PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : O’nun gelişi ile dünyada dengeler değişiyor



MAHMUDHOCA
14.04.2007, 21:10
Hiçbir kimse yoktur ki, Efendimiz hakkında anlatılanlar, yazılanlar ve hayatı hakkında söylenenler, onun hakkında da söylensin, anlatılsın ve yazılsın. Ashab–ı Kirâm, Efendimizin yaşantısı konusunda çok hassas davranmışlar, onun oturmasına, kalkmasına, yemek yemesine, her hareketine ve tavrına son derece dikkat etmişler.



Peygamber Efendimiz hicrî aylar itibariyle rebiulevvel ayının on ikinci gecesi dünyaya teşrif buyurmuşlardır. Nitekim Süleyman Çelebi merhum Mevlid–i Şerif"inde:
"Hem Muhammed gelmesi oldu yakın çok alâmetler belurdi gelmeden.
Ol Rebiuul evvel ayın nicesi, on ikinci gece isneyn gecesi" buyurarak buna işaret etmiştir.
Miladî aylar itibarıyla da, Efendimiz 20 nisanda dünyaya gelmiştir. Hikmet–i ilâhî, bu sene Efendimizin doğumu, gerek hicrî tarih, gerekse miladî tarih itibarıyla çakışmıştır. 20 nisanı 21 nisana bağlayan gece, rebiulevvel ayının 12. gecesidir. Rabbim bu tevafuku tüm İslâm âlemi için hayırlara vesile eylesin. Efendimizin doğduğu gece, ehl–i küfür nasıl şamar yemişse, Allahu Teâlâ, Efendimizin bu doğum yıldönümünde de ehl–i küfre okkalı bir şamar indirsin inşallah…
Bazı âlimler, "Aylar içinde en kıymetli olanı rebiulevvel ayıdır." demişlerdir. Bunun üzerine onlara sorulmuş:
"Peki, içinde Kadir gecesinin bulunduğu, kendisinde Kur'an indiği ramazan ayından da mı kıymetli?"
"Evet! Zira ramazan ayının ve Kadir gecesinin kıymeti nereden biliniyor?"
Çünkü hakkında âyetler var. Hadis–i şerifler mevcut.
O âyetler kim vasıtasıyla bize bildirildi?
Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem vasıtasıyla.
Peki, o hangi ayda dünyaya teşrif etti?
Rebiulevvel ayında.
Demek Efendimiz gelmese, bunları bilemeyecektik. Ne ramazandan haberimiz olacaktı, ne de Kadir gecesinden. İşte bu mânadan dolayı bazı âlimler rebiulevvel ayı için "en kıymetli ay" demişlerdir.
Hiçbir kimse yoktur ki, Efendimiz hakkında anlatılanlar, yazılanlar ve hayatı hakkında söylenenler onun hakkında da söylensin, anlatılsın ve yazılsın. Ashab–ı Kirâm, Efendimizin yaşantısı konusunda çok hassas davranmışlar, onun oturmasına, kalkmasına, yemek yemesine, her hareketine ve tavrına son derece dikkat etmişler, onun nurlu yolundan gitmeye son derce gayret göstermişlerdir. Bununla da kalmayıp, Efendimizin örnek hayatını, kendilerinden sonraki nesillere en ince ayrıntısına kadar anlatmış ve öğretmişlerdir. Yaşantısı hakkında böylesine geniş bir malûmat başka hiçbir kimse için verilmemiştir.

SEVEN SEVDİĞİNDEN
ÇOK BAHSEDER
"Kutlu Doğum" vesileyle inşallah hepimiz bu ay Efendimizden bahsedelim. Dilimizin döndüğünce onu anlatalım. Aslında sadece "Kutlu Doğum" haftalarında, Mevlid kandillerin de değil, her zaman, her görüşme ve bir araya gelişlerimizde ondan söz etmeliyiz. Onun hayatını, yaşayışını, ahlâkını, cihadını, kulluğunu, doğumundan, âhirete irtihaline kadar geçen bütün safhalarını "A" dan "Z" ye "Elif" ten "Ye"ye kadar okumalı, öğrenmeli, yaşamalı ve anlatmalıyız. Zira "seven sevdiğinden çok bahsedermiş."
Kendimizi şöyle bir yokladığımızda, maalesef Efendimiz hakkında çok az şey bildiğimizi, bu konuda çok eksik ve yetersiz olduğumuzu görüyoruz. "Bize Resûlullah'ı anlat!" deseler, çok sevdiğimizi, uğruna canımızı seve seve verebileceğimizi söylediğimiz hâlde, acaba onun hakkında kaç saat konuşabiliriz? Halbuki ne lüzumsuz ve gereksiz kimseler hakkında öylesine malûmat sahibiyiz ki… Bir futbolcunun, bir şarkıcı veya artistin hayat hikâyelerine, yaşantılarına, onların hobi veya fobilerine olan merak ve ilgimiz, maalesef Sevgili Peygamberimizin hayatı hususunda yok. Allah bu konuda merakımızı artırsın! Peygamber Efendimize olan sevgimizi ve muhabbetimizi ziyade etsin. Amin! İnşallah bundan böyle kendimize bir program yapalım ve her gün mutlaka en az yarım saatimizi Peygamber Efendimizin hayatını okumak için ayıralım.
Efendimiz hakkında pek çok kitaplar, telif edilmiş, kasideler yazılmış beyitler inşâd edilmiştir. Tabi-i ne kadar yazılsa, ne kadar anlatılsa ve övülse, yine de hepsi eksiktir, noksandır. O güzeller güzelini hakkıyla anlatabilmek mümkün değil elbette… Zaten onu anlatırken, hiçbir hatip, hiçbir konuşmacı "Onu hakkıyla anlatacağım." iddiasında değildir. Peygamber şairi Hassan b. Sabit Radıyallahu Anh'ın dediği gibi:
Ma in medahtü Muhammeden bi mekâletî
Velâkin medahtü mekâletî bi Muhammedin.
Yani "Ben sözlerimle Muhammed'i övmüş olmuyorum. Velâkin ondan bahsetmekle benim sözlerim övülmüş oluyor." diyor. Biz de ondan bahsederken onu övmüş olmuyoruz. Lâkin ondan bahsetmekle sözlerimiz övülmüş, şeref kazanmış ve bereketlenmiş oluyor elhamdülillâh!
Halid b. Velid'e:
"Bize Resûlullah'ı anlatır mısın?" dediler. Halid b. Velid:
"Onu anlatmam mümkün değildir." buyurdu.
"Hiç olmazsa bir şeyler söyle." dediklerinde buyurdu ki:
"Gönderilen gönderenin şanına göredir. Onu gönderen Allah olduğuna göre, varın gerisini siz düşünün."
Yine onun âşıklarından Seyyid Mustafa İsmet Garibullah büyük şeyh efendi, "Risale–i Kudsiyye"sinde ne buyurdu:
"Ne mümkün vasfolunmak ol Habibi Ana vassaf hemen Allah karibi."
"Resûlullah'ı tam vasfetmek mümkün değildir. Sıfatlarını tam bilmiyorsun ki, anlatasın. Ancak onu ziyade tarif edici, onun ziyade yakını olan Allah (c.c.)'tır.

DOĞDU OL SAATTE
OL SULTAN–I DİN
Ve Mevlâ Teâlâ, Âdem Aleyhisselâm'ı yaratınca o nuru sulbüne koydu. Melekler bu nurdan istifade etmek için Âdem Aleyhisselâm'ın ardında saf tuttular. Tabi-i Hz. Âdem meleklerin önünde olmasını arzu ettiği için bu nuru alnına koymasını istedi. Ve nur alnına nakledildi. Bu sefer melekler onun önünde saf tuttular. Daha sonra Âdem Aleyhisselâm, "Melekler o nuru görüyor; ama Ben göremiyorum." buyurarak, kendisinin de görmesi için Mevlâ'dan o nuru, görebileceği bir uzvuna nakletmesini istedi. Ve o nur şehadet parmağına kondu. Cennette olduğu sürece o nuru gözlerine sürerdi. Dünyaya indirildiğinde bu nur sulbüne iade edildi.
İşte bu nur Hz. Âdem'den sonra gemide Hz. Nuh'un, ateşin içinde Hz. İbrahim'in sulbüne intikal etti. Böylece bu nur temiz sulplerden temiz rahimlere geçmek sûretiyle, ana babasından bu âlemi şereflendirinceye kadar intikal etti. Ve rebiulevvel ayının 12. gecesi bu âlemi şereflendirdi.
"Hem Muhammed gelmesi oldu yakın çok alâmetler belirdi gelmeden.
Ol rebiulevvel ayın nicesi on ikinci gece isneyn gecesi."
Efendimiz doğduğunda acayip hâller zuhur etti.
Osman b. As es–Sakafî'nin annesi Fatıma binti Abdullah diyor ki:
"Ben Resûlullah'ın doğumunda oradaydım. O gece evde neye baksam onun nurlandığını ve evin nurla dolduğunu görüyordum. Ve yıldızların yaklaştığını, yerlere sarktığını gördüm; sanki düşeceklerdi." diyor Yıldızlar dahi Efendimizin dünyaya teşrif edişine, hoş geldin dercesine saygıyla eğiliyorlardı.
Efendimiz göbeği kesilmiş ve sünnetli olarak doğdu. Ve doğarken diğer çocuklar gibi değil, ellerini yere dayamış, başını semâya kaldırmış olarak doğdu. Arapların âdetinde, geleneğinde doğan çocukların üzerine büyük bir çanak kapatılır. Ve ona güneş doğuncaya kadar bakılmazdı. Fakat Efendimizin üzerine kapatılan çanak yarılmış ve oradan gözlerini semâya diktiği görülmüştü.
Efendimizin doğduğu gece dedesi Abdülmuttalib diyor ki:
"Ben o sırada Kâbe'de idim. Beyt–i şerifin, bütün direkleri ve sütunlarıyla Makam–ı İbrahim'e doğru eğildiğini gördüm. Ve onun fasih bir şekilde tekbir ve tehlilini duydum. Kâbe eğildi, kalktı, tek taşı düşmedi. Beytullah doğrulunca şöyle dedi: "Habibi Muhammed Mustafa hürmetine, beni sâir mekânlar üzerine faziletli kılan Allah'a hamdolsun."
Annesi Amine Hatun ise:
"Onun doğumundan dolayı hiç sancı görmedim ve doğduğunda bir nur çıktı ki, ta Busra mevkiindeki develerin boyunlarını gördüm." diyor.
"Doğdu ol saatte ol Sultan–ı din, Nura gark oldu semavatı zemin"
Efendimizin doğumuyla beraber, Dünyanın bâtınını aydınlattığı gibi zâhirini de aydınlattı.
Amine validemiz hamile iken rüyasında "Muhammed" isminin koyulmasını tembihlediklerini kayınpederi Abdülmuttalib'e anlattı. Ve O da develer davarlar kestirerek ziyafetler verdi, ismini "Muhammed" koydu. Kureyşliler dediler "Torununa niye Muhammed ismini koydun? Atalarından birinin ismini koysaydın ya." Dedi ki: "Gökte Allah'ın, yerde de insanların onu övmelerini istedim. Onun için Muhammed koydum."

EBÛ LEHEB'İN
AZABININ
HAFİFLEDİĞİ AN
O gün Ebû Leheb'in cariyesi Süveybe Hatun:
"Kardeşin Abdullah'ın bir oğlu oldu." diye müjde getirdi. Bu müjdeyi duyunca Ebû Leheb, onu azat etti. Öldükten sonra Abbas Radıyallahu Anh onu rüyada görünce, "Ne hâldesin?" diye sordu. Ebû Leheb:
"Çok sıkıntı ve azaptayım; lâkin pazartesi günleri işaret ve başparmağım arasından sulanarak azabım hafifletiliyor." dedi. Resûlullah'ın doğumuna sevinip cariyeyi azad ettiği için Allah o gün, azabını hafifletmişti.
Ve o gece birtakım acayip hâller meydana geldiği, çeşitli siyer kitaplarında geçmektedir. Zamanın süper gücü Kisra'nın sarayı beşik gibi sallanmaya başladı. Sarayın on dört tane kulesi, şerefesi, çatırdayarak patır kütür yıkıldı ki, burası çeşitli mücevherler de harcanarak 90 senede inşa edilmişti. Bu tahribattan sonra bu burçlar bir daha inşa edilemez oldu. Bunlar saltanatın alâmeti idi. Demek saltanat artık yıkılacaktı.
Mecusilerin bin yıldır hiç sönmeden yanan ateşleri sönmüştü. Bu ateş bin yıldır sönmemiş, söndürmemişler, ona taptıkları için onu diri tutmaya çalışmışlardı. Evindeki bir sobayı bile akşamdan yaksan, sabaha sönüyor iken, bin sene hiç sönmeyen ateşe ne oldu da sebepsiz olarak söndü? Ne olacak, dinsizlik ateşi sönecekti.
Save gölünün suyu çekildi. Bu büyük bir göl idi. Etrafında pek çok kilise ve tapınak vardı. Putperestler orada putlarına tapınırlardı. Suyun çekilmesi, bu puthanelerin de harap olmasına sebep oldu. Bu putperestlik ve bâtıl sistemlerin suyunun çekileceğinin alâmetiydi.
Daha birçok hâdiseler oldu. Semave vadisini su bastı. "Mubezan" denen zâlim adam, korkunç kâbuslar görerek sabahı zor etti.
Artık dünyada dengeler değişiyordu. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ehl–i küfür, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in doğumuyla büyük bir şamar yiyordu.
Artık İlim geliyordu, cehalet gidecekti.
Adalet geliyordu,zulüm bitecekti.
Medeniyet geliyordu, vahşet bitecekti.
Dostluk geliyordu, adavet bitecekti.
Hak geliyordu, bâtıl zail olacaktı.
Mevlâ Teâlâ, Efendimizin doğum gecesi hürmetine, ehl–i küfre bir daha okkalı bir şamar indirsin. Dünyadaki güç dengelerini, bu mübarek gece hürmetine Müslümanlar lehine değiştirsin! Amin!!!
Fî emanillah!

H@FIZ
18.04.2007, 18:07
Orjinal Yazarı MAHMUDHOCAMevlâ Teâlâ, Efendimizin doğum gecesi hürmetine, ehl–i küfre bir daha okkalı bir şamar indirsin. Dünyadaki güç dengelerini, bu mübarek gece hürmetine Müslümanlar lehine değiştirsin!

Amin.Allah razı olsun. Rabbim müslümanların yardımcısı olsun...

ARAL
20.09.2010, 13:31
amin ecmain