mucahid34
22.01.2007, 22:23
Seyda Hazretleri, 1942 yılında Mardin ilinin merkezine bağlı Konaklı köyünde dogdu. Altı yaşına geldigi zaman o yıl köylerine açılan ilkokula kaydoldu. Öğrenime devam ederken aynı zamanda dayısının yanında Kur'an'ı Kerim öğ rendi. Bu esnada dayısı;
"Seni medreseye göndereceğim" dedi. Seyda Hazretleri' nin okul öğretmenleri O'nu öğ retmen okuluna gönderme kararı verdiler. Bu zaman zarfında Seyda Hazretleri, öğretmen okulunda belki namaz larımı aksatırım endişesiyle, bu karara karşı çıktı. Okulu bitince bir süre kendi keçilerine çobanlık yaptı.
Seyda Hazretleri medreseye gitmeden önce, küçük yaşlarında keçileri gütmeye giderdi. Köyleri kuraklık idi, çeşmeler yoktu. Keçileri gütmek için gece yola çıkarken, sabah namazını kılmak için suyunu yanında götürürdü.
Her hangi bir sebeple suyu zayi oldu u (boşa gitti i) zaman:
"Sabah namazının abdestini nasıl alaca ım" diye geceyi uyumadan, hep düşünerek geçirirdi. Sabah namazını kılmak için arkadaşlarına, hayvanlarını teslim etmek suretiyle, epey uzaklıktaki köye dogru karanlıkta giderdi. Köye gelirken sabah namazının vaktinin geçmesinden, güneşin do masından hep endişe ederdi. Köye vardı ında ise henüz sabah namazı vakti girmemiş olurdu.
Bunların hepsinin Allah-u Zülcelal'in bir ikramı, O'nun bir nimeti oldu unu ifade ederdi. Bunları; kendi kemalatı oldu unu açıklamak için değil, Allah'ın kendi üzerindeki bir nimeti oldu unu açıklamak için söylerdi.
Bazen camiye, cemaata giderdi. Köy halkından o yaştakiler arasında camiye gelen yoktu. Köyünün imamlığını yapan annesinin akrabası onun için, fazla cemaate gelmesin ona nazar de ecek derdi.
Bunlar medreseye gitmeden önce küçükken yaşadı ı olaylardı. Sabahleyin erkenden kalkar, karanlıkta camiye giderdi. Çok küçük yaşta bu kadar çok ibadete düşkün olduğu için, bazı insanlar:
"Bunu Yecüc-Mecüc kaldıracak" derlerdi. O, bunları, hiç kimse ona zahiri olarak irşad yapıp, tavsiye etmedi i; ona bunları anlatmadı ı halde yapıyordu. Bu da gösteriyor ki, bunlar Allah'ın ona bir ikramıydı.
Seyda Hazretleri, aradan bir süre geçince yanına bir yatak alarak evden kaçtı. Bir medreseye yerleşti. O günlerden bahsederken;
"O günlerin tadı bambaşka idi. İlim ve din aşkı bizi öyle sarmıştı ki, eve geldi im zaman, akrabalarımız, ilim ve din aşkından deli olacaksın diye üzüldüklerini beyan ederlerdi" diye aktarıyor.
Medrese yılları boyunca bütün arkadaşları ile hoş geçinmeye çalışır ve azami dikkat sarfederdi. Hocalarını da memnun etmek için var gücü ile çalışırdı. Hatta hocalarından birisinin şöyle dedi i nakledilmiştir:
"Yalnız o talebeli in hakkını veriyordu." Seyda Hazretleri hocalarını anarken,
"Allah onlardan razı olsun" diye dua ediyor.
Medrese arkadaşları ile çok iyi geçinmesine ra men, birgün bir arkadaşı ile a ız kavgası yaptı. Şer'an dahi arkadaşı haksız olmasına ra men o gece herkesin uyumasını bekleyip, daha sonra gidip arkadaşından özür dilemiş ve helalleşmiştir.
Böyle davranmasına neden olarak şu ayet-i celile'yi göstermiştir;
"Bir kimse sahibi bilcemden (birlikte olduklarından) sorulacaktır."
Seyda Hazretleri Van'ın Gürpınar İlçesinde okudu. Hocaları Seyda-i Molla Abdülbaki, Şeyh Muhammed Diyauddin'in (k.s.a.) torunlarından Şeyh Takyed-din'in halifesi idi. Onun yanında okurken elini sırtına vurarak:
"Maşaallah! Değil ki ay ay, gün gün ilerliyorsunuz" diye, onu takdir ediyordu.
Daha sonra hocalarından biri olan Seyda-i Molla Süleyman Baniki'nin yanına geldi. O, çok yaşlı idi. Hatta Şah-ı Hazne (k.s.a.)'nin halifesi olan Şeyh Abdürrezzak da ondan ders almıştır. .
Seyda Hazretleri bir arkadaşı ile beraber medreseden ayrılmaları icap etti. O zaman Seyda-i Süleyman Baniki onları yanına alıp evine götürdü ve çay ikram etti. Dedi ki;
"Bugüne kadar çok talebe okuttum. Ancak hiçbirinin gidişine bu kadar üzülmedim. Siz hem talebe olarak, hem de ahlâk olarak çok başkasınız. Gidişiniz beni üzüyor." İşte hocalarını böyle memnun ederdi.
Daha sonra birkaç hocaya daha gittikten sonra, son olarak kayınpederi Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretleri' nin yanına geldi.
Medrese yılları esnasında bütün talebeler harmana çıkarak, zekat toplarlardı. Seyda Hazretleri okumasına devam ederdi. Ramazan ayında civar köy camilerine giderek imamlık yapıp harçlık temin ederdi. Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretleri'nin yanında yaklaşık bir sene kaldıktan sonra icazet aldı.
Ondan sonra Allah-u Zülcelal nasip ettiğ inden, Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretleri tarafından, onun güzel ahlakı be enildi inden dolayı kızıyla evlendirildi.
Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretleri'nin yanında iken icazetine iki ay kala rüyasında şöyle gördü: Şah-ı Hazne'nin o lu Şeyh Alaaddin'in bir elçisi, Şeyh Alaaddin'in ona şöyle dedi ini naklediyordu:
“Ben filan yerdeyim, bekliyorum, acele olarak gel.” İcazetini aldıktan ve kendi köyüne imam olduktan sonra, bu rüyanın işaretiyle Şah-ı Hazne'nin (k.s.a.) o lu Şeyh Alaaddin'in yanına giderek ondan tarikat aldı. Gece sekiz şartı yaptıktan sonra, sabahleyin Şeyh Alaaddin onunla bir görüşme yaparak, şöyle sohbet etti:
"Tarikata girildikten sonra sabahleyin teveccüh yapılması uygun olur. Fakat ben hasta oldu um için teveccüh yapamadım. İnşaallah daha sağolursam uzun müddet beraber olacağız."
Daha sonra ona beşbin vird verildi. İki-üç gün çektikten sonra Şahı Hazne'nin (k.s.a.) saliklerine, hocalara şöyle dedi:
"Kalbimin; dilimin Allah dediği gibi, dediğ ini hissetmiyorum." Bunun üzerine o hoca öbür hoca arkadaşlarına dedi ki:
"Hele bir bakın! Biz kaç senedir vird çekiyoruz bizim kalbimiz, dilimiz gibi söylemiyor; o iki-üç gün vird çekti, istiyor ki kalbi dili gibi Allah desin." Bir hafta kadar orada kaldıktan sonra eve döndü. Kısa bir zaman sonra da Şah-ı Hazne'nin o lu Seyh Alaaddin vefat etti.
Dayısı, Konaklı Köyü'nün imamı idi. O kişi bu görevden ayrılınca köy halkı görevi kendisine teklif ettiler. Seyda Hazretleri kendi köyü olması sebebiyle kabul etmek istemedi. Ancak ısrar üzerine onlara iki şart koştu.
Bunlardan biri davul zurnalı dü ünlerin terk edilmesi ve kadın erkek bir arada oynamamaları idi.
İkincisi ise beraberinde getirdi i talebelerin bakımının üstlenilmesi idi.
Köylüler bu şartları kabul ettiler. Orada küçük bir medrese yaparak, üç yıl ikamet etti. O günlerden kalan bir anı şöyledir:
Köy halkından birisi başka bir köyden kız istedi. Kız tarafı davul zurnalı dü ün isteyince, şu cevabı aldılar:
"Kızınızı altınla süsleyip verseniz de, biz imamımıza söz verdik. İsterseniz vermeyin."
Üç yıl sonra kendi tabirlerince oradaki nasibi bitti ve köylülerden birisi dü ününü bu şekilde yapınca, oradan ayrıldı. Bazı geceler hayırlı bir yer ve hayırlı bir nasip dileyerek a ladı ını anlatırdı.
O sıralarda Gavs Hazretleri (k.s.a.) vefat etmiş ve Şeyh Seyda Muhammed Raşid Hazretleri irşada başlamıştı.
Muhammed Raşid Hazretleri, Seyda Hazretleri'ni Menzil'e davet etti. Yanlarında Seyda Molla Abdussamed Hazretleri oldu u halde, Menzil'e geldi. Yirmi küsür sene Seyda Muhammed Raşid Hazretlerinin yanında kaldı, hizmetinde bulundu. O günleri anarken de,
"Keşke bütün ömrümüz hizmetlerinde geçseydi, Allah (c.c.) onlardan razı olsun" diye anlatırken gözleri doluyor.
Bazı insanlar tarafindan şöyle anlatılır:
"Şeyh Seyda Muhammed Raşid Hazretleri'ne ricacı olarak gönderilirdi. Çünkü Seyda Hazretleri O'nu çok severdi.” Bazen ona;
"Seyda Hazretleri sizi çok seviyor" dendi i zaman;
"O benim kemalatımdan de il, Seyda Hazretleri'nin şefkat ve merhametindendir" derdi.
Bazı nedenlerle oradan ayrılma söylentisi üzerine, Seyda-i Şeyh Muhammed Raşid (k.s.a.) şöyle dedi:
"Senin Menzil'den ayrılman benim yüz ölümüme bedeldir. Ben bulunduğum müddetçe burada olacaksın. Benimle geldin, benimle gideceksin."
Bu, Seyda Hazretlerî'nin ona karşı sevgisine çok büyük bir işarettir. İnsan derin olarak düşünürse, Seyda Hazretlerinin bu lafı kullanması hayatta iken onunla beraber yaşamayı ve ondan ayrılmamayı istemesine işarettir.
Seyda Muhammed Konyevî Hazretleri, Muhammed Raşid Hazretleri'nin vefatından sonra, bir seneye yakın teberrüken Menzil'de kaldı.
Daha sonra Seyda Muhammed Raşid Hazretleri'nin hayatta iken işaret buyurdukları Konya'ya hicret ettiler.
Konya’ya (Konya'nın Ankara yolu üzerinde 18. km'sindeki Kayacık Köyü yakınında İkinci Organize Sanayi Karşısında) yerleştikten sonra kısa zamanda Sadatların himmetleriyle bir hizmet halkası kurulmuş ve gidip gelenlere vesile olmak suretiyle, bu hizmet sürdürülmektedir.
"Seni medreseye göndereceğim" dedi. Seyda Hazretleri' nin okul öğretmenleri O'nu öğ retmen okuluna gönderme kararı verdiler. Bu zaman zarfında Seyda Hazretleri, öğretmen okulunda belki namaz larımı aksatırım endişesiyle, bu karara karşı çıktı. Okulu bitince bir süre kendi keçilerine çobanlık yaptı.
Seyda Hazretleri medreseye gitmeden önce, küçük yaşlarında keçileri gütmeye giderdi. Köyleri kuraklık idi, çeşmeler yoktu. Keçileri gütmek için gece yola çıkarken, sabah namazını kılmak için suyunu yanında götürürdü.
Her hangi bir sebeple suyu zayi oldu u (boşa gitti i) zaman:
"Sabah namazının abdestini nasıl alaca ım" diye geceyi uyumadan, hep düşünerek geçirirdi. Sabah namazını kılmak için arkadaşlarına, hayvanlarını teslim etmek suretiyle, epey uzaklıktaki köye dogru karanlıkta giderdi. Köye gelirken sabah namazının vaktinin geçmesinden, güneşin do masından hep endişe ederdi. Köye vardı ında ise henüz sabah namazı vakti girmemiş olurdu.
Bunların hepsinin Allah-u Zülcelal'in bir ikramı, O'nun bir nimeti oldu unu ifade ederdi. Bunları; kendi kemalatı oldu unu açıklamak için değil, Allah'ın kendi üzerindeki bir nimeti oldu unu açıklamak için söylerdi.
Bazen camiye, cemaata giderdi. Köy halkından o yaştakiler arasında camiye gelen yoktu. Köyünün imamlığını yapan annesinin akrabası onun için, fazla cemaate gelmesin ona nazar de ecek derdi.
Bunlar medreseye gitmeden önce küçükken yaşadı ı olaylardı. Sabahleyin erkenden kalkar, karanlıkta camiye giderdi. Çok küçük yaşta bu kadar çok ibadete düşkün olduğu için, bazı insanlar:
"Bunu Yecüc-Mecüc kaldıracak" derlerdi. O, bunları, hiç kimse ona zahiri olarak irşad yapıp, tavsiye etmedi i; ona bunları anlatmadı ı halde yapıyordu. Bu da gösteriyor ki, bunlar Allah'ın ona bir ikramıydı.
Seyda Hazretleri, aradan bir süre geçince yanına bir yatak alarak evden kaçtı. Bir medreseye yerleşti. O günlerden bahsederken;
"O günlerin tadı bambaşka idi. İlim ve din aşkı bizi öyle sarmıştı ki, eve geldi im zaman, akrabalarımız, ilim ve din aşkından deli olacaksın diye üzüldüklerini beyan ederlerdi" diye aktarıyor.
Medrese yılları boyunca bütün arkadaşları ile hoş geçinmeye çalışır ve azami dikkat sarfederdi. Hocalarını da memnun etmek için var gücü ile çalışırdı. Hatta hocalarından birisinin şöyle dedi i nakledilmiştir:
"Yalnız o talebeli in hakkını veriyordu." Seyda Hazretleri hocalarını anarken,
"Allah onlardan razı olsun" diye dua ediyor.
Medrese arkadaşları ile çok iyi geçinmesine ra men, birgün bir arkadaşı ile a ız kavgası yaptı. Şer'an dahi arkadaşı haksız olmasına ra men o gece herkesin uyumasını bekleyip, daha sonra gidip arkadaşından özür dilemiş ve helalleşmiştir.
Böyle davranmasına neden olarak şu ayet-i celile'yi göstermiştir;
"Bir kimse sahibi bilcemden (birlikte olduklarından) sorulacaktır."
Seyda Hazretleri Van'ın Gürpınar İlçesinde okudu. Hocaları Seyda-i Molla Abdülbaki, Şeyh Muhammed Diyauddin'in (k.s.a.) torunlarından Şeyh Takyed-din'in halifesi idi. Onun yanında okurken elini sırtına vurarak:
"Maşaallah! Değil ki ay ay, gün gün ilerliyorsunuz" diye, onu takdir ediyordu.
Daha sonra hocalarından biri olan Seyda-i Molla Süleyman Baniki'nin yanına geldi. O, çok yaşlı idi. Hatta Şah-ı Hazne (k.s.a.)'nin halifesi olan Şeyh Abdürrezzak da ondan ders almıştır. .
Seyda Hazretleri bir arkadaşı ile beraber medreseden ayrılmaları icap etti. O zaman Seyda-i Süleyman Baniki onları yanına alıp evine götürdü ve çay ikram etti. Dedi ki;
"Bugüne kadar çok talebe okuttum. Ancak hiçbirinin gidişine bu kadar üzülmedim. Siz hem talebe olarak, hem de ahlâk olarak çok başkasınız. Gidişiniz beni üzüyor." İşte hocalarını böyle memnun ederdi.
Daha sonra birkaç hocaya daha gittikten sonra, son olarak kayınpederi Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretleri' nin yanına geldi.
Medrese yılları esnasında bütün talebeler harmana çıkarak, zekat toplarlardı. Seyda Hazretleri okumasına devam ederdi. Ramazan ayında civar köy camilerine giderek imamlık yapıp harçlık temin ederdi. Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretleri'nin yanında yaklaşık bir sene kaldıktan sonra icazet aldı.
Ondan sonra Allah-u Zülcelal nasip ettiğ inden, Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretleri tarafından, onun güzel ahlakı be enildi inden dolayı kızıyla evlendirildi.
Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretleri'nin yanında iken icazetine iki ay kala rüyasında şöyle gördü: Şah-ı Hazne'nin o lu Şeyh Alaaddin'in bir elçisi, Şeyh Alaaddin'in ona şöyle dedi ini naklediyordu:
“Ben filan yerdeyim, bekliyorum, acele olarak gel.” İcazetini aldıktan ve kendi köyüne imam olduktan sonra, bu rüyanın işaretiyle Şah-ı Hazne'nin (k.s.a.) o lu Şeyh Alaaddin'in yanına giderek ondan tarikat aldı. Gece sekiz şartı yaptıktan sonra, sabahleyin Şeyh Alaaddin onunla bir görüşme yaparak, şöyle sohbet etti:
"Tarikata girildikten sonra sabahleyin teveccüh yapılması uygun olur. Fakat ben hasta oldu um için teveccüh yapamadım. İnşaallah daha sağolursam uzun müddet beraber olacağız."
Daha sonra ona beşbin vird verildi. İki-üç gün çektikten sonra Şahı Hazne'nin (k.s.a.) saliklerine, hocalara şöyle dedi:
"Kalbimin; dilimin Allah dediği gibi, dediğ ini hissetmiyorum." Bunun üzerine o hoca öbür hoca arkadaşlarına dedi ki:
"Hele bir bakın! Biz kaç senedir vird çekiyoruz bizim kalbimiz, dilimiz gibi söylemiyor; o iki-üç gün vird çekti, istiyor ki kalbi dili gibi Allah desin." Bir hafta kadar orada kaldıktan sonra eve döndü. Kısa bir zaman sonra da Şah-ı Hazne'nin o lu Seyh Alaaddin vefat etti.
Dayısı, Konaklı Köyü'nün imamı idi. O kişi bu görevden ayrılınca köy halkı görevi kendisine teklif ettiler. Seyda Hazretleri kendi köyü olması sebebiyle kabul etmek istemedi. Ancak ısrar üzerine onlara iki şart koştu.
Bunlardan biri davul zurnalı dü ünlerin terk edilmesi ve kadın erkek bir arada oynamamaları idi.
İkincisi ise beraberinde getirdi i talebelerin bakımının üstlenilmesi idi.
Köylüler bu şartları kabul ettiler. Orada küçük bir medrese yaparak, üç yıl ikamet etti. O günlerden kalan bir anı şöyledir:
Köy halkından birisi başka bir köyden kız istedi. Kız tarafı davul zurnalı dü ün isteyince, şu cevabı aldılar:
"Kızınızı altınla süsleyip verseniz de, biz imamımıza söz verdik. İsterseniz vermeyin."
Üç yıl sonra kendi tabirlerince oradaki nasibi bitti ve köylülerden birisi dü ününü bu şekilde yapınca, oradan ayrıldı. Bazı geceler hayırlı bir yer ve hayırlı bir nasip dileyerek a ladı ını anlatırdı.
O sıralarda Gavs Hazretleri (k.s.a.) vefat etmiş ve Şeyh Seyda Muhammed Raşid Hazretleri irşada başlamıştı.
Muhammed Raşid Hazretleri, Seyda Hazretleri'ni Menzil'e davet etti. Yanlarında Seyda Molla Abdussamed Hazretleri oldu u halde, Menzil'e geldi. Yirmi küsür sene Seyda Muhammed Raşid Hazretlerinin yanında kaldı, hizmetinde bulundu. O günleri anarken de,
"Keşke bütün ömrümüz hizmetlerinde geçseydi, Allah (c.c.) onlardan razı olsun" diye anlatırken gözleri doluyor.
Bazı insanlar tarafindan şöyle anlatılır:
"Şeyh Seyda Muhammed Raşid Hazretleri'ne ricacı olarak gönderilirdi. Çünkü Seyda Hazretleri O'nu çok severdi.” Bazen ona;
"Seyda Hazretleri sizi çok seviyor" dendi i zaman;
"O benim kemalatımdan de il, Seyda Hazretleri'nin şefkat ve merhametindendir" derdi.
Bazı nedenlerle oradan ayrılma söylentisi üzerine, Seyda-i Şeyh Muhammed Raşid (k.s.a.) şöyle dedi:
"Senin Menzil'den ayrılman benim yüz ölümüme bedeldir. Ben bulunduğum müddetçe burada olacaksın. Benimle geldin, benimle gideceksin."
Bu, Seyda Hazretlerî'nin ona karşı sevgisine çok büyük bir işarettir. İnsan derin olarak düşünürse, Seyda Hazretlerinin bu lafı kullanması hayatta iken onunla beraber yaşamayı ve ondan ayrılmamayı istemesine işarettir.
Seyda Muhammed Konyevî Hazretleri, Muhammed Raşid Hazretleri'nin vefatından sonra, bir seneye yakın teberrüken Menzil'de kaldı.
Daha sonra Seyda Muhammed Raşid Hazretleri'nin hayatta iken işaret buyurdukları Konya'ya hicret ettiler.
Konya’ya (Konya'nın Ankara yolu üzerinde 18. km'sindeki Kayacık Köyü yakınında İkinci Organize Sanayi Karşısında) yerleştikten sonra kısa zamanda Sadatların himmetleriyle bir hizmet halkası kurulmuş ve gidip gelenlere vesile olmak suretiyle, bu hizmet sürdürülmektedir.