PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Haftanin konusu Sabir



SuDeKa
15.04.2007, 17:10
http://img411.imageshack.us/img411/7838/barrrrb15ixxd8.gif (http://imageshack.us)

Haftanin konusu Sabir paylasimlarinizi bekliyoruz insAllah


Ey iman edenler, sabredin, sabretmekte birbirinizle yarış edin![A.İmran 200]


Hak teâlâ, kendini sabretmeye zorlayanı sabretmeye muvaffak kılar[Buhari]


http://img265.imageshack.us/img265/4590/roseban315qd1bmlv1.gif (http://imageshack.us)

SuDeKa
15.04.2007, 17:27
Sabır, tökezlemeyen binek, kanaat ise bükülmeyen kılıçtır.
Üzülmek istemiyorsan, kaybedince seni üzecek bir şeyi kazanmaya çalışma.
Her musibetin geçici olduğunu bilen, belaya maruz kalınca kendisini tesellide başarılı olur.
Musibete sabırsızlık göstermek, ondan da büyük musibettir.
Belaya sabredilmezse, musibet iki olur.

gurbetkusu
15.04.2007, 17:28
sabir acidir meyvasi tatlidir...

MuH@©i®
15.04.2007, 17:42
"SABRIN TAMAMI HAYRDIR"hadis-i şerif
Burdan anlaşıldığına göre sabretmenin sonucu ne olursa olsun hayırdır.Sabrın hayra ulaştırmadığı olmaz..


(Habibim!)Kendilerine bir musibet isabet ettiğinde "biz Allah içiniz ve muhakkak ona döndürüleceğiz" diyen sabredenleri müjdele..Bakara Suresi

görkem
15.04.2007, 18:26
bende bir atasözü yazayım...

sabreden derviş muradına erermiş...

aHaVi
15.04.2007, 19:35
Sinirlendiğinizde.. sabırlı ve sonuçlardan haberdar olmalıyız !!!!
Hayat, “herkesin kendine göre bir derdi var “, deyimiyle başlarsak,
her insanın kendine göre bir sorunu, bir sıkıntısı ,
ekonomik veya manevi olarak sorunları mutlaka vardır.
Hiçbir insan dünyada kusursuz, tam mutlu ve sorunsuz değildir.
Tabi sorunlar ve sıkıntılar , insanlarda neticede olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu etkiler sonucunda gerginlikler ,sinirlenmeler ve deprasyona kadar insan oğlunu sevketmektedir. Bu durumda ;
haliyle Hayatımızda görmek istemediğimiz bazı tatsız ,
acı ve felaket olayların meydana gelmesine sebep olmaktadır.
Hayir ve Ser Allah´tan geliyor, Sabredelim insallah...

ZeVRaK
15.04.2007, 21:10
SABIR



Acıya katlanma, sıkıntı ve meşakkatlere karşı soğukkanlılıkla mukavemet etme, aklın ve dinin gösterdiği yolda sebat etme.

Sabır ruhun bir melekesidir, güzel bir huydur. Tahammülü zor ve nefse ağır gelen şeylere katlanmak ancak sabır ile olur. Bir hakkı müdafaa ve muhafaza etmek için gösterilen sebat, sabretmekle mümkündür. Allah'ın emirlerini yerine getirmek, aklın ve dinin hoş görmediği ve nefsin meşrû olmayan istek ve arzularına mukavemet edebilmek, hayatta elde olmadan başa gelen ve insana büyük elem ve keder veren bela ve musîbetlere karşı koyabilmek ve bunların üstesinden gelebilmek için sabırlı olmak ve sabretmeye alışmak lazımdır.

Bütün faziletlerin anası, hayatta muvaffak olmanın ve kemale ermenin sırrı bu güzel özelliktir. Her türlü rezaletin sebebi sabırsızlık veya gerektiği kadar sabır gösterememektir. Sabır her faziletin üstünde bir değer taşır. "Şüphesiz Allah Teâlâ sabredenlerle beraberdir" (el-Bakara, 2/153, 155).

Sabrın sonu selamettir, başarıdır. Sabır acıdır. Fakat sonucu tatlıdır. Hz. Peygamber (s.a.s); "Sabreden başarıya ulaşır' ; "Sabır başarının anahtarıdır"; "Sabır bir ışıktır"; "Sabır cennet hazinelerinden bir hazinedir"; "Sana sıkıntı veren şeylere karşı sabretmende bir çok hayır vardır" buyurarak sabrın faziletini anlatmıştır.

MAHMUDHOCA
15.04.2007, 21:27
Efendi Hazretleri’nden




“İnsan, insanlığa, Rabbini tanımakla, Rabbinden korkmakla ulaşır”

İnsan, insanlığa, Rabbisini tanımakla, Rabbisinden korkmakla ulaşır. Başka bir şeyle ulaşmaz. Bizim derdimiz bu olsun. Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'le amel etmedikçe insanı insan saymıyor.

İnsan, insanlığa, Rabbisini tanımakla, Rabbisinden korkmakla ulaşır. Başka bir şeyle ulaşmaz. Bizim derdimiz bu olsun. Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'le amel etmedikçe insanı insan saymıyor. Ne buyuruyor onlar hakkında?

"Onlar hayvanlar gibidir. belki de hayvandan da daha delâlettedir, daha çok sapıklıktadır."(1)

Amma Kur'an-ı Kerim'e sarılan kimseyi Allah-û Tealâ büyük adam kabûl ediyor. Bunu beyan eden bir ayet okuyalım:

"Onların (Ehl-i kitabın) hepsi müsavi değildirler. Ehl-i kitaptan istîkamet ve adalet üzere olan bir cemaât vardır ki, gece saatlerinde secde ederek Allah' ın ayetlerini okurlar."

"Onlar, Allah(-u Tealâ Hazretleri)’a ve ahiret gününe iman ederler, iyiliği emreder, kötülükten menederler hayırlı işlere koşarlar. İşte bunlar salih kimselerdendirler."

"Onların hayır cinsinden yaptıkları şeyler karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah(u-Tealâ) takva sahiplerini hakkıyla bilendir."(2)

Gördünüz mü şeref kimindir?

"Ümmetimin en şereflileri Kur'an-ı yüklenenler ve gece ibadet edenlerdir."

Bu hadis-i şerif de ayetimizi te'yid etmektedir. Demek ki şeref gece, gündüz seferber olarak Kur'an'a hizmet edenlerindir. Bu kişi hammal veya hammal kızı süpürgeci veya süpürgeci kızı olsa dahi durum değişmez. İnsan Kur’an ehli olmadıkça hiçbir değeri yoktur.



* Sabır üç çeşittir:

1. İbadetlere devam etmede sabır.

2. Günahlardan kaçınmada sabır.

3. Belâ ve musibetlere karşı sabır

"Muhakkak Allah (-u Tealâ Hazretleri) sabredenlerle beraberdir."

Allah-û Tealâ bir kulla beraber olursa, o kula birşey olur mu? Hep başımıza gelen dertler Mevlâ Tealâ Hazretleri’ni unutmaktandır. Bu da günahların başıdır. Biraz da sabırdan bahsedelim:

Sabır, acıya, zorluğa katlanmak, nefse ve bedene ağır gelen hâllere telâş göstermeksizin mukavemet etmektir.

Allah Tealâ Hazretleri’nin en güzel isimlerinden bir tanesi de, "Sabûr" İsm-i Şerifi’dir.

Sabır, güzel bir meziyettir. Her kimde sabır varsa onda ilahi kuvvetten bir tecelli kokusu vardır.

Sabır üç çeşittir:

1. İbadetlere devam etmede sabır.

2.Günahlardan kaçınmada sabır.

3. Belâ ve musibetlere karşı sabır.

Cenab-ı Hak bu ayet-i kerimemizde özellikle sabrın kıymetine işaretle:

"Muhakkak Allah sabredenlerle beraberdir" buyuruyor.

Sabrın büyüklüğünden ve faziletinden dolayıdır ki Allah-û Tealâ Hazretleri sabredenlerin mükâfatını ölçüsüz kılarak şöyle buyurmuştur.

"Ancak sabredenlere mükâfatları hesapsız (ölçüsüz) olarak verilecektir" (3)

Sabretmenin mükâfatları çoktur.

Secde sûresinin 24. ayet-i kerimesinde de Cenab-ı Hak Celle ve Alâ Hazretleri, Tevrat ehlinin dini vazifelerinde ve düşmanlarından gelen eziyetler karşısında göstermiş oldukları sabırlarından dolayı onlardan hidayet rehberleri olan imamlar vücuda getirdiğini beyan buyuruyor:



* Ev sahibi Osman Gazi'ye;

-Aman efendim, niçin istirahât etmediniz? Yatak benim yaptığım gibi duruyor. Yoksa bir rahatsızlık mı oldu? diye sorar.

Osman Gazi;

-Hayır bir rahatsızlık falan yok. Duvarda asılı Kur'an-ı Kerim'i gördüm, Kur'an'ın karşısında ayağımızı uzatıp yatmak bize yakışmaz.

"Gerçekten bu Kur'an, insanları en doğruya iletir ve salih ameller işleyen mü'minlere de kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler." (4)

Herşeyimiz Kur'an-ı Kerim' dedir. Hocaefendi, öyle ama Kur'an-ı Kerim bana örtünmemi emrediyor, geniş uzun elbise giydiriyor, abdest aldırıyor, uykunun tatlı vaktinde kaldırıyor. Anlıyorsunuz değil mi? Bunlardan sebeb sevmiyorlar. Halbûki onlar kabre girince bütün bu yapmadıkları şeyler için pişman olacaklar. "Şimdi vakît olsa da hepsini yapsak" diyecekler.

Altın madeni toprağın altında gizlidir. Onu bulmak için ne kadar çok meşakkâtlere katlanırlar, yaa Kur’an-ı Kerim için?

Birisi dedi ki; "Ölüm gelince herşey bozuluyor"

Doğru söyledi. Bozulacak şeyler sevilir, bozulmayacak muhkem olan Kur'an'ın yolu sevilmez. En büyük nimet olan Kur'an-ı Kerim'e mazhar olmaya çalışalım. Elinde Kur'an'ı olan ve O’nunla amel eden bir insanın sırtı yere gelmez. O’nu kimse yenemez.

Osmanlı Devleti, Kur'an-ı Kerim ile Osmanlı Devleti oldu.

Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi bir gün biryerde misafir olur. Akşam yemeğini yiyip biraz sohbet ettikten sonra, yatma zamanı gelir. Evsahibi Osman Gazi'nin yatacağı yatağını hazırlar. "Allah Rahatlık versin efendim" der kapıyı çeker çıkar.

Osman Gazi, yatmak üzere hazırlanıp tam yatacağı zaman gözüne karşısındaki duvarda asılı Kur'an-ı Kerim torbası ilişir. Osman Gazi, yatağa iki dizinin üzerine oturur, sabaha kadar böyle kalır.

Sabah olur, evsahibi gelir, bir de bakar ki; yatak hiç bozulmamış. Akşam serdiği gibi duruyor. Evsahibi Osman Gazi'ye;

-Aman efendim, niçin istirahât etmediniz? Yatak benim yaptığım gibi duruyor. Yoksa bir rahatsızlık mı oldu? diye sorar.

Osman Gazi;

-Hayır bir rahatsızlık falan yok. Duvarda asılı Kur'an-ı Kerim'i gördüm, Kur'an'ın karşısında ayağımızı uzatıp yatmak bize yakışmaz.

Kur'an'a saygı ve hürmetle kurulan müslüman Osmanlı Devleti, asırlarca dünya saltanatını sürdürmüş bütün dünyaya ferman okumuştur. Kâfirlerin kalabalık olduğu, silahlarının ve vasıtalarının çok olduğu zamanlarda da onları yendiler.

Sonra kâfirler biraraya gelip, bunun sebebini araştırdılar. Birçok fikirler öne sürdüler. Hiçbiri beğenilmedi. İngilizlerin baş vekili "Çorçil" isimli mel'un çıktı, cebinden bir kitap çıkardı ve "Bu nedir" diye sordu. Kur'an'dır denilince "Bizi bununla yendiler bundan böyle, onlar ile savaşmayalım, lâkin ellerinden Kur'an'ı alalım" dedi.

safahat
15.04.2007, 23:16
http://img411.imageshack.us/img411/7838/barrrrb15ixxd8.gif



HaftanIn konusu SabIr (Sabr),
Insanoglunun en zor, dayanma, bekleme, sebat gösterme duygusudur.
SabIr, hayatImIzda basImIza gelen cok yönlü ve cok cesitli haller`de
gösterilmesi gereken tahammül ve katlanma olayIdIr..

Zor`dur süphesiz..
azim gerektirir..
Bir güzel söz görüp yazmIstIm bir yerden:

"SabrIn tükendigi yerde hic bir zaman güzel seyler olmaz..!"

EvladInI yitiren Anne ve BabanIn göstermesi gereken sabIrla,
Birisine bir sey ögreten`in gösterdigi sabIr elbetteki farklIdIr..
Biriyle münakasaya girmis sinirli birinin göstermesi gereken sabIrla,
SigarayI yeni bIrakmIs birinin gösterecegi sabIrda farklI olabilir.
Günümüzde evlat yetistirmekte zorlanIyor, söz dinletemiyorsak yine
buradada sabIr gerekir, bagIrIp cagIrmak ne getirirki?

Vel hasIl, "SabIr zorluklarIn anahtarIdIr"
Allah c.c. Kuran-I Kerimde bir cok yerde sabrI emretmektedir mü`minlere.

" Namazla ve SabIrla benden yardIm isteyin.!" buyuruyor Allah c.c.
Musibetler`de, HastalIklarda, Derde düstügümüzde, Fakirlikte,
Mesakkatlerde ve her türlü zorluklarda müslüman`a sabIr yarasIr.

Allah c.c. böyle durumlarla bizleri imtihan edebilir...

Rabbim cümlemizi Sabreden kullarIndan eylesin..amin. :-003

cyberyasar
16.04.2007, 07:32
Sabır, acı şeyi yüzünü ekşitmeden içmektir. Yani, şikayet ve feryatta bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belaya katlanmaktır.



Sabır, muhalefetten sakınmak, belaların acılığını yudum yudum tadarken, sakin olmak, geçimde fakirlik baş gösterince zengin görünmektir.



Sabır, bela gelince güzel edeple durmak, şikayetsiz olmak, belada fani, yok olmaktır. Sabır, afiyet gibi bela ile de arkadaş ve dost olmak, onunla bulunmaktır.



Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel huydur. Sabır, peygamberlerin hasletlerindendir. Bunun için atalarımız, (Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır), (Sabır selamettir), (Sabırla koruk helva olur) demişlerdir. Belalara sabretmek, kurtuluşa sebeptir. Allahü teâlâ buyuruyor ki:

(Ey Resulüm, kâfirlerin eziyetlerine karşı, ululazm peygamberlerin sabrettikleri gibi sabret ve onlar hakkında azap için acele etme!) [Ahkaf 35]

Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü, (iman nedir?) diye sorulduğunda Peygamber efendimiz, (Sabırdır) buyurdu. (Deylemi)



Sabrın büyüklüğü ve fazileti sebebiyle Kur'an-ı kerimde yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlere verilecek sevaplar bildiriliyor. Allahü teâlâ buyuruyor ki

(Sabredenlerin mükafatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.) [Nahl 96]

(Ey iman edenler, Allah’tan sabır ve namazla yardım isteyiniz. Allahü teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153]



(Allah sabredenleri sever.) [Al-i İmran 146]

(Sabredenlere, mükafatları hesapsız verilir.) [Zümer 10]

(Sabır ve namaz, yalnız Allah’tan korkan müminlere kolay gelir.) [Bekara 45]



(Sabredenlere [lütfumu, ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155]

(Eyyubü, [mal ve canına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, hep Allah’a yönelir, Ona sığınırdı.) [Sad 44]

(Sabretmekte yarışınız!) [A.İmran 200]



Sabrın fazileti o kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ, sabrı çok aziz eyledi. Herkes sabır nimetine kavuşamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Sabır, Cennet hazinelerinden bir hazinedir.) [İ.Gazali]

(Eğer sabır insan olsaydı, çok kerim ve cömert olurdu.) [Taberani]

(Hoşlanmadığın şeye sabır etmende büyük hayır vardır.) [Tirmizi]



(İbadetin başı sabırdır.) [Hakim]

(Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Deylemi]

(Hak teâlâ, sabırlı ve ihlaslı olanı, sorguya çekmeden Cennete koyar.) [Taberani]

(En hayırlı vasıta sabırdır.) [Hakim-i Tirmizi]



(Allah’ın yardımı, kulun sabrı ile beraberdir.) [Ebu Nuaym]

(Bozuk bir işi düzeltemezseniz, sabredin! Allahü teâlâ onu düzeltir.) [Beyheki]

(Oruç sabrın, sabır da, imanın yarısıdır.) [Ebu Nuaym]

(Aşkını gizleyip, namusunu koruyarak sabreden, Cennete girer.) [İbni Asakir]



(Kendini sabra zorlayan başarır.) [Buhari]

(İmanın yarısı sabır, diğer yarısı ise şükürdür.) [Beyheki]

(Dünyada veya ahirette özür dilemek zorunda kalacağın söz ve hareketten uzak durmaya çalış!) [Hakim]



(Şu üç kimseye acıyın, merhamet edin! 1- Cahiller arasında kalan âlime, 2- Varlıklı iken yoksul düşen zengine, 3- Çevresinde hatırı sayılırken itibarını kaybeden zata.) [Tirmizi]

(Bir kimse, senin ayıplarını söyleyerek seni kötülerse, sen de onun aybını söyleyerek kötülemeye çalışma! Bunun sevabı senin, vebali de kötü söz söyleyenindir.) [Nesai]



Peygamber efendimiz, taş kaldırıp kuvvet denemesi yapanlara sordu:

- Bu taşı kaldırmaktan daha zoru nedir?

- Bildir ya Resulallah, dediler.

- Öfkeli iken, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en ağır taş kaldıranınızdan daha kuvvetlidir. [T. Gafilin]



Demek ki, belaların nimet olması, o belaya sabretmeye ve Allahü teâlânın gönderdiği kazaya razı olmaya bağlıdır. Bela gelince feryat eden, önüne gelene Rabbini şikayet eden, nimetten mahrum kalır, azaba layık olur. Belaya sabır, peygamberlerin hasletlerindendir.



Şükür ve sabır
Şükür, Allah’ın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, günahlardan kaçınmaktır. İnsan, Rabbin verdiği nimetlerle günah işlerse, nankörlük etmiş olur.



Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü, müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır. Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp utanması da şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmesi de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demesi de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür. Hatta vasıtalara şükür de şükür olur. Şükür, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavuşturur. Kur'an-ı kerimde, (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım) buyuruluyor.



Namazı doğru kılan, Allahü teâlânın sayılamıyacak kadar çok olan bütün nimetlerine şükretmiş sayılır. Hadis-i şerifte, (Namaz, şükrün bütün kısımlarını içine alır) buyurulmuştur. Demek ki doğru namaz kılan şükretmiş olur. Namaz kılmayan ise, nankörlük etmiş olur. Şükür ve sabırla ilgili küçük bir kıssa da bildirelim:


Hifa Hatun
Medine’de güzelliği diller destan olan bir kadın vardı. Adı Hifa olan bu hatun, Resulullah efendimizden Cennete götürecek ibadetin ne olduğunu sordu. (Önce evlenmek gerekir. Evlenen dinin yarısını korur) cevabını alınca, Hifa Hatun, (Kendime denk olan hiç kimse göremedim. Ancak siz, kimi uygun görürseniz, ona razıyım) dedi. Resulullah efendimiz, (Yarın mescide ilkönce gelen zat ile evlendireyim) buyurdu. Hifa hatun da razı oldu.



Sabah oldu. Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzel değildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise, güzel olduğu kadar da zengin ve her bakımdan mükemmel idi. Allahü teâlânın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı. Süheybin düğün yemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini götürecek bir yeri de yoktu. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi. Hifa, Süheyb için bir nimet, Süheyb de Hifa için bir mihnet demekti.



Gerdek gecesi, (Cennete öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve şükredenler girer) hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için ikisi de, (Nimete şükür ve mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye) karar verdi. Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hz. Süheyb, sevincinden başını secdeye koyup, (Ya rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir günaha girmeden, canımı al) diye dua etti. O anda vefat etti. Peygamber efendimiz, (Şu anda Hifa hatun da vefat etti) buyurdu. İkisinin kabrini yanyana kazdılar. Biri nimete şükretmişti, diğeri de mihnete sabretmişti.



Başımıza gelen belalara sıkıntılara sabretmek mi lazım, günahlarımıza kefaret oluyorlar mı?

CEVAP
Şakik-i Belhi hazretleri, (Sıkıntıya sabrın mükafatını bilen, sıkıntılardan kurtulmaya heves bile etmez) buyuruyor. Sıkıntılara karşılık verilecek nimetleri hatırlayarak, sıkıntı hafifletilebilir. Nitekim Allahü teâlâyı sevenler, birçok acılara katlanmışlar, hatta o acıları duymamışlar bile, Sırri-yi Sekati hazretleri, (Allahü teâlâyı seven, Ondan gelen belaların acısını hiç duymaz. Bir değil, yetmiş kılıç darbesi alsa yine duymaz) buyuruyor. Nitekim, Mısır halkı günlerce yemeden içmeden Hz.Yusuf’un güzelliğine bakakaldılar. Onun güzel yüzüne bakmakla açlıklarını unuturlardı. Bundan daha önemlisi de Mısırın ileri gelen kadınları, Hz.Yusuf’un güzel cemaline bakarak, ellerini kestiler, fakat acısını duymadılar. (Yusuf suresi 31)



Çölde, yaşayan bir bedevinin bir horozu, bir köpeği ve bir de merkebi vardı. Horoz, sabahları öter, onları namaza uyandırırdı. Bir gün tilki horozu alıp götürdü. Çoluk çocuğu üzüldü. Bedevi, (Hakkımızda belki bu hayırlıdır) diyerek onları teselli etti. Bir kurt geldi, yüklerini taşıyan merkebini parçaladı. Bedevi, üzülen çoluk çocuğunu, (Belki hakkımızda hayırlısı budur) diyerek teselli etti. Bir müddet sonra kendilerine bekçilik eden köpekleri de öldü. Bedevi yine ailesini teselli etti.



Bir sabah gördüler ki, ilerideki bir çadırda yaşayanlar, esir alınarak götürülmüş. Merkebin anırması, horozun ötmesi ve köpeğin havlaması çadırda yaşayanları ele vermiş. Bedevinin hayvanları olmadığı için onların varlığından haberdar olamamışlar. Hayvanlarının elden çıkması, bedevinin hakkında hayırlı olmuştur. Şu halde, (Allahü teâlânın gizli lütuflarını bilen, her halükârda Onun işinden razı olur) sözünü hiç unutmamalıdır!



İsa aleyhisselam, cüzzamdan etleri dökülmüş, gözleri kör olmuş, her tarafı perişan yatalak bir hastanın, (Çoklarını müptela ettiği dertten beni koruyan Allahü teâlâya hamd olsun) dediğini işitince, (Sana gelmedik bela mı var da böyle dua ediyorsun?) buyurdu. Hasta adam, (Ey Allah’ın Resulü, benim imanım var, ben marifet sahibiyim) dedi. Hz. İsa, (Doğru söyledin) buyurarak elini hastanın vücuduna sürdü. Gözleri açıldı, vücudunu kaplayan hastalık da hemen geçti. Eskisinden daha güzel biri oldu. Hz. İsa ile birlikte uzun müddet yaşadılar.



Bela, musibet, günahlara kefarettir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:

(Size gelen her musibet, kendi ellerinizle işleyip kazandığınız günahlar yüzündendir. Bununla beraber Allah bir çoğunu da affeder, musibete uğratmaz.) [Şura 30]



Demek ki işlediğimiz günahların bir kısmına ceza olarak musibet geliyor. Böylece ahirete kalmadan dünyada günahımızın cezasını ahirete göre çok hafif olarak çekiyoruz.



İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:

(İnsanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın dilemesi ile var olmaktadır. Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız her şeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur.)



Gelen bela ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek büyük nimettir. Sabredemeyen felakete düçar olur. Bir hastalık, bir bela gelince bağırıp çağırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Bunun tek çaresi Allah’ın takdirine razı olmaktır. Sabırlı olmayan muvaffak olamaz. Bir kimse başına gelen felaketlere sabretmezse devamlı huzursuz olur, doğru dürüst ibadet edemez. Kim Allah’tan korkarak sabrederse sıkıntılardan kurtulur. Sabreden muradına erer. Her hayra sabırla ulaşılır.



Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Kimde şu üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Kazaya rıza, belaya sabır, rahatlıkta dua.) [Deylemi]



Demek ki, belaların nimet olması, o belaya sabretmeye ve Allahü teâlânın gönderdiği kazaya razı olmaya bağlıdır. Bela gelince feryat eden, önüne gelene Rabbini şikayet eden, nimetten mahrum kalır, azaba layık olur. Belaya sabır, peygamberlerin hasletlerindendir.



Dostluk alameti, dostun [Allah’ın] belasına sabretmektedir. Sabredildiği takdirde belanın nimet olduğu bilinince, belanın daha iyi olacağı zannedilmemelidir. Asla bela istenmez.



Her peygamber beladan Cenab-ı Hakka sığınmış, dünya ahiret güzelliği istemişlerdir. Allahü teâlâ, (İman eder, salih amel işlerseniz, size dert-bela ve korku vermem, mahzun etmem) buyuruyor.

O halde, bir kimsede iman, salih amel ve sıhhat varsa, en büyük saadet ve sultanlıktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Duanın efdali, dünya ve ahirette Rabbinden af ve afiyet istemektir. Affa ve afiyete kavuşan, dünya ve ahirette kurtuluşa ermiştir.) [Tirmizi]

(İhlastan sonra, afiyetten iyisi yoktur. O halde Allah’tan afiyet isteyin!) [Nesai]

(Sıhhat, müttekiye, zenginlikten hayırlıdır.) [Müslim]

(Sıkıntılı iken on defa "Hasbiyallahü la ilahe illahü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azim" okuyanın Allahü teâlâ sıkıntısını giderir.) [Şir’a]



Her şeye tez kızıyorum. Kızmamanın yolu var mıdır?

CEVAP

Herkes kızar. Dinimizde kızmamak değil, öfkesini yenmek istenmiştir. Dinimizin emirlerine uyup yasak ettiklerinden kaçan öfkesini yener, sabra kavuşur. Dinimiz, yapılması imkansız olan şeyi emretmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Hak teâlâ, kendini sabretmeye zorlayanı sabretmeye muvaffak kılar.) [Buhari]



Sabrın imanla ilgisi vardır. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiramdan bazılarına, (İmanınızın alameti nedir?) buyurdu. Onlar da, (Genişlikte şükreder, darlıkta sabrederiz ve Allahü teâlânın kaza ve kaderine razı oluruz) diye cevap verince, (Yemin ederim ki siz müminsiniz) buyurdu. Başka bir zaman, (İman nedir?) diye sual edenlere, (Sabırdır) buyurdu. Yine, (Sabrın imandaki yeri, başın bedendeki yeri gibidir. Başsız beden olmayacağı gibi, sabırsız iman da olmaz) buyurdu. Sabretmeyenin imanı zayıf demektir. Hadis-i kudside, (Takdirime razı olmayan, belaya sabretmeyen, nimetlerime şükretmeyen, kendine başka ilah arasın) buyuruldu.



Sabır üç çeşittir:

1- Belaya sabır,

2- Din bilgilerini öğrenirken ve ibadetlerini yaparken sabır,

3- Günah işlememek için sabır. Hadis-i şerifte, (Belaya sabredene üç yüz, ibadet yapmaya sabredene altı yüz, günah işlememeye sabredene ise, dokuz yüz derece ihsan edilir) buyuruldu.



Belaya sabır hakkında hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ buyurdu ki: "Bedenine, evladına veya malına bir musibet gelen, sabr-ı cemille karşılarsa, kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.) [Hakim]

(Nimete kavuşunca şükreden, belaya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af diler, zulme uğrayınca bağışlarsa, onlar emniyet ve hidayettedir.) [Taberani]



(Hoşlanılmayan şeye sabretmekte büyük hayır vardır.) [Tirmizi]

(Bir gece başı ağrıyan, Allah’tan geldiği için buna razı olup sabrederse, yeni doğmuş gibi günahlardan temizlenmiş olur.) [İbni Ebiddünya]

(Sevmediklerinize sabretmedikçe, sevdiklerinize kavuşamazsınız.) [İ.Maverdi]



Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:

(Ey iman edenler, sabredin, sabretmekte birbirinizle yarış edin!) [A.İmran 200]

(Güzel sabret!) [Mearic 5]

Güzel sabır, gelen belaya razı olup, açıklamamak ve şikayette bulunmamak demektir. Güzel sabreden, dünya ve ahirette kurtuluşa kavuşur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Derdini açıklayan sabretmiş olmaz.) [İ.Maverdi]

(Uğradığı belayı gizleyenin günahları affolur.) [Taberani]

(Öfkeni yen ki Cennete kavuşasın!) [Taberani]

(Acıya sabredip uğradığı felaketi gizlemesi ve kimseye şikayet etmemesi, kişinin Allah’ı iyi tanımış olmasındandır.) [İ.Gazali]



Hikmetli sözler
Sabır, tökezlemeyen binek, kanaat ise bükülmeyen kılıçtır.

Üzülmek istemiyorsan, kaybedince seni üzecek bir şeyi kazanmaya çalışma.

Her musibetin geçici olduğunu bilen, belaya maruz kalınca kendisini tesellide başarılı olur.

Musibete sabırsızlık göstermek, ondan da büyük musibettir.

Belaya sabredilmezse, musibet iki olur.



Musibete maruz kalıp gözü çıkan, kulağı sağır olan veya başka azası yok olan müminin günahları affolacağı için, ahirette büyük mükafata kavuşur. Hadis-i şerifte de, (Bir uzvu noksan olanın aklı fazlalaşır) buyuruldu. Elbette akıl noksanlığı, beden noksanlığından daha kötüdür. (Edeb-üd-dünya)



Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:

İnsana gelen elemler, takdir-i ilahi ile gelmektedir. Razı olmak gerekir. İbadetlere devam, elemlere, hastalıklara sabredebilmelidir. Allahü teâlânın kereminden afiyet beklemelidir! Mahluklardan bir şey beklememeli, herşeyin Hak teâlâdan geldiğini bilmelidir! Dertlerden, elemlerden kurtulmak için dua ve istiğfar etmelidir! Onun takdiri, iradesi olmadıkça, kimse kimseye zarar veremez. Bununla beraber, sebeplere yapışmak, Peygamberlerin yoludur. Sebeplerin tesirini de Allahü teâlâdan talep etmelidir! (c.1, m.72)



Hz. Hızır buyurdu ki:

(Güler yüzlü ol, hiddetlenme! Hep faydalı iş yap, az da olsa zararlı iş yapma! Lüzumsuz dolaşma, boş yere gülme, hiç kimseyi kusurundan dolayı ayıplama, günahların için ağla!)

Sabır ve namaz bütün sıkıntıların ilacıdır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Ey iman edenler, Allah’tan sabır ve namazla yardım isteyiniz. Allahü teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153]



Bir yakınımız ölüyor, başımıza kaza geliyor. Sabretmemek günah mıdır?

CEVAP

Dünya mihnet ve sıkıntı üzerine kurulmuştur. Sabretmekten başka çaresi yoktur. Üç sabır çok sevgilidir: Taate sabır, günah işlememeye sabır, bela ve mihnete sabır.



Çocuğunun ölmesi, malının elden çıkması ve göz, kulak gibi uzuvlarının görmemesi ve işitmemesi gibi insanın isteği ile ilgisi olmayan musibetlere sabretmekten daha faziletli sabır yoktur. Belalara sabır, sıddıkların derecesidir. Bunun için Peygamber efendimiz şöyle dua ederdi:

(Ya Rabbi, bana öyle yakin ver ki, musibetler bana kolay, hafif gelsin!) [Tirmizi]

Biri, "Ey Allah’ın Resulü, malım gitti, param gitti, vücudum hasta oldu" dedi. Ona buyurdu ki:

(Malı gitmeyen, parası bitmeyen ve hasta olmayanda hayır yoktur. Çünkü Allahü teâlânın sevdiği kul, belaya maruz kalır.) [E.Davud]



İbni Mübarek hazretleri buyurdu ki:

Musibet birdir. Musibetin geldiği kişi, feryat eder, ağlar, sızlarsa, iki olur. Birisi musibetin kendisidir, diğeri sevabın gitmesi. İkincisi öncekinden daha büyüktür. Sabredenlere verilen sevabın miktarını Allahü teâlâdan başkası bilmez.



Şakik-i Belhi hazretleri buyuruyor ki:

"Musibete sabretmeyip feryat eden, Allahü teâlâya isyan etmiş olur. Ağlamak, sızlamak, bela ve musibeti geri çevirmez."



Kul, her anda nefsinin hoşuna giden veya gitmeyen bir işten ayrı değildir. Her iki halde de sabra muhtaçtır. Mal, nimet, makam, sıhhat ve buna benzer şeylerde kendini tutmayıp, bu nimetlere dalar ve kalbini bunlara bağlarsa ve bu halde durursa, onda nimetlere aşırı derecede dalmak ve haddi aşmak meydana gelir. (Herkes mihnete katlanır, ama sıddıklar hariç, afiyette sabreden pek azdır) demişlerdir. Eshab-ı kiram, "Mihnet ve sıkıntı içerisinde bulunduğumuz zamanlar sabretmek, bugün içerisinde bulunduğumuz nimet ve zenginliklere sabretmekten kolay idi" dediler. Bunun için Allahü teâlâ, (Mal ve çocuklarınız ancak imtihan içindir) buyurdu. Nimete sabır, kalbi ona bağlamamak, ona sevinmemektir.



İyi ameller işlemek gibi, kendi isteği ile olan şeylerde de sabra ihtiyaç vardır. Çünkü ibadetlerin namaz gibi bir kısmı tembellikten, zekat gibi bazısı cimrilikten, hac gibi bazısı da her ikisinden dolayı zor gelir ve sabırsız yapılamaz. Her iyi amelin başında, ortasında ve sonunda sabra ihtiyaç vardır. Başında olan, niyeti ihlasla yapmak, riyayı kalbinden çıkarmaktır. Bunlar ise zordur. Taat esnasında sabretmek ise, şart ve edeplerini hiçbir şeyle karıştırmamaktır. Mesela namazda ise, hiçbir tarafına bakmamalı, hiçbir şey düşünmemelidir. İbadetten sonraki sabır da, yaptığını izhar etmekten, söylemekten kaçınmak ve bununla ucubdan sabreylemektir.



Günahlara gelince, sabretmeksizin el çekmek imkansızdır. Şehvet ne kadar kuvvetli ve günah işlemek

ne kadar kolay olursa, o günahı işlememeye sabretmek o kadar zor olur. Bunun için dil ile işlenen günahlara sabretmek daha zordur. Çünkü dilin hareketi kolaydır. Hele çok konuşursa, âdet haline gelir. Dil ucuna gelip, kendini başkalarına beğendirecek bir kelimeye sabretmek zor olur.



İnsanların eliyle veya diliyle eziyet etmeleri gibi, kendi isteğiyle olmayan, fakat karşılık vermesi isteğiyle olan şeylerde, karşılık vermemek için veya karşılık verirken haddi aşmamakta da sabretmeye ihtiyaç vardır.



Eshab-ı kiram, "Biz insanların sıkıntısına katlanmadığımız imanı, iman saymazdık" buyuruyor. Allahü teâlâ Peygamber efendimize, (Onların eziyetlerine aldırma ve tevekkül et) buyuruyor. (Ahzab 48)

Mukadder olan şey başa gelir, eğer sabredilirse ecri görülür. Sabredilmez, bağırılırsa, günaha girilir ve huzursuz olunur. Sıkıntı her ne kadar çok acı ise de, sabredilir ise, nimet olacağı bildirilmiştir. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:

(Hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır.) [Bekara 216]



Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

(Mümin, rüzgarla sallanan buğday başağı gibi düşüp kalkar. Doğru durmak isteyince yıkılır. Facir ise, çam ağacı gibi, kesilene kadar, hep başı dik durur.) [Buhari]

(Üç gün hasta yatan mümin, yeni doğmuş gibi günahtan temiz olur.) [Ebuşşeyh]

(Vahşi hayvan gibi hastalanmamak ve üzülmemek mi istiyorsunuz?) [Beyheki]

(40 gün içinde, mümine, bir üzüntü, bir hastalık veya korku yahut malına zarar gelir) ve (Müminde 3 şeyden biri bulunur: Kıllet, illet ve zillet.) (K.Saadet)

[Kıllet; fakirlik, İllet; hastalık, Zillet; itibarsızlık]



İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:

(Firavun 400 yıl yaşamıştı. Bir kere başı ağrımamış, ateşi olmamıştı. Bir kere başı ağrısaydı, herkesin kendine tapınmasını istemesi hatırına gelmezdi.) [K.Saadet]


Hz. Eyyub ve sabrı
Hz. Eyyubün, hastalanıp çeşitli belaya maruz kalmasının sebebi nedir?

CEVAP
Eyyub aleyhisselam, namaza durduğu zaman, dünya ile alakasını tamamen keser, Hak teâlâdan başka bir şey düşünmezdi. Hak teâlâ, onun ibadet ve taatteki sabrını övünce, yerde ve gökte bulunan bütün melekler, ziyaretine geldiler. Şeytan, Eyyub aleyhisselamı kıskanarak Hak teâlâya niyazda bulundu.

- Ya Rab, bu kuluna ne izzet verdin de melekler onu ziyarete geliyor?

- Eyyub benim sabırlı kulumdur. Sabırlı kullarıma böyle ikramlar da azdır.

- Ya Rab, onun sabırlı olup olmadığı benim tecrübeme bağlıdır. İzin ver de, ben onu bir tecrübe edeyim!

- Ey melun haydi tecrübe et!



Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Şüphe edilen altın, ateşle muayene edildiği gibi, insanlar da dert ile, bela ile imtihan olur.) [Taberani]

Şeytan, izin üzerine, Eyyub aleyhisselamın yanına gitti. Sabrını taşırıp yoldan çıkarmak için önce malına el uzattı. Dağda otlayan bütün davarlarını [koyun ve keçilerini] öldürüp Eyyub aleyhisselamın yanına geldi. Onu secdede bulup dedi ki:

- Ya Eyyub, sen hâlâ ibadetle meşgulsün. Halbuki Rabbin sana hışmetti. Bütün davarlarını kırıp geçirdi. Ona hâlâ ibadet mi ediyorsun?

Hz. Eyyub namazını bitirip selam verdikten sonra buyurdu ki:

- Davarların hepsinin helak olduğunu söylüyorsun. Onlarla benim ne alakam vardır? Ben sadece aciz bir kulum, köleyim. Kölenin nesi olur? Bütün mal-mülk efendinindir. Efendi, kendi davarlarını helak etmişse, bana ne? Ben kulum, kulluğumu bilirim.



Sonra, tekrar ibadete başlayınca, şeytan perişan oldu. Bu sefer de evlatlarına el attı. On çocuğunun

hepsini öldürüp tekrar Eyyub aleyhisselamın yanına geldi. Dedi ki:

- Ya Eyyub yaptığın ibadetlerin Hak katında bir sineğin kanadı kadar kıymeti yoktur. Rabbin sana gazap etti. Bütün çocuklarını öldürdü.

- Çocuklarımın benimle ne ilgisi var? Yaratan, can veren, yaşatan, öldüren Odur. Hüküm yalnız kahhar olan Allahü teâlânındır.



Tekrar namaza durdu. Şeytan, umduğunu bulamayınca çok üzüldü. Hak teâlâya niyaz etti:

- Ya Rab, Eyyub kulunu çok sabırlı buldum. Mallarını ve evlatlarını helak ettiğim halde gönlünü senden alamadım. Müsaade buyur da bir de gidip elimi Eyyubün vücuduna süreyim, onu hastalandırayım! Bakalım bu sefer sabredebilecek midir?

- Haydi git, bildiğini yap!



Şeytan, Eyyub aleyhisselam secdede iken, burnundan üfledi. Bütün vücudu eridi. Zehirli yılan sokmuş gibi oldu. Her tarafı yara oldu. Buna rağmen bir defa inleyip sızlamadı. Şeytan bir doktor şeklinde gelip, (Bir sıkıntın varsa söyle, hemen tedavi edeyim) dedi. Fakat sıkıntısını belli etmedi, halinden şikayet etmedi. Yedi yıl, hasta yattı. Yine de gücünün yettiği nispette Rabbine ibadet ederdi.

Kur'an-ı kerimde buyuruldu ki:

(Kimi çeşitli nimete kavuşunca, Allah’ı anmaktan yüz çevirir. [Hastalık, fakirlik gibi] bir şer dokununca da [Allah’ın rahmetinden] ümidini keser.) [İsra 83]



Eyyub aleyhisselam Allahü teâlâdan ümidini kesmeyip sabrederek imtihandan başarıyla çıkınca, bütün malı ve evladı tekrar kendisine verildi. Allahü teâlâ, sabredenlerle beraberdir. Onun kaza ve kaderine sabredenler sonsuz nimetlere kavuşur. Kur'an-ı kerimde buyuruldu ki:

(Sabredenlere, mükafatlar hesapsız verilecektir.) [Zümer 10]



Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ buyurdu ki: "Kimin, bedenine, evladına veya malına bir musibet gelir de o da sabr-ı cemil gösterirse [güzel sabrederse], Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.) [Hakim]

Eyyub aleyhisselam, afiyete, mal ve evlatlarına kavuşunca, o gece seher vaktinde bir ah çekerek ağladı. Sebebini sual ettiler. Buyurdu ki:

(Her gece seher vaktinde "Ey hastamız nasılsın?" diye bir ses duyardım. Şimdi o vakit geldi. Bir ses işitmediğim için ağlıyorum.) [R. Nasıhin]



Hz. Eyyubün ağlaması

Okuduğum bir Kur'an tercümesinde, Hz. Eyyub hastalıktan dolayı şikayet ediyor. Peygamberin, hastalık için şikayette bulunması doğru mudur? Tercümede mi bir yanlışlık vardır?

CEVAP
Defalarca yazdığımız gibi, Kur'an meali adı altında, yapılan hiçbir tercümenin okunmasını tavsiye etmiyoruz. Çünkü Kur'an-ı kerim, kısa veya uzun tercüme edilemez. Ancak ehli olan âlimler, nakli esas alarak tefsirini, tevilini yaparlar. Mealden din öğrenilmez.



Sad suresinin 44. âyet-i kerimesinde mealen, (Eyyubü, [malına, canına ve aile efradına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, daima Allah’a yönelir, Ona sığınırdı) buyuruluyor. Bu âyet-i kerimede cenab-ı Hak, Eyyub aleyhisselamın sabrını övüyor, (O ne güzel kuldu) buyuruyor. Eğer, Eyyub aleyhisselam, hastalığını şikayet etseydi, Allahü teâlâ, onu övmezdi.



Bu hususu âlimler şöyle izah ediyor:

Hastalığını insanlara sızlanarak anlatmak şikayettir. Doktora anlatmak, diğer insanlara anlatmak gibi değildir. Hiç kimsenin bulunmadığı bir yerde, (Ya Rabbi, hastalığım sebebiyle ibadetlerimi yapamıyorum) diye ağlamak, hastalıktan şikayet değil, ibadet edemediğinden dolayı halini arzdır. Bir nevi özür dilemektir. Hâlini Allahü teâlâya arz edip dua etmekte mahzur yoktur. Nitekim Kur'an-ı kerimde, Yakub aleyhisselamın (Ben büyük kederimi ve hüznümü, [başkalarına değil] ancak Allah’a arz ederim.) [Yusüf 86] dediği bildirilmektedir.



Hastalığına üzülmedi

Kur'an-ı kerimi en iyi bilen, tefsir eden şüphesiz Muhammed aleyhisselamdır. Aynı sual ona da sorulunca, cevaben buyurdu ki:

(Allahü teâlâya yemin ederim ki, Eyyub aleyhisselam, hastalığı için inleyip sızlanmadı. Yedi sene, yedi ay, yedi gün, yedi saat, o belaya maruz kaldığı için, ayakta namaz kılamayıp yere düştü. İbadette kusur edince, "Gerçekten bana hastalık isabet etti" dedi.)



Şeytan, Eyyub aleyhisselamı kandırmak için yanına gidip (Malına, canına ve aile efradına gelen bu beladan kurtulmak istersen bana secde et, seni eski haline getireyim) dedi. Şeytanın bu ağır sözü, Eyyub aleyhisselamın gayretine dokundu. Büyük bir belaya maruz kaldığını anlayıp "Gerçekten bana hastalık isabet etti" dedi.



Hastalık uzadıkça, tanıdıkları kendinden uzaklaştı. Fakat sadık hanımı, onu bırakmadı. Şehrin kenarında bir kulübe yaptırdı. İhtiyaçlarını şehirden alıp getirirdi. Bir gün yine şehre gittiği sırada, Hz. Cebrail, Hz. Eyyube Allahü teâlânın lütfunu müjdeledi:

(Ya Eyyub, bela verdim, sabrettin, şimdi ise, ne istersen iste vereyim.)

Eyyub aleyhisselam da âyetteki gibi hâlini arz edip dua etti. Cenab-ı Hak, (Onun duasını kabul ettik) buyurdu. (Enbiya 84)


Yerden su çıktı
Sad suresinde bildirildiği gibi, Cebrail aleyhisselam, Hz. Eyyubün ayağını yere vurmasını söyledi. Ayağını vurunca, yerden berrak bir su çıktı. Bu su, içme zamanında soğuk, yıkanma zamanında sıcak akardı. Bu sudan bir yudum içip, bir miktar da başına dökünce, hastalığı hemen geçti, kuvveti yerine geldi. Genç bir delikanlı oldu. Hz. Cebrail, ona temiz ve kıymetli elbiseler giydirdi.



Bir müddet sonra, hanımı, şehirden yiyecekle dönünce, onu yatakta göremeyip ağlamaya başladı. (Hastama n’oldu, canavarlar mı götürdü?) diyerek feryat ederken, Hz. Eyyub ona seslendi:

- Ey hatun, sen kimi arıyorsun?

- Hayat arkadaşım bir hastam var idi. Onu kaybettim.

- Adı ne idi?

- Sabırlı Eyyub idi.

- Şekli nasıldı?

- Sıhhatli iken sana çok benzerdi.

- Ya Rahime, işte o belaya maruz kalan Eyyub benim.

Hanımı ile Allahü teâlâya şükrederek ağlaştılar. Şehre geldiklerinde köhne evlerinin yenilendiğini, daha önce ölen yedi oğlu ile, üç kızının dirildiğini, helak olan develerinin, koyunlarının ve diğer mallarının hepsinin geri geldiğini gördüler. Üstelik anbarlarını altın ve gümüş ile dolu buldular. Hanımı da gençleşti ve 26 çocukları oldu. (R. Nasıhin, Tibyan)

mahmuddd
16.04.2007, 09:58
ALLAH ( C.C ) razı olsun.

Artemistr
16.04.2007, 10:18
“…Olur ki, hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Olur ki, sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şer olur. Doğrusunu Allah bilir, siz bilmezsiniz!” (Bakara, 216)

KUR'AN-I KERİM, insanların ahireti kazanabilmeleri için hayat boyu imtihan edileceği şeylerden birinin sabır olduğunu ifade eder

''Sabır Acı Meyvesi Tatlıdır.''

Zeynelabidin
16.04.2007, 13:07
Selam

Allah (cc) razı olsun. Başlık sahibi Kardeşim ne kadar güzel renkli bir açılış yapmış, müjde gibi. Evet Allah (cc) tan umut sahibi olan her kişi için her şey müjdedir, diye düşünüyorum. Allah (cc) umut kesenlerden yapmasın İnşallah.

Ne kadar yararlı olan bir mesaj oldu bana. Ben sabrın önemini bilirken
meğer eksik de biliyormuşum. Mesaj sahiplerinin gerçekten son derece güzel mesajın da açıklama geldi. Şöyle ifade etmiş.


Sabır üç çeşittir:

1. İbadetlere devam etmede sabır.

2. Günahlardan kaçınmada sabır.

3. Belâ ve musibetlere karşı sabır

Ben (ve sanırım benim gibi sıradan bir çok kişi) ise sadece 3. cüsünü sabır zannediyordum ama meğer en az onun kadar önemli iki dalı daha varmış ki bunları öğrendiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Gerçekten düşününce bunlarda sabır ve bunu bilmek ne güzel ki ibadetleri yapmakta bunu bilmek, bunun da aynı zaman da sabır kapsamına girdiğini öğrenmek bende ki yükü gerçekten hafifletti. Allah (cc) bilenlerden ve bunu bize ulaştıran bu kardeşlerimizden razı olsun ve darısı benim gibi bilmeyen ve haberdar olmayanların da başına olsun.

Bu çok önemli konu olan Haftanın Konusuna yeni mesajları takip edeceğim İnşaallah. Allah (cc) razı olsun.

nura hasret
19.04.2007, 15:46
Rabbim hepinizden razi olsun. Kiymetli bilgiler elde ettim sayenizde. Allahu Teala hepimizi sabreden kullarindan eylesin. Amin.

Ensar
23.04.2007, 13:15
Allah razi olsun

SuDeKa
24.04.2007, 17:19
KİMLER GÜZEL BİR SABIR İLE SABREDEBİLİR?

Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret. (Mearic Suresi, 5)

Sabrın gerçek anlamını bilen ve bu ahlak özelliğini Allah'ın beğeneceği şekilde yaşayan tek topluluk müminlerdir. Çünkü onlar, Kuran'ı rehber edinmişlerdir. Kuran ise sabrın gerçek manasını, Allah Katında nasıl bir sabrın makbul olduğunu açıklayan tek kaynaktır. İşte bu nedenle de Allah'ın ayette emrettiği gibi, "güzel bir sabırla sabreden"ler sadece Kuran'a tabi olan müminlerdir.

Müminlerin gösterdiği bu sabrın kaynağı ise onların "Allah'a olan samimi imanları ve teslimiyetleri"dir. Tüm diğer mümin özellikleri gibi sabır da ancak imanı kavramakla ortaya çıkar. Çünkü iman etmek Allah'tan başka bir ilah olmadığını, O'nun ilminin tüm varlıkları kuşattığını, Allah'tan başka kaderi belirleyebilecek bir güç olmadığını, O dilemedikçe hiç kimsenin hayır ya da zarar sağlayamayacağını kavramak demektir.

Müminlerin güzel bir sabır gösterebilmelerinin bir nedeni de imanları sayesinde, Rabbimizin üstünlüğünü ve yüceliğini takdir edebilmiş olmalarıdır. Allah'ın sonsuz akıl ve sonsuz ilim sahibi olduğunu bilen bir insan, kendisi için olabilecek en güzel yaşamı da ancak Rabbimizin belirleyebileceğini bilir. Allah geçmişe, günümüze ve geleceğe ait tüm varlıkların ve tüm olayların bilgisine sahiptir. İnsan ise hem sınırlı bir akla sahiptir hem de kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu tespit edebilme konusunda hata yapmaya yatkın bir varlıktır. Çoğu zaman olumsuz gibi görünen bir olay aslında o kişiye pek çok yönden hayır getirecek olabilir. Ancak insan bu durumdan habersizdir. Allah Kuran'da, "... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayetiyle biz kullarına bu önemli gerçeği hatırlatmıştır.

İşte iman eden bir insan tüm bu ilmin bilgisine yalnızca Allah'ın sahip olduğunu bildiği için, Allah'ın karşısına çıkarttığı her olayda mutlaka bir hayır olduğunu bilerek tevekkül eder ve güzel bir sabırla sabreder. Bir başka deyişle, güzel bir sabırla sabredenlerin bir özelliği de "kader gerçeğini kavramış tevekküllü insanlar olmaları"dır.

Kuran'da müminlerin sabırlı ve tevekküllü olduklarına şöyle dikkat çekilmiştir:

Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (Nahl Suresi, 42)

Bunun yanında iman edenlerin bir ömür boyu sabırlarında kararlılık gösterebilmelerinin bir sebebi de kalplerinde güçlü bir Allah korkusu yaşıyor olmalarıdır. Müminler, Allah'ın kullarına sonsuz merhamet eden ve onları çok seven olduğunu bildikleri gibi, aynı zamanda azabının da güçlü olduğunu bilirler. Allah, Kuran'da Kendisine ibadet etmekten büyüklenip yüz çevirenleri azabıyla uyarmıştır. Müminler ise Allah'ın azabından korkup sakınanlardır. Bu nedenle de Allah'ın tüm emir ve yasaklarını uygulamada büyük bir titizlik ve sabır gösterirler. Allah korkuları onları hayatlarının sonuna kadar Kuran ahlakını hiçbir taviz vermeden yaşamaya yöneltir.

Dünya hayatının gerçek yüzünü biliyor olmaları da iman edenlerin sabırlarında sürekli olmalarını sağlayan sebeplerden biridir. "Andolsun, Biz sizden mücahid olanlarla (çaba harcayanlarla) sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız)." (Muhammed Suresi, 31) ayetiyle belirtildiği gibi, Allah bu dünyada Kendisine ibadet etmekte sabır gösterenleri, inkar edenlerden ayırt etmektedir. Bunun sonucunda ise iman edenleri cennetlerdeki eşsiz konaklarında ağırlayacak, inkar edenleri ise sonsuza kadar hiçbir kaçış imkanı bulunmayan cehennemde azaplandıracaktır.

Dünya hayatında her ne zorlukla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, Allah'ın bunu kendilerini denemek için yarattığı gerçeğini bilen müminler, gösterdikleri sabırdan hiçbir şekilde taviz vermezler. Çünkü onlar ölümden sonra hesap günüyle karşılaşacaklarını ve o gün sabredenlerin gösterdikleri güzel ahlakın karşılığını alacaklarını bilirler.

İşte onların sabırlarının temelini oluşturan konulardan biri de budur; hesap gününe ve ahirete kesin bir bilgiyle iman etmiş olmaları. Sabır gösterdikleri her olayın hesap gününde karşılarına çıkacağını ve Allah'ın sabır gösterenleri rahmetiyle müjdelediğini bilmelerinden kaynaklanan güç ile sabırlarında kararlılık gösterirler.

Görüldüğü gibi, Kuran'da bildirilen gerçek sabrı yaşayabilenler sadece müminlerdir. Çünkü Allah'a samimi bir iman ile bağlanıp teslim olan, Rabbimizin yüceliğini takdir edebilen, kadere karşı tam bir tevekkül gösterebilen, Allah'tan güçlü bir korkuyla korkan, bu dünyanın gerçek yüzünü kavramış olan, ahiretin varlığına kesin bir iman ile iman edenler yalnızca onlardır.

SuDeKa
24.04.2007, 17:20
MÜMİNLERİN SABRI

Ve sabret. Gerçekten Allah iyilik yapanların ecrini kaybetmez. (Hud Suresi, 115)

Önceki bölümlerde de üzerinde durulduğu gibi, müminlerin sabrını, toplumun büyük bir kesimi tarafından yaşanan, gelenekleşmiş sabır anlayışından ayıran çok önemli farklılıklar vardır. Müminler sabrı Allah'a yakınlaşmanın bir yolu olarak görmekte ve Kuran'da emredilen bir ibadet olarak yaşamaktadırlar. Nasıl bir sabırla sabretmeleri gerektiğini belirleyen tek rehberleri ise Kuran'dır. Kuran'da müminlerin yaşadığı bu güzel ahlak özelliğinin detayları şöyle belirtilmiştir:

Müminlerin sabrı tevekküle dayalıdır

İnsanların çoğu, sabrı ancak zaruri bir durum oluştuğunda ve yapacak başka birşey kalmadığına inandıkları anlarda gösterirler. Ama aslında "sabır" zannettikleri bu tavrın, sabrın gerçek anlamıyla hiçbir bağlantısı yoktur. Bu kimseler göğüs germek durumunda oldukları bir zorluğa ancak tahammül edebilirler. Tahammül eden bir insan, başına gelen olayları Allah'ın bir hikmet üzerine yarattığını ve tümünün ardında pek çok hayır gizlenmiş olabileceğini düşünmediği için sıkıntı içerisindedir. Ruh halindeki bu olumsuzluk, memnuniyetsizliğini ifade eden şikayetçi konuşmalarla ve sıkıntılı yüz ifadeleriyle kendini belli eder. Tahammül edilmesi gereken durum sona erene kadar bu kimseler olumsuz bir ruh halinden kurtulamazlar.

Müminlerin gösterdiği sabır ise bu tahammül anlayışından çok farklıdır. Başlarına bir zorluk geliyorsa bunu yaratanın Allah olduğunu ve bunun mutlaka kendileri için hayırlara vesile olacağını bilirler. Allah'ın kendileri için en güzel kaderi belirlediğini bildikleri için karşılaştıkları her olaya gönülden razı olur ve hoşnutlukla tevekkül ederler. Bir ayette Allah müminler için "Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir." (Ankebut Suresi, 59) şeklinde bildirmiştir.

Müminler hangi şartlar altında olurlarsa olsunlar, şikayet etmeyi, yakınmayı kendilerine hiçbir şekilde yakıştırmazlar.

Bunun yanında Kuran'da, "Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır." (İnşirah Suresi, 5-6) ayetleriyle de bildirildiği gibi, Allah'ın zorlukları kolaylıklarıyla birlikte yarattığını ve bunun Allah'ın değişmeyen kesin bir kanunu olduğunu bilirler.

"Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez..." (Bakara Suresi, 286) ayetiyle Allah kullarına önemli bir gerçeği daha hatırlatmıştır. Allah her insanı, ancak üstesinden gelebileceği zorluklarla denemektedir. Dolayısıyla insan bir zorlukla karşılaşıyorsa, kesin bir gerçektir ki Allah o kişiye bu duruma sabredebileceği gücü de vermiştir.

İşte Kuran'ın bu ayetlerine iman eden müminler sabrı hiçbir şekilde "bir olaya tahammül etmek" olarak algılamazlar. Dünyada iken bu zorlukların hiçbir şekilde sonu gelmese bile, bunda bir hayır olduğunu ve Allah'ın sabredenlere ahirette sabır göstermelerinin karşılığını en güzeliyle vereceğini de bilirler. Ve bunu bildikleri için de hiçbir zaman sıkıntıya kapılmazlar. Allah'tan gelen bir zorluğu giderebilecek olanın ancak Allah olduğunu, yalnızca Allah'a sığınıp O'ndan yardım dileyebileceklerini bilerek zorlukları hafifletmesi için Rabbimize dua ederler:

"... Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara Suresi, 286)

Medresem
25.04.2007, 00:11
Sabri olan insanin güzel Ahlakli olacagini ve kuvvetli bir karaktere sahip olacagini düsünüyorum buda demek olurki her isinde güzel düsünür sabir eder.

SuDeKa
26.04.2007, 12:20
Müminlerin sabrı süreklidir

"... sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır." (Kehf Suresi, 46)

Kuran'a dayalı olmayan sabır anlayışında insanlar sabrı tutarlı ve dengeli bir ahlak özelliği olarak yaşayamazlar. Bir gün sabır gösterdikleri bir olaya bir başka gün tahammülsüzlük gösterebilirler.

Müminler ise sabrı Allah'ın bir emri ve dinin bir gereği olarak yaşadıkları için hiçbir zaman bu özelliklerinden taviz vermezler. Müminlerin amacı, tüm hayatlarını Allah'ın hoşnut olacağı şekilde geçirebilmek ve gösterdikleri güzel ahlak ile Allah'ın rızasını kazanabilmektir. Allah'ın en beğeneceği tavrın ise tüm tavırlarında sabır ve süreklilik göstermeleri olduğu açıktır. Çünkü Allah ayetinde "sürekli olan salih ameller"in daha hayırlı olduğunu bildirmiştir.

Bir başka ayette ise Allah inanan kullarına şöyle emretmiştir:

Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret... (Kehf Suresi, 28)

İşte müminler de bu ayetin hükmüne uyarak, ara vermeksizin Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla sabır gösterirler.

SuDeKa
26.04.2007, 12:23
Müminler Allah rızası için sabrederler

Kuran ahlakını yaşamayan kimseler belirli bir süre sabır gösterdikten sonra bunun sonucunda mutlaka bir karşılık almayı ya da çıkar elde etmeyi umarlar. Böyle bir durum söz konusu olmadığında ise kendi ifadeleriyle "sabırları tükenir". Çünkü onlar sadece dünyevi menfaatler için sabrederler. Gösterdikleri güzel ahlakın Allah'ın hoşnutluğunu kazanmalarını sağlayacağını ve tüm yaptıklarının ahirette karşılarına çıkacağını unuturlar. Halbuki Allah zorlukları sabır gösterenleri ortaya çıkarmak için yaratmaktadır. Allah "Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?" (Al-i İmran Suresi,142) ayetiyle bu sırrı kullarına bildirmiştir. Allah'ın rızasını kazanmayı amaçlayarak sabır gösterenler cennete girecek, dünyevi çıkarlar uğruna sabredenler ise Allah'ın vaat ettiği bu güzel karşılıktan mahrum kalacaklardır.

İşte kendilerine Kuran'ı rehber edindikleri için bu gerçeğin farkında olan müminler, hiçbir çıkar beklentisi içerisine girmeden sadece Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla sabır gösterirler. Kuran'da müminlerin bu özelliği şöyle ifade edilmiştir:

Ve onlar, Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler... (Rad Suresi, 22)

Müminler gönül rızasıyla, severek ve isteyerek sabrederler

Müminler sadece zorluklar karşısında değil aynı zamanda Kuran'ın tüm hükümlerini eksiksiz olarak yerine getirme ve her koşulda en mükemmel ahlakı gösterme konusunda da büyük bir sabır gösterirler. Onların bu ahlakı hayatlarının her anında gösterebilmelerinin bir sebebi de, bunu gönül rızasıyla ve şevkle yaşıyor olmalarıdır. Çünkü onlar için Allah'ın emirlerini yerine getirmekten daha önemli bir iş yoktur. Bu nedenle Kuran'da bildirilen tüm hükümlerde olduğu gibi, güzel ahlakı da isteyerek ve severek yaşarlar. Bunun sonucunda Rabbimizin sevgisini, rahmetini ve yardımını kazanacaklarını bilmek onların bu konuda karşılaşacakları her türlü zorluğu kolaylıkla aşmalarını ve her olayda sabır gösterebilmelerini sağlar.

Allah'ın bir ayette "Rabbin için sabret" ifadesiyle kullarını sabra davet etmiş olması da, onların her ne olursa olsun bu ahlakı hoşnutlukla yaşamalarını sağlar. Müminlerin gönül rızasıyla sabır göstermelerinin bir başka nedeni Allah'ın Kuran'da "sabredenleri sevdiğini" (Al-i İmran Suresi, 146) bildirmiş olmasıdır.

Yine Kuran'ın bir başka ayetinde de, "Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel." (Rad Suresi, 24) hükmüyle sabredenlerin ahirette güzel bir karşılıkla mükafatlandırılacağı bildirilmiştir.

İşte tüm bunlar Allah'ın, müminlerin sabrı büyük bir şevk ve istek ile yaşamalarını sağlayan müjdeleridir.

Müminlerin sabrı kişilere, ortama ya da şartlara göre değişmez

Allah korkusu ve imanı zayıf olan insanlar, kişilere, ortama ya da şartlara göre tavırlarını değiştirebilirler. Sözgelimi menfaat elde edebilecekleri kişilere karşı güzel davranışlar sergilerken, tanımadıkları ya da herhangi bir sebepten dolayı küçük gördükleri insanlara karşı ters tavırlarda bulunabilirler. Örneğin dinden uzak toplumlarda bir mağaza sahibinin zengin bir müşteriye abartılı bir saygı ve ilgi göstermesi günlük hayatta sık rastlanan bir olaydır. Üstelik bu müşteri zorluk çıkaran, "kapris" yapan, karşısındaki kişiyi "aşağılayan" bir tavır gösterse de yaptığı bu çirkin davranışlar anlayışla karşılanır. Ama aynı mağaza sahibi orta halli olduğunu düşündüğü bir müşterinin haklı bir isteğine dahi hoşgörü göstermez, bir anda ters bir tavra girer. Bunun dışında dinden uzak insanlar, şartlar iyi olduğunda, karşılarındaki kimselerden güzel davranışlar gördüklerinde güzel ahlak gösterip, zor anlarda bambaşka bir karaktere bürünebilirler. Bir arkadaşları kendilerini eğlendirdiği, iyi imkanlar sunduğu sürece ona karşı çok iyi davranırlar. Ama günün birinde bu kişi zor bir duruma düşüp, onlarla ilgilenemeyince, istedikleri eğlence ortamını oluşturamayınca bir anda o kişiye karşı tahammülsüz bir tutum sergileyebilirler. Bu değişkenliğin sebebi, ahlak anlayışlarını en doğru ve en güzel tavırları bildiren Kuran'a göre değil de, kendi cahiliye anlayışlarına ve çıkarlarına göre belirlemiş olmalarıdır. Müminler ise Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlakı yaşarlar. Temeli imana dayalı olan bu ahlakı sadece Allah'ın beğenisini ve rızasını kazanabilmek amacıyla yaşarlar. Bu yüzden de kişilere, ortama ya da şartlara göre tavırlarında bir değişiklik olmaz. Aynı şekilde güzel ahlakın bir yönü olan sabırları da her ne olursa olsun değişmez. Müminler, diğer insanlardan farklı olarak, zorluk ve sıkıntı anlarında da en güzel şekilde sabrederler.

Kuran'da onların bu üstün ahlakına şöyle dikkat çekilmiştir:

Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi, 177)

Ayette görüldüğü gibi Allah, gerçek iyiliğin bir şartının da zorluk zamanlarında sabretmek olduğunu bildirmiştir. İşte müminler de Allah'ın bu emrine uyarlar ve yaşamları boyunca her türlü zorluk karşısında sebat gösterirler.

SuDeKa
28.04.2007, 13:59
Müminlerin sabrı onlara güzel ahlakın yolunu açar

Müminler sabrı Allah için yapılan bir ibadet olarak değerlendirdikleri için, sabır onlara daha pek çok güzel özellik kazandırır. Bir ayette şöyle denir:

Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 17)

Allah bir başka ayetinde müminleri, "Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir..." (Al-i İmran Suresi, 134) sözleriyle tanıtmıştır. Ayette bahsedilen tüm bu özellikler ancak gerçek sabır anlayışının kalbe yerleşmesiyle yaşanabilir.

Bir insanın öfkelendiği halde öfkesini yenebilmesi ve bu sükunetli halini uzun süre devam ettirebilmesi ancak sabır göstermesiyle mümkün olabilir. Yine aynı şekilde, insanın darlık ve yokluk içerisinde olduğu halde malından başkalarına verebilmesi de ancak Allah için yaşanan bir sabırla gerçekleştirilebilir. Çünkü bu kimse malından başkalarına da vererek belki de kendisini zor bir duruma sokacak, ama Allah rızası için bu duruma sabırla rıza gösterecektir. Bir insanın haklı olduğu durumda haksız olan bir kimseyi bağışlayabilmesi de yine ancak sabrın ona kazandırdığı bir özelliktir.

Bunun gibi, Allah'ın Kuran'da bildirdiği tüm emirlere uyulması ve yasaklardan sakınılması ancak sabır ile mümkün olabilmektedir. Mümin hayatının sonuna kadar fedakarlıkta, hoşgörüde, tevazuda, affedicilikte, dürüstlükte, sadakatte, sevgide kararlılık gösterir ve sabırla bu ahlak özelliklerini yaşamaya devam eder.

Görüldüğü gibi, sabır aynı zamanda müminlere Allah'ın razı olacağı güzel bir ahlakın yolunu açar. Bu ahlakı yaşamaları ise Allah'ın sonsuz rahmetini ve cennetini kazanmalarına vesile olur ki, müminler için bundan daha güzel bir kurtuluş yoktur.