Orijinalini görmek için tıklayınız : Karasahin hocaya Soru :her bider sapiklik
Selefi_Salihin
13.07.2010, 17:32
Selamun Aleykum
Hocam her bir bidet sapiklik degil mi?
bidet ehlinin namazi,orucu hacci, kabul degil dimi?
selefi alimlerinin kitablarin okudum insallah siz bu kitaba bakib cevap verersiniz1473147414751476147714781479
Bu kitab hakta ve bu bidetler hakta ne diye bilirsiniz?
karaşahin
17.07.2010, 15:45
BİSMİHİ TEALA
We aleykümü’s-selam
Bid’at sahibi kişinin ibadetleri makbul müdür, değil midir? Meselesini anlamak için öncelikle burada ki bid’at’tan kasıt nedir? Sorusuna cevap bulmak gerek.
Ulema bid’at ehlini çeşitli isimler ile vasıflandırmıştır. Bunların en meşhurları bid’at ehli, dalalet ehli, tefrika ehli, şüphe ehli, heva ehli gibi isimlerdir. İsimler farklı olsa da kastedilen mana birdir. Bid’at ehli, kitab ve sünnete muhalefet ederek ümmetin ve selef-i salih’nin yapmadıklarını yapan, onların söylemediği, anlamadığı gibi dini anlayan ve amel eden kimselere denilir. Dolayısıyla ilim ehlini, bid’at ehli ile insanların bid’at ehli anlayışları birbirinden biraz farklı mahiyettedir.
Istılahi olarak bid’at ehli, ALLAH ve resulü’nün (Sallallahu aleyhi ve sellem) ortaya koymadığı, farz ve müstehablığı hususunda delil olmayan, resulüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunlar hakkında emri olmayan şeylerdir.
İmam-ı Şatibi (rahmetullahi aleyh) bid’at ehline ‘’heva ehli’’ denilmesi hususunda şunları söylemektedir. ‘’ Bid’at ehli şer’i delilleri onlara gerek duyulan bir yol ve bu delilleri esas alan bir üslup ile ele almadılar. Bilakis kendi hevalarını şer’i delillerin önüne geçirerek kendi görüşlerine itimat ederek güvendiler. Hatta o kadar ileri gittiler ki, şer’i delilleri kendi hevalarına göre değerlendirme mertebesinde gördüler.’’ (El- i’tisam, c: 2, sh: 176)
Hattabi (rahmetullahi aleyh) ‘’el- minhacü’s-sünne’’ isimli eserinde meselenin farklı bir noktasına temas ederek şu şekilde izah etmektedir. ‘’ Sünnet ve ehl-i hadis dışında ki bütün fırkalar hadis imamlarından sahih olan bir görüş ile ayrılmış değildirler. Bununla beraber bu fırkaların islâmın hak olan bazı yönlerine sahip olmaları da kaçınılmazdır. Bunun için bir şüphe oluşmuştur. Yoksa saf bir batıl hakkında kimsenin şüphesi yoktur. Bunun için bid’at ehl-ine ‘’heva ehl-i’’ denilmiştir. Bununla birlikte onlara, ‘’ onlar, hakkı batıla karıştıranlar’’ da denilmektedir.’’ (Minhacü’s-sünne, c: 5 sh: 167)
Dini hususlarda ayrılığa düşmek insanı tefrikaya, o tefrika da bir müddet sonra tefrikalara götürür. Bunun ana sebeplerinden birisi de heva’ya uymaktan dolayıdır. Nitekim ‘’ إِنَّ ٱلَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَہُمۡ وَكَانُواْ شِيَعً۬ا لَّسۡتَ مِنۡہُمۡ فِى شَىۡءٍ*ۚ‘‘ ( Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yok.) (En’am /159) ayeti kerimesi resulullah’ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu gibi dinlerini fırka fırka edinenlerden uzak durmasını emretmiş, dolayısıyla ümmetinin de fırkalara bölünmekten ve bölenlerden uzak durmamızı da istemiştir. İşte bu gibi kişiler hevalarına uymak suretiyle din de ALLAH’ın (Celle celalühü) ve resulünün (Sallallahu aleyhi ve sellem) izin vermedikleri hususlarda işlerine geldikleri gibi söz söyleyen kişilerdir.
Ulema bid’at sahibi kişilerin kim oldukları hususunu izah ederlerken genellikle Kaderiye, Hariciye, Rafiziyye ve Mürcie gibi fırkaların kur’an-ı kerime ve sünnete muhalif olan bid’at’larını gündeme getirmektedirler. Yani ulemaya göre ibadetleri kabul olunmayan bid’at sahibi kişiler bu fırkalar gibi hevalarına göre kur’an ve sünnette muhalif görüş sahibi olan kişilerdir. Yoksa insanlar arasında kur’an ve sünnete bir bakımdan uymakla beraber dine sonradan dâhil edilen günlük hayatımızda her gün gördüğümüz bid’at işleyen kişiler kasıt değildir.
Ama bu tür bid’at’ların iyi olduklarını söylemek mümkün değildir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’Her bid’at delalettir’’ buyururken bu tür bid’atları kastetmektedir.
Selefi_Salihin
19.07.2010, 09:41
Istılahi olarak bid’at ehli, ALLAH ve resulü’nün (Sallu aleyhi ve sellem) ortaya koymadığı, farz ve müstehablığı hususunda delil olmayan, resulüllah’ın (Sallu aleyhi ve sellem) bunlar hakkında emri olmayan şeylerdir.
Karaşahin, Bize göre din kimin dinidir? Rasulullahınmı s.a.a yoksa sahabeninmi? şeriatı kim getirmiştir? Rasulullahmı s.a.a sahabemi? Rasulullahın s.a.a risaletinde -haşa- ortağı varmı? iki cevabın olacaktır:
1. dini hem Rasulullah s.a.a hemde sahabe getirmiştir ve sahabe Rasulullahın s.a.a ortağıdır
2. dini sadece ve sadece Rasulullah s.a.a getirmiştir.
eğer birinciyi seçecek olursa zaten konuşmaya değmez, kafir oluruk. yok eğer ikinciyi seçeceksen şu halde senin yazının alıntı yaptığım kısmından yararlanarak sana soruyorum. Teravih namazı, sabah ezanında "namaz uykudan hayırlıdır" sözü, mirasta acemin araba varis olamaması, bir defada 3 kere söylenen talağın 3 talak hesaplanması ve daha bir çok şey Rasulullah s.a.a devrinde varmıydı? eğer vardı diyeceksen yalan konuşmuş olursun. çünkü Buhari, Müslim, Malik gibi eserlerden yapılan alıntılar bunların Hz Ömerin ve diğer kimselerin icadı olduğunu açıkca söylüyor. yani Hz Ömer ekleme yapmış dine. eğer HzRasulullah s.a.a devrinde bu şeyler yoktu diyeceksen şu halde zaten bidat olayını kabullenmişsindir. seninde dediğin gibi, Bidat dinde olmayan bir şeyi dine sokmaktır. din Muhammedin s.a.a dini olduğuna göre ve bu işler Rasulullah s.a.a devrinde olmadığına göre bidattir. mesela sabah ezanında "namaz uykudan hayırlıdır" sözü gibi. bunu ezana sokan Hz Ömerdir.
din Allahındır, Hz. Muhammed s.a.a ise Onun elçisidir, sahabe ise Onun s.a.a ortağı değil. şu halde Hz Ömer ve diğerlerinin ezana ekleme yapması ve s. gibi şeyler bidattir
Ömerin daha bir çok bidati var. mesela yüksek makam sahibi kimseler kızlarını aşağı makamdaki kimselere veremez. neden? çünkü onlar üstün.
karaşahin
19.07.2010, 13:33
BİSMİHİ TEALA
Öncelikle uslübünüzü beğendiğimi söyleyemem, zira bu gibi uslüplar önyargı ve kavga etmeye niyetli olanların uslübüdür. Yazdıklarımı beğenmeye bilir, hatalı bulabilirsiniz. Ama yazılardaki hataları bildirme yolu kavga çıkaraçakk bir uslüp değil, hangilerinin hatalı olduğunu belirtmektir.
Bunun için uslübünüzü düzeltmedikçe size yanıt vermeyeceğim.
Fi emanillah.
Selefi_Salihin
19.07.2010, 16:40
BİSMİHİ TEALA
Öncelikle uslübünüzü beğendiğimi söyleyemem, zira bu gibi uslüplar önyargı ve kavga etmeye niyetli olanların uslübüdür. Yazdıklarımı beğenmeye bilir, hatalı bulabilirsiniz. Ama yazılardaki hataları bildirme yolu kavga çıkaraçakk bir uslüp değil, hangilerinin hatalı olduğunu belirtmektir.
Bunun için uslübünüzü düzeltmedikçe size yanıt vermeyeceğim.
Fi emanillah.
Karaşahin, bu üslüpla konuşmayı talep eden sensin! forumlarda şiaya iftira atınca, Beda, Kuranın tahrifi konusunda yalan-yanlış, tahrif edilmiş çevirlerle şiaya saldırınca iyimiydi? burada iş bir şeyi beğenip beğenmemek değil. biz kimiz ki neyi beğenelim? hepimiz hatası olan kullarız. ama hata yapıldığında insan hatasını anlayıp düzeltmelidir. aynı hatalara düşmemelidir.
belkide benim amcam yaşındasın, benim sana başka sözler söylemem uygun düşmez. hatanı kabullenip şiilerden özür dilediğinde benimde sana karşı üslubum düzelecektir.
Selam hidayete tabii olanlara olsun...
ehlisünnettalibi
19.07.2010, 17:42
Vay kendini gizleyen adam var.Buraya Slef-i Salihin nickiyle girip başka bir izlenip vereceksin sonra kendini izhar edeceksin.YOk öyle yağma.Ne ise öyle gözük.Takiyyeye yer yok buralarda.
lafons7275
19.07.2010, 17:52
Bu şia pisliğini forumdan atın.
Dertli el-Halidi el-Kürdi
19.07.2010, 17:59
Bu azeri değil miydi yaaa, ne çabuk bizim gibi Türkçe konuşmayı öğrendi :-024
karaşahin
21.07.2010, 09:27
[B]Karaşahin, Bize göre din kimin dinidir? Rasulullahınmı s.a.a yoksa sahabeninmi?
BİSMİHİ TEALA
Dinin sahibi ne resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), ne de sahabedir (radıyallahu anhum). Bu dinin bir tane sahibi var oda ALLAH’tır (Celle celalühü). Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellme) ve sahabe-i kiram (radıyallahu anhum) bu dinin tebliğcileridir.
Din silsile yoluyla bize kadar gelmiştir. Yani Cebrail (aleyhi’s-selam) ALLAH’tan (Celle celalühü) aldığı dini resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) öğretti. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Cebrail’den (aleyhi’s-selam) öğrendiği dini sahabe’ye (radıyallahu anhum) öğretti. Sahabe (radıyallahu anhum) resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem) öğrendiği dini tabiine (rahmetullahi aleyhim ecmain) öğretti. Onlar tebeu’t-tabiine, onlar kendilerinden sonra gelenlere öğret. Bu silsile ta zamanımıza kadar devam etti.
Görüldüğü gibi dinin gerçek sahibi ALLAH’tır (Celle celalühü). Ne resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ne de sahabe’dir (radıyallahu anhum). Bu sözünüz bile din hakkında ne kadar cahil olduğunuzun işareti değil midir?
Şimdi gelelim Hz. Ömer’e (radıyallahu anh) attığınız iftiraların izahına.
Teravih namazı
Teravih namazı sizin iddia ettiğiniz gibi Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) ihdas ettiği bir namaz değildir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) bu namazı kılmıştır. Nitekim Buhari’nin Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiği bir hadiste bu durum izah edilmiştir.
أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - خَرَجَ لَيْلَةً مِنْ جَوْفِ اللَّيْلِ ، فَصَلَّى فِى الْمَسْجِدِ ، وَصَلَّى رِجَالٌ بِصَلاَتِهِ ، فَأَصْبَحَ النَّاسُ فَتَحَدَّثُوا ، فَاجْتَمَعَ أَكْثَرُ مِنْهُمْ ، فَصَلَّوْا مَعَهُ ، فَأَصْبَحَ النَّاسُ فَتَحَدَّثُوا ، فَكَثُرَ أَهْلُ الْمَسْجِدِ مِنَ اللَّيْلَةِ الثَّالِثَةِ ، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - فَصَلَّى ، فَصَلَّوْا بِصَلاَتِهِ ، فَلَمَّا كَانَتِ اللَّيْلَةُ الرَّابِعَةُ عَجَزَ الْمَسْجِدُ عَنْ أَهْلِهِ ، حَتَّى خَرَجَ لِصَلاَةِ الصُّبْحِ ، فَلَمَّا قَضَى الْفَجْرَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ ، فَتَشَهَّدَ ثُمَّ قَالَ « أَمَّا بَعْدُ ، فَإِنَّهُ لَمْ يَخْفَ عَلَىَّ مَكَانُكُمْ ، وَلَكِنِّى خَشِيتُ أَنْ تُفْتَرَضَ عَلَيْكُمْ فَتَعْجِزُوا عَنْهَا
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) (ramazanda) bir gün gecenin ortasında mescide çıkarak namaz kıldı. Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) namaz kıldığını gören bazı adamlar da ona tabi olarak namaz kıldılar. Sabah olunca insanlar resulullah’ın (Sallalalhu aleyhi ve sellem) gece kıldığını namazı kendi araların da konuştular. Bunun üzerine gece ilk geceden daha fazla insan toplanarak, resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber namaz kıldılar. Sabah olunca insanlar yine gece olanları araların da konuştular. Bunun üzerine üçüncü gece daha fazla insan mescid’te toplandı. Resulullah (Sallalalhu aleyhi ve sellem) yine mescide çıkarak namaz kıldı ve mescid’teki cemaatte ona tabi olarak namaz kıldılar. Dördünce gece mescid cemaata dar geldi. Hatta cemaat sabah namazına kadar bekledi (ama resulullah <sallallahu aleyhi ve selem> mescide çıkmadı). Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) sabah namazını kıldırınca cemaate döndü (ALLAH’a <Celle celalühü> hamd ve) şehadet ettikten sonra şöyle dedi: ‘’ Gece sizin durumunuz bana gösterildi. (toplandığınızı gördüm ama çıkmadım) Zira gece de çıksaydım o namazın sizin üzerinize farz kılınmasından ve sizin buna güç yetiremeyeceğinizden korktum.’’ (Buhari, 2012)
Görüldüğü gibi resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) teravih namazını kılmıştır. Hz. Ömer (radıyallahu anh) sadece resulullah’tan (Sallalalhu aleyhi ve selem) sonra insanların bu namazı tek başlarına kıldığını görünce buna bir düzen getirilmesini arzu etmiş ve ubey b. Ka’b’a (radıyallahu anh) emrederek insanlara bu namazı toplu kıldırmasını emretmiştir. (Buhari,2010)
mesela sabah ezanında "namaz uykudan hayırlıdır" sözü gibi. bunu ezana sokan Hz Ömerdir.
Hz. Ömer’e (radıyallahu anh) attığın iftiralara çalışamadığın belli. Zira neresine elimi atsam elimde kalıyor. Tıpkı ‘’ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ‘‘sözünü ezana Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) koyması gibi. Ebu Davud’un şu rivayetine dikkat et o zaman.
عَنْ أَبِى مَحْذُورَةَ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلِّمْنِى سُنَّةَ الأَذَانِ. قَالَ فَمَسَحَ مُقَدَّمَ رَأْسِى وَقَالَ « تَقُولُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ تَرْفَعُ بِهَا صَوْتَكَ ثُمَّ تَقُولُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ تَخْفِضُ بِهَا صَوْتَكَ ثُمَّ تَرْفَعُ صَوْتَكَ بِالشَّهَادَةِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ فَإِنْ كَانَ صَلاَةَ الصُّبْحِ قُلْتَ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ».
Ebu Mahzura’dan (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre kendisi, resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem), bana ezanın usulünü öğret ‘’ der. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) başının ön kısmını mesh ederek:
ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER dersin ve bunları derken sesini yükseltirsin. Sonra: Eşhedü en lâ ilahe illallah, Eşhedü en lâ ilahe illallah, eşhedü enne Muhammeden resûlullah, eşhedü enne Muhammeden resûlullah, dersin ve bunları söylerken sesini alçaltırsın, sonra sesini şehadette tekrar yükseltirsin Eşhedü en lâ ilahe illallah, Eşhedü en lâ ilahe illallah.
Eşhedü enne Muhammeden resûlullah, eşhedü enne Muhammeden resûlullah.
Hayye ala’s-salati, hayye ala’s-salati
Hayye ala’l felahi, hayye ala’l felahi
Eğer okuduğun ezan sabah ezanı ise şunu da söylersin:
Es-salâtu hayrun mine’n-nevm, es-selâtu hayrun mine’n-nevm
ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER, lâ ilahe illallah’’ (Ebu davud,k. Salah, 500)
Ayrıca İbn-i Mace’nin Said b. Müseyyeb’den (radıyallahu anh) rivayet ettiği
عَنْ بِلاَلٍ أَنَّهُ أَتَى النَّبِىَّ -صلى الله عليه وسلم- يُؤْذِنُهُ بِصَلاَةِ الْفَجْرِ فَقِيلَ هُوَ نَائِمٌ. فَقَالَ الصَّلاَةُ
خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ فَأُقِرَّتْ فِى تَأْذِينِ الْفَجْرِ
Bilal (radıyallahu anh) gelerek resulullaha (Sallallahu aleyhi ve sellem) sabah namazı (vakti)ni haber vermek istemişte Bilal’e (radıyallahu anh) uyuyor denmiş. Bunun üzerine Bilal (radıyallahu anh) ‘’namaz uykudan hayırlıdır, namaz uykudan hayırlıdır.’’ Bunun üzerine (resulullah <Sallallahu aleyhi ve selem> ‘’ey Bilal (radıyallahu anh) sabah namazı için ezan okuduğun zaman, ezanın arasına şu okuduğunu yerleştir’’ buyurmuş) bu cümle sabah ezanına yerleştirilmiş.’’ (İbn-i mace, 765)
Görüldüğü üzere ibn-i mace’nin rivayetin de (parentezde ki ilave Taberani’nin rivayetinden alınmıştır) bu ilaveyi resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve selem) koyduğunu, Ebu davud’un rivayetin ise resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ezanı öğretirken Ebu Mahzura’ya (radıyallahu anh) bunu okumasını söylemiştir.
Bu rivayetlerden anlaşılan ‘’namaz uykudan hayırlıdır’’ cümlesini Hz. Ömer (radıyallahu anh) değil, bizzat resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) koydurmuştur.
Bununla beraber İmam-ı Malik’in (rahmetullahi aleyh) Muvattasında ki (salât,75) rivayeti ile bu rivayetler arasında bir tenakuzdan söz edilemez. Bu rivayetler arasında tenakuzdan söz edenlere Ebu’l Valid el- Baci (rahmetullahi aleyh) şu şekilde cevap vermektedir: ‘’ Muhtemelen Hz. Ömer (radıyallahu anh) bu cümlenin, diğer vakitlerin ezanında da kullanılmasını önlemek için bunu söylemiş < bunu sadece sabah ezanın da söyle> demek istemiş olmalıdır.’’ ( ebu’l ala, icmalu’l isabe)
bir defada 3 kere söylenen talağın 3 talak hesaplanması ve daha bir çok şey Rasulullah s.a.a devrinde varmıydı?
Resulullah'ın (Sall u aleyhi ve sellem) tek mecliste verilen üç talakı bir talak olarak kabul ettiği gibi, bir mecliste verilen üç talakı da geçerli kabul ettiğine dair birçok rivayet vardır. Bu rivayetlere girmeden (istenildiği takdirde her iki uygulama ile ilğili rivayetleri koyarız inşeALLAH) Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) bu husustaki görüşünü nakledelim:
Resulullah'ın (Sall u aleyhi ve sellem) dönemin de, ondan sonra Hz. ebu bekr'in (radıy u anh) dönemin de, ondan sonra da Hz. Ömer'in (radıyalalhu anh) ilk iki senesin de üç talak bir talak olarak sayılıyor ve kabul ediliyordu.
Daha sonra insanların bu durumu istismar ettiğini gören Hz. Ömer (radıyalalhu anh) şöyle dedi:
''İnsanlar kocanın müracaatı esnasın da geri dönüp evliliği devam etmeimkan ve fırsatı bulunurken teenni ile hareket ederek şer'i şerifin bu kolaylığından faydalanmaları varken , insanlar suistimal ederek üç talak vermeye hususun daacele ettiler. Artık insanların b durumu istismar etmelerini engellemek ve onları bundan vazgeçirmek için onlara ceza olsun diye üç talakı bir talak saymaktan vaz geçerek bir mecliste verilen üç talakı geçerli sayma zamanı gelmiştir. Bizde onların istismarlarına bir ceza olması için bir mecliste verilen üç talakı geçerli kabul ederek tasdik ve ilan ettik.'' demiştir.
Görüldüğü üzere o zamanın insanları bir mecliste verilen üç talakın tek talak kabul edilmesini istismar ederek bu konuda aceleci davranmaları sebebiyle Hz. Ömer (radıyalalhu anh) tarafında ceza olması amacıyla bu hüküm değiştirilmiştir.
Yoksa Hz. Ömer (radıyallahu anh) kendi kafasına estiği için değiştirmemiştir.
lafons7275
21.07.2010, 10:14
292. mektup:
Bir kimse, vâsıtanın yardımı ile Fenâ ve Bekâ mertebesine kavuşarak, ilhâm ve firâset yolu kendisine açılırsa ve Ondan bu müjdeyi alırsa ve kemâle geldiğini işitirse, o zemân, ilhâm olunan birkaç şeyde Ona uymaması ve kendi ilhâmına göre hareket etmesi câiz olur. Çünki böyle yükselen bir mürîd, rehbere uymakdan kurtulmuşdur. Başkasına uyması hatâ olur. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Eshâbı ictihâd işlerinde ya’nî Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkca bildirilmemiş olan şeylerde, O Serverin ictihâdından ayrılmışlardır. Bunların birkaçında, Eshâbın ictihâdı doğru olmuşdur. Çok okuyanlar, böyle olduğunu bilirler. Bundan anlaşılıyor ki, olgunlaşan birinin vâsıtaya uymaması câizdir. Ona uymaması edebsizlik olmaz. Hattâ bu mertebenin edebi, ona uymamakdır. Eğer böyle olmasaydı, edeblerin en yüksek mertebesine varmış olan Eshâb-ı kirâm, hiç uymamazlık etmezlerdi. İmâm-ı Ebû Yûsüfün, ictihâd mertebesine yükseldikden sonra, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfeye uyması doğru değildir. Kendi re’yine uyması, İmâm-ı a’zama uymaması doğrudur “radıyallahü anhümâ”. İmâm-ı Ebû Yûsüfün, (Kur’ân-ı kerîmin mahlûk olup olmamasında, Ebû Hanîfe ile altı ay çekişdim) dediği meşhûrdur. San’atların ilerlemesi, düşüncelerin birbirlerine eklenmesi ile olur. Bir düşünce ile kalsaydı, ilerleme olmazdı. Sîbeveyh zemânında olan Nahv bilgisine yeni buluşlar ve yeni görüşler eklenerek, bugün yüz kat fazla artmışdır. Fekat, bu ilmin temelini kuran odur. Üstünlük onundur. Herşeyin üstünü, kurucusudur. Yükseltmek şerefi ise, sonra gelenlerindir. Bundan dolayıdır ki, hadîs-i şerîfde, (Ümmetim, yağmura benzer. Öndekiler mi, sondakiler mi dahâ iyidir, belli olmaz) buyuruldu.
karaşahin
21.07.2010, 14:57
forumlarda şiaya iftira atınca, Beda, Kuranın tahrifi konusunda yalan-yanlış, tahrif edilmiş çevirlerle şiaya saldırınca iyimiydi?
BİSMİHİ TEALA
Şiilerin kendi kaynakların da yazılı olan küfür sözlerini söylemek nasıl iftira olur? Bu sözleri onların alimleri yazmadılar mı? Ve bu sözleri yazmak iftira olarak kabul edilmesi için onların kaynaklarında olmaması gerekir. Zira ''iftira attı'' demek bunu gerektirir.
Gelelim yanlış mana verme meselesine. Asıl iftira denilen şey işte budur. Zira aklı başında arapça bilen kime sorarsanız sorun aynı manayı verir. Asıl sizin yaptığınız kendi alimlerinizden nakillerle suç bastırmaya çalışmaktır. Yani yavuz hırsız ev sahibini bastırır mantığı.
belkide benim amcam yaşındasın, benim sana başka sözler söylemem uygun düşmez.
Sizin bu fakir hakkında ki düşünceleriniz sadece size zarar verir. Bu fakir bildiği ve inandığı doğrularla yoluna devam eder. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadis-i şerifte bu gibi durumlarda susmayı dilsiz şeytan olarak nitelendirmiştir. Bu fakirin dilsiz şeytan olmaya niyeti yok.
hatanı kabullenip şiilerden özür dilediğinde benimde sana karşı üslubum düzelecektir.
Hata yapmadım ki özür dileyeyim. Hele hele küfrü aşıkâr afaki saran şii'lerden özür dilemeye hiç ama hiç niyetim yok. Ama özür dilemesi gereken birileri varsa o da şii'lerdir. Zira şii'lerin sahabe-i kiram (radıyallahu anhum ecmain) hakkında söyledikleri yalanlar, iftiralar artık saklanamaz hale gelmiştir. En bariz örnek sizin yukarıda Hz. Ömer (radıyallahu anh) hakkın da utanmadan attığınız iftiralardır.
Bu fakir hakkında nasıl istiyorsanız o şekilde konuşma hürriyetine sahipsiniz. Ama sahabe'ye iftira atmaya devam ederseniz, yazılarınızı ve konularınızı silerim.
Eğer edebinizle ve sahabe'ye iftira atmadan tartışacaksanız hodri meydan......
vBulletin v4.0.3, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.