyük azap onlarındır.” (16/Nahl, 106) Şu örnek de dikkat çekicidir: Yalancı peygamber Müseylime sahabelerden iki kişiyi esir almıştı. Birine “Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik eder misin?” diye sordu. O da ‘evet’ dedi. Sonra kendisinin peygamberliğine şahitlik edip etmediğini sordu. O yine ‘evet’ deyince onu serbest bıraktı. Aynı soruyu ikinciye de sordu. Ancak o ikinci soruya cevap olarak ‘ben dilsizim’ deyince onu öldürttü. Olayı duyan Peygamberimiz, şehid olanın imanındaki doğrulukla öldüğünü ve mübarek olduğunu, diğerinin ise Allah’ın ruhsatını kullandığını ve hata etmediğini söyledi. (nak. Elmalılı, 2/340) ‘Takıyye’ye şu âyette de izin verilmektedir.
“Mü’minler, mü’minleri bırakıp kafirleri dost edinmesin ve bunu her kim yaparsa Allah’tan ilişiği keşilmiş olur. Ancak onlardan bir korunma (takıyye) yapmanız başka. Bununla beraber Allah sizi kendisinden sakınmanız hususunda uyarır. Gidiş sonunda Allah’adır.” (3/Âl- i Imran, 28) Dikkat edilirse görülecektir ki ‘takıyye’ bir ruhsattır. Dileyen önemli bir tehlike karşısında ona baş vurabilir. Ancak Kur’an’ın diğer âyetlerine baktığımız zaman kuvvetli olmayı, düşmanlara karşı hazırlıklı olmayı, cihad etmeyi, Allah yolunda canı ve malı harcamayı teşvik ettiğini, mü’minlerin önceki müslümanlar gibi deneneceklerini söylediğini görmekteyiz. Bir âyette ise, kafirlerden korkarak onlara dost olma yasaklanıyor. Asıl korkulması gereken insanlar değil, Allah’tır. Bütün bunlara rağmen zayıf kalan, işkenceye uğrayan veya müslümanlar aleyhine bir şey söylenmesi istenen müslümanlar bu ruhsata baş vurabilirler. Şüphesiz ki Allah uğruna katlanılan her şey, harcanan her türlü zaman ve mal, kat kat kaşılık görecektir. Allah (cc) kendi yolunda, kendi dini için mücadele edenlere hem destek olacaktır, hem de onlara hesapsız ecir verip makamlarını yüceltecektir. Ancak hatırlatmak gerekir ki, ‘takıyye’ ruhsatı hiç bir zaman dünyalık bir çıkar veya makam için, iki yüzlü davranmak, kıvırmak, ciddiyetsiz ve ilkesiz olmak demek değildir. ‘Takiyye’ müslümanlara karşı kullanılan bir aldatma silahı değil, hasımlardan gelebilecek bir tehlikeye karşı sakınma ruhsatıdır. Takıyye Nedir? ‘Takıyye’, korkmak, vikayeye girmek, elem ve zarar verecek şeylerden sakınıp kendini korumak anlamına gelen ‘takva’ kelimesinden türemiştir. ‘Takıyye’ canını, malını, ırzını düşmanın zararından korunmak için ondan sakınmak demektir. Insanlar arasındaki düşmanlık ya din, etnik, düşünce farklılığından dolayı, ya da mal, mülk elde yarışından, ya da başa geçmek üzere dünyalık bir menfeat sebebiyle ortaya çıkar. ‘Takıyye’, güçlü olan bir düşmandan; din, mal, can, namus, ırz gibi her türlü üstün değerleri tehlikeli bir durum karşısında korumak için başvurulan bir tedbirdir. Bu gibi değerleri tehdit altında olan bir müslüman, böyle tehlikelerden kurtulmak, zarara uğramamak için imanını ve durumunu gizleyebilir. Kur’an buna izin vermektedir.[1] [1] Ahmet Kalkan, İslam Akaidi: 433.
alıntı..
nette bu yazıyı buldum....yorumunuzu bekliyorum
BİZİ ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR (S.A.V.) MESELA F.G. TAKİYYE YAPIYOR. ÖRNEK COK VEREBİLİRİM. AMA ARAŞTIRAN GÖREBİLİR.
Yani F.G. müslümanları aldatıyormu ? buna deliliniz varmı ? lütfen açıklayınız
nette bu yazıyı buldum....yorumunuzu bekliyorum
bir yazıyı yorumsuz eklemek onu aynen kabu etmektir!? biz burda Ahmet Kalakan la değil sizinle müzakere ediyoruz. şu halde kendi fikriniz olmalı değilmi..
sonra netten kopyala yapıştırla hiçbirşeyi müzakere edemeyiz.. size düşen onu okuyacak sonra içinden kabul ettiğiniz yerlerini burda paylaşarak konuya katılmak olmalıydı..
bu konuda tam bir bilgiye sahip olsaydım kendi fikirlerimle münazara etmek isterdim...eklediğim yazı bana gayet uygun geldi,acaba yanlış olabilirmi diye size sormuştum...bu vesileyle tam bir bilgiye ulaşabilirim diye düşündüm..
Ene-Zerre
19.08.2009, 13:13
“Kalbi iman ile mutmain (emin ve ferah) olduğu halde inkara zorlananlar müstesnadır. Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkar eder ve kalbini kafirliğe açarsa, işte Allah’ın gazabı bunlaradır. Onlar için büyük azap vardır. Bunun sebebi şudur; onlar dünya hayatını Ahiret üzerine tercih edip sevmişlerdir. Allah’da kafirler topluluğunu hidayete erdirmez. (Nahl 106 ve 107)
İkrah Nedir?
Bu ayeti kerimede geçen ikrah yani zorlama ne demektir, bu zorlamanın derecesi ve şartı nedir, tüm bunlar bilinmeden bu ayeti anlamak mümkün değildir. Çünkü herkes kendine göre bir zorlama ölçüsü ve mazeret bulabilir. Halbuki fıkıh kitaplarında ikrahın (zorlamanın) tarifi genelde şöyle yapılmaktadır. İkrah; Bir kimsenin başka birine, onun rızası olmadan ve zorla bir işi yaptırması demektir. İkrah iki çeşittir;
1- İkrah-ı Mülci (Tam Zorlama) : Ölüm veya bir uzvu kesme, yahut bunlardan birine sebep olan, şiddetli dövme ile meydana gelen ikrahtır.
2- İkrah-ı Gayrı Mülci (Eksik zorlama): Dövmek ve hapsetmek gibi, sadece gam ve elem gerektiren şeyler meydana gelen ikrah demektir. (Fetevayı Hindiye c:10 s:269) Daha fazla bilgi izah için “Hukuku İslamiyye Istılahatı Fıkhıyye kamusu” Ömer nasuhi bilmen c:1 s:238’e bakınız)
İkrahın tarifi kitaplarda genelde böyle olmakla beraber bazı incelikler ve istisnalar vardır. Fakat bunlar, bizim ispat etmek istediğimiz meseleyi değiştirmez ve bozmaz çünkü yapılması için zorlanan meseleler (olaylar) çeşit çeşittir. Bu meselelerden bazıları. İkrah-ı mülci karşısında yapılabilirken, bazıları yapılamaz. Mesela bir kimse ölmüş hayvan eti veya domuz eti yemesi, şarap içmesi için zorlansa, bu zorlamada gayri mülci (eksik zorlama) ise, bu şeyleri yemesi ve içmesi helal olmaz. Fakat mülci (tam zorlama) ise bunları yemesi helal belki (bilakis) farz olur. Fakat bir kimse, bir müslümanın öldürülmesi veya zina etmesi için ikrah-ı mülci ile zorlansa bile bu şeyleri yapmasına izin yoktur.
Ve yine (küfür sözlerini söylemesi için) öldürme veya aza kesilme tehdidinden başka bir şeyle (yani ikrah-ı gayri mülci ile) zorlanmış olsa, o zaman bu (küfür olan) işleri yapmak için ruhsat (izin) yoktur. Zira küfür kelimesini konuşmak ebediyen helal değildir. (İbn-i abidin c:14 s:361 Şamil yayınevi yıl:1982) Fetevayı Hindiye isimli fıkıh kitabında ise konumuzla alakalı fetva şöyledir. “Bir kimse, Allah’ı inkar etmemesi veya peygambere küfretmemesi halinde öldürülmek veya bir uzvun kesilmesi ile (yani İkrah-ı mülci) tehdit edildiğinde, kalbi iman ile mutmain olduğu halde söylerse, günahkar olmaz, çünkü buna ruhsat (izin) vardır.”
“Şayet bir kimse, diğer bir şahsı (Allah’ı) inkar etmemesi ve (peygambere) sövmemesi halinde, bağlamak, hapsetmek ve dövmekle (yani ikrah-ı gayri mülci) tehdit ederse bu ikrah – ölüm korkusu veya bir uvzun kesilmesi korkusu olmadıkça geçerli olmaz.” (Fetevayı Hindiye c:10 s:269)
Şunuda önemle belirtelim ki, yapılan bir ikrahın (tehdit ve zorlamanın) geçerli olabilmesi için bazı şartlar daha vardır. Bu şartlardan en önemlisi zorlanan şahsın kaçma, gözden kaybolma gibi bir imkanının olmamasıdır. Yani küfür söz veya hareketi yaptığı halde, kafir olmaktan kurtulmak için, ikrah-ı mülci denilen; ölüm veya bir organın kesilmesi veya bunlara sebep olabilecek bir tehdit olmakla beraber kaçma ve gözden kaybolma imkanının da bulunmaması lazımdır. O halde kendi ayağı ile gidip de ikrah (zorlama) vardı demek, yalan söylemekten, daha doğrusu kendisini kandırmaktan başka bir şey değildir.
Tekrar konumuza ve konumuzla alakalı delil olarak verdiğimiz nahl suresi 106. ayeti kerimeye dönecek olursak, bu ayetin izahı Elmalılı tefsirinde şöyle yapılmıştır. “Her kim iman ettikten sonra Allah’ı inkar ederse” yani küfür kelimesini ağzına alır, küfür olan sözü söylerse, “Ancak kalbi iman ile mutmain olduğu halde inkara zorlanan kimse müstesnadır” yani canını veya organlarından bir organını yok etmekten korkulur bir emir ile zorlanmak suretiyle olanlar müstesnadır. (Kafir olmazlar) “Fakat küfre kalbini açanlar” küfür hoşuna giden, yani zorlama olmadığı halde kendi isteği ile küfrü gerektiren kelimeyi söyleyen veya zorlama olduğu zaman kalbini bozup da küfre hemen inanan kimseler. “Bunlar üzerine Allah’tan bir gazap vardır” yani özü (aslı) tarif olunamaz büyük bir gazap, “Ve birden onlar için büyük bir azap vardır” Çünkü cinayetleri en büyük cinayettir.
Bu ayetin iniş sebebi yani nasıl bir olay üzerine indiği bilinirse, hangi şartlar altında küfür kelimesinin söylenebileceği daha iyi anlaşılmış olur. Rivayet edildiğine göre olay şöyledir: “Kureyş (kafirler) Ammar’ı ve babası Yasir’i ve Annesi Sümeyye’yi mürted olmaya (Yani Peygamber efendimizi kötülemek gibi bir küfür lafzını söyletip İslam’dan çıkmaya) zorladılar. Onlar ise, mürted olmayı kabul etmediler. Bunun üzerine Hz. Sümeyye’yi birer ayağından iki devenin arasına bağladılar ve mızrakla deştiler. Develere sürükletilip, parçalanarak şehid ettiler. Ardından babası Yasir’ide şehid ettiler. Annesini ve babasını bu durumda gören Ammar ise, o zorlanan şeyi dili ile söyledi. Bunun üzerine “Ey Allah’ın Resulü, Ammar dinden çıkmış denildi” bu sırada Ammar’da ağlayarak Resullullah’a geldi. Resulullah da onun gözlerini sildi ve buyurdu ki; “Neyin var? Onlar (o işkenceyi) tekrar ederse sen de dediğin o şeyi tekrar et”
Demek ki böyle çok ağır bir zorlama halinde yalnız dil ile küfür kelimesini söylemek caizdir, bu bir ruhsattır (izindir) Fakat hakkı açıklamak ve dini yüceltmek için ölümü göze alıp da (küfür sözü söylemekten) sakınmak ise azimettir (takvadır). Ve bu hususta azimet ile amel etmek daha üstündür.(Elmalılı c:5 s:263) Bu sebeple alimler, küfre zorlanan kimsenin hayatını devam ettirmek için zorlandığı şeyi yapıyor görünmesinin caiz olduğuna ve ölüm pahasına (kendi) yolunda ısrar etmesinin de caiz olduğunda, görüş birliğine varmışlardır. Nitekim Hz.Bilal (r.a.) bütün yapılanlara rağmen, onların söylediklerini kabule yanaşmamıştır. (İbn-i Kesir Tefsiri c:9 s: 4581) Dikkat edilirse bu izahta alimler, hayatını devam ettirmek için dediler de, İslam’ı galip getirmek veya benzeri şeyleri için de yapılabilir demediler...
Takiyye
Bazı kimselerde diyor ki; “Bu küfür söz ve hareketleri, Takiyye icabı yapılmaz mı?” Aslında bu sorunun cevabı Takiyyenin tarifinin içinde var. O halde takiyyenin tarifine bir bakalım; “Bir müminin, ölümden ve işkenceden kurtulmak için olduğundan başka görünmesine ve davranmasına takiyye denir.” (Kelimler ve kavramlar. Yusuf kerimoğlu) Yine dikkat edilirse, takiyye kurtulmak için yapılabilir denildi. Yoksa kurtulma ve kaçma yollarını aramak şöyle dursun, orada kalmak veya kalabilmek için kendi ayakları ile gidenlerin takiyyeden ve ikrahtan söz etmeye hiç hakları yoktur.
Bir de takiyye; casusluk gibi bir fayda için, başka yollarla yapılması imkansız olan bir şeyi başarabilmek için yapılabilir. Mesela Ka’b bin Eşref isminde azılı bir kafir vardı. Allah’ın indirdiği hükümlere karşı mücadele ediyordu. Peygamberimiz bir gün sahabelerine, Ka’b bin Eşref’den dert yandı. Orada bulunanlardan birisi, bu adamı öldürebileceğini söyledi. Ama yanına yaklaşabilmesi için, Peygamberimizin aleyhinde bazı çirkin sözler söylemesi gerekiyordu. Peygamberimiz buna izin verdi oda onu öldürebildi. Evet tüm bu izahlara rağmen, bazı kimseler küfür sisteminin canlı birer elemanı oldukları halde, bu yaptıklarına takiyye demeye utanmıyorlar mı acaba? ......
Fakat bu sözleri ister takiyye yaparak söylesinler, ister takiyye yapmadan söylesinler yine İslama uymaz. Çünkü takiyye yapmanın da dinde bir takım şartları vardır.
<<Son Söz: Din, Akıl ile değil nakil iledir. Yani inandığımız şeyler Allah ve Resulünün bildirdiği şekilde saf ve temiz olmalıdır. Din, selim akla da uyar. Fakat iman edilecek şeyler akıl tarafından ne artar ne de eksilir. Yani iman edilecek şeyler bir bütündür. Bu bütünden birini dahi inkar etmek imanı bozar. Mesela bir kimse; “Bütün Peygamberlere inanırım veya severim fakat Davud Peygambere inanmam veya sevmem dese kafir olur.” Ve yine Allah’u tealanın bütün isim ve sıfatlarını kabul ederim fakat el-Hakem ismini kabul etmem dese imanı bozulur ve kafir olur. Fakat nedense kafir kelimesi insanlara çok ağır gelmektedir. Halbuki “kafir” inkar eden demektir. İnkar etmiş sayılmak için illa hepsini inkar etmek gerekmez. Bir tanesini de inkar etmek yeterlidir. Kişi bir kelime ile yani bir kelime-i şehadetle Müslüman olduğu gibi yine bir kelime ile de Müslümanlıktan çıkar ve tövbe etmedikçe İslam’a dönemez. Çünkü kişi kelime-i şehadeti söylemekle İslam’ın tüm programını yani bütün emir ve yasaklarını kabul ettim demiş olmaktadır. Bu programdan birini inkar etmekle veya birine itiraz ve şüphe etmekle Müslümanlıktan çıkar. Yani imanı ya heptir ya hiçtir.
Alıntıdır..:)
HAKKANİ SANA BİR COK ÖRNEK VERECEĞİM KARDESIM. HEMDE VERDİĞİM ÖRNEKLER O SAHISIN KİTAPLARINDA YAZAN ŞEYLERDİR. VE BUNLARI GENELDE KALEME ALAN DA PROF.DR FARUK BEŞER DİR. EN KISA ZAMANDA YAZACAGIM İNŞALLAH. YANLIŞ YAZMAKTAN YANLIŞ YOLA DÜŞMEKTEN VE DÜŞÜRÜLMEKTEN VE DÜŞÜRMEKTEN ALLAH CC SIGINIRIM.
Bir de takiyye; casusluk gibi bir fayda için, başka yollarla yapılması imkansız olan bir şeyi başarabilmek için yapılabilir. Mesela Ka’b bin Eşref isminde azılı bir kafir vardı. Allah’ın indirdiği hükümlere karşı mücadele ediyordu. Peygamberimiz bir gün sahabelerine, Ka’b bin Eşref’den dert yandı. Orada bulunanlardan birisi, bu adamı öldürebileceğini söyledi. Ama yanına yaklaşabilmesi için, Peygamberimizin aleyhinde bazı çirkin sözler söylemesi gerekiyordu. Peygamberimiz buna izin verdi oda onu öldürebildi.
Zerre kardeşim paylaşımın için Allah razı olsun.. Çok münasip ve mukni bir çalışma yapmışın.. Acak Yusuf Kerimoğlundan eklediğin bu nakil bugün takiyye yapanlara delil değilmidir ? İşte tastamına İslama hizmet için Rasulullah takiyyeye izin vermiş hatta Aleyhinde konuşulmasına bile.. Nitekim Rasuluulahı sebbetmek küfürdür. İslamın takviyesi için küfür yakıyyesine izin varsa ednasına hayli hayli izin çıkar ? bu işkali nasıl halledersin ?
İsmail bekliyorum.
İsra biraz daha gayret edebilirsin
Ene-Zerre
21.08.2009, 13:10
Zerre kardeşim paylaşımın için Allah razı olsun.. Çok münasip ve mukni bir çalışma yapmışın.. Acak Yusuf Kerimoğlundan eklediğin bu nakil bugün takiyye yapanlara delil değilmidir ? İşte tastamına İslama hizmet için Rasulullah takiyyeye izin vermiş hatta Aleyhinde konuşulmasına bile.. Nitekim Rasuluulahı sebbetmek küfürdür. İslamın takviyesi için küfür yakıyyesine izin varsa ednasına hayli hayli izin çıkar ? bu işkali nasıl halledersin ?
İsmail bekliyorum.
İsra biraz daha gayret edebilirsin
1-Ka'b bin Eşref'i geberten yanlış hatırlamıyorsam Muhammed bin Mesleme(r.a.)'a Allah Resulü muvakkaten izin verdi..
2-Ka'b bin Eşref yanında yapılan hakaretleri sadece o duydu ve geberip gitti..Aleni degildi.
3-Ka'b bin Eşref'in gebertilmesi için verilen bu izin kesin başarılı sonuca götürecek şekildeydi..
4-Orada söylenenler fitne ve tefrika ihtimali taşımıyordu.
Şimdi ise;
Yapılanlar ve söylenenler muvakkaten degildir,
Yapılanlar ve söylenenler aleni ve herkesin duyabilecegi şekildedir,
Yapılanlar ve söylenenler şu ana kadar başarıya götürmedi ve götüremiyecektir.
Yapılanlar ve söylenenler fitne çıkarmakta ve tefrikaya zemin hazırlamaktadır...Müslümanlar arasına ihtilaf çıkarmaktadırlar...Fitne çıkarmanın ne kadar büyük bir cürüm olduğu malumdur..
Hülasa;Muhammed Bin Mesleme'nin yaptığı umumi hale getirilip hele hele tağutları öven şahısların yaptığı gibi degildir.
Vesselam.
Yani hadisi şerif hususi manada şerefsudur etmiş, tamim edilemez diyorsunuz.
Peki diyelimki haklısınız, ya ayeti kerimedeki hüküm umumi değilmi ? hasılı nasların genel hükmü takiyyeye bir cevaz vermiyormu ? sanki veriyor..
Ene-Zerre
23.08.2009, 21:29
Nahl 106,107 ikrah halinde muvakkaten takiyyeye izin veriyor ve sebebinin de can,mal güvenligi olduğu ilim ehli indinde malumdur.
Yani;takiyye bir tebliğ yolu olmayıp din,can ve mal emniyeti için muvakkatendir..Tefsirlerde durumu budur inşaAllah.
Hem takiyyenin şartları vardır..
Mesela;kişinin kaçma durumu olmuyacak..Kendi ayağıyla gidip küfür sözü söylemek acip.
Vesselam.
Yani takiyye var ancak bir tebliğ metodu olarak değil.. Peki bilirsin islamda bir asılda kıyastır. şimdi adam var olan takıyyeyi hizmet metoduna uyarlasa ve iman can güvenliğinden daha mühimdir gibi bir kıyas yapsa bu içtihadı(!) nasıl çürüteceksin ?
Birde şu hadisi mülahaza etmeli: Rasulullah s.a.s. bir adam hakkında fena söyledi sonra adam huzura girince hürmet ve ikram etti Aişe annemiz teaccüp etti efendimiz açıkladı: şerrinden sakınmak için iyi davrandım..
Burda da sanki bir takıyye var ancak yine dediğin gibi kelimenin manasından da anlaşıldığı gibi korunma ve sakınma amaçlı bir davranış olarak beliriyor..
Ancak malumun bugün bir fırka türedi bütün ahkamı ilahiyi hercü merc ettiler.. iman hizmeti denen bir olgu ihdas edip herşeyi bu hizmete feda ediyorlar.. hatta kendi ahiret menfaatlerini bile !??
şimdi takiyye haram olsa diyecekelr: bu haramı irtikaptan daha şerlidir imandan -iman hizmetinden- mahrum kalmak !
karaşahin
27.08.2009, 11:50
BİSMİHİ TEALA
Bir konu hakkında konuşa bilmek için ilk kural ne hakkında tartıştığını bilmektir. Bilinmeyen veya sadece kulaktan dolma bilgiler ile mesele tartışmak arada ki uhuvveti yok eder. Dolayısıyla öncelikle takiyyenin ne olduğunu anlamak ve nerede meşru kılındığını bilmek gerek.
İmam-ı Serahsi (rahmetullahi aleyh) takiyyeyi ‘’Bir mü’min ölüm ve işkenceden kurtulmak için, olduğundan başka türlü görünmesi ve davranmasına takiyye denilir.’’ (Mebsud, c:24,sh:45) şeklinde tarif etmektedir.
İmam-ı Serahsi (rahmetullahi aleyh) daha sonra (sh:47) takiyye’nin sadece kafirlere karşı değil, ikrah-ı mülci anında zalim idarecilere karşı da yapılabileceğini izah etmektedir.
Mevla (Celle celalühü) Al-i İmran suresi 28. ayeti kerimesin de ‘’ لَّا يَتَّخِذِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلۡكَـٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ*ۖ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٲلِكَ فَلَيۡسَ مِنَ ٱللَّهِ فِى شَىۡءٍ إِلَّآ أَن تَتَّقُواْ مِنۡهُمۡ تُقَٮٰةً۬*ۗ’’ (Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız müstesnadır.) buyurmaktadır. Ayeti kerime de geçen ‘’ إِلَّآ أَن تَتَّقُواْ مِنۡهُمۡ تُقَٮٰةً’’ (ancak onlardan sakınmanız müstesnadır) cümlesi hakkında İmam-ı Cassas (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir:
‘’Hayatınızın veya bazı uzuvlarınızın yok edilmesinden korkmanız halinde inanmayarak onlara dost görünmeniz müstesnadır.’’ (Ahkamu’l kur’an,c: 2 sh:9) demek suretiyle takiyye’nin Mevla’nın (Celle celalühü) bir ruhsatı olduğunu beyan etmektedir.
İmam-ı Kurtubi (rahmetullahi aleyh) bu konuda Hasan-i Basri’den (rahmetullahi aleyh) şu nakli yapmaktadır: ‘’ Müslümanlar için takiyye ruhsatını kullanmak kıyamete kadar caiz olmakla berber, kâfirlere dalkavukluk yapmak ve şirin görünmek için kullanılması caiz değildir.’’ (Camii li ahkamu’l kur’an, c:4 sh: 57)
Hulasa Hanefi mezhebine göre ikrah-ı mülci esnasında takiyye ruhsatını kullanmak caizdir.
Yani takiyye var ancak bir tebliğ metodu olarak değil.. Peki bilirsin islamda bir asılda kıyastır. şimdi adam var olan takıyyeyi hizmet metoduna uyarlasa ve iman can güvenliğinden daha mühimdir gibi bir kıyas yapsa bu içtihadı(!) nasıl çürüteceksin ?
Yukarıda ki tariflerden anlaşılacağı takiyye sadece ikrah-ı mülci esnasında kullanılabilir. Bunu bir tebliğ metoduna dönüştürmek için kıyas yapılacak bir şey gerekir. Ve bu kıyas’ı da sadece şii uleması vermektedir. Zira onlara göre takiyye usul-i din’dendir. Nitekim Cafer-i sadık’ın (rahmetullahi aleyh) ‘’ İmamet, bir görüş meselesi olduğu süre içerisin de insanlarla dıştan kaynaşın, ama içten olara karşı muhalefet edin’’ (Kummi, İ’tikadi’l imamiyye sh: 127) buyurduğu rivayet edilmektedir.
Rasulullah s.a.s. bir adam hakkında fena söyledi sonra adam huzura girince hürmet ve ikram etti Aişe annemiz teaccüp etti efendimiz açıkladı: şerrinden sakınmak için iyi davrandım..
Söz konusu rivayetin kaynağını verebilirseniz bir yorum yapmamız mümkün olabilir.
Neyi tartıştığımızı biliyor ve uhuvvetimiz ise ancak pekişiyor.. Uhuvvet belki muhatabı cehalete nisbet etmekle zedelenir.
Kaide şu imiş: hayrı kesir için şerri kalil irtikap edilir eğer edilmezse şerri kesir olur.
Kıyasta şu:
Kaziyye: Bedenin / bir uzvun zarar görmesinden daha büyük bir şerdir imanın zarar görmesi.
kıyasın neticesi : bedenin zararını def için takiyye caiz ise ondan çok daha hayati ehemmiyeti olan imanın zararını def için bu takiyye evleviyetle caiz hatta vacip olur (?)
Bir örnek:
"çocuklar okula gitmekteler (mecburen)
öğretmenler ise çakal ve iman düşmanı..
bu meyanda okullara girip bu öğretmenlerin yerini almalıdır.
ancak tağut tedbir almış dini kimliğe sahip olanları elemekte, geçit vermiyor..
işte bu okullara nüfuz ancak takiyye ile mümkün olabilyorsa takiyye edersin. (?)"
Allah razı olsun konu için ....
Ene-Zerre
28.08.2009, 20:37
BİSMİHİ TEALA
Bir konu hakkında konuşa bilmek için ilk kural ne hakkında tartıştığını bilmektir. Bilinmeyen veya sadece kulaktan dolma bilgiler ile mesele tartışmak arada ki uhuvveti yok eder.
Muhterem karaşahin hocam;
Allah razı olsun nakilleriniz yerinde olmuş..Fakat Hakkani hocanın konuyu açması yerinde ve maksadlı olmuş.Maksadı buradaki kardeşleriyle bu mes'ele üzerinde istişare etmektir..
Sizin bu denilenler hakkında diyecekleriniz nelerdir?
Kaide şu imiş: hayrı kesir için şerri kalil irtikap edilir eğer edilmezse şerri kesir olur.
Kıyasta şu:
Kaziyye: Bedenin / bir uzvun zarar görmesinden daha büyük bir şerdir imanın zarar görmesi.
kıyasın neticesi : bedenin zararını def için takiyye caiz ise ondan çok daha hayati ehemmiyeti olan imanın zararını def için bu takiyye evleviyetle caiz hatta vacip olur (?)
Bir örnek:
"çocuklar okula gitmekteler (mecburen)
öğretmenler ise çakal ve iman düşmanı..
bu meyanda okullara girip bu öğretmenlerin yerini almalıdır.
ancak tağut tedbir almış dini kimliğe sahip olanları elemekte, geçit vermiyor..
işte bu okullara nüfuz ancak takiyye ile mümkün olabilyorsa takiyye edersin. (?)"
Vesselam.
karaşahin
29.08.2009, 14:23
Neyi tartıştığımızı biliyor ve uhuvvetimiz ise ancak pekişiyor.. Uhuvvet belki muhatabı cehalete nisbet etmekle zedelenir.
BİSMİHİ TEALA
Muhterem hakkani kardeşim bu fakirin amacı hiç kimseye cehalet nispet etmek değildir. Bu fakir sözlerinin bu anlam ile anlaşılmasına yol açtığı için özür diler hakkınızı helal ediniz. Ancak bu fakirin amacı tartışılan bir konuda ulemanın ne dediğinin izah edilmediği noktasında bu konu hakkında ulemanın sözlerinin noksanlığını gidermek amacına matuftur.
Kaide şu imiş: hayrı kesir için şerri kalil irtikap edilir eğer edilmezse şerri kesir olur.
Kıyasta şu:
Kaziyye: Bedenin / bir uzvun zarar görmesinden daha büyük bir şerdir imanın zarar görmesi.
kıyasın neticesi : bedenin zararını def için takiyye caiz ise ondan çok daha hayati ehemmiyeti olan imanın zararını def için bu takiyye evleviyetle caiz hatta vacip olur (?)
Bir örnek:
"çocuklar okula gitmekteler (mecburen)
öğretmenler ise çakal ve iman düşmanı..
bu meyanda okullara girip bu öğretmenlerin yerini almalıdır.
ancak tağut tedbir almış dini kimliğe sahip olanları elemekte, geçit vermiyor..
işte bu okullara nüfuz ancak takiyye ile mümkün olabilyorsa takiyye edersin. (?)"
Burada ki ifadelerinizin bir kısmına katılmadığımın bilinmesini isterim. Bunlardan önce sorularıma cevap vermek lütfunda bulunursanız meselenin anlaşılmasında sorun kalmaz inşeALLAH.
1) Ehl-i sünnet itikadına göre takiyye itikadda olamıyacağına göre bu konuda şii'lerin itikadını taklid etmek caiz midir?
2) Yukarıdaki kıyas ve kaziyye sonucu çıkan hükme göre belli yerlerde görev alabilmek için takiyye (size göre) caizdir. Peki şu an bilinen okullarda ki tesettür yasağını aşmak için takiyye suretiyle bayan kardeşlerimizin başlarını açmaları caiz olur mu?
3) Özellikle Hanefi mezhebine göre takiyye ya harb esnasında düşman elinde zulme uğrarsan veya zalim müslüman yöneticilerin zulüm (ikrahi mulci) altında yapılmasına cevaz verilmişken sadece belli yerlerde görev almak için takiyye'yi ne ile kıyas yapmak gerek?
1) Ehl-i sünnet itikadına göre takiyye itikadda olamıyacağına göre bu konuda şii'lerin itikadını taklid etmek caiz midir?Ammar bin Yasir r.a. hadisesi üzerine inen "illa ve kalbuhu mutmainnun bil iman" ayeti takıyyenin asıl itikadda olabileceğini açıktan beyan eder. artık nassın bulunduğu yerde ictihada gerek ve geçit yok.
2) Yukarıdaki kıyas ve kaziyye sonucu çıkan hükme göre belli yerlerde görev alabilmek için takiyye (size göre) caizdir. Peki şu an bilinen okullarda ki tesettür yasağını aşmak için takiyye suretiyle bayan kardeşlerimizin başlarını açmaları caiz olur mu?Fakir işin usul ve kaide yönündedir. verdiğim misal konun tam anlaşılması içindir. kaideyi bazı gerçek olaylara ben uyarlayamam. yani bu sorunuza cevap vermiyeceğim.
3) Özellikle Hanefi mezhebine göre takiyye ya harb esnasında düşman elinde zulme uğrarsan veya zalim müslüman yöneticilerin zulüm (ikrahi mulci) altında yapılmasına cevaz verilmişken sadece belli yerlerde görev almak için takiyye'yi ne ile kıyas yapmak gerek?
Hocam kıyastan anladığımız şeyler sanırım farklı. bu fakir usulu fıkıhtaki kıyastan bahsetmekte. ve malumunuz usulde kıyas şu şekilde işler: var olan bir dini hükmün illeti tesbit edilir sonra bu bu illetin var görüldüğü yeni meselelere bu hüküm tatbik edilir.
Konuyla ilgili olarak: Var olan hüküm, takiyyenin bazı şartlarda caiz olduğudur. peki illet nedir ? can ve uzuv (ve belki mal) telefini def etmek.
Burda akıl devreye girer* ve derki can ve maldan daha önemlidir çocukların itikadı ve ahlakı.. yani uzva gelebilecek bir zarardan bazı takıyyeye cevaz varsa itikada gelecek zarar hakkında bu cevaz evleviyyetle olmak gerekir..
Tabi bütün bunlar içtihadidir... sonuçta sizin içtihadınız buna uymasa sorun değil zira içtihat içtihadı bozmaz.
__________
*Evebeyne öf dahi demeyiniz" ayetinden onlara darp etmenin hurmetine evleviyetle hükmetmek gibi..
Sayın http://www.istikamet.eu/images/yildiz3.gifİSRAhttp://www.istikamet.eu/images/yildiz3.gif (http://www.istikamet.eu/member.php?u=7768)
Super-Moderator, benzer bir soruyu sayın Karaşahin sordular ve cevabı yukarda verdim. tali ve müşahhas konulara ienmiyorum.. mazur görün.
öyle diyorsanız öyle olsun sayın Hakkani..
karaşahin
02.09.2009, 12:23
Ammar bin Yasir r.a. hadisesi üzerine inen "illa ve kalbuhu mutmainnun bil iman" ayeti takıyyenin asıl itikadda olabileceğini açıktan beyan eder. artık nassın bulunduğu yerde ictihada gerek ve geçit yok.
BİSMİHİ TEALA
Evet, ama bu kaide bütün nasslara uygundur gibi bir iddia da ne usulü fıkha nede usulü tefsire muvafıktır. Az biraz usul gören herkes bilir ki bu kaide müfesser muhkem nasslara uygulanamaz. Bunun sebebi de kendisiyle amel ve itikadın vucubu olması sebebiyle gayet açıktır. Mesela melaike kelimesinin müfessiri ‘’kulluhüm ecmaun’’ dur. Artık burada ''acaba bütün melekler secde ettiler mi, ettiler ise birlikte mi. yoksa müteferrik surette mi secde ettiler?'' gibi bir soruya gerek yoktur.
Nitekim bunun dışındaki nasslarda (mesela üç kur’ meselesi gibi) içtihad yapılmıştır. Dolayısıyla burada bu kaide uygulanır demek en hafif tabiri ile usül bilmemek demektir.
Fakir işin usul ve kaide yönündedir. verdiğim misal konun tam anlaşılması içindir. kaideyi bazı gerçek olaylara ben uyarlayamam. yani bu sorunuza cevap vermiyeceğim.
Fıkıh ilmiyle uğraşanların amaç ve gayesi zamanın gerektirdiği gibi insanların müşküllerine çözüm bulmaktan ibaret olup belli kaide ve kuralların arkasında saklanmamaktır.
Mesela ‘’el-ihtiyar’’ da ‘’ Deniz kenarında ki otlar bir deniz canavarının nefesi ile terlemesi sebebiyle ıslandığı için abdest alınmaz.’’ İbaresi bulunmaktadır. Müellif kendi zamanı açısından bu hükümde haklı olabilir ama bu hükmü getirip günümüzde söyleyen veya bununla hüküm veren olabilir mi?
Hocam kıyastan anladığımız şeyler sanırım farklı. bu fakir usulu fıkıhtaki kıyastan bahsetmekte. ve malumunuz usulde kıyas şu şekilde işler: var olan bir dini hükmün illeti tesbit edilir sonra bu bu illetin var görüldüğü yeni meselelere bu hüküm tatbik edilir.
Elhak kıyası meydana getiren rükünler dört tanedir.
1) Asıl; hükmü nass tarafından belirlenmiş fıkhı olay
2) Fer; hükmü nass tarafından belirlenmemiş fıkhı olay
3) Aslın hükmü; asıl hakkında sabit olan ve kıyas yoluyla fer’e de uygulanmak istenen hüküm.
4) İllet; Asla ait hükmün konmasına esas teşkil eden özellik. Kıyas yoluyla fer` için belirlenen hüküm ise kıyasın rüknü değil, kıyas işleminin sonucu ve semeresidir.
Şimdi sizin hükmünüz bunlardan illet ile alakalı olduğuna göre bir kişinin bu düzende belli yerlere gelmesi için (size göre) takiyye gerekir. Yani görünüşte onlar gibi davranacak gerekirse namazlarını evde kaza edecek veya bir davete gittiğinde hanımının başı açık olacak, gerekirse gittiği yerlerde içki içecek v.s yani zahiren onlar gibi olacak ve davranacak ki sicili temiz olsun ve onların gözüne girerek amaçladığı yerlere gelsin.
İşte bu fakirin sormak istediği bunları hangi şeylere kıyas edecek ki takiyye yapabilsin?
Takıyye hakkında bunları buldum, ne denli doğrudur varın siz düşünün : )
** Takıyye ile malını gasp, yalancı şahitlik gibi zararlı şeyleri yapmak caiz değildir.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
** Takıyye, küfrün galip olduğu yerde caizdir. Şâfiî’de, zâlim Müminler arasında da caizdir.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
** İmam-ı Mücahid hazretleri buyuruyor ki:
İslamiyet’in başlangıcında böyle idi. Çünkü, o zaman, Müslümanlar garip ve zayıf idi. İslam devleti teşekkül edince, bu hüküm değişti. Takıyyeye ihtiyaç kalmadı.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
** Takıyye, kıyamete kadar caizdir diyen âlimler de vardır. Çünkü, müminin kendini zararlardan koruması lazımdır.Takıyye ibadet değildir. Zor durumdan zarardan korunma ruhsatıdır.
..
İşte bu fakirin sormak istediği bunları hangi şeylere kıyas edecek ki takiyye yapabilsin?
1. Yukarda açıklandı, büyük zararı def etmek illeti müşterekesiyle ikrahı mülci altında küfür sözünü (kalben değil lisanen)* söylemek hakkında dinen verilen izine kıyas ediyor.
* (kalbte olmayanı lisanen izhar etmek.. işte takıyye budur.)
2. Usulcüler nezdinde müsellem "Büyük zarar, küçük zararla def edilir" kaide-i külliyesine istinad ederek..
3. Can ve uzvun müdafası için en büyük bir cürüm küfür kelimesi söylenebiliyorsa.. Şeriat buna ruhsat veriyorsa, iman ve islamın müdafası için ondan çok daha ehven bazı mekruhatın işlenmesine de ruhsat verse gerektir..
Allahu alem
Fethullah Gülen ´in 25 yıl boyunca başyaverliği ve kuryeliğini yapan şahıs anlatıyor;
Biz 1970 yılında 12 insan yoksul öğrencilerin okutulması ve hayır işleri için yemin ederek yola çıktık. Yıllar boyunca bu dava uğruna hasır üzerinde oturdum. Küçük hayırlarla büyük finanslar elde ettik. Kaydı olmayan yardımlar Fethullah´a teslim edildi. Büyük ekonomik güce ulaşınca 1993´te harekete geçildi. Bir cami nasıl milletin parasıyla yapıldıysa Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonu da aynen öyle yapıldı. Ancak Zaman gazetesi 20 yıl boyunca banka reklamı almadı. Çünkü Fethullah banka reklamı gibi, kola içmeyi, kot giymeyi de haram kılmıştı. Sonradan Asya Finans´ı kurdum. Gazetesine banka reklamı almayan Gülen daha sonra Bank Asya´yı kurdurdu. kadınlara başlarınızı artık açabilirsiniz dedi. hatta türkiye devlti dinsiz olduğu için evinize tetkik için gelen memura kadınlarınız başlarını açıp öyle kapıya baksın dedi. Gülen Müslümanlara takıyye yapıyor.´´
Türbanı biz başlattık
Nurettin Veren, Türkiye´de önemli bir sorun haline gelen türbanın Fethullah Gülen´in talimatıyla bir furyaya dönüştürüldüğünü ifade ederken şöyle konuştu: ´´Gülen´in talimatıyla birçok arkadaşımız 50 yaşına kadar evlenmedi. 1970´lerde ve 1980´lerde Türkiye´de türban diye bir sorun yoktu. Bunu topluma biz enjekte ettik. Gülen, evli müritlerin eşlerini burunlarından topuklarına kadar kapatmalarını istedi. ´Siz başlatın gerisi gelir´ dedi. Kadınlarımız da siyah gözlükler ve eldivenler taktı. Ben de eşimi öyle giydirdim. Toplum kamplara bölündü. Sonra da bu örgütlenme fark edilince cemaate, ´Başı açık kadınlarla evlenin´ dedi. Bu yüzden cemaat içindeki başı kapalı kadınlar dul kaldı!´´
Gülen´in kendisini insanüstü, ileriyi gören, her şeyi önceden bilen bir canlı olarak tanıttığını belirten Veren, ´´Kendisi 1941 doğumlu olmasına karşın Atatürk öldükten sonra, 1938´de doğduğunu söyler ve kurtarıcı olduğunu ima etmeye çalışırdı. Ancak tasavvuf ve gönül adamı, bir Mevlana ve Yunus Emre gibi takdim edilen bir insanın bugün Irak´ta 400 bin Müslümanın ölümüne yol açan Amerika´da ne işi var? Siz hiç 137 dönümlük arazide 8 villa içinde 100 hizmetkârla yaşayan bir Yunus Emre gördünüz mü´´ diye sordu.
İsmail bu dedikoduları belki iftiraları buraya neden taşıdın ? silmeni tavsiye ederim..
ASLA DEDİKODU DEĞİL. BUNLAR ZATEN SU AN GÜNÜMÜZDE DE OLAN ŞEYLERDİR. İNSAN BİR ŞEYİ KABUL ETMEYİNCE ODA SAYGI DUYMASI GEREKİR EN BAŞTA. ÜSTTEKİ YAZILANLAR GİBİ. TÜRBAN MESELESİ 1998 SUBATINDA PATLAK VERMİŞTİ. HALEN DEVAM EDİYOR. MÜSLÜMAN KADIN'IN TESETTÜRÜ TÜRBAN DEGIL Kİ İŞTE BURDA İNCE OYUNLAR VAR. F.G. DENEN ŞAHIS BUNLARI OYNUYOR. ABİ MÜSAİT BİR ZAMANINIZ OLURSA ''KÜRESEL BARIŞA DOĞRU'' KİTABINI BİR KİTAPÇI'DAN SATIN ALMANIZI VE DİKKATİLİCE OKUMANIZI TAVSİYE EDİYORUM.
karaşahin
05.09.2009, 10:48
2. Usulcüler nezdinde müsellem "Büyük zarar, küçük zararla def edilir" kaide-i külliyesine istinad ederek..
BİSMİHİ TEALA
Yani takiyye yaparak belli makamlara gelebilmek için gerekirse haram fiillerin yapılması (haşa) caizdir.
Peki hakkanı kardeşim adam susuzluktan ölmek üzere bir yerde hem şarap buldu hem de bira. Ölmemek için ikisinden birisini içmesi gerek, şarabımı içmesi gerek birayı mı?
Hayatı idame ettirmek ile Allahın Hakkı bir haramı irtikap çakışırsa zaten o haram haram olmaktan düşer. hangisini içmesi gerekir ? gerekir vaciptir demek. birinden başka diğeri vacip olurmu bilmiyorum. belki içmesi ona en kolay, kokusu ve tadı en müsait hangisiyse onu içsin..
karaşahin
07.09.2009, 15:40
Hayatı idame ettirmek ile Allahın Hakkı bir haramı irtikap çakışırsa zaten o haram haram olmaktan düşer. hangisini içmesi gerekir ? gerekir vaciptir demek. birinden başka diğeri vacip olurmu bilmiyorum. belki içmesi ona en kolay, kokusu ve tadı en müsait hangisiyse onu içsin..
BİSMİHİ TEALA
Bu cevabınızdan sonra sizinle olan bütün münazaralardan çekiliyorum.
Zira hem usül yönünden, hem de fıkıh yönünden sadece kendinizi haklı çıkarmak amacı ile yazmaktasınız.
Size tavsiyem en kısa zaman da hem usül hem de fıkıh öğrenmenizdir
Peki hakkanı kardeşim adam susuzluktan ölmek üzere bir yerde hem şarap buldu hem de bira. Ölmemek için ikisinden birisini içmesi gerek, şarabımı içmesi gerek birayı mı?
Hayatı idame ettirmek ile Allahın Hakkı bir haramı irtikap çakışırsa zaten o haram haram olmaktan düşer. hangisini içmesi gerekir ? gerekir vaciptir demek. birinden başka diğeri vacip olurmu bilmiyorum. belki içmesi ona en kolay, kokusu ve tadı en müsait hangisiyse onu içsin..
Mesele azimet ve ruhsata dairdir. Bu misalde mevzu canı müdafa için haram liaynihiyi irtikap olunca bu haram haram olmaktan düşer ve kişi o şarabı içmeyip ölse günahkar olur. ancak eğer haram kul hakkına müteallik olsaydı mesela şu adamı öldürmezsen seni öldürürüz gibi bir tehdit altında olsa asla o cana kastedemez ve ölümü tercih eder.. Ancak şarap içmek böyle değildir. hayatta kalabilecek az bir miktar içer..
Lakin soru: şarabımı birayımı.. olunca zaten bira yeni içki.. ne onu nede bunu hamdolsun içmemişim bilmem.. ancak kendi yorumumum sanırım o hale düşsem bakarım koklarım hangisi bana daha az nefret ve tiksinti verirse heralde ona yönelirim.. ve şu biraymış bu şarapmış ayırt bile edemem..
karaşahin
07.09.2009, 16:43
BİSMİHİ TEALA
BİSMİHİ TEALA
Bu cevabınızdan sonra sizinle olan bütün münazaralardan çekiliyorum.
Zira hem usül yönünden, hem de fıkıh yönünden sadece kendinizi haklı çıkarmak amacı ile yazmaktasınız.
Size tavsiyem en kısa zaman da hem usül hem de fıkıh öğrenmenizdir
Alman gereken çok yol var
Ene-Zerre
08.09.2009, 21:38
Can ve uzvun müdafası için en büyük bir cürüm küfür kelimesi söylenebiliyorsa.. Şeriat buna ruhsat veriyorsa, iman ve islamın müdafası için ondan çok daha ehven bazı mekruhatın işlenmesine de ruhsat verse gerektir..
Allahu alem
Can ve uzvun müdaası için küfür söze ruhsat belli şartlarda olmaktadır:
O kişiye izin muvakkaten verilmiştir..Eger o kişi küfür söz söylemeye icbar edildiyse o ortamdan çıkması kendisine farz olur.Yok,ortamdan çıkamıyor ve kendisini bir uzvunu kesmek ya da öldürmekle tehdit ediyorlarsa o ortamda muvakkaten buna ruhsat vardır..Ortamdan kaçmak durumu varsa kaçması farzdır.Ruhsat kaçamıyanlar içindir.Tüm ülkede bu icbar var ise Dar-ul İslam'a hicret farzdır.
"İtikad olarak izin verilmişse,amel olarak da izin verilir" diyenler kıyası yanlış yapmaktadırlar..
Çünkü Dar-ul hikmet olan bu dünyada amel itikad yönünden daha ağır basmaktadır ve bu kıyası yapanlar bilmelidirler ki:
İkrah altındakinin zina yapmasına izin yoktur!!
Bu ittifak edilen fetva gösterir ki:yapılan kıyas batıl bir kıyastır.
2-Eger Anadolu'da hiçbiryerde İslami egitim olmasaydı ve kitaplar bulunmasaydı derdik ki:Ehh belki doğru bir fetva..
Fakat elhamdülillah ki;Anadolu mescid ve medreselerle dolmuş ve İslami kitaplar neşredilmiş,insanlar haram ve helali bilmişlerdir..
İnsanlar başlarını açacaklarına ya da peruk takacaklarına bir medresede hocahanım olsunlar!
Vesselam.
Ene Zerre katkılarından dolayı teşekkür ederim. Maşallah vakarınla edebinle müzakereye devam ediyorsun. Bu güzel halin umarım forumda yazan diğer kardeşlere örnek olur.
Az bir tedebürden sonra konuya devam edeceğim..
1. Yukarda açıklandı, büyük zararı def etmek illeti müşterekesiyle ikrahı mülci altında küfür sözünü (kalben değil lisanen)* söylemek hakkında dinen verilen izine kıyas ediyor.
* (kalbte olmayanı lisanen izhar etmek.. işte takıyye budur.)
2. Usulcüler nezdinde müsellem "Büyük zarar, küçük zararla def edilir" kaide-i külliyesine istinad ederek..
3. Can ve uzvun müdafası için en büyük bir cürüm küfür kelimesi söylenebiliyorsa.. Şeriat buna ruhsat veriyorsa, iman ve islamın müdafası için ondan çok daha ehven bazı mekruhatın işlenmesine de ruhsat verse gerektir..
Allahu alem
Can ve uzvun müdaası için küfür söze ruhsat belli şartlarda olmaktadır:
O kişiye izin muvakkaten verilmiştir..Eger o kişi küfür söz söylemeye icbar edildiyse o ortamdan çıkması kendisine farz olur.Yok,ortamdan çıkamıyor ve kendisini bir uzvunu kesmek ya da öldürmekle tehdit ediyorlarsa o ortamda muvakkaten buna ruhsat vardır..Ortamdan kaçmak durumu varsa kaçması farzdır.Ruhsat kaçamıyanlar içindir.Tüm ülkede bu icbar var ise Dar-ul İslam'a hicret farzdır.
"İtikad olarak izin verilmişse,amel olarak da izin verilir" diyenler kıyası yanlış yapmaktadırlar..
Çünkü Dar-ul hikmet olan bu dünyada amel itikad yönünden daha ağır basmaktadır ve bu kıyası yapanlar bilmelidirler ki:
İkrah altındakinin zina yapmasına izin yoktur!!
Bu ittifak edilen fetva gösterir ki:yapılan kıyas batıl bir kıyastır.
2-Eger Anadolu'da hiçbiryerde İslami egitim olmasaydı ve kitaplar bulunmasaydı derdik ki:Ehh belki doğru bir fetva..
Fakat elhamdülillah ki;Anadolu mescid ve medreselerle dolmuş ve İslami kitaplar neşredilmiş,insanlar haram ve helali bilmişlerdir..
İnsanlar başlarını açacaklarına ya da peruk takacaklarına bir medresede hocahanım olsunlar!
Vesselam.
Yani muhterem kardeşim demiş oluyorsunki : sözel takıyye ameli takıyyeden ehvendir. Ameli takıyyenin zararı sözel takıyyenin geçici zararından çok daha fazla ve kalıcıdır, bu ona kıyasla caiz olmaz. .. Bence isabet ettin tebirk ederim.
Sözel takıyye: günah olduğuna inandığı ve istemediği halde ikrah altında küfür sözü söylemesi. Kalbinde Allaha imanı tam olduğu halde mesela hobelin tanrılığını(!) kabul eder sözler sarfetmesi..
Ameli takıyye: haramlığına ve günah oluşuna inandığı halde bazı uhrevi menfaatlerini elde etmek umuduyla bazı haram ve mekruhları irtikap etmesi. burda takıyyecinin elde edeceğini umduğu uhrevi menfaat kaybettiğinden zannınca daha fazla ve mühim olmaktadır. ve ona göre az zararla çok zararı defetmektedir!
karaşahin
09.09.2009, 14:39
Maşallah vakarınla edebinle müzakereye devam ediyorsun. Bu güzel halin umarım forumda yazan diğer kardeşlere örnek olur.
BİSMİHİ TEALA
Hakkani kardeşim hüsnü zan yapayım diyorum ancak bu ifade sizin karşınızda ki müarızınızı edepsizlikle suçlayacak kadar hakir olarak gördüğünüzün o kadar açık bir alametidir ki ilim ehli!! olduğunu söyleyen birisine hiç yakışmamıştır.
3. Can ve uzvun müdafası için en büyük bir cürüm küfür kelimesi söylenebiliyorsa.. Şeriat buna ruhsat veriyorsa, iman ve islamın müdafası için ondan çok daha ehven bazı mekruhatın işlenmesine de ruhsat verse gerektir..
Kıyas meal faruk (Alakasız kıyastır) zira:
1. İkrah ve zulum altında dil ucuyla söylenecek küfür kelimesinin kesin sonucu bellidir : düşman elinden canı kurtarmak; hobeli översin ve canını kurtarırsın, gavurun elinden kaçar gidersin..
Ancak
a) hizmet kotarmak için irtikap edilecek günahların sonuçları umulan gibi olmayabilir. Haramlara basarak karizma/ kariyer, ilim/eğitim, makam, maaş elde etmek umulmakta.. ve lakin çoğu kez sonuç başarısız olabilmektedir.
b)Sonra velev bunlar elde edilmiş olsa asıl maksat olan hizmet, nasip olmayabilir
c)hizmet etmek nasip olsa bile neticesi her zaman müsbet ve müfid olmayabilir.
Nitekim ikrah altında küfür sözüne verilen ruhsat, kurtulmak umudunun kesin oluşuna bağlıdır. kesin öldürüleceğini bilen küfür sözü söyleyemez..
2. Canı kurtarmanın son ve tek yolu o küfürü söylemek olmuştur. Halbuki hizmeti kotarmanın son ve tek yolu o haramlı yollardan yürümek değildir.
3. Küfür sözü muvakkat ve anidir ve kimseye bir menfi tesir ve etkisi yoktur. halbuki haramları irtikap daimi ve sirayetkardır. ve cahilleri harama özendirici ve halkı ifsad edicidir. özellikle bu haram dinde önder olmak davasında olanlardan sadır olursa ifsadın boyutu çok daha büyüktür.
4. Haramın daimi irtikabı hem failine tesir eder: zamanla haramı kanıksar ve itikadını bozar, hemde şahit olanlaradır: dinde lakayıtlık telkin etmektedir, ve dinde lakayıtlığın sonu küfürdür. şu halde haramlara basarak hizmet zirvesine çıkılamaz belki aksi olur ve küfür derekesine düşmek ve halkı düşürmek ihtimali kuvvetlidir. denildiği gibi bahusus bu irtikap dindarlardan kasten olursa..
Allahu A'lem
Yani muhterem kardeşim demiş oluyorsunki : sözel takıyye ameli takıyyeden ehvendir. Ameli takıyyenin zararı sözel takıyyenin geçici zararından çok daha fazla ve kalıcıdır, bu ona kıyasla caiz olmaz. .. Bence isabet ettin tebirk ederim.
Sözel takıyye: günah olduğuna inandığı ve istemediği halde ikrah altında küfür sözü söylemesi. Kalbinde Allaha imanı tam olduğu halde mesela hobelin tanrılığını(!) kabul eder sözler sarfetmesi..
Ameli takıyye: haramlığına ve günah oluşuna inandığı halde bazı uhrevi menfaatlerini elde etmek umuduyla bazı haram ve mekruhları irtikap etmesi. burda takıyyecinin elde edeceğini umduğu uhrevi menfaat kaybettiğinden zannınca daha fazla ve mühim olmaktadır. ve ona göre az zararla çok zararı defetmektedir!
Bu konulardan pek anlamam ama SÖZEL TAKIYYE açıklamasından sonra, aklıma HZ. Ammar bin Yasir (r.a.) geldi.
Sanırım bu konuya en iyi örnek o kutlu şahsiyet olsa gerek...
BİSMİHİ TEALA
Hakkani kardeşim hüsnü zan yapayım diyorum ancak bu ifade sizin karşınızda ki müarızınızı edepsizlikle suçlayacak kadar hakir olarak gördüğünüzün o kadar açık bir alametidir ki ilim ehli!! olduğunu söyleyen birisine hiç yakışmamıştır.
Muhterem Karaşahin hoca kardeşim, balada mükerrer ve dilmuzıyk ecvibenizin derunu nefste iras ettiği hissi mülimden bir nebzecik sizede zevkettirmek dilemiş ve aslında kavlimi mabeyne remyile kimsenin ismini tasrih etmemiştim. teessür izhar etmeyip böylece söze muhtap siz olduğunuzu ihsas ettirmemek, taarruzu akıllıca bertaraf etmek olurdu. ayrıca fi külli merra hasmınız değil dostunuzun şahsi ilmiyesine ilişmemeniz istirhamolunur. ve de bu tür şahsi muhavereleri mabeynde değilde hususi hucrelerde yapmamız müşterek menfaatimize olacaktır.
slm
Muhterem Karaşahin hoca kardeşim, balada mükerrer ve dilmuzıyk ecvibenizin derunu nefste iras ettiği hissi mülimden bir nebzecik sizede zevkettirmek dilemiş ve aslında kavlimi mabeyne remyile kimsenin ismini tasrih etmemiştim. teessür izhar etmeyip böylece söze muhtap siz olduğunuzu ihsas ettirmemek, taarruzu akıllıca bertaraf etmek olurdu. ayrıca fi külli merra hasmınız değil dostunuzun şahsi ilmiyesine ilişmemeniz istirhamolunur. ve de bu tür şahsi muhavereleri mabeynde değilde hususi hucrelerde yapmamız müşterek menfaatimize olacaktır.
slm
O nasıl konuşmadır ya :D:D
Hünkarlı padişahım : )))
3. Can ve uzvun müdafası için en büyük bir cürüm küfür kelimesi söylenebiliyorsa.. Şeriat buna ruhsat veriyorsa, iman ve islamın müdafası için ondan çok daha ehven bazı mekruhatın işlenmesine de ruhsat verse gerektir.. Kıyas meal faruk (Alakasız kıyastır) zira:
1. İkrah ve zulum altında dil ucuyla söylenecek küfür kelimesinin kesin sonucu bellidir : düşman elinden canı kurtarmak; hobeli översin ve canını kurtarırsın, gavurun elinden kaçar gidersin..
Ancak
a) hizmet kotarmak için irtikap edilecek günahların sonuçları umulan gibi olmayabilir. Haramlara basarak karizma/ kariyer, ilim/eğitim, makam, maaş elde etmek umulmakta.. ve lakin çoğu kez sonuç başarısız olabilmektedir.
b)Sonra velev bunlar elde edilmiş olsa asıl maksat olan hizmet, nasip olmayabilir
c)hizmet etmek nasip olsa bile neticesi her zaman müsbet ve müfid olmayabilir.
Nitekim ikrah altında küfür sözüne verilen ruhsat, kurtulmak umudunun kesin oluşuna bağlıdır. kesin öldürüleceğini bilen küfür sözü söyleyemez..
2. Canı kurtarmanın son ve tek yolu o küfürü söylemek olmuştur. Halbuki hizmeti kotarmanın son ve tek yolu o haramlı yollardan yürümek değildir.
3. Küfür sözü muvakkat ve anidir ve kimseye bir menfi tesir ve etkisi yoktur. halbuki haramları irtikap daimi ve sirayetkardır. ve cahilleri harama özendirici ve halkı ifsad edicidir. özellikle bu haram dinde önder olmak davasında olanlardan sadır olursa ifsadın boyutu çok daha büyüktür.
4. Haramın daimi irtikabı hem failine tesir eder: zamanla haramı kanıksar ve itikadını bozar, hemde şahit olanlaradır: dinde lakayıtlık telkin etmektedir, ve dinde lakayıtlığın sonu küfürdür. şu halde haramlara basarak hizmet zirvesine çıkılamaz belki aksi olur ve küfür derekesine düşmek ve halkı düşürmek ihtimali kuvvetlidir. denildiği gibi bahusus bu irtikap dindarlardan kasten olursa..
Allahu A'lem
Cevapların mütala edilmesi ve eksik gediklerinin tamamlanması dileğiyle...
karaşahin
09.09.2009, 15:53
Muhterem Karaşahin hoca kardeşim, balada mükerrer ve dilmuzıyk ecvibenizin derunu nefste iras ettiği hissi mülimden bir nebzecik sizede zevkettirmek dilemiş
BİSMİHİ TEALA
Bu fakir sizin kastetdiğiniz gibi size hakaret etmemiştir. Zira bu fakir bilir ki bir müslümana hakaret onun kanını akıtmakla eşdeğerdir. Ve buda bir müslümana yasaktır.
Ancak bu fakir üstteki ifadesinde sizin en basit bir usül kaidesini (şarap mı, bira mı) bilmediğinizi dolayısıyla yapmış olduğunuz kıyasın yanlışlığını anlatmak için o ifadeyi kullanmıştır. Zira siz ''Büyük zarar küçük zarar ile giderilir'' külli kaidesine binaen takiyye caizdir dediniz.
Benim sorumdaki şey ise sizin bu konudaki istidlalinizin yanlış olduğunu beyan etmek içindi. Zira usül okuyan herkes bilir ki '' Susuzluktan ölmek üzere olan biri bir yerde şarap ve bira bulsa şarap içmesi haramdır.'' Yani birayı içemek zorundadır.
Yani ''büyük zara küçük zarala giderilir'' demek ALLAH'ın (Celle celalühü) haram kıldıklarını yapmak suretiyle takiyye yapmanın cevazında yeri yoktur. Siz de bilirsiniz ki bir yerde emir ve nehiy tearruz ederse her ne kadar emir farz'sada nehiyden kaçınılır. Dolayısıyla sizin bu istidlaliniz batıldır.
ve aslında kavlimi mabeyne remyile kimsenin ismini tasrih etmemiştim. teessür izhar etmeyip böylece söze muhtap siz olduğunuzu ihsas ettirmemek, taarruzu akıllıca bertaraf etmek olurdu.
İsmen söylemenize gerek yokki işaretler kimi anlatmak istediğinizi çok güzel bir biçimde anlatmaktadır.
ayrıca fi külli merra hasmınız değil dostunuzun şahsi ilmiyesine ilişmemeniz istirhamolunur.
Tekrar söylüyorum bu fakir size hakaret değil sadece usül konusunda eksik olduğunuzu beyan etmiş ve bu konuda kendinizi yetiştirmeniz gerektiğini ifade etmiştir. Bunu da sizin ilmi seviyenizin tenkidi olarak alğılıyorsanız oda sizin anlayışınızdır.
''büyük zara küçük zarala giderilir'' demek ALLAH'ın (Celle celalühü) haram kıldıklarını yapmak suretiyle takiyye yapmanın cevazında yeri yoktur. Siz de bilirsiniz ki bir yerde emir ve nehiy tearruz ederse her ne kadar emir farz'sada nehiyden kaçınılır.
Hocam, bir yerde okumuştum ve doğru mudur bilemem...
Deniyor ki: eğer bir müslüman bir odada aç ve susuz kalsa ve odada da sadece hınzır hayvanının eti olsa, bundan doyumluk derecesinde olmayıp sadece açlığını giderecek miktarda yemesi caizdir deniyordu...
Pekala şimdi buna ne diyeceğiz ???
şamil basayev
10.09.2009, 11:41
Fethullah Gülen ´in 25 yıl boyunca başyaverliği ve kuryeliğini yapan şahıs anlatıyor;
Biz 1970 yılında 12 insan yoksul öğrencilerin okutulması ve hayır işleri için yemin ederek yola çıktık. Yıllar boyunca bu dava uğruna hasır üzerinde oturdum. Küçük hayırlarla büyük finanslar elde ettik. Kaydı olmayan yardımlar Fethullah´a teslim edildi. Büyük ekonomik güce ulaşınca 1993´te harekete geçildi. Bir cami nasıl milletin parasıyla yapıldıysa Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonu da aynen öyle yapıldı. Ancak Zaman gazetesi 20 yıl boyunca banka reklamı almadı. Çünkü Fethullah banka reklamı gibi, kola içmeyi, kot giymeyi de haram kılmıştı. Sonradan Asya Finans´ı kurdum. Gazetesine banka reklamı almayan Gülen daha sonra Bank Asya´yı kurdurdu. kadınlara başlarınızı artık açabilirsiniz dedi. hatta türkiye devlti dinsiz olduğu için evinize tetkik için gelen memura kadınlarınız başlarını açıp öyle kapıya baksın dedi. Gülen Müslümanlara takıyye yapıyor.´´
Türbanı biz başlattık
Nurettin Veren, Türkiye´de önemli bir sorun haline gelen türbanın Fethullah Gülen´in talimatıyla bir furyaya dönüştürüldüğünü ifade ederken şöyle konuştu: ´´Gülen´in talimatıyla birçok arkadaşımız 50 yaşına kadar evlenmedi. 1970´lerde ve 1980´lerde Türkiye´de türban diye bir sorun yoktu. Bunu topluma biz enjekte ettik. Gülen, evli müritlerin eşlerini burunlarından topuklarına kadar kapatmalarını istedi. ´Siz başlatın gerisi gelir´ dedi. Kadınlarımız da siyah gözlükler ve eldivenler taktı. Ben de eşimi öyle giydirdim. Toplum kamplara bölündü. Sonra da bu örgütlenme fark edilince cemaate, ´Başı açık kadınlarla evlenin´ dedi. Bu yüzden cemaat içindeki başı kapalı kadınlar dul kaldı!´´
Gülen´in kendisini insanüstü, ileriyi gören, her şeyi önceden bilen bir canlı olarak tanıttığını belirten Veren, ´´Kendisi 1941 doğumlu olmasına karşın Atatürk öldükten sonra, 1938´de doğduğunu söyler ve kurtarıcı olduğunu ima etmeye çalışırdı. Ancak tasavvuf ve gönül adamı, bir Mevlana ve Yunus Emre gibi takdim edilen bir insanın bugün Irak´ta 400 bin Müslümanın ölümüne yol açan Amerika´da ne işi var? Siz hiç 137 dönümlük arazide 8 villa içinde 100 hizmetkârla yaşayan bir Yunus Emre gördünüz mü´´ diye sordu.
yazışmalarınızı takip ediyorum ve bu konuya özellikle katılıyorum bilgi sahibi oluyoruz ilgili kardeşler :-046
Ene-Zerre
11.09.2009, 20:54
Kıyas meal faruk (Alakasız kıyastır) zira:
1. İkrah ve zulum altında dil ucuyla söylenecek küfür kelimesinin kesin sonucu bellidir : düşman elinden canı kurtarmak; hobeli översin ve canını kurtarırsın, gavurun elinden kaçar gidersin..
Ancak
a) hizmet kotarmak için irtikap edilecek günahların sonuçları umulan gibi olmayabilir. Haramlara basarak karizma/ kariyer, ilim/eğitim, makam, maaş elde etmek umulmakta.. ve lakin çoğu kez sonuç başarısız olabilmektedir.
b)Sonra velev bunlar elde edilmiş olsa asıl maksat olan hizmet, nasip olmayabilir
c)hizmet etmek nasip olsa bile neticesi her zaman müsbet ve müfid olmayabilir.
Nitekim ikrah altında küfür sözüne verilen ruhsat, kurtulmak umudunun kesin oluşuna bağlıdır. kesin öldürüleceğini bilen küfür sözü söyleyemez..
2. Canı kurtarmanın son ve tek yolu o küfürü söylemek olmuştur. Halbuki hizmeti kotarmanın son ve tek yolu o haramlı yollardan yürümek değildir.
3. Küfür sözü muvakkat ve anidir ve kimseye bir menfi tesir ve etkisi yoktur. halbuki haramları irtikap daimi ve sirayetkardır. ve cahilleri harama özendirici ve halkı ifsad edicidir. özellikle bu haram dinde önder olmak davasında olanlardan sadır olursa ifsadın boyutu çok daha büyüktür.
4. Haramın daimi irtikabı hem failine tesir eder: zamanla haramı kanıksar ve itikadını bozar, hemde şahit olanlaradır: dinde lakayıtlık telkin etmektedir, ve dinde lakayıtlığın sonu küfürdür. şu halde haramlara basarak hizmet zirvesine çıkılamaz belki aksi olur ve küfür derekesine düşmek ve halkı düşürmek ihtimali kuvvetlidir. denildiği gibi bahusus bu irtikap dindarlardan kasten olursa..
Allahu A'lem
MaşaAllah Hakkani hocam,çok güzel ifade ettiniz.
Vesselam..
''büyük zara küçük zarala giderilir'' demek ALLAH'ın (Celle celalühü) haram kıldıklarını yapmak suretiyle takiyye yapmanın cevazında yeri yoktur. Siz de bilirsiniz ki bir yerde emir ve nehiy tearruz ederse her ne kadar emir farz'sada nehiyden kaçınılır.
Hocam, bir yerde okumuştum ve doğru mudur bilemem...
Deniyor ki: eğer bir müslüman bir odada aç ve susuz kalsa ve odada da sadece hınzır hayvanının eti olsa, bundan doyumluk derecesinde olmayıp sadece açlığını giderecek miktarda yemesi caizdir deniyordu...
Pekala şimdi buna ne diyeceğiz ???
karaşahin
12.09.2009, 16:33
BİSMİHİ TEALA
Muhterem kardeşim;
Zaruret halinde yenilmesi ve içilmesi haram olan şeyler, ölüm tehlikesinin geçmesini sağlıyacak kadar yeme ve içme ile caiz olmaktadır. Yani bu durumda ki biri karnını tıka basa doldurduğu zaman haramlık avdet eder. Bu durum da zaruret var deyip orada ki haram yiyecekleri veya içecekleri silip süpürmesi caiz değildir.
Tamamdır teşekkürler..
O zaman o kimse için doyumluk değil de, sadece açlığını giderecek kadar yemesi caiz olur...
Bunu anladım ben, inşallah doğrudur.)
:-034Hımm bazılarını anlamasamda bütün yazıları okuyorum
ama hep tek bir noktada aklım karışıyor
Bütün bu yazılanları şu anda yaşayan varmı???
Demekki varki fıkıh kaidesine başvuruluyor
neyse dikkate almayınız bu acizi siz devam edin bakalım
hepiniz hakkı yazdığınızı savunuyorsunuz ama iki farklı düşünce yazılıyor
PEKİ HAK OLAN HANGİSİ???
:-034Hımm bazılarını anlamasamda bütün yazıları okuyorum
ama hep tek bir noktada aklım karışıyor
Bütün bu yazılanları şu anda yaşayan varmı???
Demekki varki fıkıh kaidesine başvuruluyor
neyse dikkate almayınız bu acizi siz devam edin bakalım
hepiniz hakkı yazdığınızı savunuyorsunuz ama iki farklı düşünce yazılıyor
PEKİ HAK OLAN HANGİSİ???
MİRAC selamün aleyküm...
Ben de zaten iki arada bir derede kaldığımdan dolayı, bu soruları yöneltiyorum.
Çünkü, neticesinde başka bir sitede, başka bir kaynakta farklı bir şey okurken, başka bir yerde bambaşka bir şey okuyabiliyoruz. İşte bundan ötürü, fıkh-i manada gerçeklik payı nedir, ne değildir bunu öğrenmek istiyoruz.
Ayrıca yukardakine paralel olarak cümlelerimi devam ettirecek olursam, İslam dini hiç şüphesiz kolaylık dinidir ve bir insan bir hücrede aç-susuz bırakılsa ve o hücrede yalnızca hınzır eti olsa, açlığını giderecek derecede yemesinde bir mazur görülmemekteymiş.
Bu da, bir dinin insanlara ne kadar çok kolay ve yaşanabilesi olduğunu göstermektedir.
Senin huzurunda hocama teşekkürler ve senin de konuya ortak olmandan ötürü Allah razı olsun diyorum.
Yüreğine sağLık hocam.)
vBulletin v4.0.3, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.