PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Siyer (25) AÇILAN BAYRAK



ARAL
22.03.2010, 10:12
AÇILAN BAYRAK




ÇİLE YOLUNDA




Şahıstan şahısa fısıltıh telkinlerle yapılan ve dışarıya ancak saklanmaz kısımları sızan İslâmiyetin, tamamiyle meydana çıkarılması, cemiyet meydanında bayrakraştırılma-sı için emir geldi:



«- Sana emredilen şeyleri açığa vur!»



Nazil olan Kur'ân emri artık yolun apaydınlık gösteril­mesini bildiriyor.



Karanlıkta seyahat ve birbirinin eline eteğine yapışa­rak, adım adım toprağı kollayarak yol alma devri sona ermiş­tir. Artık bütün projektörler yakılacak, mevki ve istikamet' düşmana açıkça gösterilecek ve bu apaydınlık yolda topye-kûn insanlık, başsız ve sonsuz yığınlar halinde devşirilmeğe başlanacaktır. Bütün zaman ve mekânın Peygamberi kendi­sine kadar gelen Mukaddes Bayrağı, artık açıkça başa geçir­meğe memur Allah Resulü sıfatiyle ellerine alacaklardır.



Aslî sahibine gelen bayrağın, açılması emri gelmiştir.




Açılan Bayrak




Acaba bu harikulade teşebbüsün neticesi ne olacaktır? İlk neticesi ve aksülâmeli?.. Ne olacaktır?..




Kaderin sisler arkasında sakladığı, fakat ön plâna oluş­ların en büyüğünü dikerek ileriye ait namütenahi ihtimale yol açtığı bu sualin cevabı müthiş bir ürpermedir. Kimbilir neler olacaktır?



Açığa vurma emrinden çok az zaman evvel, daha dün, üç beş müslüman Mekke yakınlarında bir tepeye çekilerek, tamamiyle tenhada, müşriklerden gizli, vecd ve aşk içinde ibadetlerini ederlerken, birdenbire bazı kâfirler peydahlan-mıştı. Bunlar vaziyeti görünce müminlerle alay etmeğe baş­lamışlar; bunun üzerine Ebi Vakkas oğlu Saad, eline geçirdi­ği bir kemik parçasıyla bunlardan birini yaralamış ve İslâmi­yet uğruna ilk kanı akıtmıştı. Evet; bir kemik parçasının bir müşrik kafasında akıttığı kan, karşı safta Allah için akıtılan ilk düşman kanının izlerini resmetmişti.



Ya şimdi ne olacak?



Allah'ın emri yerine gelecek ve icabında kan seller gibi aksa da Mukaddes Bayrak, Allah Sevgilisinin eliyle varlık dairesinin merkezine dikilecek...



İlk iş olarak, o âna kadar gizli okunan Kur'ân açıkça ve yüksek sesle okunmaya başlandı.



ŞAMAR




Artık Kureyş müteazzımları, sade tevhidin mücerret esaslarına muhatap olmayacak, içinde yüzdükleri küfrmüşahhas felâketini de suratlarında bir şamar gibi hissede­cekler...



Asıl dayanamadıklan, tahammül edemedikleri de bu...



Bir gün Allah Resulünün yolu, müşriklerin ibadet yeri­ne uğradı. Hepsi birden mankafa şekillere karşı secdede...



- Babanız İbrahim'in dinini iptal ettiniz! Bu haliniz ne­dir?



Hayretler içinde cevap verdiler:



- Bizi Allah'a yaklaştırmaları için onlara tapıyoruz!



Allah Resulü bu halin yaklaşmak değil, Allah'tan uzak­laşmak olduğunu söyledi ve puta tapanlan put gibi donmuş bırakarak gitti.




ALLAH KELİMESİ




Daha evvel bildirmiştik; tekrarlayalım:



İbrahim Peygamber'in getirdiği te_vhid nurundan ruhla­rında hâlâ birtakım ışıklar taşıyan Kureyşliler, «Allah» keli­mesini, bildirilince büsbütün yadırgamıyor, isim halinde ta­nıyor; fakat puttan güya Allah'a götüren bir vasıta biliyorlar­dı.




Tevhid unutulmuş, «Allah» kelimesi bir hâtıra olarak kalmış ve nihayet bütün putların bağlı olduğu nihâî nokta gi­bi bir vehme âlet edilmişti.



Allah ismi kelimede devam ediyor, fakat hikmeti putla­ra devredilmiş bulunuyordu.




KÜFÜR KIZIŞIYOR



Açıkça bayrağını açan İslâmiyet karşısında mırıltılar gittikçe büyümeğe, nâralaşmaya; hoşnutsuzluk da gittikçe derinleşmeye ve tam adavet haline gelmeye başladı. İslâmi­yet aleyhindeki sesler kuduruyor ve küfür kızışıyor.



Hususiyle, müşrik ölen babaların, ebedî helake, yani cehenneme gittiği haberi Kureyş müteazzımlannı büsbütün kudurttu.



Vaziyet nâzik...



Hücum ve düşmanlık, plân ve sistem altında gelişmeye başladı.



Allah'ın Sevgilisini, küfür safındakilerden amcası Ebu Talib'ten başka koruyan yoktur. Bütün Kureyş büyükleri, bü­tün insanlığın kurtarıcısına ve Kureyş'in en büyüğüne düş­man kesilmiştir.



O Ebu Talib ki, yeğeniyle oğlunu Varlığın Nuriyle, o Nuru en iyi zaptedenlerden Ali'yi, bir arada namaz kılarken görmüş ve sormuştu:



- Bu hangi dindir?



Allah'ın Sevgilisi cevap vermişti:



-Bu, İbrahim'in dini... Allah beni insanlara Hak dini ta­lim etmek için gönderdi. Sen de bu dine gir!



Ebu Talib, atalarının dinini bırakamayacağını, fakat kendisi hayatta olduğu müddetçe yeğenini koruyacağını ve O'na fenalık gelmesini önleyeceğini söyledi.





ERKAM'IN EVİ



Müslümanlara karşı zulüm ve şiddet tavrı o kadar ileri­ye gitti ki. nihayet Allah'ın Sevgilisi, Sahabîleriyle beraber «Dar-ül Erkam - Erkam'ın Evi» isimli dam altına sığınma­ya karar verdiler. Yanlarında sayılan kırka doğru, yüzleri pı­rıl pırıl müminler...



Ev sahibi Erkam ilk müslümanlardan biri... Allah Sev­gilisinin en emin Sahabîleri arasında... Evi de Safa eteklerin­de... Bu bakımdan, Mekke'nin hacı ve yolcu uğrağı sahasına hâkim...



Safa ile Merve arasındaki meydan toplantıları bu eviri baktığı açıklıkta oluyor.



İste Müslümanlar, Erkam'ın evinde, toplu ve müdafaah halde... Karargâh...



Alemlerin Efendisi bu evi seçerken gayet ince bir hesap sahibidirler; her şeyden evvel İslâmiyetin telkin merkezi ola­rak meydana bir mekân ifadesi, bir karargâh manzarası çıkı­yor. Sonra bu mekân, şehre girip çıkanlara nazırdır. Onları, şehirli müşriklerin menfi telkinlerinden evvel kollamak ve kazanmaya çalışmak imkânını veriyor. Nihayet dağınık ve mekansız şekilde şehrin meydan ve sokaklarında din tebliğ etmekle, toplu bir merkez içinde dâvayı idare etmek arasın­da büyük fark var... Ayrıca müdafaa kıymeti... Böyle bir me­kân içinde müşriklerden kimse, Allah'ın Sevgilisine ve O'nun sevgili Sahabîlerine tecavüze cesaret edemez. En sonra da. mekânlaşmanın getirdiği manevî hava... Vecd yuvası bir dam altı ihtiyacı...




Açılan Bayrak



Bu ince hesap, son derece muvaffakiyetle neticelendi. Müminlerin veya imân istidatlılarının hemen hepsi, ka­yıtsızca «Dar-ül Erkam»a girip çıkmaya başladılar. Ruh mekânını buldu ve mekân ruhlaştı.



Pek az zaman içinde bu ev, dâvaların dâvasına madde ölçüsüyle yatak ve kadro vazifesi görmeye başladı.



Allah'ın Sevgilisi, yalnız gündüzlerini «Dar-ül Er-kam»a hasrediyorlardı. Sabahtan akşama kadar orada mü­minleri oldurmak ve olgunlaştırmakla vakit geçiriyorlar ve geceleyin evlerine dönüyorlardı.



«Dar-ül Erkam» isimli mübarek mekânın kıymeti, artık açıkça tebliğ ve telkin plânına çıkmak emrini alan Müslü­manlıkta o kadar mühimdir ki, orada müslüman olmuş bu­lunmak şerefi, ilklerden sonra gelen en büyük fazilettir.



- Allah'ın Resulü «Dar-ül Erkam»da din neşrederken müslüman oldum.



Diyebilen Şahabı, Peygamber yakını saadet sahipleri­nin büyüklerindendir.

إسماعيل
20.04.2010, 15:21
:-046