ARAL
29.07.2010, 14:34
29 ÇARESİ YOK
TERTİP
Senenin Hac mevsimi yaklaşmaktadır. Her sene, hac kafilelerini karşılamak için, kabile kavgalarına nihayet verirler...
Yine öyle oldu ve Kureyşliler, Allah'ın Resulünün hacılar üzerinde bırakacağı tesiri münakaşaya giriştiler. Nasıl engelleyebilirler?..
Kaygı büyüktür:
Ya, Arabistan'ın her tarafından kol kol sökün eden hacılar üzerinde, O'nun birdenbire ve müthiş bir tesiri başlıya-cak olursa?.. Ya bu hacılardan kol kol İslâmiyete akın edecekler bulunursa?..
İlâhî memuriyetin haberi her tarafa yayılmıştır. Mekke'den etrafa doğru haber, dalga dalga intişar ediyor:
- Mekke'de Haşimoğullarmdan Abdülmuttalib'in torunu, Allah'ın Resulü olduğunu söylüyor ve herkesi yeni dine davet ediyor.
Elbette ki, hacılar, O'nu merak edecekler, kendisini görmek, dâvasını dinlemek, sözlerini işitmek isteyecekler...
Ya birden bire cazibesine kapılacak ve peşinden sürüklenecek olurlarsa?
O zaman ne olur Kureyş'in hâli?..
Kureyş nasipsizleri bu ihtimale karşı alınacak tedbirleri görüşmek ve karara bağlamak üzere, içlerinden en yaşlı zât olan Mugiyre oğlu Velid'in evinde toplandılar.
Sualleri şunları teşkil ediyordu:
- O'nun hareket hattını hacılara nasıl belirtelim? Şöyle mi desek, böyle mi desek, filân türlü, falan türlü mü mâna-landırsak?..
- Bunun için ona ne isim verelim?
- Kâhin desek nasıl olur?
- Mecnun desek?
- Şâir desek?..
Tekliflerden hiçbiri kabul olunmadı ve hâle uygun sayılmadı. Nihayet tek bir sıfat Kureyş nasipsizlerinin tesellisini yerine getirdi.
- Sâhir diyelim... Büyücü... Bunu ittifakla münasip gördüler. Şöyle düşünüyorlardı:
- Sâhirdir; sihir ustasıdır. Zira öyle bir din neşrediyor ki, onu kabul eden, babasından, anasından, kardeşinden, karısından, aile ve kabilesinden ayrılıyor. Hiç de gam çekmeden... Bu nasıl olur?.. Ancak sihirle olur!
Tesellilerini buldular ve İlâhî mucizenin bir tarafını görür gibi oldukları halde sihir izahından rahata kavuştular.
Bir müddet sonra Arabistan'ın her tarafından yığın yı-ğm hacı gelmeye başlayınca hemen karşılarına çıktılar ve rastgeldikleri adamın kulağına eğilip fısıldadılar:
- O bir sâhirdir; sihir yapar, insanın gözünü boyar, aklını alır ve dünyayı ona istediği gibi gösterir. Aman, sakın inanmayın, sakın güvenmeyin!..
Gelen hacılar kafa kafaya vermiş merak ve dehşetten fıldır fıldır dönen gözlerle bu sihirli telkinleri dinleye dursun...
Bu usûl, gayesine erişmedi. İsnadı duyanlar, söylenenlere inansın veya inanmasın, büsbütün merak, tecessüs ve cazibe hissine kapıldılar; Allah Resulünün, sözlerini ve hareketlerini büsbütün merak ettiler. O'nu yakından takip ettiler. Yerlerine döndükleri vakit de, mukaddes isimlerini Arabistan'ın her tarafına yaydılar.
Mukaddes ismi duymayan köşe bucak kalmadı.
Fakat bu kafileye toplu ve umumî olarak din telkin edilemedi. İslâmiyet, henüz bir huruç hareketine girişilecek şartlara mâlik değil...
TESİRSİZ
Hiçbir tertip ve tedbir, imân dairesinin içini karıştıramı-yor ve O'na giden yollan tıkayamıyor. Çaresi yok; ne yapsalar boş!..
Kuru kafalarını ellerinin içine almışlar, habire hesap ediyorlar:
- Ne yapalım? Ne yapalım da bu cereyanı durduralım? Yoksa işi, aynı kabileye bağlı aileler arası bir boğuşmaya mı vardıralım?..
İhtilâf her taraftan duyulmuştur.
Aslat oğlu Ebu Kays isimli bir şak de, Mekke iç muharebe korkusu üzerine uzun bir şiir yazarak Kureyşlilere soğukkanlılık ve selim muhakeme tavsiye ediyor, onlara iç muharebenin bütün felâketlerini sayıp döküyor.
Ebu Kays'ın uzun manzumesi Mekke'de okunuyor ve Kureyşliler üzerinde derin tesirler bırakıyor.
Fakat çare yok; hem İslâm cereyanını durdurmanın, hem de Kureyş nasipsizlerini insafa davet etmenin de çaresi yok...
EZÂVE HAKARET
Kureyş nasipsizlerinin gayzını söndürmeye hiçbir deniz kâfi gelmez. Bu nasipsizlerin başbuğlarından, Peygamber amcası ve küfür delisi Ebu Leheb bu defa, hırsını teskin etmek için şahsî imkânları içinde ne varsa kullanmak kararında...
Utbe ve Uteybe isimli oğullarının ikisi de önceden Peygamber damadı... Birinde, Allah Resulünün kızı Rukiye, öbüründe de Ümm-ü Kelsum...
Nikâh olmuş, fakat zifaf olmamış...
Ebu Leheb, oğlu Utbe'yi çağırdı ve şu emri verdi:
- Allah'ın Resulü olduğunu iddia eden adamın kızı Ru-kıye'yi hemen boşa!
Utbe, henüz zifafa girmediği muhterem Peygamber kızı hakkında:
- Derhal, diyor. Hemen boşanm!..
Ve Peygamber kızını boşadığı haberini Peygamber evine gönderiyor.
Küfür delisinin öbür oğlu Uteybe ise babasını tatmin etmek hususunda, kardeşi Utbe'den daha ileri gitmek istedi.
Şenaat müsabakasında birinci...
Nikâhlısını boşamak emrini alır almaz, doğru Allah Resulünün huzuruna çıkarak edepsizlikte en ileri bir lisanla Girdi:
- Ben senin dinini inkâr edenlerdenim ve seni sevmem! Sen de beni sevmezsin! İşte bunun için kızını boşadım!
-
Bununla da kalmadı. Allah Resulünün üzerine saldırdı, yakasına yapıştı: O'nun, Allah Sevgisine ayna olan mukaddes yüzüne tükürdü.
Mü'min bir kızın bir putpereste nikâhlanması, o vakte kadar yasak edilmiş değildi. Bundan sonradır ki, nazil olan bir ilâhî emirle bu iş kökünden engellendi.
Allah'ın Resulü müşrik damadından gördüğü muameleden fevkalâde müteessir oldu ve Uteybe'nin cezalandırılması için Allah'a dua etti.
Uteybe, babası Ebu Leheb'le birlikte Peygamber kızını boşadıktan sonra çıktığı Şam seferinde cezasını buldu.
Çölde bir canavar Uteybe'nin karşısına çıkarak onu parçaladı, lime lime etti.
Uteybe'nin kardeşi Utbe ise Mekke'nin fethine kadar müşrik kaldı ve o zaman müslüman oldu.
Allah'ın Resulü, Rukiye'yi, mü'minlerin ilklerinden Af-fan oğlu Osman'a verdiler.
Şimdi, her vasfıyla eza ve hakaret çığın açılmıştır İslâ-miyete... İlâhî kanun...
TERTİP
Senenin Hac mevsimi yaklaşmaktadır. Her sene, hac kafilelerini karşılamak için, kabile kavgalarına nihayet verirler...
Yine öyle oldu ve Kureyşliler, Allah'ın Resulünün hacılar üzerinde bırakacağı tesiri münakaşaya giriştiler. Nasıl engelleyebilirler?..
Kaygı büyüktür:
Ya, Arabistan'ın her tarafından kol kol sökün eden hacılar üzerinde, O'nun birdenbire ve müthiş bir tesiri başlıya-cak olursa?.. Ya bu hacılardan kol kol İslâmiyete akın edecekler bulunursa?..
İlâhî memuriyetin haberi her tarafa yayılmıştır. Mekke'den etrafa doğru haber, dalga dalga intişar ediyor:
- Mekke'de Haşimoğullarmdan Abdülmuttalib'in torunu, Allah'ın Resulü olduğunu söylüyor ve herkesi yeni dine davet ediyor.
Elbette ki, hacılar, O'nu merak edecekler, kendisini görmek, dâvasını dinlemek, sözlerini işitmek isteyecekler...
Ya birden bire cazibesine kapılacak ve peşinden sürüklenecek olurlarsa?
O zaman ne olur Kureyş'in hâli?..
Kureyş nasipsizleri bu ihtimale karşı alınacak tedbirleri görüşmek ve karara bağlamak üzere, içlerinden en yaşlı zât olan Mugiyre oğlu Velid'in evinde toplandılar.
Sualleri şunları teşkil ediyordu:
- O'nun hareket hattını hacılara nasıl belirtelim? Şöyle mi desek, böyle mi desek, filân türlü, falan türlü mü mâna-landırsak?..
- Bunun için ona ne isim verelim?
- Kâhin desek nasıl olur?
- Mecnun desek?
- Şâir desek?..
Tekliflerden hiçbiri kabul olunmadı ve hâle uygun sayılmadı. Nihayet tek bir sıfat Kureyş nasipsizlerinin tesellisini yerine getirdi.
- Sâhir diyelim... Büyücü... Bunu ittifakla münasip gördüler. Şöyle düşünüyorlardı:
- Sâhirdir; sihir ustasıdır. Zira öyle bir din neşrediyor ki, onu kabul eden, babasından, anasından, kardeşinden, karısından, aile ve kabilesinden ayrılıyor. Hiç de gam çekmeden... Bu nasıl olur?.. Ancak sihirle olur!
Tesellilerini buldular ve İlâhî mucizenin bir tarafını görür gibi oldukları halde sihir izahından rahata kavuştular.
Bir müddet sonra Arabistan'ın her tarafından yığın yı-ğm hacı gelmeye başlayınca hemen karşılarına çıktılar ve rastgeldikleri adamın kulağına eğilip fısıldadılar:
- O bir sâhirdir; sihir yapar, insanın gözünü boyar, aklını alır ve dünyayı ona istediği gibi gösterir. Aman, sakın inanmayın, sakın güvenmeyin!..
Gelen hacılar kafa kafaya vermiş merak ve dehşetten fıldır fıldır dönen gözlerle bu sihirli telkinleri dinleye dursun...
Bu usûl, gayesine erişmedi. İsnadı duyanlar, söylenenlere inansın veya inanmasın, büsbütün merak, tecessüs ve cazibe hissine kapıldılar; Allah Resulünün, sözlerini ve hareketlerini büsbütün merak ettiler. O'nu yakından takip ettiler. Yerlerine döndükleri vakit de, mukaddes isimlerini Arabistan'ın her tarafına yaydılar.
Mukaddes ismi duymayan köşe bucak kalmadı.
Fakat bu kafileye toplu ve umumî olarak din telkin edilemedi. İslâmiyet, henüz bir huruç hareketine girişilecek şartlara mâlik değil...
TESİRSİZ
Hiçbir tertip ve tedbir, imân dairesinin içini karıştıramı-yor ve O'na giden yollan tıkayamıyor. Çaresi yok; ne yapsalar boş!..
Kuru kafalarını ellerinin içine almışlar, habire hesap ediyorlar:
- Ne yapalım? Ne yapalım da bu cereyanı durduralım? Yoksa işi, aynı kabileye bağlı aileler arası bir boğuşmaya mı vardıralım?..
İhtilâf her taraftan duyulmuştur.
Aslat oğlu Ebu Kays isimli bir şak de, Mekke iç muharebe korkusu üzerine uzun bir şiir yazarak Kureyşlilere soğukkanlılık ve selim muhakeme tavsiye ediyor, onlara iç muharebenin bütün felâketlerini sayıp döküyor.
Ebu Kays'ın uzun manzumesi Mekke'de okunuyor ve Kureyşliler üzerinde derin tesirler bırakıyor.
Fakat çare yok; hem İslâm cereyanını durdurmanın, hem de Kureyş nasipsizlerini insafa davet etmenin de çaresi yok...
EZÂVE HAKARET
Kureyş nasipsizlerinin gayzını söndürmeye hiçbir deniz kâfi gelmez. Bu nasipsizlerin başbuğlarından, Peygamber amcası ve küfür delisi Ebu Leheb bu defa, hırsını teskin etmek için şahsî imkânları içinde ne varsa kullanmak kararında...
Utbe ve Uteybe isimli oğullarının ikisi de önceden Peygamber damadı... Birinde, Allah Resulünün kızı Rukiye, öbüründe de Ümm-ü Kelsum...
Nikâh olmuş, fakat zifaf olmamış...
Ebu Leheb, oğlu Utbe'yi çağırdı ve şu emri verdi:
- Allah'ın Resulü olduğunu iddia eden adamın kızı Ru-kıye'yi hemen boşa!
Utbe, henüz zifafa girmediği muhterem Peygamber kızı hakkında:
- Derhal, diyor. Hemen boşanm!..
Ve Peygamber kızını boşadığı haberini Peygamber evine gönderiyor.
Küfür delisinin öbür oğlu Uteybe ise babasını tatmin etmek hususunda, kardeşi Utbe'den daha ileri gitmek istedi.
Şenaat müsabakasında birinci...
Nikâhlısını boşamak emrini alır almaz, doğru Allah Resulünün huzuruna çıkarak edepsizlikte en ileri bir lisanla Girdi:
- Ben senin dinini inkâr edenlerdenim ve seni sevmem! Sen de beni sevmezsin! İşte bunun için kızını boşadım!
-
Bununla da kalmadı. Allah Resulünün üzerine saldırdı, yakasına yapıştı: O'nun, Allah Sevgisine ayna olan mukaddes yüzüne tükürdü.
Mü'min bir kızın bir putpereste nikâhlanması, o vakte kadar yasak edilmiş değildi. Bundan sonradır ki, nazil olan bir ilâhî emirle bu iş kökünden engellendi.
Allah'ın Resulü müşrik damadından gördüğü muameleden fevkalâde müteessir oldu ve Uteybe'nin cezalandırılması için Allah'a dua etti.
Uteybe, babası Ebu Leheb'le birlikte Peygamber kızını boşadıktan sonra çıktığı Şam seferinde cezasını buldu.
Çölde bir canavar Uteybe'nin karşısına çıkarak onu parçaladı, lime lime etti.
Uteybe'nin kardeşi Utbe ise Mekke'nin fethine kadar müşrik kaldı ve o zaman müslüman oldu.
Allah'ın Resulü, Rukiye'yi, mü'minlerin ilklerinden Af-fan oğlu Osman'a verdiler.
Şimdi, her vasfıyla eza ve hakaret çığın açılmıştır İslâ-miyete... İlâhî kanun...