FETİHMESCİDİM
22.12.2009, 23:03
İslâm'ın şekil ve suretten ziyade mana ve muhtevaya önem verdiği, şekli de bu manayı koruduğu sürece gözettiği aşikârdır. Ayrıca Müslümanların her devirde kimlik ve izzet sahibi olması, gayrimüslimlere karşı onurlu ve kendine güvenli olması, kendi kültür, örf ve geleneklerini yaşatmaları, Müslüman toplumların birlik ve bütünlüğü, dış etkilere karşı direnci açısından fevkalâde önemlidir. Sakal ve bıyıktan, giyim ve kuşamdan, eğlence ve sanattan, şehirleşme ve ev düzenine kadar Müslümanların ayrı bir üslûp ve geleneğinin olması, onlara bu sosyal şahsiyeti kazandırabilecek olumlu unsurlardır.
Şüphesiz her dinin ve milletin kendisine mahsus bir medeniyeti ve diğerlerinden farklı kılan, ayırıcı vasıfları vardır. Milletler, varlığını ancak bu hususi vasıflarıyla muhafaza eder. Dinî ve millî kültür değerlerinden kaynaklanan örf ve adetler, milletlerin geleceğinin teminatıdır. Kendi örf ve adetlerinden kopmuş, başka milletlerin dinî ve millî kültür değerlerine kendini kaptırmış milletler, er veya geç de olsa kendi dini ve millî kişiliklerini yitirmeye mahkûm olurlar. Tarih bu gerçeği belgeleyen olaylarla doludur. Bir milleti yok etmenin en kestirme yolu: O milleti meydana getiren insanları, kendi millî benliklerinden, dinî inançlarından, cemiyetleri ayakta tutan ahlâk ve fazilet duygularından uzaklaştırmaktır. Bir milleti en büyük çöküntüye uğratan şey, manevi düşüştür.
İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde bu hususta çok önemli bir gerçeği vurgulamıştır:
"Mağlupların galipleri taklit etme etme psikolojisi, onların yaşadıklarını anlatır."
Kendi öz, manevi değerlerini yitirerek başkalarını taklit etmek ve şahsiyetsizlik, fertler ve toplumlar için en büyük manevi sefalet ve alçalıştır. Milletler için maddî refah ve kalkınmaya ulaşmak her zaman mümkün olabilir. Manevî sefalete mahkûm olmuş milletleri bu bataklığın çukurundan çıkarmaya imkân yoktur. Milletini ve dinini seven insanlar hiç bir zaman kendi milletinin böyle bir manevi sefalete düşüşüne asla tahammül edemez. Bir Müslüman hiç bir zaman kendi dininden başka bir dinin ayinini taklit edemez. Hiç bir zaman kendi millî örf ve adetleri dışında, başka milletlerin örf ve adetlerine itibar edemez. İslam dininin, İslâm ümmetinin de hiçbir dini ve hiçbir milleti taklide ihtiyacı olmayan üstün bir medeniyeti vardır. Çünkü bütün insanları hidayete erdirmek ve hayata tatbik edilmek üzere ALLAH Teâlâ tarafından gönderilen şerefli dinimiz İslâm, ilahi bir nizamdır. Bu ilahi nizam, insanın hem dünya ve hem de ahiret hayatını kuşatır. O, beşeri bütün görüşlerin ve sistemlerin üstünde, ulvi bir içtimai görüşe sahiptir Müslümanım diyen herkes, hatta bütün insanlık bunu böyle bilmek mecburiyetindedir.
Bu açık hakikatten dolayı Hz. Peygambeı (S.A.V.) Efendimiz, ümmetinin kendi varlığını muhafaza etmesini emredip, taklitçilik aşağı mertebesine düşmelerini menetmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen bu hastalık yüz göstermiştir. Zaten Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz kendi ümmetinin şirkten, kâfirlikten başka, eski ümmetleri örf-adet, fitne-fesat ve isyan gibi bütün kötü yollarda takip edeceklerini bir mucize olarak haber vermiştir. Ebu Sâid (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Sizler, kendinizden önce geçen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına tıpa tıp muhakkak uyacaksınız. O dereceye kadar ki, şayet onlar (daracık) keler deliğine girmiş olsalar, siz de muhakkak onlara uyarak oraya gireceksiniz, onlara tâbi olacaksınız." Ebu Sâid (R.A.) diyor ki: Biz:
"Ya ResûlALLAH! Bu ümmetler Yahudilerle Hıristiyanlar mı?" diye sorduk. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
"Onlardan başka kim olacak!" buyurdu.15 Buhari, Enbiya:48; İtisam;14; Müslim; İlim:6
Maalesef Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bu açık mucizesi haber verdiği gibi ortaya çıkmıştır. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin bu mucizesi günümüzde de devam etmektedir. Çünkü bugün birçok Müslüman küfür hususunda, kâfirlerin yolunda karış sarış, arşın arşın ilerlemekte; onlar keler deliğine girse, bunlar da girmek için yarış etmektedirler. Binaenaleyh 'eygamber Efendimiz (S.A.V) in bu ikazı üzerinde du-rup düşünmek gerekir. Görüldüğü gibi tenkit edilen hu-sus: Körü körüne taklitçiliktir, şahsiyetsiz olmaktır. Bir
nevi, aşağılık hissine kapılmaktır. Müslümanların bu günkü halini şair ne güzel dile getirmiş:
Bir elde kadeh! Bir elde Kur'an!
Ne helâldir işimiz, ne de haram!
Şu yarım yamalak dünyada,
Ne tam kâfiriz, ne de tam bir Müslüman!
Müslümana:
Sen Hıristiyan mısın?" diye sorsan darılır. Amma yılbaşında hindi, kaz; yemesine bayılır. Çam deviren hindici, nasıl mümin sayılır. Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz: Batı, Batı diyerek, eyvah! Hep batıyoruz! Yaklaşınca her sene,öz yurdumda yılbaşı: Yapılır milletime Frenkçe türlü aşı! Buna, ağlar ağacı;hem toprağı, hem taşı: Müslünmanız (!) onlarla, Noel de yapıyoruz. Batı, Batı! diyerek,eyvah! Hep batıyoruz! ALLAH müslümanlara intibahlar versin! Âmin.
Şüphesiz her dinin ve milletin kendisine mahsus bir medeniyeti ve diğerlerinden farklı kılan, ayırıcı vasıfları vardır. Milletler, varlığını ancak bu hususi vasıflarıyla muhafaza eder. Dinî ve millî kültür değerlerinden kaynaklanan örf ve adetler, milletlerin geleceğinin teminatıdır. Kendi örf ve adetlerinden kopmuş, başka milletlerin dinî ve millî kültür değerlerine kendini kaptırmış milletler, er veya geç de olsa kendi dini ve millî kişiliklerini yitirmeye mahkûm olurlar. Tarih bu gerçeği belgeleyen olaylarla doludur. Bir milleti yok etmenin en kestirme yolu: O milleti meydana getiren insanları, kendi millî benliklerinden, dinî inançlarından, cemiyetleri ayakta tutan ahlâk ve fazilet duygularından uzaklaştırmaktır. Bir milleti en büyük çöküntüye uğratan şey, manevi düşüştür.
İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde bu hususta çok önemli bir gerçeği vurgulamıştır:
"Mağlupların galipleri taklit etme etme psikolojisi, onların yaşadıklarını anlatır."
Kendi öz, manevi değerlerini yitirerek başkalarını taklit etmek ve şahsiyetsizlik, fertler ve toplumlar için en büyük manevi sefalet ve alçalıştır. Milletler için maddî refah ve kalkınmaya ulaşmak her zaman mümkün olabilir. Manevî sefalete mahkûm olmuş milletleri bu bataklığın çukurundan çıkarmaya imkân yoktur. Milletini ve dinini seven insanlar hiç bir zaman kendi milletinin böyle bir manevi sefalete düşüşüne asla tahammül edemez. Bir Müslüman hiç bir zaman kendi dininden başka bir dinin ayinini taklit edemez. Hiç bir zaman kendi millî örf ve adetleri dışında, başka milletlerin örf ve adetlerine itibar edemez. İslam dininin, İslâm ümmetinin de hiçbir dini ve hiçbir milleti taklide ihtiyacı olmayan üstün bir medeniyeti vardır. Çünkü bütün insanları hidayete erdirmek ve hayata tatbik edilmek üzere ALLAH Teâlâ tarafından gönderilen şerefli dinimiz İslâm, ilahi bir nizamdır. Bu ilahi nizam, insanın hem dünya ve hem de ahiret hayatını kuşatır. O, beşeri bütün görüşlerin ve sistemlerin üstünde, ulvi bir içtimai görüşe sahiptir Müslümanım diyen herkes, hatta bütün insanlık bunu böyle bilmek mecburiyetindedir.
Bu açık hakikatten dolayı Hz. Peygambeı (S.A.V.) Efendimiz, ümmetinin kendi varlığını muhafaza etmesini emredip, taklitçilik aşağı mertebesine düşmelerini menetmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen bu hastalık yüz göstermiştir. Zaten Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz kendi ümmetinin şirkten, kâfirlikten başka, eski ümmetleri örf-adet, fitne-fesat ve isyan gibi bütün kötü yollarda takip edeceklerini bir mucize olarak haber vermiştir. Ebu Sâid (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Sizler, kendinizden önce geçen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına tıpa tıp muhakkak uyacaksınız. O dereceye kadar ki, şayet onlar (daracık) keler deliğine girmiş olsalar, siz de muhakkak onlara uyarak oraya gireceksiniz, onlara tâbi olacaksınız." Ebu Sâid (R.A.) diyor ki: Biz:
"Ya ResûlALLAH! Bu ümmetler Yahudilerle Hıristiyanlar mı?" diye sorduk. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
"Onlardan başka kim olacak!" buyurdu.15 Buhari, Enbiya:48; İtisam;14; Müslim; İlim:6
Maalesef Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bu açık mucizesi haber verdiği gibi ortaya çıkmıştır. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin bu mucizesi günümüzde de devam etmektedir. Çünkü bugün birçok Müslüman küfür hususunda, kâfirlerin yolunda karış sarış, arşın arşın ilerlemekte; onlar keler deliğine girse, bunlar da girmek için yarış etmektedirler. Binaenaleyh 'eygamber Efendimiz (S.A.V) in bu ikazı üzerinde du-rup düşünmek gerekir. Görüldüğü gibi tenkit edilen hu-sus: Körü körüne taklitçiliktir, şahsiyetsiz olmaktır. Bir
nevi, aşağılık hissine kapılmaktır. Müslümanların bu günkü halini şair ne güzel dile getirmiş:
Bir elde kadeh! Bir elde Kur'an!
Ne helâldir işimiz, ne de haram!
Şu yarım yamalak dünyada,
Ne tam kâfiriz, ne de tam bir Müslüman!
Müslümana:
Sen Hıristiyan mısın?" diye sorsan darılır. Amma yılbaşında hindi, kaz; yemesine bayılır. Çam deviren hindici, nasıl mümin sayılır. Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz: Batı, Batı diyerek, eyvah! Hep batıyoruz! Yaklaşınca her sene,öz yurdumda yılbaşı: Yapılır milletime Frenkçe türlü aşı! Buna, ağlar ağacı;hem toprağı, hem taşı: Müslünmanız (!) onlarla, Noel de yapıyoruz. Batı, Batı! diyerek,eyvah! Hep batıyoruz! ALLAH müslümanlara intibahlar versin! Âmin.