MAHMUDHOCA
06.04.2007, 23:34
Sustum� Öylesine� Bir nefeste� Aheste� Varsın güller açılmasın bundan sonra� Varsın olsun! Eksik olsun� Çoklar aza, anlar hiçliğe, canlar ecele devrile dursun� Koygar şahinler uçurmam bundan gayrı, turna kanadıyla yaralanmış göklerimde� Kıyılmış ne varsa beyhudedir bundan böyle� Sustum� Dertli kalem� Artık sen söyle!
Sustum� Bu vakte kadar, söz kalesinin burçlarında niçin mahpustum? Viran olmanın noksan kıldığı bir tutam acıyla, mürekkep renginde içimi kustum� Siyahın üstüne renk tanımakla yapılan hatayı, saçımda an be an artan aklardan öğrendim� Ve öğrendim susmayı, akıtmaya kıyamadığım sağanaklardan� Uyan ey zaman! Bedel iste bitirdiğim yarınlardan�
Sustum� Kelamın koridorlarında infilak eden sedamı, yunmuş yıkanmış kızıllıklara yar eyledim� Sustum ve nihayet kar eyledim� İncecikten bir sızıyla inlerken neyler, son sözümü, sona ermeden evvel suskunluk alfabesiyle söyledim� Evet! Belkide bir zamanlar meyustum� Ama korkmayın artık� Sustum� Sustum�
Sustum� Cana, canana, zamana, mekana, zekana, korkana, yürek burkana, gökten sarkana, yerle bir olan arkana� Tuş oluşunu gördüm, sustum� Yaratık mesabesine indirgenmişlerin haliyle sustum! Tersine açan bir çiçek gibi, topladım yapraklarımı gün ışığından, goncamın içine pustum� Sustum� Sustum�
Sustum� Olmayan saygının kaygısını çekerek� Bağrımdaki çorak toprağa Mecnun�un efkarını ekerek� Bir ceylanın toynaklarıyla ezildim, geçip gitti sekerek� Ormanlar uğuldadı gözümdeki son billuru da dökerek� Hıçkırmak istedim olmadı, sendeledim olduğum yere çökerek� Harman vakti bir başak kesildim, biçmekten imtina etmeyen kader adlı orağın önünde boyun bükerek� Sustum�
Sustum� Konuş deseler de� Söz gümüşünü biriktiririm artık yamalı keselerde� Özüm her ne kadar kavrulsa da, Leyla menşeli vesveselerde� Veya� Kısıtlamış hülyalarım, açı ortayını yitirse de lüzumsuz hendeselerde� Söz dedim ya� Hani ağlamaklı baktığında kelam kesilen mevzu� İşte o artık bundan böyle, sözü geçmez köselerde� Sustum� Hakikatte susmak dil çeliğini örseler de� Neyse� Sustum�
Sustum� Gemiler kalkıyordu limandan� Fora yelkenlerin kirlettiği simandan, bir hüzün aksetti sonra� Küçük bir çocuk çehresiyle kanadı ufkun derinlikleri� İçimdeki ateşler terk ederken o ıtri serinlikleri� Yaseminler de bivefa, kokmayınca bu bahar! Hanımeli saltanatını devirince Akdeniz�in rutubet kokan nefesi� Ansızın yıkılınca zincirlere hükmeden aslanların kafesi� Sustum�
Sustum� Sebepsiz yere� Ruhum yara bere� Eyvahları yollamadan mutebere� Biliyor musun ah aziz dostum� Ben sustum!
Sustum� Bu vakte kadar, söz kalesinin burçlarında niçin mahpustum? Viran olmanın noksan kıldığı bir tutam acıyla, mürekkep renginde içimi kustum� Siyahın üstüne renk tanımakla yapılan hatayı, saçımda an be an artan aklardan öğrendim� Ve öğrendim susmayı, akıtmaya kıyamadığım sağanaklardan� Uyan ey zaman! Bedel iste bitirdiğim yarınlardan�
Sustum� Kelamın koridorlarında infilak eden sedamı, yunmuş yıkanmış kızıllıklara yar eyledim� Sustum ve nihayet kar eyledim� İncecikten bir sızıyla inlerken neyler, son sözümü, sona ermeden evvel suskunluk alfabesiyle söyledim� Evet! Belkide bir zamanlar meyustum� Ama korkmayın artık� Sustum� Sustum�
Sustum� Cana, canana, zamana, mekana, zekana, korkana, yürek burkana, gökten sarkana, yerle bir olan arkana� Tuş oluşunu gördüm, sustum� Yaratık mesabesine indirgenmişlerin haliyle sustum! Tersine açan bir çiçek gibi, topladım yapraklarımı gün ışığından, goncamın içine pustum� Sustum� Sustum�
Sustum� Olmayan saygının kaygısını çekerek� Bağrımdaki çorak toprağa Mecnun�un efkarını ekerek� Bir ceylanın toynaklarıyla ezildim, geçip gitti sekerek� Ormanlar uğuldadı gözümdeki son billuru da dökerek� Hıçkırmak istedim olmadı, sendeledim olduğum yere çökerek� Harman vakti bir başak kesildim, biçmekten imtina etmeyen kader adlı orağın önünde boyun bükerek� Sustum�
Sustum� Konuş deseler de� Söz gümüşünü biriktiririm artık yamalı keselerde� Özüm her ne kadar kavrulsa da, Leyla menşeli vesveselerde� Veya� Kısıtlamış hülyalarım, açı ortayını yitirse de lüzumsuz hendeselerde� Söz dedim ya� Hani ağlamaklı baktığında kelam kesilen mevzu� İşte o artık bundan böyle, sözü geçmez köselerde� Sustum� Hakikatte susmak dil çeliğini örseler de� Neyse� Sustum�
Sustum� Gemiler kalkıyordu limandan� Fora yelkenlerin kirlettiği simandan, bir hüzün aksetti sonra� Küçük bir çocuk çehresiyle kanadı ufkun derinlikleri� İçimdeki ateşler terk ederken o ıtri serinlikleri� Yaseminler de bivefa, kokmayınca bu bahar! Hanımeli saltanatını devirince Akdeniz�in rutubet kokan nefesi� Ansızın yıkılınca zincirlere hükmeden aslanların kafesi� Sustum�
Sustum� Sebepsiz yere� Ruhum yara bere� Eyvahları yollamadan mutebere� Biliyor musun ah aziz dostum� Ben sustum!