ARAL
19.07.2010, 10:50
İSLÂM İHLÂSTIR
YAKICI İHLÂS
Bir davet levhası:
Allah Resulünün, yakınlarını davete memur oldukları zaman, ettikleri bir davet şekli... Bir davet şekli ki, en büyük mucizenin en basit eda içinde saklanması gibi bir şey...
Bir ölüyü değil, gelmiş ve geçmiş, toprak ve kül olmuş ölüleri parmak ucuyla tek işarette mezarlarından kaldıracak kudret bile, bu davetteki ihlas kudreti tesirinden hafif...
Bir incelik, tabiîlik, samimîlik ve nihayet inandırıcılık ki, mucize çapının üstünde...
Öyleyse en büyük mucize...
Evet; tabiîliği ve madde yönünden hiç de harikulade olmayan cereyanıyla bu hâdise, en basit tavnn içine namütenahi derin bir mâna sığdırarak öyle bir mucizeye varmaktadır
onun yanında bütün harikuladelikler sönmekte...
Mekke'de bir meydan yerinde, yahut şehir dışında (gong) gibi bir âlet...
Tabiî zamanlarda kimse bu âlete el süremez; yasak!..
Yanıbaşındaki tokmakla üzerine vurulduğu zaman Mekke'nin kaynayan havası madenî ürpermelerle dolar ve herkes işini gücünü bırakıp sesin geldiği tarafa koşar.
Herkes buna mecbur...
Zira bu âlet, ancak müthiş bir düşman hücumu, su baskını, yangın âfeti, filân ve falan gibi hallerde çalınabilir. Başka türlü ona dokunulamaz.
İşte, herhangi bir gün, herkesin işiyle gücüyle uğraştığı herhangi bir saat... Görünürde fevkalâdelik adına hiçbir alâmet mevcut değil...
Biran...
Tehlike gongu çalmaya başlıyor.
Dört bir koldan Mekke'nin kaynar havasını kamçılayan tunç ürpermeleri...
İşini gücünü bırakan herkes meydan yerinde...
Meydan yerinde gördükleri, vakar ve heybetin ta kendisi, Allah'ın Resulüdür.
Toplananlara bakıyorlar. Bütün nazarlar üzerlerinde kümelendikten sonra, mukaddes parmaklarını yanındaki bir dağın zirve noktasına çevirip soruyorlar:
- Bakın Kureyşliler, bakın ve kulak kesilin! Ben size desem ki, işte bu dağın arkasında bir düşman toplandı, şehre hücum etmek üzere... Hücum edecek ve mülkünüzü yakıp yıkacak, çoluk çocuğunuzu kesip öldürecek!... Bir ân sükût...
- Böyle deseydim bana inanır mıydınız? Hep bir ağızdan cevap:
- İnanırdık!.. Sen yalan söylemezsin! Lâkabın (El Emin)...
Bunun üzerine Allah'ın Resulü, mukaddes başı vecd içinde yükselmiş, şu mucize üstü karşılığı veriyor:
Öyleyse buna da inanın; ben Allah'ın Resulüyüm! Size Hak Dini tebliğe, sizi Kıyamet günüyle korkutmaya memurum! Buna da inanın öyleyse!..
Yalan ihtimalini muhale götüren, ihlâs derecesini mutlak hâle getiren, onun içindir ki, yeri her harikanın üstünde olan bu ihlâs edası, yalnız Kureyş'in nasipsizlerine tesir etmiyor.
— Bizi bunun için mi çağırdın?
Diyorlar ve biraz sonra «deli» diyecekleri Kurtarıcılar Kurtarıcısının yanından, aralarında küfür delisi Ebu Leheb, herbiri ayrı bir tefsirle başını sallaya sallaya ayrılıp gidiyorlar.
Dünya durdukça, bu ihlâs misâli, içinde tek vicdan kıvılcımı saklayan kalbleri yakacaktır.
Fakat Allah'ın insaf vermediği kalblere tesir etmeyecek...
KORUYANLAR
En başta, vecd ve aşk içindeki müminler ve sevgili amcası Ebu Talib... Ne yapsınlar, onu nasıl korusunlar?..
Artık Ebu Talib, Allah'ın Resulünü korumak fikrinde kendi aile koluna bağlı birkaç belirsiz şahısla beraber yapayalnız kalmıştır.
Aynı kolun en kudretli unsurlarından biri olan Ebu Leheb ise,
Kâinatın Efendisine düşmanlıkta, bütün düşmanlardan azılı...
Zevcelerin en şefkatlisi Hazret-i Hatice: - Kâfirlerin muamelesinden üzülme, diyor mukaddes zevcine; cahillik onların ana sıfatı...
Bundan senin tertemiz ve berrak ruhun bulanmasın... Bütün Peygamberler bu çileyi çekmişlerdir.
Allah yolunun çilesidir bu...
Ve çileyi doldurmaya memur, O'nun büyük ruhu, bu hitapta bütün bir huzur ve emniyet duygusuna kavuşuyor.
Ebu Talib'in Allah Resulü üzerindeki himâyesi, noksansız ve fütursuz devamda...
Bu hususta Ebu Talib, Resuller Resulüne hitaben ve Kureyş topluluğuna karşı bir de şiir söyledi:
«Sana kimse zarar veremez;
«Bunu candan taahhüt ederim.
«Meğer ki, ben ölmüş olayım.
«Ve toprakla üstüm örtülsün...
«Sen bütün dâvam açığa vur!..
«İnsanları apaçık davet et!
«Sana kimse zarar veremez.
«Vazifenle müjdelendin sen.
«Onunla gözlerin nuru olacaksın!
«Beni de çağırdın yoluna,
«İnanıyorum, evet, sözünde sadıksın;
«Emin sıfatın herkesçe malûm...
«Dinin de dinlerin en hayırlısı.
«Fakat ne çare, ne çare?..
«Eğer beni Kureyş utandırmasaydı,
«Elbette ki, bu dine girerdim.
«Yalnız bu din için çalışırdım»
Hayret!..
Allah'ın Resulü uğrunda göstermediği fedakârlık bırakmayan, O'nu şahıs plânında en çok seven ve koruyan, fakat bir türlü o büyük şahıstaki büyük Resule teslim olmayan Ebu Talib'in ruh haleti bir çözülmez düğüm...
Hayret kelimesi bu düğümün belirttiği korkunç tezatları ifadeden âciz...
Hem inan, yahut inandığını söyle; hem de peşinden akıl almaz saikler yüzünden sıyrıl ve kabul etmemekte mazur olduğunu bildir!..
Bu da Allah'ın hesaba sığmaz bir hikmet cilvesi...
Ebu Talib muammasını, onun ruhunu teslim edeceği ân çözeceğiz.
YAKICI İHLÂS
Bir davet levhası:
Allah Resulünün, yakınlarını davete memur oldukları zaman, ettikleri bir davet şekli... Bir davet şekli ki, en büyük mucizenin en basit eda içinde saklanması gibi bir şey...
Bir ölüyü değil, gelmiş ve geçmiş, toprak ve kül olmuş ölüleri parmak ucuyla tek işarette mezarlarından kaldıracak kudret bile, bu davetteki ihlas kudreti tesirinden hafif...
Bir incelik, tabiîlik, samimîlik ve nihayet inandırıcılık ki, mucize çapının üstünde...
Öyleyse en büyük mucize...
Evet; tabiîliği ve madde yönünden hiç de harikulade olmayan cereyanıyla bu hâdise, en basit tavnn içine namütenahi derin bir mâna sığdırarak öyle bir mucizeye varmaktadır
onun yanında bütün harikuladelikler sönmekte...
Mekke'de bir meydan yerinde, yahut şehir dışında (gong) gibi bir âlet...
Tabiî zamanlarda kimse bu âlete el süremez; yasak!..
Yanıbaşındaki tokmakla üzerine vurulduğu zaman Mekke'nin kaynayan havası madenî ürpermelerle dolar ve herkes işini gücünü bırakıp sesin geldiği tarafa koşar.
Herkes buna mecbur...
Zira bu âlet, ancak müthiş bir düşman hücumu, su baskını, yangın âfeti, filân ve falan gibi hallerde çalınabilir. Başka türlü ona dokunulamaz.
İşte, herhangi bir gün, herkesin işiyle gücüyle uğraştığı herhangi bir saat... Görünürde fevkalâdelik adına hiçbir alâmet mevcut değil...
Biran...
Tehlike gongu çalmaya başlıyor.
Dört bir koldan Mekke'nin kaynar havasını kamçılayan tunç ürpermeleri...
İşini gücünü bırakan herkes meydan yerinde...
Meydan yerinde gördükleri, vakar ve heybetin ta kendisi, Allah'ın Resulüdür.
Toplananlara bakıyorlar. Bütün nazarlar üzerlerinde kümelendikten sonra, mukaddes parmaklarını yanındaki bir dağın zirve noktasına çevirip soruyorlar:
- Bakın Kureyşliler, bakın ve kulak kesilin! Ben size desem ki, işte bu dağın arkasında bir düşman toplandı, şehre hücum etmek üzere... Hücum edecek ve mülkünüzü yakıp yıkacak, çoluk çocuğunuzu kesip öldürecek!... Bir ân sükût...
- Böyle deseydim bana inanır mıydınız? Hep bir ağızdan cevap:
- İnanırdık!.. Sen yalan söylemezsin! Lâkabın (El Emin)...
Bunun üzerine Allah'ın Resulü, mukaddes başı vecd içinde yükselmiş, şu mucize üstü karşılığı veriyor:
Öyleyse buna da inanın; ben Allah'ın Resulüyüm! Size Hak Dini tebliğe, sizi Kıyamet günüyle korkutmaya memurum! Buna da inanın öyleyse!..
Yalan ihtimalini muhale götüren, ihlâs derecesini mutlak hâle getiren, onun içindir ki, yeri her harikanın üstünde olan bu ihlâs edası, yalnız Kureyş'in nasipsizlerine tesir etmiyor.
— Bizi bunun için mi çağırdın?
Diyorlar ve biraz sonra «deli» diyecekleri Kurtarıcılar Kurtarıcısının yanından, aralarında küfür delisi Ebu Leheb, herbiri ayrı bir tefsirle başını sallaya sallaya ayrılıp gidiyorlar.
Dünya durdukça, bu ihlâs misâli, içinde tek vicdan kıvılcımı saklayan kalbleri yakacaktır.
Fakat Allah'ın insaf vermediği kalblere tesir etmeyecek...
KORUYANLAR
En başta, vecd ve aşk içindeki müminler ve sevgili amcası Ebu Talib... Ne yapsınlar, onu nasıl korusunlar?..
Artık Ebu Talib, Allah'ın Resulünü korumak fikrinde kendi aile koluna bağlı birkaç belirsiz şahısla beraber yapayalnız kalmıştır.
Aynı kolun en kudretli unsurlarından biri olan Ebu Leheb ise,
Kâinatın Efendisine düşmanlıkta, bütün düşmanlardan azılı...
Zevcelerin en şefkatlisi Hazret-i Hatice: - Kâfirlerin muamelesinden üzülme, diyor mukaddes zevcine; cahillik onların ana sıfatı...
Bundan senin tertemiz ve berrak ruhun bulanmasın... Bütün Peygamberler bu çileyi çekmişlerdir.
Allah yolunun çilesidir bu...
Ve çileyi doldurmaya memur, O'nun büyük ruhu, bu hitapta bütün bir huzur ve emniyet duygusuna kavuşuyor.
Ebu Talib'in Allah Resulü üzerindeki himâyesi, noksansız ve fütursuz devamda...
Bu hususta Ebu Talib, Resuller Resulüne hitaben ve Kureyş topluluğuna karşı bir de şiir söyledi:
«Sana kimse zarar veremez;
«Bunu candan taahhüt ederim.
«Meğer ki, ben ölmüş olayım.
«Ve toprakla üstüm örtülsün...
«Sen bütün dâvam açığa vur!..
«İnsanları apaçık davet et!
«Sana kimse zarar veremez.
«Vazifenle müjdelendin sen.
«Onunla gözlerin nuru olacaksın!
«Beni de çağırdın yoluna,
«İnanıyorum, evet, sözünde sadıksın;
«Emin sıfatın herkesçe malûm...
«Dinin de dinlerin en hayırlısı.
«Fakat ne çare, ne çare?..
«Eğer beni Kureyş utandırmasaydı,
«Elbette ki, bu dine girerdim.
«Yalnız bu din için çalışırdım»
Hayret!..
Allah'ın Resulü uğrunda göstermediği fedakârlık bırakmayan, O'nu şahıs plânında en çok seven ve koruyan, fakat bir türlü o büyük şahıstaki büyük Resule teslim olmayan Ebu Talib'in ruh haleti bir çözülmez düğüm...
Hayret kelimesi bu düğümün belirttiği korkunç tezatları ifadeden âciz...
Hem inan, yahut inandığını söyle; hem de peşinden akıl almaz saikler yüzünden sıyrıl ve kabul etmemekte mazur olduğunu bildir!..
Bu da Allah'ın hesaba sığmaz bir hikmet cilvesi...
Ebu Talib muammasını, onun ruhunu teslim edeceği ân çözeceğiz.