Orijinalini görmek için tıklayınız : HafTaNıN KonUsU
rahmet sağanağım
05.04.2010, 23:00
:-040haftanın konusu açılmıştır inşallah.....:-040bilgilerinize:-033
rahmet sağanağım
05.04.2010, 23:30
http://www.istikamet.eu//images/icons/icon1.gif HURİLER CENNET HANIMLARIDIR
A.R. Demican hoca sitesinde şu aşağıdaki açıklamayı yapmış:
<<<İki türlü cennet hizmetçisi var. Bunlardan bir tanesi genç erkek görünümlü Vildan, diğeri genç kadın görünümlü aslında cinsiyeti olmayan Huriler. Bunlar kadınlara da erkeklere de verilecek asistanlar, sekreterler konumundalar. Cinsel partnerler sadece bizim dünyadaki eşlerimiz veya eşlerimiz cennete giremeyecekse cennete girecek bakire veya dul kadınlardır. (Ali Rıza Demircan sitesinden alıntı) >>>
Şimdi ayeti kerimeler ve hadisi şerifler ve makbul eserlerimizin açıklamalarıyla cevab verelim:
Bazıları huriyi iki kısma ayırmış ve 1- Çadırlarda yerleşen huri. 2- Cennetlikler etrafında hizmet için dolaşan huri.
Bu taksimin makbul olmadığı aşikardır, zira ayeti kerimede hizmet için dolaşanlardan bahsedilkirken “Altından tepsiler ve kadehlerle etraflarında dolaşılır” (Zuhruf: 71)
“Etraflarında gümüşten olan kablarla ve kadehlerle dolaşılır….” (İnsan: 16) şeklinde buyrularak, cennet ehlinin etrafında dolaşan hizmetçilerin (Gılman), ikram etmek için getirdikleri içecekler ve yiyecekleri altın ve gümüş tepsi ve kablarda sunarak hizmet ettikleri beyan ediliyor. Halbuki bir diğer ayette ise “Çadırlarda hasrolmuş/yerleşmiş huriler..” (Rahman:72) buyrularak hurilerin güzellkilerinden dolayı sırf çadırlarda oturdukları ve asla hizmet işinde kullanılmadıkları bildirilmiştir. (Evzaul Beyan 27/40)
Şimdi Hurilerin ne için yaratıldıklarını görelim:
Hadisi şerifte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
“Şehid için Allah katında altı haslet vardır. Günahları affolur, cennetteki makamını görür, kabir azabından kurtulur, büyük feryattan (kıyamet dehşetinden) emin olur, başına vakar tacı konur, ondaki yakutlar dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır, iri gözlü hurilerden yetmiş ikisiyle evlendirilir, akrabalarından yetmiş kişiye şefaat eder.” (Tirmizi –sahih)
Bu rivayete göre cennetteki müslüman yetmiş iki huriyle niçin evlendirilecek, hizmet için mi yoksa zevk için mi? Evlilik ne için hasıl olur? Bu kadar açık hükmü anlamayan ne yapmak ister?
“İman ve ameli salih işleyenleri yakında, altlarından nehirler akan cennetlere girdireceğiz, orda ebedi kalacaklar, onlar için orda tertemiz zevceler var.”
Bu ayetin tefsirinde: İri gölü hurileri kasdediyor ki onlar güzelliklerini ve cemallerini giderecek her türlü eziyetten temizdirler, idrar, büyük necaset ve hayızdan beridirler.
(Eyseruttefsir: 1/495)
İbni Mes’ud radıyellahu anhuma şöyle rivayet etti: “Cennetteki iri gözlü huriler, et ve kemiklerinin ötesinden (güzellik için) bacağındaki ilikler görülür.”
Dünya kadınları bu şekilde vasıflanmadı.
“Onları iri gözlü hurilerle evlendireceğiz.” Bu ayeti kerime de hurilerle evlenmekten bahsediyor. İri gözlü beyazlığı siyahlığına galib.
“Orda, gözlerini zevesine kasretmiş huriler var…” Ancak kendi eşini görür. Sadece ona bakar ve şöyle der: Allahın izzet ve celaline yemin olsun ki cennette senden daha güzel bir şey görmüyorum. Seni bana eş yapan, beni de sana eş yapan Allaha hamd olsun. Burda da eş olmaktan bahsediliyor, hizmetçilik değil.
“Onlara hiç biri nsan ve cin dokunmamış” onlarla ne bir insan ve ne de bir cin daha evvel cima etmemiş. “Sanki onlar yakut ve mercan”
Bütün bu vasıflar, cennet hanımları hakkında olup onların elde edilmesi için müslümanlar Allaha kulluğa teşvik ediliyor.
“Yemin /sağ ashabı için..” Huriler, amel defterini sağ ellerinden alanlar içindir. Yani şu huriler, sağ ashabı için inşa edildiler ki onlar ile menfaatlensinler. (Aynı eser 5/244)
rahmet sağanağım
05.04.2010, 23:32
İSLAM KARDEŞLİĞİ
İslamın Sünnetlerinden biri de, “Mü’minler ancak biribirlerinin kardeşidir” ayetinin hükmü gereğince, İslam kardeşliğidir.
İslam kardeşliği, ana-baba kardeşliğinden üstündür.
Çünkü kafir olan bir kardeş öldüğünde, Müslüman kardeşi ona varis olamamaktadır.
Müslümanları sevmek ve Din için kardeşlik yapmak en büyük ibadetlerdendir.
Dostluk güzel huyun meyvesidir.
Ayrılık ise, kötü huyun neticesidir.
Güzel ahlak, anlaşıp, sulh olup birlik ve beraberliği, kötü ahlak ise, düşmanlığı ve çekememezliği ve sonunda da birbirine sırt çevirmeyi gerektirir.
Kardeşlikte en önemli unsur,
“Biribirinizle iyilik ve takva üzere yardımlaşın.
Sakın ha, günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın” hükmü gereğince, iyilik ve takva üzerine yardımlaşmak;
“Hepiniz ’ın ipine topluca sımsıkı sarılın ve tefrikaya düşmeyin” hükmü gereğince onuun kitabına sarılmak ve tefrika yolunu terk etmek.
“Mü’min erkeklerle, mü’min kadınlar biribirlerinin dostudurlar” hükmü gereğince dostluk kurmak;
“Birbirinizin kusurunu araştırmayın” hükmü gereğince kardeşinin gizli taraflarını araştırmamak.;
“Bir topluluk, diğer bir topluluğu alaya almasın” hükmü gereğince, onu memnun etmeyen davranışlardan uzak kalmak suretiyle, birbirine destek olmaktir.
İşte kardeşlikteki en önemli unsur budur.
Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’de ilk gerçekleştirdiği inkılab, İslam kardeşliği idi. Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine’ye gelip, mescidini kurduktan sonra, ashabı arasında ilk gerçekleştirdiği İnkılab, İslam kardeşliğidir.
Bu kardeşlik öyle sağlam bir temel üzere oturtulmuş idi ki, aralarında kardeşlik akdolunan Mekke’li muhacir müslümanlar, Medine’li ensar müslümanlara mal noktasında varis olabilmekte idiler.
Kur’an onların bu durumunu bir örnek ve model olarak seçip, gelecek insanlığa takdim etmek üzere:
- “Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı, içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler.
Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler.
Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
Kendi ihtiyacı olduğu halde başkalarını tercih etmeye “İSAR” denir.
Bunun en belirgin halini hiç şüphesiz Ashab-ı Kiramın üzerinde görmek mümkündür.
Zira onlarda öyle bir kardeşlik anlayışı hakimdi ki, kendisi muhtaç olduğu halde, diğer kardeşine nimet verilmesini tercih ederdi.
Cahiliye devrinin müşrik insanları, İslam ile şereflenince ve peygamberin o üstün terbiyesine girince, işte böyle bir şekil aldığı görülmektedir.
Bu duruma onların nasıl geldiklerini anlamak için şu tarihi olaya bakmak gerekmektedir:
Cahiliye dönemi Arapları, ateşli savaşlar, kin ve düşmanlıklar içindeydiler.
Özellikle Evs ve Hazreç kabileleri bu durumdaydılar.
Bunlar arasındaki harp 120 sene devam etti.
Ta ki İslam dini geldi, işte bu din sayesinde Cenab-ı Hak o harbi söndürdü, aralarını uzlaştırdı.
Yıllarca bu insanların arasını bulmak parayla, deveyle mümkün olmamıştı.
Ama parasız ve pulsuz İslam nimetiyle insanların gönülleri bir araya getirilivermiştir.
Kur’an-ı kerim bu olayı bizlere sunarken buyurur ki:
-"Allah’ın, size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de, o kalplerinizi birleştirdi ve siz O’nun nimetiyle kardeş oldunuz. Uçurumun kenarında idiniz de, o sizi kurtardı.”
Asırlık düşmanlık, İslam kardeşliği potasında eridi. Kalplerindeki kin lekeleri ve pislikleri silinip temizlendi. Ruhları düşmanlıktan arındı.
Allah’ın nimeti sayesinde birbirini seven, birbirine şefkatle bakan, kendileri muhtaç olsalar bile, başkalarını kendilerine tercih eden, “Mü’minler ancak kardeştirler” ilkesine bağlanan kardeşler oldular.
Kardeşliğin en güzeli ashab arasında yaşanmıştır.
Ashab-ı kiram arasında meydana gelen kardeşlik anlayışı, asırlarca hiçbir milletin o zamana kadar meydana getiremediği en büyük bir destan olmuştur.
İbn-i Ömer (ra) derki:
- “Resul-i Ekremin ashabından birine bir koyun kellesi takdim edildi.
O zat, falanca benden daha açtır, kelleyi ona verin! dedi. Öteki zatta aynı şekilde söyledi.
Böylece kelle, yedi kişiyi dolaştıktan sonra, aynı adama tekrar geri geldi.
Çünkü en aç olanı o idi.”
Kardeşliğin, en yüce mertebesi Ashab-ı Kiram arasında cereyan eden ve dünya tarihinde eşine ve emsaline rastlanmayan en güzel duygular, onlardan sadece miras olarak kalmıştır.
Allah’a giden yolun aslında ilk durağı, kardeşlerde fani olmaktır.
İmanın en sağlam halkası, kardeşini kendi nefsine tercih etmektir.
Merhum Muhammed İkbal’in şu veciz sözü ne kadar kıymetlidir:
“Mü’minin bana sertçe bakışı, kafirin tebessümle bakışından daha kıymetlidir!..”
Bunu ileriye geçemeyen, yani kardeşini kendi nefsine tercih edemeyen kimsenin, bu yolda mesafe kat etmesi hemen hemen mümkün değildir.
İbadetlerden lezzet almak noktasında, sadık dostların çok büyük bir rolü vardır.
Çünkü, sadık dostlar daima ve Resulünden bahsederek, onlarla irtibat halindedirler.
Her kim, böylesi insanlarla dostluk kurarsa, onların meclisinde bulunmaları, sohbetlerini dinlemeleri, tavsiyelerine uymaları ibadettir.
Sadık dostta aranacak vasıf ise, bakışıyla Allah’ı hatırlatmalı, Allah’ın rahmetinden ümid kestirmemeli ve Allah’ın azabından emin kılmamalıdır.
Vefa bunlardadır.
Allah’a vuslat yolu bunlardadır.
Cenab-ı Hakkın sevgi ve bağışı onlarla beraberdir.
Ashab-ı kiram arasındaki kardeşlik anlayışı ve davranışı böyle idi.
Onlar kardeşlerini nefislerine tercih ederler, hiç bir ayırım yapmazlar idi.
Onların bu hali şüphesiz ki, hakiki iman sayesindedir.
Bununla beraber, insanlık hali karşılıklı atışmaları olduğu zamanda, hak ve adalete riayet ederlerdi.
Özellikle aralarında bir anlaşmazlık çıktığı zaman, içlerinden birisi kalkıp iman telkinatında bulunur ve hep birlikte kelime-i tevhid ile imanlarını yenileyerek kendilerine gelirlerdi.
- “Kişi hatasını kabul etmeden irfan sahibi olamaz” demişlerdir.
Bu olay üzerine Resulullah (sav) buyurdu ki:
“Bunlar sizin kardeşlerinizdir. onları sizin, eliniz altına tevdi etti.
Her kimin eli altında kardeşi bulunursa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin ve onlara gücü yetmeyecek zahmetli işler yüklemesin.
Şayet yüklerse yardım etsin.”
Hz. Ali radiyAllahu anh efendimiz de buyururlar ki:
“Dost edinin! Onlar sizin için dünya ve ahiret sermayesidirler. Cehennem ehlinin:
“Bizim için şefaat edicilerden kimse olmadığı gibi, samimi dost da yoktur” diyeceklerini duymadınız mı! "buyurur.
Sadık dost, dünyada hüzünlü ve kederli anlarda akarsu gibidir.
Kıyamet gününde ise, şefaatçı ve yardımcıdır.
Şöyle ki:
Cennetlik bir müslüman, cennette diyecek ki:
« Benim dostum nerededir? »
Halbuki dostu cehennemdedir.
Bunun üzerine Allahu teala:
« Bunun dostunu çıkarın ve Cennete koyun » buyuracaktır. Geriye kalanlar da,
« Bizim için ne şefaat eden var, ne de samimi bir yakınımız » diyecekler.
Kardeşlik ve arkadaşlık bu şekilde olursa, dünya ve ahirette fayda sağlar.
Sadece dünyalık bir menfaat sebebi ile meydana gelen bir kardeşlik veya arkadaşlık, neticesiz kalır.
Bu da, karşılık gördüğü nisbette olur.
Eğer karşılık görülmediği zaman, o kardeşlik o an sona erer. Sonra, dünyada temeli menfaate dayanan arkadaşlıklar, kıyamet gününde düşmanlık vesilesi olacaktır.
Birbirlerine olan düşmanlıkları öyle olacak ki, Yüce Allah’ın huzurunda tartışarak, birbirlerini ebediyen görmeyi istemeyeceklerdir.
Rabbimiz bu durumu bize şöyle bildirir:
“O şeytan dostu kimse bize gelince arkadaşına :
« Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık bulunsaydı.
Meğer ne kötü arkadaşmışsın sen » der.”
Çünkü, dünyada iken arkadaşlıkları menfaate yahut zevk ve eğlenceye yönelik olduğu için, biribirlerini günaha teşvikte yarışıyorlardı.
Günahlarının hesaplarını bir bir verirken:
« Ya Rabbi! Aslında ben bu günahı işleyecek durumum yoktu, ama, şu arkadaşımı görüyorsun ya, işte bu günahı onun hatırına işledim » diyecek.
O da aynı şekilde :
« Ben de şu günahı onun hatırına işledim » diyerek, Hakimlerin Hakimi olan ’ın huzurunda kavgalaşacaklar ve sonunda:
« Ya Rabbi! Bizim aramızı öyle ayır ki, doğu ile batı arası kadar birbirimize uzak olalım » diyeceklerdir.
rahmet sağanağım
05.04.2010, 23:34
http://www.istikamet.eu//images/icons/icon1.gif Medih(Övme)'te Ölçüler
Ebû Mûsâ el-Eş'arî (R.a) şöyle dedi: Peygamber (S.a.v) bir kimsenin bir adamı övdüğünü ve övmede uzatıp aşırı gittiğini işitti de:
"Siz bu adamı helak ettiniz -yâhud: Bu adamın sırtını yardınız!" buyurdu.
Bize Şu'be, Hâlid el-Hazzâ'dan; o da Abdurrahmân ibn Ebî Bekre'den; o da babasından şöyle tahdîs etti: Peygamber (S.av.)'in huzurunda bir adam anıldı, orada bulunanlardan biri de bu adı geçen kimseyi hayır ile anıp övdü (ve Övmede aşırı gitti). Bunun üzerine Peygamber:
— "Vay sana yazıklar olsun! Sen dostunun boynunu kopardın!" buyurdu ve bu sözü birkaç kerre tekrarlıyordu.
Sonra:
— "Eğer sizden biriniz muhakkak bir dostunu medhetmek zaruretinde bulunursa; (Ben, görünüşe göre) öyle sanıyorum ki, o şöyle iyidir, böyle iyidir desin. Ve bu medhini de o adamın bu vasıflarla vasıflandığını zannediyor ve biliyorsa söylesin. İnsanı (ameline göre) hesaba çekecek olan ancak Allah'tır. Kimse Allah'a karşı herhangi-bir kimseyi temize çıkaramaz" buyurdu.
(Buhârî, Edeb 54) “Birbirinizi (ölçüsüz bir şekilde) methetmeyin. Zîra bu durum (methedileni) öldürmek (gibi)dir.” buyrulmuştur.(İbn Mâce, Edeb, 36)
İslam uleması övgünün ölçülerini Allah resulünün uygulamalarından şöyle çıkarmışlardır:
1-Evvela;karşıdaki yapılacak olan övgüden ucbe,kibre düşmüyecek kadar takvalı ve salih olmalıdır.
2-Övülecek yönler karşıdaki şahısta olmalıdır.
3-Övgü sade cümlelerle,mübalağasız (sade cümlelerle) yapılmalıdır.(Mesela Allah resulünün "Abdullah ne iyi insan" demesi gibi..
4-Övme halis niyetle yapılmalıdır.Dünyevi insanları hikmetsiz yere övmek caiz degildir.
"Münafıka, 'efendi' demeyiniz. Eğer onu efendi sayacak olursanız, Azîz ve Celîl olan Rabbinizin kızgınlığını çekmiş olursunuz." Ebû Dâvûd, Edeb 83. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, V, 346
5 ve en önemlisi:Hadis-i şerifte de geçtigi üzere
[B]"Zannıma göre böyledir" denilmelidir.
Allah en iyi bilendir.
Ene-Zerre
rahmet sağanağım
05.04.2010, 23:36
http://www.istikamet.eu//images/icons/icon1.gif “Selam’ı yayın ki selamet bulasınız”
Hayatımızın her anını kontrol altına alan İslam, selamlaşmada bile bir üst seviye belirlemiştir. İnsan iletişimi için hayati önem taşıyan selam bahsi, tüm yönleriyle iyi bilinmeye muhtaç bir konudur. Zira anlaşmanın ilk yolu, selamlaşmadan geçer. Ama selamlaşma, öncelikle anlaşma için değil, hayrı istemek içindir.
İslam, tüm insanlığa bir estetik ve ciddiyet kültürü sağlamıştır. Bir ölçü koyduğu selamlaşma adabı, keyfi yaklaşımların hareket alanını daraltıp, bizzat ayet ve hadislerle belirlenmiştir. Özellikle popüler yönü sebebiyle, gayrimüslimlerin adetlerine bulaşmamak için, selam alıp vermenin bile bir incelik işi olduğunu kabul edip, ona göre hareket etmek gerekir. İslam; 'selam veren güzel bir yol takip edecek, selamı alan ise ondan daha güzel bir yol ile mukabelede bulunacaktır' der özetle.
'Allah, her şeyin hesabını gerektiği gibi yapandır'
Nisa suresi, 86. ayette, Rabbimiz şöyle buyurur: "Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır"
Selamlaşmada ilk maksat, konuşmanın önünü doldurma lafazanlığı değildir. Selamlaşma daha çok muhatapların birbirlerine karşılıklı olarak dua etmesidir. Buhari'de geçen bir hadiste Son Peygamber efendimiz (sav) şöyle söylemiştir:
Allah Teâlâ Âdem aleyhisselamı yarattığı zaman: "Meleklerden (olup) oturmakta bulunan şu topluluğun yanına var ve onlara selam ver. Selamına nasıl mukabele edeceklerini (iyi) dinle. Çünkü onların selam (alma tarz) ı, senin ve zürriyetinin selamı (olacak) tır" buyurdu. Hz. Âdem, (meleklerin) yanına varıp: "Esselâmü aleyküm" dedi. Melekler: "Esselâmü aleyke ve rahmetullâh" dediler ve "rahmetullâh" lafzını ziyade ettiler.
"Otuz sevap yazıldı"
Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'e bir adam geldi de: "Esselâmü aleyküm" dedi. Resul-i Ekrem o kişinin selamına mukabele etti, o şahıs oturdu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem: "On (sevap yazıldı)" dedi. Sonra başka bir kimse geldi: "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh" dedi. Allah'ın Resulü onun selamına da mukabele etti ve: "Yirmi (sevap yazıldı)" dedi. Daha sonra başka bir fert geldi ve: "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh" dedi. Allah'ın Resulü (o kimsenin selamına aynı lafızlarla) mukabele etti ve: "Otuz (sevap yazıldı)" dedi [Tuhfetü'l-Ahvezî]
Ayet ve hadiste bahsi geçen konuyu belirtmekte fayda var:
* "Esselâmü aleyküm" diyene 'Ve aleykümselâm ve rahmetullah' diyerek karşılık vermek güzeldir.
* "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh" şeklinde selam verene 'Ve aleykümselâm ve rahmetullahi ve berekatüh' denilmesi güzeldir.
* "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh" cümlesi ile selam verene, aynı kelimeleri tekrarlayarak, aynıyla mukabele etmeliyiz.
Ayeti kerimedeki "daha güzeli ile selam alın" cümlesi, selamdaki yeni duaların artırılmasının güzelliğine işaret eden bir emirdir.
Önce kim selam verecek?
Ebu Umâme (ra)'den rivayete göre, şöyle denmiştir: "Ey Allah'ın Resulü! 'Denildi ki, iki adam karşılaşıyorlar bunlardan hangisi önce selam verecektir?' Resulullah sallallahu aleyhi vesellem, şöyle buyurdu: "O iki adamdan Allah'a en yakın olanı"
Ebu Davud'un rivayetinde Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem "Önce selam veren, Allah'a ve Resulüne daha yakındır" buyurmuştur.
Buhari ve Müslim'de geçen bir hadiste, Hz Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Binitli yürüyene, yürüyen oturana, az olan çoğa selam verir" Aynı hadisin bir başka rivayetinde; "Küçükler büyüklere selam verir" denilmiştir.
Selam vermek cennete götürür!
Tirmizi'de geçen bir hadiste Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, şöyle buyurdu: "Selamı yayar, açları doyurur, sıla-i rahimde bulunur, gece herkes uyurken namaz kılarsanız, selametle cennete girersiniz"
Yine bir defasında da: "Tatlı dilli olmak, selamlaşmak ve yemek yedirmek, cennete götürür" buyurdu.
Ebu Hureyre (ra)'den rivayete göre, Resulullah sallallahu aleyhi vesellem, şöyle buyurdu: "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki; İman etmeden cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız" [Müslim, Ebu Davud]
Dikkat! Ayrılırken de selam verilir!
Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği ve Tirmizi'de geçen bir hadiste; Resulullah sallallahu aleyhi vesellem, efendimiz buyurdular ki: "Biriniz bir meclise gelince selam versin. Kalkmak isteyince de selam versin. Birinci selam ikincisinden evla değildir. (İkisi de aynı ölçüde ehemmiyetlidir)
'Gayrimüslimlere selam vermeyin!'
İbn Ömer'in rivayetiyle, Buhari'de geçen bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz buyurdular ki: "Yahudiler size selam verince onlardan biri, 'es-samu aleyküm' der, sen de ona 'Ve aleyke!' de"
Enes'in rivayetiyle; Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Ehl-i Kitap size selam verince onlara 'Ve aleyküm' diye cevap verin" [Buhari]
Ebu Hureyre rivayetiyle; Resulullah sallallahu aleyhi vesellem, buyurdular ki: "Hıristiyanlarla ve Yahudilerle karşılaşınca önce siz selam vermeyin (onlar size versinler, siz mukabele edin) Bir yolda onlarla karşılaşınca, (kenardan geçmeleri için) yolu onlara daraltın" [Müslim]
"Selamı yayın ki selamet bulasınız"
Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem, buyurdu: "Birbirinizle el sıkışın ki, kalplerdeki düşmanlık silinsin. Hediyeleşin ki, birbirinizi sevesiniz ve aradaki dargınlıklar böylece kalksın"
rahmet sağanağım
05.04.2010, 23:37
http://www.istikamet.eu//images/icons/icon1.gif Deve ve Bit
Delikanlının biri medreseye gider. Sarf nahiv öğrenmeye başlar. İzin için köyüne geldiğinde arkadaşlarına hava atar. Arapçayı öğrendiğini söyler.
Köylü gençlerden biri sorar:
- Peki, Arapça "deve" ne demektir?
Genç molla cevabı bilmemektedir ama savunması vardır:
- Canım daha o kadar büyük şeyleri öğrenmedik, sıra gelmedi.
- Öyleyse, Arapça "bit" ne demektir?
- Koskoca medresede böylesi küçük şeylerle uğraşılmaz.
:-059:-059:-059
27 Mart 2010 Nesil takviminden.
HaKKaNiYeT
06.04.2010, 01:13
:-046:-055
Nurun Ala Nur
06.04.2010, 02:46
:-046:-059
HaKKaNiYeT
06.04.2010, 21:40
:-055:-055:rolleyes::rolleyes::rolleyes:
rahmet sağanağım
08.04.2010, 20:02
:-068:-034:-054
.::TuFeYL::.
08.04.2010, 21:42
:-055:-055
.::TuFeYL::.
12.04.2010, 21:13
Eveeeeettttttt..Haftanın birincisi “Selam’ı yayın ki selamet bulasınız” isimli konu ile "İSMAİL " kardesimizdir...Kendisini tebrik ederiz:-055:-055
Ankete katılan kardeslerimize de teşekkür ederiz:-055:-055
vBulletin v4.0.3, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.