PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Soru ve cevaplar



MuH@©i®
14.01.2007, 18:59
NAMAZ


Abdest

1. Saç boyası, kına, ruj, oje, jöle gibi makyaj malzemeleri abdest ve gusle mani midir?.

El-cevab:Abdest alırken, yıkanması gereken uzuvlardan birinde kuru yer kalırsa, abdest sahih olmaz. Gusülde ise vücutta, suyun ulaşabildi i her yerinin yıkanması gerekir.

Bu itibarla, abdest veya gusül alacak kimsenin, yıkanması gereken uzuvlarında, suyun altına ulaşmasına engel olacak bir tabaka bulunmamalıdır. Oje gibi vücut üzerinde tabaka oluşturup da suyun bedene ulaşmasına mani olanlar abdest ve gusle manidir. Abdest veya gusülden önce bunların çıkarılması gerekir. Buna karşılık, tabaka oluşturmayan saç boyası, kına gibi makyaj malzemeleri abdest ve gusle mani de ildir.

2. Abdest uzuvlarında yara veya hastalık bulunması halinde nasıl abdest alınır?.

El-cevab:Abdest uzuvlarından birinde yara veya hastalık bulunan kişi, bu organın yıkanması zarar verecekse, yıkamayıp ıslak elle mesheder. Mesh edilmesinin de zarar vermesi durumunda, bu da yapılmaz. Bu rahatsızlık abdest veya gusül uzuvlarından ço unlu unda ise, abdest veya gusül yerine teyemmüm edilmelidir.

3. Özürlünün abdesti ve özrü sebebiyle elbisesine bulaşan necasetin hükmü.

El-cevab: Dinmeyen burun kanaması, yaradan kan sızması, idrar tutamama, devamlı kusma, hayız ve nifas dışındaki kadınların akıntısı gibi bedenî rahatsızlıklar, en az bir namaz vakti süresince devam etmesi halinde özür olarak kabul edilmiştir. Böyle olan kimseye de mazûr denir.

İslâm dini kolaylık dinidir; kişiye gücünün üstünde yük yüklemez. Bu nedenle özürlü sayılan kişilerin ibadetlerini yerine getirebilmeleri için onlara kolaylıklar getirmiştir. Özürlüler, her vakit için abdest alır ve mazeret teşkil eden rahatsızlı ından başka abdest bozan bir hal meydana gelmedikçe bu abdestle o vakit içerisinde diledi i gibi namaz kılar, Kur'an-ı Kerim okur ve di er ibadetlerini yaparlar. Namaz vaktinin çıkmasıyla veya başka abdest bozan bir halin meydana gelmesiyle özürlü kimsenin abdesti bozulur.

Özür, bir namaz vakti boyunca hiç meydana gelmezse, özür ortadan kalkmış olur ve o kimse özür sahibi olmaktan çıkar.

Özürlü kimseden akan kan, irin, idrar gibi şeylerin çamaşıra bulaşması halinde, bundan kaçınılması mümkün de il ve temizlendi inde tekrar bulaşacaksa yıkamadan namaz kılınabilir. Fakat tekrar bulaşmayacaksa, yıkanması gerekir.

4. Tuvalette abdest alınabilir mi?.


el-cevab:Tuvalette abdest alınmasında bir sakınca yoktur. Ancak böyle yerlerde besmele, zikir ve duaların içten söylenmesi uygun olur.


5. Sargı Üzerine Mesh.


Vücudun herhangi bir yerinde kırık, çıkık veya yaradan dolayı sargı bulundu unda, abdest alırken veya guslederken bu sargı çözülerek altı yıkanır ve yaranın üstü meshedilir. Ancak sargının çözülmesinin zararlı olması halinde çözülmeyip üzerine meshedilebilir. Sargının ço unlu unun sadece bir defa meshedilmesi yeterlidir. Yapılan bu mesh, o uzvun hükmen yıkanması sayılır. Hatta meshetmenin de zararlı olması halinde, bundan da vazgeçilebilir. Sargının abdestsiz veya cünüp iken sarılmış olması meshe engel olmadı ı gibi belirli bir süresi de yoktur; yara veya kırık iyileşinceye kadar devam eder.

Sargıya meshettikten sonra bu sargı de iştirilirse veya sargı düşerse, mesh bozulmaz; iade edilmesi de gerekmez. Ancak, yaranın iyileşip sargının çıkarılması halinde, mesh bozulur. Yara iyileşti i halde, sargı olsa bile mesih bozulur. Bu durumda, yaraya zarar vermeden sargı çözülerek altının yıkanması gerekir.

6. Çorap Üzerine Mesh

Mestler üzerine meshin caiz olmasının şartları arasında; mestlerin ba sız olarak ayakta durabilecek kadar katı olması, içine su almaması ve normal yürüyüşle en az 12 bin adım (yaklaşık 5 km.) veya daha fazla yürüyüşe dayanıklı olması yer almaktadır. Bu şartları taşıyan çorapların üzerine meshetmek caizdir. Bu nitelikleri taşımayan çorap üzerine meshedilmez.

Bunun yanında, mestler üzerine giyilen çoraplar, ince olup, abdest alırken üzerine meshedildi inde altına ıslaklı ı geçirirse, üzerine meshedilmesinde sakınca yoktur. Mest üzerine giyilen çorap altına ıslaklı ı geçirmedi i takdirde üzerine meshedilmesi caiz de ildir.

7. Varis Çorabına Mesh

Tedavî maksadıyla giyilen ve çıkarılmasında güçlük bulunan varis çorabı üzerine meshetmek caizdir.

8. Abdestin tam olup olmadı ı konusunda vesvese

Vesvese, nefs ve şeytanın meydana getirdi i iç karışıklı ı, aslı olmayan ihtimaller, kuruntular demektir. Çok kere abdest ve guslün tamam olup olmadı ı şeklinde görülmekte, elde olmayan kötü ve yanlış düşünceler şeklinde de olabilmektedir.

Vesvese sebebi ile, gusül ve abdestin tekrarlanması gerekmez. Vesvese gelse bile abdest ve gusle devam edilmelidir.

Kişi vesveseye itibar etmemeye çalışmalı, içe do an şüphe ve tereddüt hallerinin asılsız oldu unu kendine telkin etmeli, ayrıca zaman zaman Felak ve Nas Surelerini okumalıdır.

MuH@©i®
14.01.2007, 19:21
Namaz Vakitleri
1. Namazların beş vakit oluşu
İslâm'ın beş temel esasından biri olan namaz, günün belli zaman dilimleri içerisinde yerine getirilmesi gereken bir farzdır. Vakit namazın şartlarından biri ve farz olmasının sebebidir. Yüce Allâh Kur'an'da, "ªüphesiz namaz vakitli olarak farz kilindi" (Nisa 4/104) buyurulmaktadır. Bu nedenle, namazların vakitlerinden önce kılınması caiz olmadı ı gibi, vaktinden sonraya bırakılması da caiz de ildir.

Kur'an-ı Kerim'de beº vakit namazdan söz edilmedigi ileri sürülerek, günde beº vakit namazin farz olmadigini iddia edenler bulunmaktadir. Öncelikle, şunu belirtmek gerekir ki, hadisler olmaksizin Kur'an'ın do ru anlaşılması mümkün de ildir. Kur'an'da namaz vakitlerinden açıkça bahsedilmedi i gibi, nasıl kılınaca ı da bildirilmemiştir. Namazın nasıl kılınaca ını ancak hadislerden ö renebiliriz. Aynı şekilde namazların vakitleri de Hz. Peygamber tarafından gösterilmiştir:

Cebrâil (a.s) Hz. Peygamber'e gelerek namazı bir defa ilk vakitlerinde, bir defa da son vakitlerinde kıldırarak namazın vakitlerini göstermiştir (Müslim, Salât, 138 ). Hz. Peygamber de ashabına bu vakitleri bildirilmiştir (Müslim, Mesacid ve Mevâdiu's-Salât, 138 ). Asr-ı saadetten günümüze kadar da namaz vakitleri 5 olarak kabul edilmiş ve öylece kılınmıştır. Namaz vakitlerinin bundan aşa ı oldu unu söyleyen çıkmamıştır.

Di er taraftan, namazla ilgili Kur'an ayetleri bir bütün olarak ele alındı ında, beş vakte işaret edildi i görülür. "Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a saygı ve ba lılık içinde namaz kılın." (Bakara 2/238 ) ayetinde namazlardan ve orta namazından bahsedilmektedir. Namazlar ço uldur, bu nedenle en az üç vakit olması gerekir. Ayrıca bir de orta namazından bahsediliyor dolayısıyla en az beş vakit olmalıdır. Belki orta namazının üç vakit içerisine dahil olaca ı ileri sürülebilir. Ancak namazla ilgili di er ayetlere de baktı ımızda üç vakitten fazla namaza işaret edildi i görülecektir; orta namazı olabilmesi için de dolayısıyla en az beş vaktin olması gerekir. Şöyle ki, "Güneşin batiya yönelmesinden, gecenin kararmasina kadar (belli vakitlerde) namaz kil; bir de sabah vaktinde namaz kil. Çünkü sabah namaz‎i şahitlidir." (İsra 17/78 ) ve "Haydi siz, akşama ulaştiginizda (akşam ve yatsi vaktinde) sabaha kavuştugunuzda, gündüzün sonunda ve ögle vaktine eriştiginizde Allah'‎ tesbih edin (namaz kilin). Göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur." (Rum 30/17-18 ) ayetlerinde açık olarak dört vakitten bahsedilmektedir.

2. Namazların Cem'i (Birleºtirilerek Kilinmasi)
Belirli şartlari taşiyan her Müslüman'a günde beş vakit namaz farzdir. Her namaz kendi vakti içinde edâ edilmek üzere farz kilinmiºtir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de : "Namaz, müminler üzerine belli vakitlerde edâ edilmek üzere farz kılınmıştır" (Nisa Suresi, ayet 103) buyurulmaktadır. Bu itibarla normal şartlar içinde her namazın vaktinde kılınması gerekir.

Hanefi mezhebine göre hac mevsiminde arefe günü Arafat ve Müzdelife'nin dışında hiçbir yerde namazların birleştirilerek kılınması caiz de ildir.

Bununla birlikte, Hz. Peygamber'in sahih hadisleri ve uygulamaları dikkate alındı ında, yolculuk, hastalık, doktorun ameliyatta bulunması gibi zorunluluk hallerinde ö le ile ikindi, akşam ile yatsı namazları duruma göre takdim veya tehir edilerek birlikte kılınabilir. Birleştirilerek kılındı ında, iki namaz arasındaki sünnet namazlar terk edilir; her bir farz için ayrı kamet getirilir.

3. Namazların Kazası
Kur'an'da vaktinde kılınamayan namazların kaza edilmesi ile ilgili olarak açık bir ifade bulunmamakla birlikte, Hz. Peygamber bizzat kendisi vaktinde kılamadı ı namazları kaza etmiş ve ashabına da bunu tavsiye etmiştir: Peygamberimiz Hendek savaşı sırasında harbin şiddetlenmesi nedeniyle ikindi namazını kılamamışlar; bunun üzerine "Bizi ikinde namazından alıkoydular. Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun" demiş ve ikindi namazini akşam ile yatsi arasinda kaza etmiştir (Müslim, Mesacid ve Mevadi'u's-Salat, N. 627). Ayrıca Hayber Fethinden dönerken, bir yerde konakladıklarında gece uyuya kalmışlar ve vaktinde kılamadıkları sabah namazını güneş do duktan sonra kaza etmişlerdir (Müslim, Mesacid ve Mevadi'u's-Salat, N. 680). Yine Peygamberimiz "Kim namazı unutursa veya uyuyup kalırsa hatırlayınca onu kılsın" buyurmuº ve "ekımi's-salâte li zikrî" (Taha, 20/14) âyetini delil getirmiºtir. (Buhârî, Mevâkîtü's-Salati, No: 562; Müslim, Mesacid ve Mevadi'u's-Salat, N. 680-684)

Unutma ve uyuma gibi bir mazeret olmaksızın terk edilen namazların kazası ile ilgili hadisin bulunmaması, bu namazların kazasının olmadı ını göstermez. Zira, Hz. Peygamberin veya bir müminin prensipte bilerek farz namazları terk etmesi düşünülemez. Ancak Hz. Peygamberin bir mazerete binaen vaktinde kılınamayan namazları kaza etmesi ve bu yönde tavsiyede bulunması mazeretsiz olarak terk edilen namazların kaza edilebilece inin göstergesidir.

4. Kaza namazı borcu olan, nafile kılabilir mi?
Üzerinde namaz borcu olan kimselerin, öncelikle kaza namazı kılmaları gerekir. Bununla birlikte, vakit namazları ile birlikte kılınan sünnet namazlarını ve teravih namazını da kılmaya çalışmalıdır.

5. Bir namaz hem kaza hem sünnet niyeti ile kılınabilir mi?
Niyet namazın şartlarından biridir. Kişinin hangi namazı kıldı ını bilmesi gerekir; hangi vaktin namazını kıldı ını, farz, vacip veya nafile oldu unu, müstakil mi yoksa imama uyarak mı kıldı ını niyetinde belirlemesi gerekir. Bu itibarla iki niyetle bir namaz kılınamaz.

6. Sünnet namazlar kaza edilir mi?
Kerahat vakti olmaması kaydıyla, bir sonraki namazın vakti girmedikçe, beş vakit namazla birlikte kılınan sünnet namazlar kaza edilebilir. Müteakip vakit girdikten sonra sünnet namazlar kaza edilmez, yalnız farz namazlar kaza edilir.

MuH@©i®
04.02.2007, 19:01
SORU: "İslam'ı öğrenmeye ve öğrendiklerimle amel etmeye gayret ediyorum. (...) Akaid kitaplarında; 'Kıble ehlinin tekfiri caiz değildir' hükmü yer almaktadır. Fakat kıble ehlinden kasdın ne olduğu hususunda, farklı görüşler vardır. (...) Öğrenmek istediğimiz husus şudur: İtikadda ehl-i sünnet ve'l cemaatten ayrılan bütün fırkalara ehl-i kıble diyebilir miyiz? Dinde inanılması zaruri olan ahkamı reddeden bir kimse, kıble ehli olma vasfını koruyabilir mi? Şüphe sebebiyle sünneti reddeden kimseleri tekfir etmek mümkün müdür?"

CEVAP: Emaneti muhafaza etmeye karar veren her mükellefin, hevasına muhalefet etmesi ve İslam'a teslim olması zaruridir. Resul-i Ekrem (sav)'in, "Hakiki mücahid, nefsinin hevasına karşı mücadele eden kimsedir"(1) buyurduğu ve Müslümanları ikaz ettiği malumdur. Bu tesbitten sonra; "İtikadda ehl-i sünnet ve'l cemaatten ayrılan bütün fırkalara ehl-i kıble diyebilir miyiz?" şeklindeki sualinize geçebiliriz. Ehl-i sünnet ve'l cemaat, Resul-i Ekrem (sav)'in ve sahabesinin yolunu takip edenlerin bir vasfıdır. Veraset yoluyla, babadan oğula geçen bir imtiyaz değildir. Molla Hüsrev, "Ehl-i ehva; kelam kitaplarında zikredildiğine göre, inançları ehl-i sünnetin inançlarına uymayan ehl-i kıbledir. Bunlar: Cebriyye, Kaderiyye, Rafiziler, Hariciler, Muattıla ve Müşebbihe fırkalarıdır. Bunların tamamı yetmiş iki fırka olur. Bize göre bunların şahidliği kabul edilir"(2) diyerek, meseleyi izah etmiştir. Ehl-i sünnet ve'l cemaat yolundan ayrılan kimseler; dinde inanılması zaruri olan hususları inkar etmedikleri müddetçe, kıble ehli olma özelliğini korurlar. Resul-i Ekrem (sav)'in, "Kim bizim kıldığımız namazı kılarsa, bizim kıblemize yönelirse, kestiğimizi yerse, işte Allah ve Resulü'nün zimmetinde bulunan Müslüman budur. Allah'ın zimmetini bozmayın" hadis-i şerifi'ni esas alan müctehid imamlar, "Kıble ehlinin tekfiri caiz değildir"(3) hükmünde ittifak etmiştir. Dürri'l Muhtar'da, "Bid'at, Peygamber (sav)'den malum ve meşhur olan şeyin aksine itikad etmektir. Fakat bu inat sebebiyle değil, bir nevi şüphe iledir. Bizim kıblemize dönenlerden hiçbiri bid'at sebebiyle tekfir edilemez. (...) Çünkü bu yaptıkları bir tevil ve şüphe neticesidir. Tekfir edilmemelerinin delili, şahitliklerinin kabul edilmesidir"(4) hükmü kayıtlıdır. Şüphe sebebiyle sünneti reddeden kimseleri tekfir etmek doğru değildir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Sünen-i Tirmizi- İst.: 1401 C: 4, Sh: 165 Had. No: 1621 K.Cihad: 2.
(2) Molla Hüsrev- Düreri'l Hükkam- İst.: 1307 C: 2, Sh: 376.
(3) İmam-ı Azam- Fıkh-ı Ekber (Aliyyü'l Kari Şerhi)- İst.: 1981 Sh: 424 vd.
(4) İbn-i Abidin- A.g.e.: C: 2, Sh: 409

semenulcennet
26.02.2007, 20:21
ALLAH razı olsun paylaşımın için teşekkürler.. :(