ARAL
22.03.2010, 10:12
AÇILAN BAYRAK
ÇİLE YOLUNDA
Şahıstan şahısa fısıltıh telkinlerle yapılan ve dışarıya ancak saklanmaz kısımları sızan İslâmiyetin, tamamiyle meydana çıkarılması, cemiyet meydanında bayrakraştırılma-sı için emir geldi:
«- Sana emredilen şeyleri açığa vur!»
Nazil olan Kur'ân emri artık yolun apaydınlık gösterilmesini bildiriyor.
Karanlıkta seyahat ve birbirinin eline eteğine yapışarak, adım adım toprağı kollayarak yol alma devri sona ermiştir. Artık bütün projektörler yakılacak, mevki ve istikamet' düşmana açıkça gösterilecek ve bu apaydınlık yolda topye-kûn insanlık, başsız ve sonsuz yığınlar halinde devşirilmeğe başlanacaktır. Bütün zaman ve mekânın Peygamberi kendisine kadar gelen Mukaddes Bayrağı, artık açıkça başa geçirmeğe memur Allah Resulü sıfatiyle ellerine alacaklardır.
Aslî sahibine gelen bayrağın, açılması emri gelmiştir.
Açılan Bayrak
Acaba bu harikulade teşebbüsün neticesi ne olacaktır? İlk neticesi ve aksülâmeli?.. Ne olacaktır?..
Kaderin sisler arkasında sakladığı, fakat ön plâna oluşların en büyüğünü dikerek ileriye ait namütenahi ihtimale yol açtığı bu sualin cevabı müthiş bir ürpermedir. Kimbilir neler olacaktır?
Açığa vurma emrinden çok az zaman evvel, daha dün, üç beş müslüman Mekke yakınlarında bir tepeye çekilerek, tamamiyle tenhada, müşriklerden gizli, vecd ve aşk içinde ibadetlerini ederlerken, birdenbire bazı kâfirler peydahlan-mıştı. Bunlar vaziyeti görünce müminlerle alay etmeğe başlamışlar; bunun üzerine Ebi Vakkas oğlu Saad, eline geçirdiği bir kemik parçasıyla bunlardan birini yaralamış ve İslâmiyet uğruna ilk kanı akıtmıştı. Evet; bir kemik parçasının bir müşrik kafasında akıttığı kan, karşı safta Allah için akıtılan ilk düşman kanının izlerini resmetmişti.
Ya şimdi ne olacak?
Allah'ın emri yerine gelecek ve icabında kan seller gibi aksa da Mukaddes Bayrak, Allah Sevgilisinin eliyle varlık dairesinin merkezine dikilecek...
İlk iş olarak, o âna kadar gizli okunan Kur'ân açıkça ve yüksek sesle okunmaya başlandı.
ŞAMAR
Artık Kureyş müteazzımları, sade tevhidin mücerret esaslarına muhatap olmayacak, içinde yüzdükleri küfrmüşahhas felâketini de suratlarında bir şamar gibi hissedecekler...
Asıl dayanamadıklan, tahammül edemedikleri de bu...
Bir gün Allah Resulünün yolu, müşriklerin ibadet yerine uğradı. Hepsi birden mankafa şekillere karşı secdede...
- Babanız İbrahim'in dinini iptal ettiniz! Bu haliniz nedir?
Hayretler içinde cevap verdiler:
- Bizi Allah'a yaklaştırmaları için onlara tapıyoruz!
Allah Resulü bu halin yaklaşmak değil, Allah'tan uzaklaşmak olduğunu söyledi ve puta tapanlan put gibi donmuş bırakarak gitti.
ALLAH KELİMESİ
Daha evvel bildirmiştik; tekrarlayalım:
İbrahim Peygamber'in getirdiği te_vhid nurundan ruhlarında hâlâ birtakım ışıklar taşıyan Kureyşliler, «Allah» kelimesini, bildirilince büsbütün yadırgamıyor, isim halinde tanıyor; fakat puttan güya Allah'a götüren bir vasıta biliyorlardı.
Tevhid unutulmuş, «Allah» kelimesi bir hâtıra olarak kalmış ve nihayet bütün putların bağlı olduğu nihâî nokta gibi bir vehme âlet edilmişti.
Allah ismi kelimede devam ediyor, fakat hikmeti putlara devredilmiş bulunuyordu.
KÜFÜR KIZIŞIYOR
Açıkça bayrağını açan İslâmiyet karşısında mırıltılar gittikçe büyümeğe, nâralaşmaya; hoşnutsuzluk da gittikçe derinleşmeye ve tam adavet haline gelmeye başladı. İslâmiyet aleyhindeki sesler kuduruyor ve küfür kızışıyor.
Hususiyle, müşrik ölen babaların, ebedî helake, yani cehenneme gittiği haberi Kureyş müteazzımlannı büsbütün kudurttu.
Vaziyet nâzik...
Hücum ve düşmanlık, plân ve sistem altında gelişmeye başladı.
Allah'ın Sevgilisini, küfür safındakilerden amcası Ebu Talib'ten başka koruyan yoktur. Bütün Kureyş büyükleri, bütün insanlığın kurtarıcısına ve Kureyş'in en büyüğüne düşman kesilmiştir.
O Ebu Talib ki, yeğeniyle oğlunu Varlığın Nuriyle, o Nuru en iyi zaptedenlerden Ali'yi, bir arada namaz kılarken görmüş ve sormuştu:
- Bu hangi dindir?
Allah'ın Sevgilisi cevap vermişti:
-Bu, İbrahim'in dini... Allah beni insanlara Hak dini talim etmek için gönderdi. Sen de bu dine gir!
Ebu Talib, atalarının dinini bırakamayacağını, fakat kendisi hayatta olduğu müddetçe yeğenini koruyacağını ve O'na fenalık gelmesini önleyeceğini söyledi.
ERKAM'IN EVİ
Müslümanlara karşı zulüm ve şiddet tavrı o kadar ileriye gitti ki. nihayet Allah'ın Sevgilisi, Sahabîleriyle beraber «Dar-ül Erkam - Erkam'ın Evi» isimli dam altına sığınmaya karar verdiler. Yanlarında sayılan kırka doğru, yüzleri pırıl pırıl müminler...
Ev sahibi Erkam ilk müslümanlardan biri... Allah Sevgilisinin en emin Sahabîleri arasında... Evi de Safa eteklerinde... Bu bakımdan, Mekke'nin hacı ve yolcu uğrağı sahasına hâkim...
Safa ile Merve arasındaki meydan toplantıları bu eviri baktığı açıklıkta oluyor.
İste Müslümanlar, Erkam'ın evinde, toplu ve müdafaah halde... Karargâh...
Alemlerin Efendisi bu evi seçerken gayet ince bir hesap sahibidirler; her şeyden evvel İslâmiyetin telkin merkezi olarak meydana bir mekân ifadesi, bir karargâh manzarası çıkıyor. Sonra bu mekân, şehre girip çıkanlara nazırdır. Onları, şehirli müşriklerin menfi telkinlerinden evvel kollamak ve kazanmaya çalışmak imkânını veriyor. Nihayet dağınık ve mekansız şekilde şehrin meydan ve sokaklarında din tebliğ etmekle, toplu bir merkez içinde dâvayı idare etmek arasında büyük fark var... Ayrıca müdafaa kıymeti... Böyle bir mekân içinde müşriklerden kimse, Allah'ın Sevgilisine ve O'nun sevgili Sahabîlerine tecavüze cesaret edemez. En sonra da. mekânlaşmanın getirdiği manevî hava... Vecd yuvası bir dam altı ihtiyacı...
Açılan Bayrak
Bu ince hesap, son derece muvaffakiyetle neticelendi. Müminlerin veya imân istidatlılarının hemen hepsi, kayıtsızca «Dar-ül Erkam»a girip çıkmaya başladılar. Ruh mekânını buldu ve mekân ruhlaştı.
Pek az zaman içinde bu ev, dâvaların dâvasına madde ölçüsüyle yatak ve kadro vazifesi görmeye başladı.
Allah'ın Sevgilisi, yalnız gündüzlerini «Dar-ül Er-kam»a hasrediyorlardı. Sabahtan akşama kadar orada müminleri oldurmak ve olgunlaştırmakla vakit geçiriyorlar ve geceleyin evlerine dönüyorlardı.
«Dar-ül Erkam» isimli mübarek mekânın kıymeti, artık açıkça tebliğ ve telkin plânına çıkmak emrini alan Müslümanlıkta o kadar mühimdir ki, orada müslüman olmuş bulunmak şerefi, ilklerden sonra gelen en büyük fazilettir.
- Allah'ın Resulü «Dar-ül Erkam»da din neşrederken müslüman oldum.
Diyebilen Şahabı, Peygamber yakını saadet sahiplerinin büyüklerindendir.
ÇİLE YOLUNDA
Şahıstan şahısa fısıltıh telkinlerle yapılan ve dışarıya ancak saklanmaz kısımları sızan İslâmiyetin, tamamiyle meydana çıkarılması, cemiyet meydanında bayrakraştırılma-sı için emir geldi:
«- Sana emredilen şeyleri açığa vur!»
Nazil olan Kur'ân emri artık yolun apaydınlık gösterilmesini bildiriyor.
Karanlıkta seyahat ve birbirinin eline eteğine yapışarak, adım adım toprağı kollayarak yol alma devri sona ermiştir. Artık bütün projektörler yakılacak, mevki ve istikamet' düşmana açıkça gösterilecek ve bu apaydınlık yolda topye-kûn insanlık, başsız ve sonsuz yığınlar halinde devşirilmeğe başlanacaktır. Bütün zaman ve mekânın Peygamberi kendisine kadar gelen Mukaddes Bayrağı, artık açıkça başa geçirmeğe memur Allah Resulü sıfatiyle ellerine alacaklardır.
Aslî sahibine gelen bayrağın, açılması emri gelmiştir.
Açılan Bayrak
Acaba bu harikulade teşebbüsün neticesi ne olacaktır? İlk neticesi ve aksülâmeli?.. Ne olacaktır?..
Kaderin sisler arkasında sakladığı, fakat ön plâna oluşların en büyüğünü dikerek ileriye ait namütenahi ihtimale yol açtığı bu sualin cevabı müthiş bir ürpermedir. Kimbilir neler olacaktır?
Açığa vurma emrinden çok az zaman evvel, daha dün, üç beş müslüman Mekke yakınlarında bir tepeye çekilerek, tamamiyle tenhada, müşriklerden gizli, vecd ve aşk içinde ibadetlerini ederlerken, birdenbire bazı kâfirler peydahlan-mıştı. Bunlar vaziyeti görünce müminlerle alay etmeğe başlamışlar; bunun üzerine Ebi Vakkas oğlu Saad, eline geçirdiği bir kemik parçasıyla bunlardan birini yaralamış ve İslâmiyet uğruna ilk kanı akıtmıştı. Evet; bir kemik parçasının bir müşrik kafasında akıttığı kan, karşı safta Allah için akıtılan ilk düşman kanının izlerini resmetmişti.
Ya şimdi ne olacak?
Allah'ın emri yerine gelecek ve icabında kan seller gibi aksa da Mukaddes Bayrak, Allah Sevgilisinin eliyle varlık dairesinin merkezine dikilecek...
İlk iş olarak, o âna kadar gizli okunan Kur'ân açıkça ve yüksek sesle okunmaya başlandı.
ŞAMAR
Artık Kureyş müteazzımları, sade tevhidin mücerret esaslarına muhatap olmayacak, içinde yüzdükleri küfrmüşahhas felâketini de suratlarında bir şamar gibi hissedecekler...
Asıl dayanamadıklan, tahammül edemedikleri de bu...
Bir gün Allah Resulünün yolu, müşriklerin ibadet yerine uğradı. Hepsi birden mankafa şekillere karşı secdede...
- Babanız İbrahim'in dinini iptal ettiniz! Bu haliniz nedir?
Hayretler içinde cevap verdiler:
- Bizi Allah'a yaklaştırmaları için onlara tapıyoruz!
Allah Resulü bu halin yaklaşmak değil, Allah'tan uzaklaşmak olduğunu söyledi ve puta tapanlan put gibi donmuş bırakarak gitti.
ALLAH KELİMESİ
Daha evvel bildirmiştik; tekrarlayalım:
İbrahim Peygamber'in getirdiği te_vhid nurundan ruhlarında hâlâ birtakım ışıklar taşıyan Kureyşliler, «Allah» kelimesini, bildirilince büsbütün yadırgamıyor, isim halinde tanıyor; fakat puttan güya Allah'a götüren bir vasıta biliyorlardı.
Tevhid unutulmuş, «Allah» kelimesi bir hâtıra olarak kalmış ve nihayet bütün putların bağlı olduğu nihâî nokta gibi bir vehme âlet edilmişti.
Allah ismi kelimede devam ediyor, fakat hikmeti putlara devredilmiş bulunuyordu.
KÜFÜR KIZIŞIYOR
Açıkça bayrağını açan İslâmiyet karşısında mırıltılar gittikçe büyümeğe, nâralaşmaya; hoşnutsuzluk da gittikçe derinleşmeye ve tam adavet haline gelmeye başladı. İslâmiyet aleyhindeki sesler kuduruyor ve küfür kızışıyor.
Hususiyle, müşrik ölen babaların, ebedî helake, yani cehenneme gittiği haberi Kureyş müteazzımlannı büsbütün kudurttu.
Vaziyet nâzik...
Hücum ve düşmanlık, plân ve sistem altında gelişmeye başladı.
Allah'ın Sevgilisini, küfür safındakilerden amcası Ebu Talib'ten başka koruyan yoktur. Bütün Kureyş büyükleri, bütün insanlığın kurtarıcısına ve Kureyş'in en büyüğüne düşman kesilmiştir.
O Ebu Talib ki, yeğeniyle oğlunu Varlığın Nuriyle, o Nuru en iyi zaptedenlerden Ali'yi, bir arada namaz kılarken görmüş ve sormuştu:
- Bu hangi dindir?
Allah'ın Sevgilisi cevap vermişti:
-Bu, İbrahim'in dini... Allah beni insanlara Hak dini talim etmek için gönderdi. Sen de bu dine gir!
Ebu Talib, atalarının dinini bırakamayacağını, fakat kendisi hayatta olduğu müddetçe yeğenini koruyacağını ve O'na fenalık gelmesini önleyeceğini söyledi.
ERKAM'IN EVİ
Müslümanlara karşı zulüm ve şiddet tavrı o kadar ileriye gitti ki. nihayet Allah'ın Sevgilisi, Sahabîleriyle beraber «Dar-ül Erkam - Erkam'ın Evi» isimli dam altına sığınmaya karar verdiler. Yanlarında sayılan kırka doğru, yüzleri pırıl pırıl müminler...
Ev sahibi Erkam ilk müslümanlardan biri... Allah Sevgilisinin en emin Sahabîleri arasında... Evi de Safa eteklerinde... Bu bakımdan, Mekke'nin hacı ve yolcu uğrağı sahasına hâkim...
Safa ile Merve arasındaki meydan toplantıları bu eviri baktığı açıklıkta oluyor.
İste Müslümanlar, Erkam'ın evinde, toplu ve müdafaah halde... Karargâh...
Alemlerin Efendisi bu evi seçerken gayet ince bir hesap sahibidirler; her şeyden evvel İslâmiyetin telkin merkezi olarak meydana bir mekân ifadesi, bir karargâh manzarası çıkıyor. Sonra bu mekân, şehre girip çıkanlara nazırdır. Onları, şehirli müşriklerin menfi telkinlerinden evvel kollamak ve kazanmaya çalışmak imkânını veriyor. Nihayet dağınık ve mekansız şekilde şehrin meydan ve sokaklarında din tebliğ etmekle, toplu bir merkez içinde dâvayı idare etmek arasında büyük fark var... Ayrıca müdafaa kıymeti... Böyle bir mekân içinde müşriklerden kimse, Allah'ın Sevgilisine ve O'nun sevgili Sahabîlerine tecavüze cesaret edemez. En sonra da. mekânlaşmanın getirdiği manevî hava... Vecd yuvası bir dam altı ihtiyacı...
Açılan Bayrak
Bu ince hesap, son derece muvaffakiyetle neticelendi. Müminlerin veya imân istidatlılarının hemen hepsi, kayıtsızca «Dar-ül Erkam»a girip çıkmaya başladılar. Ruh mekânını buldu ve mekân ruhlaştı.
Pek az zaman içinde bu ev, dâvaların dâvasına madde ölçüsüyle yatak ve kadro vazifesi görmeye başladı.
Allah'ın Sevgilisi, yalnız gündüzlerini «Dar-ül Er-kam»a hasrediyorlardı. Sabahtan akşama kadar orada müminleri oldurmak ve olgunlaştırmakla vakit geçiriyorlar ve geceleyin evlerine dönüyorlardı.
«Dar-ül Erkam» isimli mübarek mekânın kıymeti, artık açıkça tebliğ ve telkin plânına çıkmak emrini alan Müslümanlıkta o kadar mühimdir ki, orada müslüman olmuş bulunmak şerefi, ilklerden sonra gelen en büyük fazilettir.
- Allah'ın Resulü «Dar-ül Erkam»da din neşrederken müslüman oldum.
Diyebilen Şahabı, Peygamber yakını saadet sahiplerinin büyüklerindendir.