Hadimül harameyn
21.04.2010, 11:56
Ayrıca: "Genç yaşta hacca gidilmez. Çünkü hacdan dönünce insan kendisini muhafaza edemez, hacdan gelen kişi ticaret yapamaz, tartı tartamaz." vb. sözlere itibar etmemek gerekir. Çünkü bilindiği gibi hac meşakkatli bir ibadettir. Bu özelliğinden dolayı hac ibadetinin genç yaşta yapılması, haccın sağlıklı bir şekilde ifası açısından büyük önem arz etmektedir.
Bir Müslümanın hacı oldum diye memleketine dönünce her şeyi bir tarafa bırakıp ilgisini kesmesi yanlış bir davranıştır. Bir Müslüman her ne sebeple olursa olsun hayattan uzak kalmamalıdır. Ticarette ve tartıda doğru dürüst davranmak, sadece hacca gidene değil, hacca gitmeyene de farzdır. Bu sebeple hacca giden bir Müslüman gerek hac öncesi ve gerekse hac sonrası işlerini, yaşayış tarzını diğer Müslümanlara örnek teşkil edecek bir canlılık, dürüstlük ve güzellikle devam ettirmelidir.
Muhterem okuyucu!
Bu bilgilerden sonra "Ya Rabbi! Ben Senin Rızan İçin HACC Yapmak İstiyorum." İsimli eserimden bahsetmek istiyorum. Bu kitap, sadece bir HACC rehberidir.
Israrla tavsiye ettiğimiz bu eserimizi "TEREKE YAYINCILIK, Namık Kemal Mh. Yunus Emre Cd.Yavuz Sk. No:9/A Ümraniye-İstanbul, TEL: 0216 521 39 56 0532 610 33 49" adresinden temin edebilirsiniz.
Hac, İslâmın rukünlarından yani beş temel esasından birisidir. İslâmın rukünlarının tamamlanması ve kemale ermesi hac ile olmuştur. Çünkü Veda haccında, Cuma günü ikindiden sonra Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz Arafat meydanında devesinin üzerindeyken:
"... İşte bugün size dininizi ikmal ettim, kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim, razı oldum..." (Maide sûresi: 3) âyet-i kerimesi nazil olmuştur. Bu sebeple kişi farz haccını yapmadıkça, dinini kemale erdirmiş olamaz. Hac, ne büyük ibadettir ki, eda edilmezse din kemâlini kaybediyor.
Hac, dinen belli bir zamanda Mekke-i Mükerreme'de bulunan Kâbe, Arafat, Müzdelife ve Mina gibi kutsal mekânlarda, mübarek yerlerde ve milyonlarca Müslümanla birlikte, hem mal hem de bedenle yapılan ve aynı zamanda birçok zorluklara katlanmayı gerektiren ve farz olarak ömürde bir defa yerine getirilen bir ibadettir. Asr-ı saadetten günümüze kadar her ülkeden Müslümanlar, her türlü meşekkati göze alıp kutsal topraklara gelerek hac ibadetlerini sabırla, aşk ve şevkle ifa etmişlerdir.
Hac anlatılamaz, târif edilemez, yaşanır. Kısaca şu kadarını söyleyelim ki: Kefen misali giyilen ihrâmlarla dünya malının, mülk ve servetinin geçici olduğunu telkin eden, âhiretteki mahşeri hatırlatan, aynı kıyafet içinde zengin-fakir, şehirli-köylü ayırımını ortadan kaldıran, "ben"liği yıkıp "biz"i öne çıkaran, helal olan bazı şeylerin ihrâma girdikten sonra haram kılındığı ve böylece nefis terbiyesi, irade ve sabır eğitiminin yapıldığı, ALLAH Teâlâ'ya açılan ellerin boş çevrilmediği, dînî duyguların, ihlas ve samimiyetin doruk noktaya çıktığı bir ibadettir.
Hac, bir Müslümanın ruh ve şahsiyetinde önemli değişim ve gelişmeler meydana getiren ve dünya hayatında yaşayabileceği en saadetli, en hoş, en mutlu bir hâdisedir. Maddi ve manevi hayatını gözden geçirmek, günahlardan arınmak için çok büyük, çok önemli bir fırsattır. Tüm dünyevî kayıtları ve kaygıları bir kenara bırakıp her şeyi arkasına atarak kefen misali bir giysi içerisinde Yüce Rabbimizin huzurunda olmanın zevkine erebilmektir. Cenab-ı Hakka ve O'nun gösterdiği dosdoğru yola yönelmektir, manevî hayatın azığı takvayı kuşanmaktır.
İşte bu manevi iklimi yaşayabilmek için hacca ayrılan zaman dilimini çok iyi değerlendirmek gerekir. Bu nedenle, daha işin başında iken kendimizi, niyetimizi ve kalbimizi başka işlerle meşgul etmeden "sadece hac ve ibadet yapma" niyet ve arzusuyla hazırlamamız önem arz etmektedir. Sadece ve sadece hac ibadetine yoğunlaşmalıyız.
Hac, tek başına ifası çok güç bir ibadettir. Ayrıca haccın ifası sırasında yapılabilecek bir hata veya yanılgı, hacı adaylarının maddî ve manevî açıdan mağdur olmalarına sebep olmaktadır. Bu sebeple hac, bilgi ve rehberliğe dayalı, devamlı dikkat, takip ve kontrol isteyen bir ibadettir.
Bir Müslümanın hacı oldum diye memleketine dönünce her şeyi bir tarafa bırakıp ilgisini kesmesi yanlış bir davranıştır. Bir Müslüman her ne sebeple olursa olsun hayattan uzak kalmamalıdır. Ticarette ve tartıda doğru dürüst davranmak, sadece hacca gidene değil, hacca gitmeyene de farzdır. Bu sebeple hacca giden bir Müslüman gerek hac öncesi ve gerekse hac sonrası işlerini, yaşayış tarzını diğer Müslümanlara örnek teşkil edecek bir canlılık, dürüstlük ve güzellikle devam ettirmelidir.
Muhterem okuyucu!
Bu bilgilerden sonra "Ya Rabbi! Ben Senin Rızan İçin HACC Yapmak İstiyorum." İsimli eserimden bahsetmek istiyorum. Bu kitap, sadece bir HACC rehberidir.
Israrla tavsiye ettiğimiz bu eserimizi "TEREKE YAYINCILIK, Namık Kemal Mh. Yunus Emre Cd.Yavuz Sk. No:9/A Ümraniye-İstanbul, TEL: 0216 521 39 56 0532 610 33 49" adresinden temin edebilirsiniz.
Hac, İslâmın rukünlarından yani beş temel esasından birisidir. İslâmın rukünlarının tamamlanması ve kemale ermesi hac ile olmuştur. Çünkü Veda haccında, Cuma günü ikindiden sonra Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz Arafat meydanında devesinin üzerindeyken:
"... İşte bugün size dininizi ikmal ettim, kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim, razı oldum..." (Maide sûresi: 3) âyet-i kerimesi nazil olmuştur. Bu sebeple kişi farz haccını yapmadıkça, dinini kemale erdirmiş olamaz. Hac, ne büyük ibadettir ki, eda edilmezse din kemâlini kaybediyor.
Hac, dinen belli bir zamanda Mekke-i Mükerreme'de bulunan Kâbe, Arafat, Müzdelife ve Mina gibi kutsal mekânlarda, mübarek yerlerde ve milyonlarca Müslümanla birlikte, hem mal hem de bedenle yapılan ve aynı zamanda birçok zorluklara katlanmayı gerektiren ve farz olarak ömürde bir defa yerine getirilen bir ibadettir. Asr-ı saadetten günümüze kadar her ülkeden Müslümanlar, her türlü meşekkati göze alıp kutsal topraklara gelerek hac ibadetlerini sabırla, aşk ve şevkle ifa etmişlerdir.
Hac anlatılamaz, târif edilemez, yaşanır. Kısaca şu kadarını söyleyelim ki: Kefen misali giyilen ihrâmlarla dünya malının, mülk ve servetinin geçici olduğunu telkin eden, âhiretteki mahşeri hatırlatan, aynı kıyafet içinde zengin-fakir, şehirli-köylü ayırımını ortadan kaldıran, "ben"liği yıkıp "biz"i öne çıkaran, helal olan bazı şeylerin ihrâma girdikten sonra haram kılındığı ve böylece nefis terbiyesi, irade ve sabır eğitiminin yapıldığı, ALLAH Teâlâ'ya açılan ellerin boş çevrilmediği, dînî duyguların, ihlas ve samimiyetin doruk noktaya çıktığı bir ibadettir.
Hac, bir Müslümanın ruh ve şahsiyetinde önemli değişim ve gelişmeler meydana getiren ve dünya hayatında yaşayabileceği en saadetli, en hoş, en mutlu bir hâdisedir. Maddi ve manevi hayatını gözden geçirmek, günahlardan arınmak için çok büyük, çok önemli bir fırsattır. Tüm dünyevî kayıtları ve kaygıları bir kenara bırakıp her şeyi arkasına atarak kefen misali bir giysi içerisinde Yüce Rabbimizin huzurunda olmanın zevkine erebilmektir. Cenab-ı Hakka ve O'nun gösterdiği dosdoğru yola yönelmektir, manevî hayatın azığı takvayı kuşanmaktır.
İşte bu manevi iklimi yaşayabilmek için hacca ayrılan zaman dilimini çok iyi değerlendirmek gerekir. Bu nedenle, daha işin başında iken kendimizi, niyetimizi ve kalbimizi başka işlerle meşgul etmeden "sadece hac ve ibadet yapma" niyet ve arzusuyla hazırlamamız önem arz etmektedir. Sadece ve sadece hac ibadetine yoğunlaşmalıyız.
Hac, tek başına ifası çok güç bir ibadettir. Ayrıca haccın ifası sırasında yapılabilecek bir hata veya yanılgı, hacı adaylarının maddî ve manevî açıdan mağdur olmalarına sebep olmaktadır. Bu sebeple hac, bilgi ve rehberliğe dayalı, devamlı dikkat, takip ve kontrol isteyen bir ibadettir.