Onur-61
24.01.2007, 17:07
Bir iki yazıda da zina cezası konusunu tartışmaya devam edeceğim.
Bazı yazarlar, "kimse zinayı savunmuyor, tartışılan ve karşı çıkılan zinaya ceza vermek, onu ceza kanunu çerçevesine sokmaktır" diyorlar ve yanılıyorlar veya konumlarını güçlendirmek için saptırma yapıyorlar. Birçok yazar, çizer, konuşur, tartışır... şahsın zinayı (bizim dinimize, ahlakımıza, gelenek ve göreneğimize göre zina sayılan davranış ve eylemi zina saymayarak, bunlara zina demeyerek) savunduğunu görüyoruz. Yüzlerce yazıda daha çok fuhuş diye anılan "para karşılığı yapılan cinsel temas" dışındaki cinsel temaslara zina denmiyor ve karşılıklı rıza ile yapıldığında bunun yalnızca suç olmamasına değil, zina ve ayıp (ahlaka aykırı) olmasına da karşı çıkılıyor.
Zinanın kapsamını, din ve geleneğimizde olandan dar olmakla beraber- biraz daha geniş tutan ve onu ahlaka aykırı sayanlar, ama zinanın suç sayılmasına ve ceza kanununa sokulmasına karşı çıkanlar ahlakın bir vicdan meselesi olduğunu ve bireyi ilgilendirdiğini, ahlaka aykırı davranışlar cezalandırldığı zaman "faydadıcılık içeren bir ahlakçılığa sapılmış olacağını" ifade ediyorlar. Ek olarak cezanın eşitliğe aykırı olduğunu, aileyi korumayacağını, çocuklar için zararlı olduğunu, AB'ye girmeye engel olabileceğini, şeriata ve doılayısıyla geriye dönme manasına geleceğini... ileri sürüyorlar. Bazı örnek alıntılarla bu iddiaları ortaya koyup her biri hakkında kendi düşüncemi eklemek istiyorum.
"Zinanın şikâyete bağlı suç olması demek, suçun topluma karşı değil, sadece bir kişiye, aldatılan eşe karşı işlendiğini kabul etmek demektir. O zaman da yasal düzenlemenizin amacı, sadece mağdur olan eşin haklarını korumak olur, "aile birliğini korumak" gibi bir amaçtan da söz edemezsiniz. Eğer, aile birliğinin korunmasını temel amaç olarak koyuyorsanız, o zaman zina suçunu esas olarak, aldatılan eşe karşı değil, topluma karşı bir suç sayıyorsunuz demektir; o zaman da savcıların re'sen harekete geçmesini, kamu davası açılmasını savunmanız gerekir. Bence eğer bir uzlaşma olacaksa önce bu noktada olmalı, zinanın toplumla ya da devletle bir ilişkisi olmadığı kabul edilmeli... Eğer yasal düzenleme yapılırken, aileyi korumak, toplumun ahlakını korumak, kamu düzenini korumak gibi amaçlar belirlenirse, devletin özel hayata her alandaki müdahalesi için de meşru bir temel yaratılmış, devlete ahlak bekçiliği gibi bir misyon yüklenmiş olur ki bunun altından kalkmak çok zor olur."
Birey-toplum, birey devlet ilişkisi ve özellikle devletin ve toplumun faydası için bireyin bazı hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması konusunda söylenen sözlerin çoğu tartışmaya açıktır. Hak ve özgürlüklerin mutlak, sınırsız olmadığını da kimse inkar edemez. Önemli olan gerekmediği halde sınırlamanın olmamasıdır.
Postmodern çağda bireyselleşmenin hayli mesafe aldığı malum; bir tahlile göre kapitalizmin, insanları daha iyi sömürebilmek için bireyselleştirdiği, onu (özellikle tüketim çılgınlığını) frenleyecek bütün değerleri ve kurumları yıprattığı da kenara atılacak bir tespit değil. Bireyin yaşayabilmek için topluma muhtaç olduğu ve onu kullandığını (ondan yararlandığını) kim inkar edebilir; ama sıra hak ve özgürlüklerini korumaya gelince topluma, değerlere savaş ilan etmesi, sayesinde yaşadığı toplumun korunması için alınacak tedbirleri ilkellikle nitelemesi çelişki değilse nankörlük olarak değerlendirilebilir. Elbette toplum ve onun vazgeçilmez çekirdeği olan aile korunacaktır. Çağdaş hayat bazı yerlerde aileyi zayıflatmış ve dağıtmış ise bunun sonuçları ne olmuştur? Birey şimdi daha mı mutludur, daha mı huzurludur, daha mı verimlidir?
Zinayı engellemenin hem bireyi hem de aileyi ve toplumu korumakla yakından ilşkisi vardır. Ahlaksızlığı engellemek için tedbir olarak başta ahlak eğitimi gelir, ama ahlak ile hukukun birleştiği, bazı ahlaksız davranışların aynı zamanda ceza hukuku konusu olduğu teoride ve uygulamada yok mudur? Bırakın zinanın da bir kısmı ceza hukuku çerçevesine girsin!
Bu yazıyı bazı ilgili anayasa maddeleriyle noktalayalım:
Madde 12 - Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.
Madde 20 - Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.Adli soruşturma ve kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır...
Madde 41 - Aile, Türk toplumunun temelidir.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.
(Tartışma devam edecektir).
Bazı yazarlar, "kimse zinayı savunmuyor, tartışılan ve karşı çıkılan zinaya ceza vermek, onu ceza kanunu çerçevesine sokmaktır" diyorlar ve yanılıyorlar veya konumlarını güçlendirmek için saptırma yapıyorlar. Birçok yazar, çizer, konuşur, tartışır... şahsın zinayı (bizim dinimize, ahlakımıza, gelenek ve göreneğimize göre zina sayılan davranış ve eylemi zina saymayarak, bunlara zina demeyerek) savunduğunu görüyoruz. Yüzlerce yazıda daha çok fuhuş diye anılan "para karşılığı yapılan cinsel temas" dışındaki cinsel temaslara zina denmiyor ve karşılıklı rıza ile yapıldığında bunun yalnızca suç olmamasına değil, zina ve ayıp (ahlaka aykırı) olmasına da karşı çıkılıyor.
Zinanın kapsamını, din ve geleneğimizde olandan dar olmakla beraber- biraz daha geniş tutan ve onu ahlaka aykırı sayanlar, ama zinanın suç sayılmasına ve ceza kanununa sokulmasına karşı çıkanlar ahlakın bir vicdan meselesi olduğunu ve bireyi ilgilendirdiğini, ahlaka aykırı davranışlar cezalandırldığı zaman "faydadıcılık içeren bir ahlakçılığa sapılmış olacağını" ifade ediyorlar. Ek olarak cezanın eşitliğe aykırı olduğunu, aileyi korumayacağını, çocuklar için zararlı olduğunu, AB'ye girmeye engel olabileceğini, şeriata ve doılayısıyla geriye dönme manasına geleceğini... ileri sürüyorlar. Bazı örnek alıntılarla bu iddiaları ortaya koyup her biri hakkında kendi düşüncemi eklemek istiyorum.
"Zinanın şikâyete bağlı suç olması demek, suçun topluma karşı değil, sadece bir kişiye, aldatılan eşe karşı işlendiğini kabul etmek demektir. O zaman da yasal düzenlemenizin amacı, sadece mağdur olan eşin haklarını korumak olur, "aile birliğini korumak" gibi bir amaçtan da söz edemezsiniz. Eğer, aile birliğinin korunmasını temel amaç olarak koyuyorsanız, o zaman zina suçunu esas olarak, aldatılan eşe karşı değil, topluma karşı bir suç sayıyorsunuz demektir; o zaman da savcıların re'sen harekete geçmesini, kamu davası açılmasını savunmanız gerekir. Bence eğer bir uzlaşma olacaksa önce bu noktada olmalı, zinanın toplumla ya da devletle bir ilişkisi olmadığı kabul edilmeli... Eğer yasal düzenleme yapılırken, aileyi korumak, toplumun ahlakını korumak, kamu düzenini korumak gibi amaçlar belirlenirse, devletin özel hayata her alandaki müdahalesi için de meşru bir temel yaratılmış, devlete ahlak bekçiliği gibi bir misyon yüklenmiş olur ki bunun altından kalkmak çok zor olur."
Birey-toplum, birey devlet ilişkisi ve özellikle devletin ve toplumun faydası için bireyin bazı hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması konusunda söylenen sözlerin çoğu tartışmaya açıktır. Hak ve özgürlüklerin mutlak, sınırsız olmadığını da kimse inkar edemez. Önemli olan gerekmediği halde sınırlamanın olmamasıdır.
Postmodern çağda bireyselleşmenin hayli mesafe aldığı malum; bir tahlile göre kapitalizmin, insanları daha iyi sömürebilmek için bireyselleştirdiği, onu (özellikle tüketim çılgınlığını) frenleyecek bütün değerleri ve kurumları yıprattığı da kenara atılacak bir tespit değil. Bireyin yaşayabilmek için topluma muhtaç olduğu ve onu kullandığını (ondan yararlandığını) kim inkar edebilir; ama sıra hak ve özgürlüklerini korumaya gelince topluma, değerlere savaş ilan etmesi, sayesinde yaşadığı toplumun korunması için alınacak tedbirleri ilkellikle nitelemesi çelişki değilse nankörlük olarak değerlendirilebilir. Elbette toplum ve onun vazgeçilmez çekirdeği olan aile korunacaktır. Çağdaş hayat bazı yerlerde aileyi zayıflatmış ve dağıtmış ise bunun sonuçları ne olmuştur? Birey şimdi daha mı mutludur, daha mı huzurludur, daha mı verimlidir?
Zinayı engellemenin hem bireyi hem de aileyi ve toplumu korumakla yakından ilşkisi vardır. Ahlaksızlığı engellemek için tedbir olarak başta ahlak eğitimi gelir, ama ahlak ile hukukun birleştiği, bazı ahlaksız davranışların aynı zamanda ceza hukuku konusu olduğu teoride ve uygulamada yok mudur? Bırakın zinanın da bir kısmı ceza hukuku çerçevesine girsin!
Bu yazıyı bazı ilgili anayasa maddeleriyle noktalayalım:
Madde 12 - Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.
Madde 20 - Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.Adli soruşturma ve kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır...
Madde 41 - Aile, Türk toplumunun temelidir.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.
(Tartışma devam edecektir).